<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini &#187; Peygamber efendimiz</title>
	<atom:link href="http://islamdini.de/konular/peygamber-efendimiz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 14:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Resulullah efendimizin vefatı</title>
		<link>http://islamdini.de/resulullah-efendimizin-vefati</link>
		<comments>http://islamdini.de/resulullah-efendimizin-vefati#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 02:03:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1965</guid>
		<description><![CDATA[Resulullah efendimizin, hicretin onbirinci yılı, Safer ayının yirmi yedinci günü, mübarek başı ağrımaya başladı. Kendisinden sonra, Ebu Bekri Sıddıkın halife seçilmesi için, vasiyet yazdıracağını bildirip kalem getirilmesini emir buyurdu. Hazret-i Abdurrahman emirlerini yapmaya giderken (Sonra getirirsin, şimdi dursun!) buyurdu ve mescid-i âlem minbere çıkıp Eshabına nasihat verdi ve helalleşti. Sonra, Ebu Bekri Sıddıkın üstünlüğünü, kıymetini, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Resulullah efendimizin, hicretin onbirinci yılı, Safer ayının yirmi yedinci günü, mübarek başı ağrımaya başladı. Kendisinden sonra, Ebu Bekri Sıddıkın halife seçilmesi için, vasiyet yazdıracağını bildirip kalem getirilmesini emir buyurdu. Hazret-i Abdurrahman emirlerini yapmaya giderken <strong>(Sonra getirirsin, şimdi dursun!) </strong>buyurdu ve mescid-i âlem minbere çıkıp Eshabına nasihat verdi ve helalleşti. Sonra, Ebu Bekri Sıddıkın üstünlüğünü, kıymetini, kendisinden çok hoşnut olduğunu bildirdi. Birkaç gün sonra hastalık arttı. Ensar-ı kiram, çok üzüldü.</p>
<p>Hazret-i Abbas’ın oğlu Fadl ile Hazret-i Ali bu hâli Resulullah efendimize haber verdi. Merhamet buyurarak, sıkıntıya katlanıp ve bu ikisinin koltuğuna girip tekrar mescid-i şerife gelip minbere çıktı. Ensara dönüp buyurdu ki:</p>
<p><strong>(Ey Eshabım! Benim ölümümü düşünüp telaş ediyorsunuz. Hiçbir peygamber, ümmeti arasında sonsuz kaldı mı ki, ben de sizin aranızda sonsuz kalayım? Biliniz ki, ben Rabbime kavuşacağım. Size nasihatim olsun ki, Muhacirin büyüklerine saygı gösterin!)</strong></p>
<p>Sonra, <strong>(Ey Muhacirler! Size de vasiyetim şudur ki, ensara iyilik edin! Onlar size iyilik etti. Evlerinde barındırdı. Geçinmeleri sıkıntılı olduğu halde, sizi kendilerinden üstün tuttular. Mallarına sizi ortak ettiler. Her kim, Ensar üzerine hakim olur ise, onları gözetsin, kusur edenleri olursa affetsin. Allahü teâlâ, bir kulunu dünyada kalmak ile, Rabbine kavuşmak arasında serbest bıraktı. O kul, Rabbine kavuşmak istedi)</strong> buyurdu.<br />
<span id="more-1965"></span><br />
Ebu Bekri Sıddık, bu sözün ne demek olduğunu anlayıp, canımız sana feda olsun ya Resulallah! diyerek ağladı. Resul-i ekrem ona, sabır ve katlanmak lazım geldiğini emretti. Mübarek gözlerinden yaş akıyordu. <strong>(Ey Eshabım! Din-i İslam yolunda sıdk ve ihlas ile malını feda eden Ebu Bekir’den çok razıyım. Ahiret yolunda arkadaş edinmek elde olsaydı, onu seçerdim)</strong> buyurdu. Yine lütuf ederek söze başlayıp buyurdu ki:</p>
<p><strong>(Ey muhacirler ve ey Ensar! Vakti belli olan bir şeye kavuşmak için acele etmenin faydası yoktur. Allahü teâlâ, hiçbir kulu için acele etmez. Bir kimse Allahü teâlânın kaza ve kaderini değiştirmeye, iradesinden üstün olmaya kalkışırsa, onu kahr ve perişan eder. Allahü teâlâya hile etmek, Onu aldatmak isteyenin işleri bozulup, kendi aldanır. Cennete girmek, bana kavuşmak isteyen, boş yere konuşmasın.</p>
<p>Ey Müslümanlar! Kâfir olmak, günah işlemek, nimetin değişmesine, rızkın azalmasına sebep olur. Eğer insanlar, Allahü teâlânın emirlerine itaat ederse, hükümet başkanları, amirleri, valileri onlara merhamet ve şefkat eder. Fısk, fücur, taşkınlık yapar, günah işlerlerse, merhametli başkanlara kavuşamazlar.</p>
<p>Benim hayatım, sizin için hayırlı olduğu gibi, ölümüm de hayırlıdır ve rahmettir. Eğer birini haksız yere dövmüşsem veya birine fena bir söz söylemiş isem, bana aynı şeyi yaparak hakkını alsın, birinizden haksız bir şey almışsam, geri istesin helalleşelim. Çünkü, dünya cezası, ahiret cezasından pek hafiftir. Buna katlanmak daha kolaydır.)<br />
</strong><br />
<strong>Resulullahın ölüm hastalığı<br />
</strong>Hastalık zamanında, ezan okundukça, mescid-i şerife çıkar ve imam olup, cemaat ile namaz kılardı. Vefatına üç gün kala, hastalığı ağırlaştı. Artık mescide çıkamadığından <strong>(Ebu Bekre söyleyin Eshabıma namaz kıldırsın) </strong>buyurdu. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın hayatında müslümanlara imam olarak, 17 vakit namaz kıldırdı. Cenaze işlerini Hazret-i Ali’nin yapmasını emir buyurdu. Resulullahın hastalığı ağırlaştı. Pazartesi günü Eshab-ı kiram, mescid-i şerifte saf saf olup Ebu Bekri Sıddıkın arkasında sabah namazını kılarlar iken, Fahr-i âlem mescide geldi. Kendi de Hazret-i Ebu Bekir’e uyup, arkasında namaz kıldı.</p>
<p>O gün öğleden önce, Cebrail aleyhisselam, Azrail aleyhisselamla birlikte kapıya gelip içeri girdi. Azrail aleyhisselamın girmek için izin beklediğini söyledi. Resulullah efendimiz izin verdi. Azrail aleyhisselam içeri girip selam verdi. Allahü teâlânın emrini bildirdi. Resul-i ekrem, Hazret-i Cebrail’in yüzüne baktı. O da, (Ya Resulallah! Mele-i ala sizi bekliyor) dedi. Bunun üzerine <strong>(Ya Azrail! Gel, vazifeni yap)</strong> buyurdu. O da, mübarek ruhunu alıp, ala-yı illiyyine ulaştırdı.</p>
<p>Resul-i ekremde mevt alametleri görünce, Ümm-i Eymen hazretleri, oğlu Üsame’ye haber gönderdi. Üsame ve Ömer Faruk ve Ebu Ubeyde bu acı haberi alınca, ordudan ayrılıp, Mescid-i Nebeviye geldiler.</p>
<p>Hazret-i Âişe ve diğer hatunlar, ağlayınca, mescid-i şerifteki Eshab-ı kiram şaşırdı. Ne olduklarını anlayamadılar. Beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Hazret-i Osman’ın dili tutuldu. Hazret-i Ebu Bekir, o anda evinde idi. Koşarak geldi. Hemen, hücre-i saadete girdi. Fahr-i âlemin yüzünü açtı, mübarek yüzü ve her yeri latif, nazif olarak, nur gibi parlıyordu. (Mematın da, hayatın gibi ne güzel ya Resulallah!) diyerek, öptü. Çok ağladı. Mescide geldi. Şaşırmış olan Eshab-ı kirama nasihat verip, ortalığı düzene koydu. Resulullah vefat edince, Eshab-ı kiramın hepsi bu derin üzüntü ile ne yapacağını şaşırdı. Üzerlerine çöken acıdan, dehşetten, kiminin dili tutuldu kimisi yerinden kalkamaz, sokağa çıkamaz oldu.</p>
<p>Hazret-i Ali de, ayrılık ateşinden ne yapacağını şaşırmıştı. Hazret-i Ömer şaşkınlıktan eline kılıç alıp, (Kim Resulullah öldü derse, boynunu vururum) diyerek sokak sokak dolaşmıştı. Kötü niyetli olan münafıklar bu kargaşalıktan istifadeye kalkmıştı.</p>
<p>Bu karışık hâli gören Ebu Bekri Sıddık mescide gidip, minbere çıkarak, (Ey Resulullahın Eshabı! Biz Allahü teâlâya kulluk ediyoruz. O hep diridir. Hiç ölmez. Hiçbir zaman yok olmaz. Zümer suresinin <strong>(Ey sevgili Peygamberim! Bir gün gelecek, sen elbette öleceksin. Onlar da elbette ölecektir)</strong> mealindeki otuzuncu âyetini okudu. Allahü teâlânın haber verdiği gibi, Resulullah efendimiz vefat etmiştir) dedi. Böyle tesirli sözlerle nasihat etti.</p>
