Abdullah Beytûşî

Abdullah Beytûşi hazretleri Irak’ta yetişen evliyâdandır. 1722 (H.1135)’de doğdu. 1795 (H.1210)’da Basra’da vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Nasîhat vermek, dînimizin birinci vazîfesidir ve Peygamberlerin en üstününe uymakdır. Âlimlerin dinden ellerine geçen şey ve Resûlullaha uymaları, önce itikâtlarını düzeltmektir. Sonra, ahkâm-ı İslâmiye bilgilerini öğrenmek ve öğrendiklerini yapmaktır. Tasavvuf büyüklerinin ellerine geçen ise, âlimlerin kavuştukları ile birlikte, hâller, vecdler ve tasavvuf bilgileri ve marifetleridir. Peygamberlerin vârisleri oldukları müjdelenmiş olan ulemâ-i râsihînin dinden ve Resûlullaha uymaktan ellerine geçenlere gelince, bunlara din âlimlerinin ve tasavvufçuların kavuştukları nasip olduğu gibi, kendilerine nice gizli ve ince bilgiler de ihsan edilmiştir. Bu gizli ve ince bilgiler, Kur’ân-ı kerîmdeki Müteşâbihât denilen örtülü, kapalı âyetlerle gösterilmektedir. Tevil ederek, yani meâlen bildirilmişlerdir. Resûlullaha tam uyan, bu râsih ilimli büyüklerdir. Peygamberlerin vârisleri, yalnız bunlardır. Resûlullaha tam uydukları için ve Peygamberlere vâris oldukları için, Peygamberlere ihsân olunan nimetlerden bunlara da pay düşmektedir. O büyüklerin gizli bilgileri, bunlara da duyurulmaktadır. Bunun için, (Ümmetimin âlimleri, İsrail oğullarının Peygamberleri gibidir!) müjdesi ile şereflenmişlerdir. O hâlde, siz de Peygamberlerin en üstününün ve âlemlerin Rabbinin sevgilisinin yoluna sarılınız! Böylece, saadet derecelerinin en yükseği olan, Ona vâris olmak derecesine kavuşmaya çalışınız!
Yine buyurdu ki: Yalnız Allahü teâlâ vardır. Mahlûkların var olmaları, Allahü teâlâdan aksetmiştir. Mahlûkların güzellikleri de, o mukaddes varlıktan gelmiştir. Mahlûkların aslı, temeli, yokluktur. Yokluk, bütün kötülüklerin kaynağıdır. Bunun için mahlûkların aslı çirkinliktir, kusûrdur. Mahlûklarda görünen güzellik, çirkinlikten ve kusûrdan pay almıştır. Lağımcı, alışmış olduğu pis kokudan aldığı lezzeti, güzel kokudan almaz. İşittiğimize göre, bir lağımcı, aktarlar çarşısından geçerken, güzel kokular, kendine dokunarak bayılmış. Necâset koklatmışlar. Pis koku tatlı gelerek ayılmış…