AVRUPA toleransı Şark’tan öğrensin!

Belçika’da yüzünü örten Müslüman bir kadına polisin müdahale etmesiyle başlayan gerginlik, marjinal bir İslâmcı teşkilâtın iki polisi bıçaklamasıyla arttı. Bunun üzerine 100 kişi Kraliyet Sarayı önünde toplanarak Müslümanlar ve İslâmiyet aleyhine sloganlar attı. Bunlardan birisi “Bize benzemeyen Müslümanlar dışarı” şeklindeydi. Üstelik Halk Partisi lideri Modrikamen, “Belçika’ya gelen, bizim değerlerimizi kabullenmeli. Bu sebeple şeriata karşıyız. Bu ülkenin değerlerine saygı göstermeyen gönderilsin. Bugüne kadar biz İslamcılardan korkuyorsak, artık onlar bizden korkmalı” dedi. Bu çağda bu zihniyete vah vah!


Osmanlı gayrımüslimleri (1873)… 1. Ermeni gelin 2. Yahudi kadın 3. Genç bir Rum kızı


Kudüs’te bir Yahudi ailesi.


Kudüs’te Rum milletinin mukaddes çarşamba ayini.

BERABER YAŞAMA GELENEĞİ
Gelin bakın, İslâmî kaynaklar “beraber yaşamak” hususunda neler söylüyor: Bir devletin dâru’l-İslâm, yani İslâm Devleti kabul edilmesi için lâzım gelen şartlardan biri de gayrımüslimlerin din hürriyetinin teminat altına alınmasıdır. Hazret-i Peygamber tarafından verilen bu teminat, yalnızca Ehl-i kitab denilen Yahudi ve Hıristiyanlara mahsus değildir. İslâm Devleti, sınırları içerisinde bulunanların Zerdüşt, Putperest veya Dehri (ateist) olmalarına karışmaz. Onlara da zımmî (vatandaş) statüsü tanır. İnanç esasları, Müslüman olmayanların ebedî cehennemlik olduğunu söylediği halde, Müslümanların dünyevî hayat bakımından fevkalâde toleranslı davrandığı açıktır. Bu da yine İslâm dininin prensiplerindendir.
İslâm Devletinde, gayrımüslimlerin dinlerini yaşamaları, öğretmeleri veya mâbedlerinde ibâdet etmeleri yasaklanamaz. Müslümanlarla gayrımüslimler, dinen değil, ama kanun önünde eşittir. Farklı düşünen ve yaşayanlar devlet ve cemiyet düzenini fiilen değiştirmeye kalkmadıkları müddetçe rahatça yaşar ve kendilerini ifade edebilirler. Gayrımüslimlere karşı işlenen suçlar, Müslümanlara karşı işlenenlerle aynı cezaya tâbidir. Hatta kendi dinlerine bırakıldığı için gayrımüslimler, İslâm dininin prensiplerine uymak zorunda olan Müslümanlardan daha serbest vaziyettedir. Mesela bir gayrımüslim şarap içebilir, satabilir. Hatta bir Rum’un şarabını döken Müslüman bunu öder.

YAHUDİ ÇOCUĞA AYRI YEMEK
İslâm tarihinde hem dinî hem de siyasî hayatta fikir ayrılıklarının mevcudiyeti malumdur. Bunlardan ilki Hâricîlerdir. Hâricîler, aynı zamanda İslâm dünyasının ilk teröristlerini yetiştiren fırkadır. Son devir âlimlerinin meşhurlarından İbn-i Âbidin bunları, “Ehl-i sünnetin kanlarını, mallarını almayı; çocuklarını ve kadınlarını esir etmeyi helâl gören; Eshab-ı kirâmı küfre nisbet eden, asker ve kuvvet sahibi” bir taife olarak tarif eder. Tüm bunlara rağmen, “Biz Ehl-i sünnet, Hâricîleri küfre nisbet etmeyiz. Çünkü her ne kadar te’villeri bâtıl ise de, kendilerince doğrudur” diyerek bu taifeyi din dairesinin içinde tutmuştur.
İslâm/Osmanlı Devleti’nde gayrımüslimler kendi hukukuna tâbidir. Kendi mahkemeleri vardır. Sultan Abdülmecid, Mekteb-i Tıbbıye’de okuyan Yahudi çocukları için kendi dinlerinin koşer kaidelerine göre yemek pişiren bir mutfak kurulmasını ve mukaddes günü olan Şabat‘ın (Cumartesi) tatil olmasını emretmiştir. Osmanlı donanması, Noel, Paskalya, Hamursuz gibi günlerde gayrımüslim zâbit ve erler evlerine gidebilsin diye demir atardı. Hiçbir zaman “bize entegre olmayana hayat hakkı yoktur” denmemiştir.