<p>Eshab-ı kiramın şaşkınlıkları gidip, akılları başlarına geldi. Hatta Hazret-i Ömer, bu âyet-i kerimeyi işitince (Bu âyet, öyle hatırımdan çıkmıştı ki, yeni nazil oldu sandım) buyurmuştur.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, münafıkların bir fesat çıkarmak üzere olduklarını, bir münafığı halife seçmek için toplandıklarını sezerek, cenaze işlerini Hazret-i Ali’ye bırakıp, halife seçmeyi görüşen Eshab-ı kiramın yanlarına gitti. Görüşme sonunda, oradakilerin hepsi, Hazret-i Ebu Bekri halife seçti. Resulullahın vefatının ikinci günü, Hazret-i Ali de mescide gelerek Hazret-i Ebu Bekir’e biat eyledi. Hazret-i Ebu Bekir, sözbirliği ile halife yapıldı.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, halife seçilince, ertesi günü, mescide gelip, minbere çıkıp buyurdu ki:</p>
<p>Ey müslümanlar! Sizin üzerinize vali ve emir oldum. Halbuki, sizin en iyiniz değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardım edin. Kötü iş yaparsam, bana doğru yolu gösterin! Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. Sizin zayıfınız, bence çok kıymetlidir. Onun hakkını kurtarırım. Kuvvetine güvenen ise, bence zayıftır. Çünkü, ondan, başkasının hakkını alırım. Hiçbiriniz cihadı terk etmesin, cihadı terk edenler zelil olur. Ben Allah’a ve Resulüne asi olur, doğru yoldan saparsam, sizin de bana itaat etmeniz gerekmez. Kalkın, namaz kılalım! Allahü teâlâ hepinize iyilik versin! <strong>(H.S. Vesikaları)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/resulullah-efendimizin-vefati/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vedâ Hutbesi</title>
		<link>http://islamdini.de/veda-hutbesi</link>
		<comments>http://islamdini.de/veda-hutbesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 02:01:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hutbe]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1963</guid>
		<description><![CDATA[Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed [aleyhisselam] [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed [aleyhisselam] Onun kulu ve resulüdür.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Size, Allahü teâlâdan korkmanızı ve Ona itaat etmenizi vasiyet ederim.</p>
<p>Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamıyacağım.</p>
<p>Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz [Mekke] nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da böyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.</p>
<p>Eshabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.<br />
<span id="more-1963"></span><br />
Eshabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın. Allahü teâlânın emriyle, faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü, ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib’in oğlu Abbas’ın faizidir.</p>
<p>Eshabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib’in torunu İyas bin Rebîa’nın kan davasıdır.</p>
<p>Ey insanlar! Harp edebilmek için haram ayların yerlerini değiştirmek, küfürde çok ileri gitmektir. Bu, kâfirlerin kendisiyle dalâlete düşürüldükleri bir şeydir. Bir sene, helal olarak kabul ettikleri bir ayı, öbür sene haram olarak ilan ederler. Cenab-ı Hakk’ın helal ve haram kıldıklarının sayısına uydurmak için bunu yaparlar. Onlar, Allahü teâlânın haram kıldığını helal, helal kıldığını da haram ederler. Elbette zaman, Allahü teâlânın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür.</p>
<p>Ey insanlar! Bugün şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat, sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde, kendisine itaat devam edecek, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakının!</p>
<p>Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahü teâlâdan korkmanızı vasiyet ederim. Siz, kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allahü teâlâ adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız; onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları bundan sakındırmanıza izin vermiştir.</p>
<p>Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları vardır. Meşru bir şekilde, meşru örf ve âdete göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir.</p>
<p>Size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldıkça yanlış yola sapmazsınız. 0 da, Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulünün Sünneti&#8217;dir.</p>
<p>Ey müminler! Sözümü iyi dinleyin ve iyi muhafaza edin! Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.</p>
<p>Eshabım! Nefsinize (kendinize) de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.</p>
<p>Ey insanlar! Allahü teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir.</p>
<p>Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası çok olan Müslümandır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.</p>
<p>Sakat siyah bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah&#8217;ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyin ve itaat edin.</p>
<p>Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.</p>
<p>Ey insanlar! Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmamalısınız:<br />
<strong>1- </strong>Allah&#8217;a hiçbir şeyi ortak koşmayın.<br />
<strong>2- </strong>Allah&#8217;ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmeyin.<br />
<strong>3- </strong>Zina etmeyin.<br />
<strong>4- </strong>Hırsızlık yapmayın.<br />
<strong><br />
Lâ ilahe illallah, Muhammedün resulullah</strong> deyinceye [yani Müslüman oluncaya] kadar insanlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allahü teâlâya aittir.</p>
<p>Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?</p>
<p>Eshab-ı kiram; (Allahü teâlânın dinini tebliğ ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bize vasiyet ve nasihatte bulundun, diye şehadet ederiz) dediler.</p>
<p>Bunun üzerine Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, mübarek şehadet parmağını kaldırarak cemaat üzerine çevirip indirdiler ve; <strong>(Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab!)</strong> dediler.</p>
<p><strong>Veda hutbesi ve vehhabiler<br />
Sual:</strong> Veda hutbesinde, <strong>(Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir)</strong> deniyor. Burada, mübarek beldelerde, kâfirler, hakimiyet kurmaz mı denmek isteniyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bu hadis-i şerifin şerhlerinde, Mekke ve civarında, artık puta tapma şeklinde küfre dönülmeyeceği, yani orada, eskiden tapılan putlara, geri dönüş olmayacağı, şeklinde açıklanmıştır. O hadis-i şerifin tamamı şöyledir:</p>
<p><strong>(Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat, sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde, kendisine itaat devam edecek, bu da onu memnun edecektir.)</strong> [Müslim, Tirmizi]</p>
<p>Burada, <strong>(Şeytana itaat edenler olacak, bu da, onu memnun edecek)</strong> deniyor. Bir de, “önemsiz şeylerde” denmiyor, “sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde” deniyor. Bu da, şeytana itaat edilecek hususların önemli olduğunu gösterir. Yani, şeytana itaat edenler, onun hilesine düşüp, kendilerini Müslüman zannedecekler, ibadet yapacaklar, ama itikatlarının bozukluğu yüzünden helak olacaklardır. Vehhabiler, Vehhabi olmayan Müslümanlara, müşrik yani kâfir diyerek, şeytanı memnun etmeye devam edecekledir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/veda-hutbesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitab-ı mukaddeste Ahmed ismi</title>
		<link>http://islamdini.de/kitab-i-mukaddeste-ahmed-ismi</link>
		<comments>http://islamdini.de/kitab-i-mukaddeste-ahmed-ismi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 02:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1961</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Peygamber efendimizin isminin, mukaddes kitaplar dedikleri Tevrat ve İncil’de geçtiği, Kur&#8217;anı kerimde bildirilmiş midir?
