31 Mart Vakası’nın sonuçları

19 Nisan 1909 tarihinde Ayastefanos’a (Yeşilköy) gelen Harekât Ordusu, İstanbul halkına hitaben bir beyanname neşretti. Beyannamede asilerin mutlaka cezalandırılacağı ve asayişin sağlanacağı ifade edilmekte idi. Hassa Ordusu Kumandanı Nazım Paşa ve bazı kumandanlar devlet otoritesini hiçe sayan bu teşebbüse silahla karşı konulmasını istediler.
Ancak 2. Abdülhamid Han, “Paşalar! Ben, askerlerimin arasında kan dökülmesini istemem. Ben, Halife-i Müsliminim. Müslümanı Müslümana kırdırtmam” diyerek teklifi reddetti. Eğer, mevcudu 70 bin civarında olan Hassa Ordusuna vur emrini vermiş olsaydı, müthiş bir iç harp patlak verebilir, iş yabancı müdahalesine kadar uzanabilirdi. 2. Abdülhamid Han bununla kalmayıp, Rumeli kuvvetlerine mukavemet göstermeyeceklerine dair İstanbul’daki askerlere yemin bile ettirdi.
21 Nisan 1909 günü İstanbul’a giren Mahmut Şevket Paşa komutayı eline aldı. Daha sonra 2. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi konusu gündeme getirildi. Basında da padişah aleyhine yayınlar arttı.
Harekât Ordusu 23/24 Nisan 1909 gecesi İstanbul’a girmiş, Rami Kışlasında, Fatih’te, Taşkışla’da, Beyoğlu Kışlası’nda çatışmalar olmuştu. Tablo acıydı. Çatışmalarda İstanbul’daki askerlerden yaklaşık 200-250, Harekât Ordusu’ndan da 49 kişi ölmüş, pek çok asker yaralanmıştı. 25 Nisan 1909 günü, bütün şehir artık Harekât Ordusunun kontrolü altındaydı.
27 Nisan 1909 tarihinde, Meclis-i Mebusan kararı ile 2. Abdülhamid Han tahttan indirilmiş, yerine 5. Mehmed Reşad getirilmiştir. Başkentte ve memleket sathında uzun yıllar sürecek bir sıkıyönetim devri başlamıştır. Prestiji iyice sarsılmış bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti rakipsiz olarak Türk siyaset sahnesinde kendini kabul ettirmiştir.
Harekât Ordusu’nda yer alan Makedonyalı komitacılarla Abdülhamid Han karşıtları Yıldız Sarayı’nı yağlamamış; pek çok değerli eşya, evrak vs. çalınmıştır. Meşrutiyet tarihinin ilk hükümet darbesi gerçekleştirilmiş, böylece siyasi partilere, ordunun desteğinde iktidar olma kapısı açılmıştır.
Ülkede uzun yıllar sürecek olan Mahmud Şevket Paşa’nın diktatoryası başlamıştır. Paşayı bu sırada Napolyon’a benzeten dalkavuklar dahi vardı. Osmanlı Devletinin dıştaki itibarı sarsılmıştır. Ordu, bu olayla birlikte tamamen siyasete başlamıştır. Mahmud Şevket Paşa beyanlarında, her ne kadar ordunun kışlasında kalacağını vurgulamışsa da, tersi olmuş siyasete iyice bulaşan ordu, Balkan Savaşlarında büyük bozgunlarla karşı karşıya kalmıştır.
Kitleler sindirilmiş, hükümet ile halk arasında büyük bir kopukluk meydana gelmiştir. İttihad ve Terakki’ye mensup olmayanlar bütün memuriyetlerde ikinci plana itilmiştir. 31 Mart olayına karışsın veya karışmasın, başkentte İttihad ve Terakki’ye muhalif kim varsa sürgün edilmiş, haksız yere idam edilenler olmuştur.
31 Mart olayı, dıştan bakıldığında ordu içindeki bir hesaplaşma gibi görülür. Ancak bu görünüm aldatıcıdır. Gerçi ordu bünyesinde patlamıştır ama suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar misali topluma yayılmıştır. Siyasi, sosyal, iktisadi ve fikri hesaplaşma hüviyetinde, ancak meşru olmayan bir kavgadır. İmparatorluğa veda dönemecine o noktadan itibaren girdiğimizi söylemek de herhalde pek yanlış olmayacaktır. Çoğu Balkan Komitacıları olmak üzere Yıldız Sarayındaki kütüphanenin yüzde 90’ını imha ettiler. Kalan yüzde 10’una ise Yıldız Sarayında hizmet eden bir Arnavut onların lisanında konuşarak mani oldu. Ve aynı zamanda dünyanın en zengin fotoğraf arşivini Sultan Abdülhamid Han yaptırmıştı. Ve bu arşivi de komitacılar ve onlarla hareket eden Osmanlı subayları imha ettiler.
Sultan Abdülhamid Han borç almadı. Aksine borç ödedi. Ama sonuçta tahttan indirildi. Menderes borç almadı. İdam edildi. Özal borç almadı. Zehirlendi. Erdoğan borçları ödedi ancak hedef tahtasına kondu. Saddam borç almadı idam edildi. Kaddafi borç almadı linç ettirildi. Acaba bütün bunlar bir tesadüf mü? Bana göre bu bir tesadüf değil. Siyonizmin bir oyunudur!..