YA VAFTİZ, YA ÖLÜM!
Bu, kendinden olmayana gösterilen toleransın tezâhürüdür. Avrupa tarihinde buna misal bulmak kolay değildir. Endülüs‘ün zaptı ile buradaki Yahudi ve Müslümanlara ya vaftiz ya ölüm alternatifi sunulmuştu. Buna şaşılır mı ki, yıllarca süren mezhep harbleri ile dindaşlarını boğazlamış, inanç farklılığı ithamıyla binlercesi ateşte yakılmıştır. Aradan yaklaşık beş yüz sene geçmesine rağmen herkese humanity (insanlık) dersi veren Avrupa’nın, farklı din ve düşüncedeki insanlara tahammülü öğrenememiş olması gariptir.
Avrupa’yı anlamak zor değil. Sömürgeciliğin de tesiriyle bir hayli insan hayat ve geçim kaygısıyla Avrupa’ya akın etti. Kendi dindaşlarıyla yaşamaktan âciz bu insanların Hıristiyanlarla yaşaması olacak iş değildi. Bunların çoğu dinlerinden habersizdi. Ayırımcılığa tâbi tutulunca, kendilerinde bir dinî taassubun içine saklandılar. Avrupa’nın kendisinden olmayanla yaşama tecrübesi hiç yoktu. Üstelik çok dinli, çok dilli, çok kültürlü topluluklara sahip imparatorluklar yıkılmıştır. Bunlar ulus-devlet ucubesine göre çok daha insanî, çok daha demokratik bir çerçeve sunar. Farklılıklar yadırganmaz, hatta hoş karşılanır. Hükümetler aykırı düşünen ve yaşayanlara tolerans gösterir. Onları çoğunluğa benzetmeye çalışmaz. Asırlarca ayakta kalmaları da bu sebepledir.

AKLIN YOLU BİR
Roma bir Akdeniz imparatorluğudur. İnsanî değerleri Şark’tan, bilhassa Hıristiyanlığın tesiriyle alıp benimsemiştir. İslâm/Osmanlı imparatorluğunda hâkim unsur dışındakilerin hukukî statüsü bellidir. Asimilasyon şöyle dursun, herkesin kendi kendine benzemesi istenir. Kimse bunu yadırgamaz. Çin İmparatorluğu böyleydi. Habsburg Avusturyası böyleydi. Hatta Rus Çarlığı bile böyleydi; üzerinden komünizm silindiri geçti.
İngiliz İmparatorluğu bunun son ve yaşayan misalidir. Hâlâ da komplekse düşmeksizin imparatorluk mirasına sahip çıkan tek devlet odur. Avrupa’nın iki adım ötesindeki İngiltere, işe moda tabirle “çözüm odaklı” bakmaktadır. Müslümanlara kendi mekteplerini, hatta mahkemelerini kurma hürriyetini tanımıştır. “Sadece bize benzeyenin hayat hakkı var” şeklindeki bir düşünce, Avrupa’nın intiharı demek olur. Toleransı Şark’tan öğrenmeye Avrupa’nın gururu el vermiyorsa, bari İngiltere’ye baksın! Şark da kaybettiği imparatorluğa ağıt yaksın!


Osmanlı Devleti zamanında Kayseri Ermenileri.


Belçika Halk Partisi Lideri Modrikamen.