CEVAP
Evet, bildirilmiştir. Allahü teâlâ, bütün din kitaplarında, (bir son Peygamberin geleceğini) ve bu son Peygamberin insanları en doğru yola, hidayet yoluna koyacağını beyan etmiştir. Bu ifade, hem Tevrat’ta, hem de, birçok değiştirmelere rağmen, İncillerde vardır. Şöyle ki, Yuhanna İncilinin 16. babının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Peygamber efendimizin isminin, mukaddes kitaplar dedikleri Tevrat ve İncil’de geçtiği, Kur&#8217;anı kerimde bildirilmiş midir?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Evet, bildirilmiştir. Allahü teâlâ, bütün din kitaplarında,<strong> (bir son Peygamberin geleceğini) </strong>ve bu son Peygamberin insanları en doğru yola, hidayet yoluna koyacağını beyan etmiştir. Bu ifade, hem Tevrat’ta, hem de, birçok değiştirmelere rağmen, İncillerde vardır. Şöyle ki, Yuhanna İncilinin 16. babının 12. ve 13. âyetlerinde, <strong>(Benim size söyleyeceğim pek çok şeyler vardır; fakat siz henüz bunlara tahammül edemezsiniz. O geldiği zaman, sizi her gerçeğe ulaştıracaktır)</strong> denilerek Muhammed aleyhisselamın geleceği bildirilmiştir.</p>
<p>Barnabas İncilinin 72, 96, 136, 163. kısımlarında, Hazret-i İsa havarilerine dedi ki:<br />
<strong>(Bir son Peygamber gelecek, ismi Ahmed olacak, o gelinceye kadar bozulacak olan İncili tekrar düzeltecek ve yeni bir kitap getirecektir.) </strong><br />
<strong><br />
</strong>Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki<br />
<strong>(Meryem oğlu İsa, “Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın peygamberiyim. Tevrat’ın tasdikçisi ve benden sonra gelecek bir peygamberin müjdecisi olarak geldim ki, o peygamberin ismi </strong>[Muhammed ismiyle aynı manada olan]<strong> Ahmed’dir” demişti.</strong> <strong>Ancak, o resul, kendilerine burhanla </strong>[vesikalarla, delillerle, mucizelerle]<strong> geldiği zaman, bu apaçık büyüdür, sihirdir dediler.)</strong> [Saf 6]</p>
<p>Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Habeşistan’a giden Eshab-ı kirama, Necâşi dedi ki: Görür gibi bilirim ki Muhammed aleyhisselam Allah’ın peygamberidir. O, hiç şüphesiz İsa aleyhisselâmın müjdelediği insandır. Eğer hükümdarlıkta bulunmak yüzünden halkın işini yüklenmemiş olsaydım elbette ona gider, onun ayakkabılarını taşırdım.) </strong>[Ebu Davud]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/kitab-i-mukaddeste-ahmed-ismi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu zat kimdir?</title>
		<link>http://islamdini.de/bu-zat-kimdir</link>
		<comments>http://islamdini.de/bu-zat-kimdir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 01:59:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1958</guid>
		<description><![CDATA[Evini süpürür, koyununu sağar, ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamar. Hizmetçisiyle birlikte yemek yer, onun işine yardım eder. Çarşıdan, pazardan öteberi alıp eve getirir. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verir. Tokalaşmak için, elini önce uzatır. Irk ve renk ayrımı yapmaz. Her kim olursa olsun, çağırılan yere gider.
Güzel huyludur, İyilik etmesini sever. Herkesle iyi geçinir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evini süpürür, koyununu sağar, ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamar. Hizmetçisiyle birlikte yemek yer, onun işine yardım eder. Çarşıdan, pazardan öteberi alıp eve getirir. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verir. Tokalaşmak için, elini önce uzatır. Irk ve renk ayrımı yapmaz. Her kim olursa olsun, çağırılan yere gider.</p>
<p>Güzel huyludur, İyilik etmesini sever. Herkesle iyi geçinir. Güler yüzlü, tatlı sözlüdür. Söylerken gülmez. Mütevazıdır. Üzüntülü görünür. Heybetlidir, yani saygı ve ciddiyet hâsıl eder. Nazik ve cömerttir. İsraf etmez. Herkese acır. Kimseden bir şey beklemez.</p>
<p>Hayâsı çoktur. Biriyle tokalaşınca, o kimse elini çekmedikçe, elini ondan ayırmaz. Az konuşur. Gayet açık ve metotlu konuşur, kolay anlaşılır. Küçük bir çocuk elini tutup bir iş için götürse, birlikte gider, işini görür.</p>
<p>Hizmetçisi, (10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana öf demedi. Şunu niçin böyle yaptın diye sormadı) diyor. Kâfirlerin yok olması için dua etmesi istenildiği zaman. <strong>(Ben, lânet etmek için değil, herkese iyilik etmek için dua ederim)</strong> diyor.<br />
<span id="more-1958"></span><br />
Bir şey istendiğinde yok demez. Bir ihtiyar kadın, kızını ona gönderir. (Namaz kılmak için örtünecek elbisem yok, bir elbise gönder) diye yalvarır. Onun da o anda başka elbisesi olmadığından gömleğini çıkarıp verir. Namaz vakti gelince, elbisesiz mescide gidemez. O gün, damadı gelip, <strong>(Bugün 8 lira ödünç almıştım. Bunun yarısını size vereyim. Kendinize gömlek alın)</strong> der.</p>
<p>Çarşıya çıkıp, 2 lirayla bir gömlek satın alır. Geri kalan 2 lirayla yiyecek almaya giderken görür ki, bir âmâ, (Allah rızası için bana kim bir gömlek verir) der. Aldığı gömleği bu âmâya verir. Âmâ, gömleği alınca, misk gibi güzel koku duyar. Bunu kimin verdiğini anlar; çünkü onun bir kere giydiği her şey, eskise de misk gibi güzel kokar. Âmâ dua edip, <strong>(Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç) </strong>der. İki gözü hemen açılır. 1 lirayla bir gömlek satın alır. 1 lirayla da yiyecek satın almaya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını görür. Niçin ağladığını sorar. (Bir Yahudi’nin hizmetçisiyim. Bana bir lira verdi. Bununla bir şişe ve yağ satın al dedi. Alıp gelirken elimden düştü, hem şişe, hem de yağ gitti) der, son 1 lirayı da kız çocuğa verir. <strong>(Bununla şişe ve yağ al. Evine götür)</strong> der. Kızcağız, (Eve geç kaldığım için, Yahudi beni döver diye korkuyorum) der. <strong>(Korkma! Seninle birlikte gelir, gerekeni söylerim)</strong> der.</p>
<p>Eve gelip, kapıyı çalarlar. Yahudi kapıyı açınca şaşırıp kalır. Kapıda Yahudi’ye, olanları anlatıp, kıza bir şey dememesi için ricada bulunur. Yahudi, (Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce aslanın, emrini yapmak için beklediği ey büyük zat! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir fakirin kapısını şereflendirdin. Bu kızı senin şerefine azat ettim. Bana İslam’ı öğret, hemen Müslüman olayım) der. Yahudi’ye Müslümanlığı öğretir. O da Müslüman olur. Evine girip çoluk çocuğuna anlatır. Hepsi Müslüman olurlar.</p>
<p>Bunlar, hep onun güzel huylarının bereketiyle olur. O âlemlere rahmettir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/bu-zat-kimdir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazda Resulullahı övmek</title>
		<link>http://islamdini.de/namazda-resulullahi-ovmek</link>
		<comments>http://islamdini.de/namazda-resulullahi-ovmek#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 01:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1956</guid>
		<description><![CDATA[Sual: (Fatiha suresinde, yalnız Allah övülüyor, peygamber övülmüyor. Namazda Peygamberi övmek, yani namazda Salli Barik salevatlarını okumak şirktir) diyenler oluyor. Peygamberi övmek niye şirk oluyor ki? O zaman Ettehıyyatü’yü okumak da mı şirktir? Ayrıca birçok ayette de Resulullah övülüyor. Bu âyetleri zammı sure olarak okumak da mı şirktir?
CEVAP
Herkes kendi anladığına göre Kur’an-ı kerimden mânâ çıkarmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> (Fatiha suresinde, yalnız Allah övülüyor, peygamber övülmüyor. Namazda Peygamberi övmek, yani namazda Salli Barik salevatlarını okumak şirktir) diyenler oluyor. Peygamberi övmek niye şirk oluyor ki? O zaman Ettehıyyatü’yü okumak da mı şirktir? Ayrıca birçok ayette de Resulullah övülüyor. Bu âyetleri zammı sure olarak okumak da mı şirktir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Herkes kendi anladığına göre Kur’an-ı kerimden mânâ çıkarmaya kalkarsa, ortaya insan sayısı kadar din çıkar. Görüldüğü gibi, insan kendi aklına göre hareket ederse, hâşâ, Kur’an-ı kerimdeki ayet-i kerimeleri okumaya bile, şirk diyebiliyor. Kur’an-ı kerimde zamm-ı sure olarak okunmayan âyet-i kerime yoktur. Mesela şu âyet-i kerimeler zamm-ı sure olarak okunur. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
<strong>(Resulüm biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.)</strong> [Enbiya 107]</p>
<p><strong>(Resulüm elbette sen en büyük ahlak üzeresin.)</strong> [Kalem 4]</p>
<p><strong>(Senin şânını, şöhretini yücelttik.)</strong> [İnşirah 4]<br />
<span id="more-1956"></span><br />
Bu son âyetin tefsirinde deniyor ki:<br />
Ezan, ikamet, teşehhüd, hutbe gibi birçok yerde benimle beraber adını andırmak suretiyle şanını yücelttik. (<strong>Celâleyn)<br />
</strong><br />
Öyle bir yükseltme, yüceltme ki kendi ismini Habibinin ismi ile birlikte andırdı, Ona itaati kendisine itaat olarak gösterdi, melekler Ona salât etti, müminlere de Ona salevat getirmeyi emretti, Onu ismiyle değil, hep Resulüm, Habibim gibi güzel sıfatlarla andı. (<strong>Beydavi)<br />
</strong><br />
İmam-ı Beydavi hazretlerinin bildirdiği gibi kur’an-ı kerimde Resulüne salevat getirilmesi emrediliyor:<br />
<strong>(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin</strong>.) [Ahzab 56]</p>
<p>Şafii mezhebinde Salli Barik okunması yani Resulullaha salevat getirilmek farzdır. Salevat getirilmezse namaz bozulmuş olur. Hanefi mezhebinde ise müekked sünnettir. Ettehıyyatü okumak vacibdir. Ettehıyyatü’de de Resulullah övülüyor, <strong>(Ey Nebi! Allah’ın selam, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun!)</strong> deniyor. Namazların nasıl kılınacağını, nerelerde nelerin okunacağını Resulullah efendimiz bizzat göstermiştir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
<strong>(Sallû kema reeytümüni usallî = </strong>Ben nasıl namaz kılıyorsam, siz de öyle kılın, yani benden gördüğünüz gibi namaz kılın!<strong>)</strong><br />
<strong><br />
</strong>Resulullahın dine ait her sözü senettir. Bir ayet-i kerime meali:<br />
<strong>(O, kendiliğinden konuşmaz. Onun </strong>[dinle ilgili] <strong>her sözü vahiy iledir.)</strong> [Necm 3-4]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/namazda-resulullahi-ovmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullahın üç vazifesi</title>
		<link>http://islamdini.de/resulullahin-uc-vazifesi</link>
		<comments>http://islamdini.de/resulullahin-uc-vazifesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 01:57:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1954</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Resulullahın kaç türlü vazifesi vardı?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Peygamber efendimizin üç türlü vazifesi vardı:
1- Kur’an-ı kerimin hükümlerini [iman edilecek bilgilerle fıkhi hükümleri] herkese tebliğ etmek, bildirmektir. Fıkhi hükümler, yapılması emir veya yasak edilen işlerdir.
2- Kur’an-ı kerimin manevi hükümlerini, yani Allahü teâlânın zatına ve sıfatlarına ait marifetlerini, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmaktır. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Resulullahın kaç türlü vazifesi vardı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Peygamber efendimizin üç türlü vazifesi vardı:</p>
<p><strong>1- </strong>Kur’an-ı kerimin hükümlerini [iman edilecek bilgilerle fıkhi hükümleri] herkese tebliğ etmek, bildirmektir. Fıkhi hükümler, yapılması emir veya yasak edilen işlerdir.</p>
<p><strong>2-</strong> Kur’an-ı kerimin manevi hükümlerini, yani Allahü teâlânın zatına ve sıfatlarına ait marifetlerini, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmaktır. Bu vazife, birinci tebliğ vazifesinden farklıdır. Ebu Hüreyre hazretleri buyuruyor ki:<br />
<strong>(Resulullahtan iki türlü ilim öğrendim. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini söylersem, beni öldürürsünüz.)</strong> [Buhari, Hadika]</p>
<p><strong>3-</strong> Fıkhi hükümleri vaazla, nasihatle yapmayan Müslümanlara dinin emirlerini uygulamaktır.<br />
<span id="more-1954"></span><br />
Resulullahtan sonra dört halifeden her biri, bu üç vazifeyi tam olarak başardı. Hazret-i Hasan’ın imameti zamanında fitneler çoğaldı. İslâmiyet üç kıtaya yayıldı. Resulullahın nuru, yeryüzünden uzaklaştı. Sahabe-i kiram azaldı. Bu üç vazifeyi, bir kişi yapamaz oldu. Bu üç vazife, farklı üç sınıfa ayrıldı:</p>
<p><strong>1- </strong>İmanı ve fıkhi hükümleri bildirmek vazifesi, din imamlarına [müctehid âlimlere] verildi. [Böylece dört hak mezhep meydana çıktı.]</p>
<p><strong>2-</strong> Dileyen Müslümanları, Kur&#8217;an-ı azimüşşanın manevî ahkâmına kavuşturmak, Ehl-i beytin 12 imamına ve tasavvuf büyüklerine verildi. Mesela Cüneyd-i Bağdadi ve Sırri-yi Sekati hazretleri bunlardandır. [Böylece tarikatlar meydana çıktı.]</p>
<p><strong>3- </strong>Devleti idare etme işi, sultanlara yani hükümetlere verildi. [Böylece kanunlar, tüzükler meydana çıktı.]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/resulullahin-uc-vazifesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimizi rüyada görmek</title>
		<link>http://islamdini.de/peygamber-efendimizi-ruyada-gormek</link>
		<comments>http://islamdini.de/peygamber-efendimizi-ruyada-gormek#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 01:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1951</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Rüyada Peygamberimizi gören muhakkak Onu mu görmüş olur?
CEVAP
Rüyada Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamı hakiki  şekliyle gören, muhakkak Onu görmüş olur. Çünkü şeytan Onun şekline giremez.  Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir. Resulullah efendimizi tanımayan  kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz.
Bazı âlimler de, (Peygamber  efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Rüyada Peygamberimizi gören muhakkak Onu mu görmüş olur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Rüyada Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamı hakiki  şekliyle gören, muhakkak Onu görmüş olur. Çünkü şeytan Onun şekline giremez.  Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir. Resulullah efendimizi tanımayan  kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz.</p>
<p>Bazı âlimler de, (Peygamber  efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat bu, o kişinin  dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle  gören ve mümin olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmuşlardır.</p>
<p>Hadis-i  şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür.  Ben her surette görünürüm.)</strong> [Deylemi]<br />
<strong><br />
(Beni rüyada gören,  gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez. Ebu Bekri Sıddıkı  gören de, gerçekten onu görmüştür. Şeytan onun da suretine giremez.)</strong> [Hatib]<br />
<strong><span id="more-1951"></span><br />
(Beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.)</strong> [İbni Mace]<br />
<strong><br />
(Beni rüyada gören, Cehenneme girmez.) </strong>[İbni Asakir]</p>
<p>Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:<br />
İbni Sirin&#8217;e göre, rüyayı  gören, Resulullahı vefatı zamanında bulunduğu şekil üzere görmüşse hakikaten onu  görmüş demektir. İbni Arabi hazretleri gibi bazı âlimler ise, (Resulullahı  hayatta bulunduğu şekilde görmek şart değildir) dedi. Resulullahı bilinen  sıfatları üzere görmek, bizzat Peygamber efendimizi görmektir. Bilinen  sıfatlardan başka şekilde görmek, Resulullahın misalini idrak etmektir.</p>
<p>Peygamberlerin cesetleri yer değiştiremez. Bundan dolayı Peygamber  efendimizi bulunduğu surette görmek, Onun hakikatini idrak etmektir.  Vasıflarından başka bir şekilde görmek ise, misalini idrak etmektir.</p>
<p>Kadi İyad&#8217;a göre, Resulullahı bilinen sıfatından başka bir şekilde  görenin rüyası tevile, tabire muhtaçtır. İmam-ı Nevevi ise, (sahih olan rüyayı  gören her iki surette de Resulullahı hakikaten görmüştür. İster bilinen sıfatı  üzere, isterse bilinen sıfatından başka bir surette görsün) dedi.</p>
<p>Resulullahın gençlik, orta yaşlılığı ve ihtiyarlık zamanlarında ve  ömrünün sonunda olan bilinen suret ve sıfatlarından birisi üzerine görülen rüya  tabire muhtaç değildir. Eğer bunlardan birisine benzemiyorsa, tabire muhtaç  olur. Bunun için bazı tabircilere göre, bir kimse, Resulullahı yaşlı görse,  selamete erişmeye; genç görse, bu kimsenin iyi hâlli oluşuna, şöhrete erişmesine  ve onun düşmanına galip gelmesine delalet eder. Tebessüm ettiğini görse, rüya  sahibinin sünnet-i seniyeye uyduğuna delalet eder.</p>
<p>Resulullahı kızgın  bir şekilde görmek, o kimsenin hâlinin kötü olmasına delalet eder. Güzel bir  surette görmek, rüya sahibinin dince güzelliğine, mübarek bedeninde noksanlık  görmek, rüyayı görenin noksanlığına delalet eder. Çünkü Resulullah gayet parlak  bir ayna gibidir ki, o aynaya bakan kendi şeklini görür.</p>
<p>Resulullahı  böyle uygun şekillerde görmekte büyük faydalar vardır. Çünkü Resulullahı bu  durumda görmekle rüyayı görenin durumu bilinir ve gafletten uyanır. Diğer  peygamberleri de rüyada görmek böyledir. Çünkü şeytan, peygamberlerin ve  melaikenin suretine giremez. Rüyada Resulullahı görenin durumu iyi ve gönlü şen  olur. Eğer o kimse üzüntülü ve kederli ise, üzüntü ve kederinden kurtulur veya  hapis ise hapisten çıkar.</p>
<p>Resulullahı görenler, muhasara altında veya  kıtlık içinde iseler onlar bu gibi durumlardan kurtulur ve mazlum iseler zafere  kavuşurlar. Eğer korku hâlinde iseler emin olurlar.</p>
<p>Resul-i ekremin  kendisine teveccüh gösterdiğini veya bir şey öğrettiğini yahut namazında ona  iktida ettiğini yahut Resulullahın güzel bir şey yedirdiğini veya layık bir  elbise giydirdiğini, veya ona hayırlı dua ettiğini gören, iyilikle emreden ve  kötülükten nehyeden kişi olur. Rüyayı gören âlim ise, ilmi ile amel eder. Abid  ise, feyze kavuşur. Günahkâr ise, tevbe eder, kâfir ise, hidayete erer.</p>
<p>Rüya sahibi korku içinde ise, düşmanlarından emin olur. Kendisine şefaat  edilir. Çünkü Resulullah efendimiz şefaat sahibidir.</p>
<p>Rüyada Resulullahı  görmek, sözünde doğru ve vaadinde durmaya delalet eder. Bazen de büyük bir  makama nail olur. Rüya sahibi yolcu ise ve kuraklık çekiliyorsa, yağmurun  yağmasına delalet eder. Çünkü su bulunmayan yerde, Resulullahın mübarek  parmakları arasından su akmış idi.</p>
<p>Resulullah bir yerde rengi değişmiş  veya bir a&#8217;zası noksan görülürse, bu rüya o yerde dinin zayıflamasına ve  bid&#8217;atin meydana çıkmasına delalet eder. Resulullahın üzerinde eski elbise  görmenin tabiri de böyledir.</p>
<p>Resulullahın vefat ettiğini görenin kendi  akrabasından şerefli bir zatın vefatına delalet eder. Eğer Resul-i ekremin bir  yerde cenazesini görse, orada büyük bir musibet olur.</p>
<p>Resulullahın,  kendisine dünya malından veya yiyecek ve içecek bir şey verdiğini gören, verilen  şeyin şerefi nispetince erişeceği bir hayra delalet eder. Bir kimse rüyada onun  mübarek elbiselerinden birini giyse veya Peygamber efendimiz kendisine  elbisesini verse, o kimse mülke erişir. Fakir ise, zengin olur, bekârsa evlenir.</p>
<p>Resulullahın sürme çektiğini gören, dininde salih olur. Onun çok güzel  olduğunu görmek, rüya sahibinin çok dindar olduğuna delalet eder. Resulullahı  buğday benizli gören, heva ve hevesi terk eder, tevbe etmeyi tercih eder. Beyaz  tenli olduğunu gören, Allah’a tevbe eder. Güzel amel yapar ve yolunu düzeltir.</p>
<p>Resulullahın sakal-ı şeriflerinin siyah olduğunu ve beyazlık  bulunmadığını gören, sevinç ve büyük bir ucuzluğa kavuşur. Sakalına aklık  karıştığını görenin kuvvetli oluşuna ve düşmanına galip gelmesine delalet eder.</p>
<p>Resul-i ekremi kendi mescidinde veya harem-i saadetinde gören, kuvvet,  izzet ve yüceliğe erişir. Resulullahın kabri şerifini gören, zengin olur, hapis  ise kurtulur. Kabr-i şerifi ziyaret ettiğini gören, büyük bir mala erişir.</p>
<p>Resulullahın peşinden yürüdüğünü görenin, sünnete uyduğuna delalet eder.  Resulullahı ayakkabısız görse, rüya sahibinin cemaatla namazı terk ettiğinden,  ona, cemaatla namaz kılması için emrettiğine delalet eder. Resulullahın  mestlerini giydiğini görmesi, Resulullahın o kimseye Allah yolunda cihad yapması  için emrettiğine delalet eder.</p>
<p>Resulullah ile müsafeha yaptığını görenin  sünnet-i Resulullaha uyduğuna delalet eder. Resulullah kendisine rüyada hurma ve  bal gibi güzel ve hoş bir şey ikram etse, Kur&#8217;an-ı kerimi ezberler ve ona  verilen şey miktarınca ilim elde eder.</p>
<p>Peygamber efendimizin hutbe  okuduğunu gören, iyilikle emir ve kötülükten nehyeder. Resulullahın kendisine  bir şey verdiğini gören kimse, ilme nail ve hakka tâbi olur. Resulullahın  kendisine verdiği şeyi almadığını görse, o kimse bid&#8217;at işler.</p>
<p>Resulullahı uzun boylu bir delikanlı suretinde görmek, insanlar içinde  çıkacak fitneye delalet eder. Resul-i ekremi yaşlı bir şekilde görse, insanların  afiyette olmalarına delalet eder. Resulullahın kendisine kızdığını veya  kendisiyle mücadele ettiğini veya sesini onun sesinden daha fazla yükselttiğini  görenin, dinde çıkaracağı bir bid&#8217;ate delalet eder. Resulullahın herhangi bir  yerde vefat ettiğini gören, o sene orada vefat eder.<br />
<strong><br />
Peygamber  efendimizi rüyada görmek için</strong><br />
Peygamber efendimizi rüyada hakiki  şekliyle görebilmek için düzgün itikada sahip olmak, ibadetleri yapıp  haramlardan kaçmak ve çok salevat-ı şerife getirmek lazımdır. Hadis-i şerifte  buyuruldu ki:<br />
<strong>(Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha,  bir Âyet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat  okuyan, öteki Cumaya varmadan beni rüyada görür.)</strong> [Şir'a]</p>
<p>Hazret-i  Ömer, (Bir mümin, Abher namazını kılıp da Resulullahı rüyasında görmezse, ben  Ömer değilim. Yemin ederim ki, Allahü teâlâ, bu namazı kılanın işini görür,  dilediğini verir, günahı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz,  kabrine çiçekler döşenir. Kabrinden kalkarken de, başına keramet tacı konur)  buyurdu. Hazret-i Ali de, (Resulullahı görmek istediğim zaman, Abher  namazını kılarım) buyurdu.</p>
<p>Abher namazı, 4 rekatlık nafile bir namazdır.  İkinci rekatta, oturulunca Ettehiyyatüden sonra salli barik okunur. Her rekatta  bir Fatiha, on defa Kadir suresi okunur. Sonra rükudan önce, 15 defa <strong> <a rel="lightbox" href="http://islamdini.de/wp-content/uploads/010.jpg" target="_blank"> Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber </a> </strong> tesbihi okunur,  sonra rükuya varılır, rükuda 3 defa Sübhane rabbiyel azim dendikten sonra 3 defa  yukarıdaki tesbih okunur. Sonra doğrulup, kavmede, yani ayakta iken aynı tesbih  3 defa daha okunur. Secdeye varılır, 3 Sübhane Rabbiyel a&#8217;ladan sonra, aynı  tesbih 5 defa okunur. Daha sonra ikinci secdeye gidilir. İki secde arasında  tesbih okunmaz.</p>
<p>Diğer 3 rekat da böyle tamamlanır. Selamdan sonra  konuşmadan Kadir suresi on defa okunur. Sonra aynı tesbih 33 defa okunup  Cezallahü Muhammeden anna ma hüve ehlühü denir.</p>
<p>Resulullah efendimizi  rüyada gören müslüman, ölene kadar o hâlini muhafaza ederse  Cennetliktir.</p>
<p><strong>Resulullahı rüyada görmek<br />
Sual: </strong>Bazıları,  <strong>(Peygamberi rüyada gördüm, bana şöyle bildirdi)</strong> diyerek, dine aykırı  şeyler söylüyorlar. Şeytan, Peygamberin kılığına giremeyeceğine göre, bu nasıl  oluyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Birincisi, Resulullahı gördüğü yalan olabilir.  İkincisi, dine aykırı olduğuna göre, görülenin Resulullah olmadığı kesindir.  Şeytan, başka şekle girip, ben Peygamberim diye yalan söyleyebilir. Peygamber  efendimizi tanımayan da, o şekli Resulullah zanneder. <strong>İmam-ı Rabbani</strong> hazretleri buyuruyor ki:<br />
Resulullahın hakiki şeklini, rüyada tanıyabilmek çok  güçtür. Bunun için, rüyalara nasıl güvenilebilir? Şeytan, Resulullahın yüksek  şanına yakışacak bir şekilde, o Serverin ismiyle görünemez. Melun şeytan,  düşmanlığını burada da gösterebilir. Araya karışarak, olmayan şeyi olmuş gibi  gösterebilir. Rüya göreni şaşırtır. Kendi sözlerini ve işaretlerini, onun  sözleri ve işaretleriymiş gibi gösterir. Resulullah vefat ettikten sonra, bir  kimse uykuda, hisleri çalışmazken ve yalnızken, nasıl olur da, rüyanın şeytanın  karışmasından korunduğunu ve onun değiştirmediğini anlayabilir?  <strong>(1/273)</strong></p>
<p>Resulullahı uygun olmayan bir şekilde görmek, zaten o  kişinin bid’at veya günah işlediğini gösterir. Bunun için, rüyada söylendi  denilen, dine aykırı sözlere itibar edilmez. [Mesela, Şeyh Ahmet vasiyetnamesi  isimli yazıda, Resulullahı gördüm denmesi tamamen yalandır.]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/peygamber-efendimizi-ruyada-gormek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullahın çok evlenmesi</title>
		<link>http://islamdini.de/resulullahin-cok-evlenmesi</link>
		<comments>http://islamdini.de/resulullahin-cok-evlenmesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 01:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1949</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Peygamberimiz niye çok evlenmiştir?
CEVAP
Resulullah efendimiz, önce 25 yaşında iken, 40 yaşında dul bir kadın olan Hazret-i Hatice ile evlendi. 25 yıl onunla yaşadı. Peygamber efendimiz, ilk zevcesi Hazret-i Hatice hayatta iken başkası ile evlenmedi.
Hazret-i Hatice validemizin vefatından uzun bir müddet sonra, 55 yaşında iken, Allahü teâlânın emri ile Hazret-i Âişe’yi nikahladı. Mekke, Medine gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Peygamberimiz niye çok evlenmiştir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Resulullah efendimiz, önce 25 yaşında iken, 40 yaşında dul bir kadın olan Hazret-i Hatice ile evlendi. 25 yıl onunla yaşadı. Peygamber efendimiz, ilk zevcesi Hazret-i Hatice hayatta iken başkası ile evlenmedi.</p>
<p>Hazret-i Hatice validemizin vefatından uzun bir müddet sonra, 55 yaşında iken, Allahü teâlânın emri ile Hazret-i Âişe’yi nikahladı. Mekke, Medine gibi Ekvatora yakın yerlerde kızlar erken yaşta mesela dokuz yaşında büluğa eriyorlar. Rusya, Hollanda gibi soğuk ülkelerde ise, büluğa erme yaşı uzuyor. Bu bakımdan ekvatorla kutuplar mukayese edilmez. Hazret-i Âişe validemiz 9 yaşında iken nikahlandı, daha sonra evlendi. <strong><br />
</strong><br />
Hazret-i Âişe, kendisinin, ezvac-ı tahiratın hepsinden daha üstün olduğunu söyler, Allahü teâlânın nimetlerini sayar, (Resulullah benimle evlenmeden önce, Cebrail aleyhisselam, benim resmimi Resulullaha gösterip “Bu senin zevcendir” demişti) derdi. O zaman canlı resmi yapmak haram olmamıştı ve resmi, insan da yapmamıştı. Resulullah efendimiz, Âişe validemize buyurdu ki:<br />
<strong>(Seni üç gece rüyada gördüm. Melek, beyaz ipek üzerindeki resmini bana gösterdi. Bu senin zevcendir, dedi. Rüyada, meleğin gösterdiği resmini unutmadım.)</strong> [Buhari ve Müslim]<br />
<span id="more-1949"></span><br />
Resulullah efendimize, Hazret-i Âişe’den başka, hiçbir zevcesinin yatağında (vahiy) gelmedi. Bu da, Hazret-i Âişe’nin Allahü teâlâ indinde kıymetinin pek çok olduğunu göstermektedir. Ümmi Seleme validemiz Hazret-i Âişe için bir şey söyleyince, Resulullah efendimiz, <strong>(Âişe için beni incitme. Bana vahiy, yalnız Âişe’nin yatağında iken gelmektedir)</strong> buyurdu ve Ümmi Seleme validemiz de, tevbe etti.</p>
<p>Diğerlerini dini sebeplerle veya ihsan ederek nikah etti. Bunların hepsi dul ve çoğu da yaşlı idi.</p>
<p><strong>Birkaç örnek:<br />
</strong>Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişti. Habeş padişahı Necaşi, İsevi idi. Müslümanlara sorular sorup, aldığı cevaplara hayran kalarak imana geldi. Ubeydullah bin Cahş, papazlara aldanıp, hıristiyan olmuştu. Karısı Ümmi Habibe’yi de dinden çıkarıp zengin olmaya zorladıysa da, o, fakirlik ve ölüme razı olacağını, ama dinden çıkmayacağını söyleyince, sefalet içinde sürünmesi için bunu boşadı. Hazret-i Ümmi Habibe, Mekke müşriklerinin baş kumandanı Ebu Süfyan’ın kızı idi. Resulullah, o zamanlarda, onlarla, çok çetin savaşlar yapıyordu.</p>
<p>Resulullah efendimiz, Hazret-i Ümmi Habibe’nin dininin kuvvetini ve başına gelenleri işitince, Necaşi’ye mektup yazıp, <strong>(Ümmi Habibe ile nikahımı yapıp buraya gönder)</strong> buyurdu. Necaşi daha önce Müslüman olduğu için mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Nikah yapılıp, hediye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Hazret-i Ümmi Habibe, imanının mükafatına kavuştu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Bu nikah, Ebu Süfyan’ın ileride müslüman olmasını hazırlayan sebeplerden birisi oldu.</p>
<p>Hazret-i Ömer, dul kalan kızı Hazret-i Hafsa’yı alması için Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Osman’a teklif etti ise de olumlu cevap alamadı. Durumu öğrenen Resulullah efendimiz, çok sevdiği üç arkadaşının üzüntülerini giderip onları sevindirmek için, <strong>(Ya Ömer, kızını, bu ikisinden daha iyisi ile evlendireyim)</strong> buyurdu Hazret-i Ömer şaşırdı. Zira onlardan daha iyisinin olmadığını biliyordu. <strong>(Ya Ömer kızınla ben evleneyim)</strong> buyurdu.</p>
<p>Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye, kabilenin reisi Haris’in kızı idi. Bunu satın alıp azat ederek, kendilerine nikah edince, Eshab-ı kiramın hepsi, <strong>(Resulullahın ailesinin, annemizin akrabasını hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz)</strong> dedi. Hepsi, esirlerini azat etti. Bu nikah, yüzlerce esirin azat olmasına sebep oldu.</p>
<p>İnsafı olana da, bu üç misal, elbette yetişir. İkinci bir husus, her bakımdan, insanların en üstünü olduğu halde, sadece birkaç yıl dokuz ailesi ile yaşamıştı. O zamanlar, zaten hep savaşlarla uğraşıyor, evinde az kalıyordu. Genç kızlarla evlenme imkanı olduğu halde evlenmemişti. Savaşlarda, Ona canlarını feda eden o aslanlar, kızlarını Ona vermezler mi idi? Ama O, istemedi.</p>
<p>Resulullah efendimiz, halasının kızı Zeyneb’i, evlatlığı Zeyd ile evlendirdi. Epey sonra, Hazret-i Zeyd, boşayacağını söyledi. <strong>(Boşama)</strong> buyurdu ise de, Allahü teâlâ, Resulünün buna mani olmamasını istedi. Hazret-i Zeyd boşayınca, Allahü teâlâ, Resulüne onu nikah eyledi. <strong>(Mevahib)</strong></p>
<p>Çok evlenmesinin önemli bir sebebi de, dini bildirmek içindi. Hicab âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi. Hazret-i Âişe’den sormalarını emretti. Soranların çokluğundan, Hazret-i Âişe, hepsine cevap vermeye zaman bulamıyordu. Bu hizmeti kolaylaştırmak ve Hazret-i Âişe’nin yükünü hafifletmek için, gerektiği kadar hanımı nikah etti. Kadınlara ait yüzlerle ince bilgileri, kadınlara, mübarek hanımları yolu ile bildirdi. Hanımı bir tek olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkansız olurdu.<br />
<strong><br />
</strong>Bir âyet-i kerime meali:<br />
<strong>(Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) </strong>[Ahzab 6]</p>
<p><strong>Hazret-i Mariye</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Peygamberimizin eşi olan Mariye, Müslüman mıydı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet, Müslümandı. Peygamber efendimizin İslamiyet’e davet ettiği, Heraklius’un Mısır valisi olan Mukavkas, bazı kıymetli hediyeler yanında, Mariye ve Sirin isminde iki cariye de gönderdi.</p>
<p>Mariye hatun, Resulullah’ın tevazuuna hayran kalıp hemen Müslüman oldu. Peygamberimiz de, onun Müslüman oluşundan çok memnun oldu ve onunla evlendi.<strong> </strong>Resulullah’ın oğullarının üçüncüsü ve bütün çocuklarının sonuncusu olan İbrahim (radıyallahü anh), Mariye validemizden oldu. Hicretin on altısında Medine’de vefat eden Mariye validemizin cenaze namazını Hazret-i Ömer kıldırdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/resulullahin-cok-evlenmesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullaha mahsus hükümler</title>
		<link>http://islamdini.de/resulullaha-mahsus-hukumler</link>
		<comments>http://islamdini.de/resulullaha-mahsus-hukumler#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 01:51:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1947</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Her hususta Peygamberimize uymak gerekir mi?
CEVAP
Peygamber efendimizi bazı hususlarda taklit caiz olmaz. Çünkü sadece Ona ait haram ve farzlar var idi. Bu konuda Mevahib-i Ledünniyye’de buyuruluyor ki:
Yalnız Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, istişare ile iş görmesi, gördüğü yerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Her hususta Peygamberimize uymak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Peygamber efendimizi bazı hususlarda taklit caiz olmaz. Çünkü sadece Ona ait haram ve farzlar var idi. Bu konuda Mevahib-i Ledünniyye’de buyuruluyor ki:<br />
Yalnız Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, istişare ile iş görmesi, gördüğü yerde ve zamanda münker bir işi değiştirmesi, ölen fakir bir Müslümanın borcunu ödemesi, başladığı işi bitirmesi sadece Peygamber efendimize mahsus farzlardan idi. İnsanlara müdara etmesi [insanlarla iyi geçinmesi, ahiret için dünyalık vermesi] de farz idi.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Rabbin için kurban kes.)</strong> [Kevser 2]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Geceleri kalk namaz kıl.)</strong> [Müzemmil 2]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et.)</strong> [A. İmran 159]<span style="font-size: xx-small;"><br />
<span id="more-1947"></span><br />
</span>Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Vitir namazı, sabah namazının sünneti ve iki rekat kuşluk namazı bana farz, sizlere sünnettir.)</strong> [İ. Ahmed, Taberani]<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Ümmetime zor gelmeseydi gece namazını onlara da mecburi kılardım.) </strong>[Müslim]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Ben misvak kullanmakla emrolundum.)</strong> [İ. Ahmed]<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Borçlu ölen müminin borcunun ödenmesi benim üzerimedir.)</strong> [Müslim]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Farzları yapmam gibi müdara etmem de emredildi.)</strong> [Tirmizi]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Peygamber efendimizin, zekat, sadaka alması haram idi. Zengin değildi ama, zengin de olsa zekat vermesi farz değil idi. Öldürülmesi gereken birinin katline yahut dövülmesine gizlice işaret etmesi de haram idi. Açıkça söylemesi gerekirdi. Miras bırakması, yazı yazması, şiir söylemesi, soğan sarmısak gibi çirkin kokulu şeyleri yemesi de haram idi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<strong><br />
(Biz Peygamberler, miras bırakmayız. Bize kimse vâris olamaz. Bizden kalanlar sadaka</strong> [vakf] <strong>olur.)</strong> [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] <span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Bir dinarım bile vârislerime miras kalmaz. Zevcelerimin ve memurlarımın nafakasından başka bıraktığımın hepsi sadaka </strong>[vakf]<strong>dır.)</strong> [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Ben sadaka alıp yemem.)</strong> [Müslim]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Şiir söylemem.)</strong> [Ebu Davud] [Ancak atasözü gibi olan hikmetli beyitleri söylerdi. (Tirmizi)]<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Yanıma melek geldiği için soğan sarmısak yemem.)</strong> [Hakim]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Biz, ümmi bir milletiz.)</strong> [Buhari] (Yazı yazmadığı âyetle de sabittir.)<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Kendini istemeyen kadını nikahında tutması ve kitap ehli kâfir kadınla evlenmesi de haramdı. Önceleri, hanımını boşamak caiz idi. Hafsa validemize bir talak vermiş idi. <strong>(Ey habibim, Ona geri dön! Çünkü o çok oruç tutar, çok namaz kılar. Cennette de senin hanımındır)</strong> mealindeki vahiy ile Ahzab suresinin, <strong>(Boşadığın hanımlarından istediğini tekrar nikahlamanda, sana günah yoktur)</strong> mealindeki 51. âyeti üzerine, onu tekrar nikahladı. Daha sonra, hanımlarını boşaması ve başka kadınlarla evlenmesi de haram edildi. Resulullahın hanımları müminlerin anneleri olduğu için, Onun hanımları ile evlenmek de Müslümanlara haram edildi. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Peygamberin hanımları, müminlerin anneleridir.)</strong> [Ahzab 6]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen sana helal değildir.)</strong> [Ahzab 52)<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Ey iman edenler, Resulullahı üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz, büyük günahtır.)</strong> [Ahzab 53]</p>
<p><strong>Sünnetle farz arasında konuşmak<br />
Sual: </strong>Sünnetle farz arasında konuşulmazken, Resulullah’ın sabah namazının farzından önce konuşmasının hikmeti nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İslam âlimleri, Peygamber efendimizin yaptığı şeyleri üçe ayırmışlardır:<br />
<strong>1-</strong> Müslümanların da yapması lazım olan şeylerdir. Bunlara, <strong>(Sünnet)</strong> denir.<br />
<strong>2-</strong> Âdete bağlı şeylerdir. Bunları her Müslüman, bulunduğu yerin âdetine uyarak yapar.<br />
<strong>3-</strong> Resulullah’a has olan, <strong>Hasais</strong> denilen özel şeylerdir. Bunları başkasının yapması caiz değildir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Resulullah efendimiz, sabah namazının sünnetini evinde kılıp, Hazret-i Aişe ile bir miktar konuştuktan sonra, farzı kıldırmak için mescide giderdi. Bu hal, <strong>hasais-i peygamberi’</strong>dir. Yani Peygamber efendimize has özel işlerdendir. Âişe validemizle konuşmadan dışarı çıksaydı, ilahi tecellilerden ve nurlardan dolayı, yüzüne kimse bakamazdı.<strong> (H.L.O. İman) </strong></p>
<p><strong>Peygamberimizin boşaması<br />
Sual:</strong> Peygamberimizin Hafsa validemizi boşayıp sonra tekrar aldığı söyleniyor. Hanımını boşamak Peygamberimize yasak değil miydi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Önce serbestti, daha sonra âyet-i kerimeyle yasak edildi. Hafsa validemizi boşaması da, yasak edilmeden önceydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/resulullaha-mahsus-hukumler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sakal-ı şerifin kıymeti</title>
		<link>http://islamdini.de/sakal-i-serifin-kiymeti</link>
		<comments>http://islamdini.de/sakal-i-serifin-kiymeti#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 15:37:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1942</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Peygamber efendimizin sakal-ı şerifi, hırkası veya başka bir eşyası ile bereketlenmeye putçuluk diyenler var. Onu methetmeye, Onu vesile ederek yardım istemeye şirk diyenler var.
Bu konuyu açıklar mısınız?
CEVAP
Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği, (Habibim) buyurduğu O sevgili Peygamberi övmek, (Her istediğini vereceğim) müjdesi ile şereflenmiş olan o en yüksek Peygamberi vesile etmek, hiç şirk olur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Peygamber efendimizin sakal-ı şerifi, hırkası veya başka bir eşyası ile bereketlenmeye putçuluk diyenler var. Onu methetmeye, Onu vesile ederek yardım istemeye şirk diyenler var.<br />
Bu konuyu açıklar mısınız?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği, <strong>(Habibim)</strong> buyurduğu O sevgili Peygamberi övmek, <strong>(Her istediğini vereceğim)</strong> müjdesi ile şereflenmiş olan o en yüksek Peygamberi vesile etmek, hiç şirk olur mu? Sakal-ı şerife hürmet hiç putçuluk olur mu?</p>
<p>Resulullahı, Allahü teâlâ övmüştür. Kendisi de, kendisini överek, Allahü teâlânın kendisine ihsan etmiş olduğu nimetleri saymıştır. Bunları hakikati bildirmek için söylediğini, yoksa peygamberlik vazifesini yapmamış olacağını defalarca bildirmiştir.</p>
<p>Resulullah efendimizi övmek ibadettir. Eshab-ı kiramın hepsi övmüştür. Bunlardan Hassan bin Sabit ve Kab bin Züheyrin uzun methiyeleri meşhurdur. Kab, kasidesinde çok övmüştü. Resulullah efendimiz, bunu beğenip, Kab’ın kusurunu af buyurup, mübarek hırkasını ona hediye etmişti. Bu hırka-i saadet, şimdi Topkapı sarayındadır.<br />
<span id="more-1942"></span>
<a href='http://islamdini.de/sakal-i-serifin-kiymeti/hirkai_saadet1' title='Hirkai_Saadet1'><img width="150" height="150" src="http://islamdini.de/wp-content/uploads/Hirkai_Saadet1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Hirkai_Saadet1" title="Hirkai_Saadet1" /></a>
<a href='http://islamdini.de/sakal-i-serifin-kiymeti/hirkaisaadett' title='Hirkaisaadett'><img width="150" height="150" src="http://islamdini.de/wp-content/uploads/Hirkaisaadett-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Hirkaisaadett" title="Hirkaisaadett" /></a>
<br />
Uzun zaman Resulullah efendimize hizmetle şereflenen Enes bin Malik, kendisi ile beraber bir sakal-ı şerifin defnolunmasını vasiyet etti. Allahü teâlânın huzuruna sakal-ı şerif ile birlikte çıkmak istedi. <strong>(Buhari)</strong></p>
<p>Peygamber efendimizin, sakal-ı şerifinin mübarek kıllarını, bereketlenmeleri için insanlara verdiği, Kütüb-i sittede yazılıdır. Kadı İyad, diyor ki: Resulullah efendimizin faziletlerinden birisi de şudur ki, Halid bin Velid, başında, sarığı arasında bir sakal-ı şerif taşırdı. Bunu taşıdığı her savaşta zafer kazanırdı. Hâlid, mübarek bir kılı sebebi ile muradına kavuşuyor da, Resulullah efendimizin mübarek zat-ı şerifini vesile ederek Allahü teâlâdan dilekte bulunanlar kavuşmaz olur mu? <strong>(Şif’a)</strong></p>
<p>Çok kıymetli bir itikad kitabı olan <strong>Nur-ül-İslam</strong>’da aynen şöyle buyuruluyor:<br />
Peygamber efendimizin eşyaları ile bereketlenmek, Onun mübarek gözleri önünde yapılmış, sabit bir iştir. Resulullah efendimiz de, bu işi beğenip kabul buyurmuştur. Onun vefatından sonra da bu iş devam etmiştir. Çünkü Allahü teâlâ, Onun kendi eşyalarına, dokunduğu şeylere ve mübarek tenine dokunan şeylere birçok meziyetler vermiştir ki, bunlarla bereketlenilir ve faydalanılır.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir’in kızı Hazret-i Esma, Peygamber efendimiz hayatta iken giydiği bir cübbe çıkarıp, (Şifa bulmaları için, biz bunu yıkayıp hastalara veriyoruz) dedi.</p>
<p>Abdülkasım bin Me’mun hazretlerinin yanında, Peygamber efendimizin bir çanağı vardı. Bundan su verdiği hastalar şifa bulurlardı. Peygamber efendimiz abdest aldığı zaman, Eshab-ı kiram, Onun abdest suyuna dokunmak ve düşen bir kılını almak için yarışırlar ve bununla bereketlenirlerdi. O da bu hareketlerini kabul buyururdu. Hatta, mübarek başını tıraş ettiği zaman, bereketlenmek için, mübarek saçını, Eshabı arasında paylaştırmasını Ebu Talha hazretlerine emrederdi. <strong>(Buhari)<br />
</strong><br />
Hazret-i Ebu Cuhayfa diyor ki:<strong><br />
(Resulullah efendimiz, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, Onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübarek ellerini tutup yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübarek elleri, kardan daha soğuktu ve miskten daha güzel kokuyordu.) </strong>[Buhari]<br />
(Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifadesi, faziletli ve salih kimselere dokunarak bereketlenmenin meşru olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
<strong>(Resulullah bir yarası olan kimseyi tedavi ederken, işaret parmağını yere koyar ve kaldırıp, “Bismillahi türbetü erdina biriki ba’dina liyüşfa bihi sekimüna biizni Rabbina” derdi.)</strong> [Müslim]</p>
<p>İmam-ı Nevevi buyuruyor ki:<br />
(Hadis-i şerifin manası şöyledir: İşaret parmağını mübarek ağız suyu ile ıslatıp, sonra toprağın yapışması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i şerifiyle bereketlenmek için bu duayı okurdu.)</p>
<p>Hadis-i şerif kitaplarında, Eshab-ı kiramın Peygamber efendimizin eşya ve eserleriyle; teri, gözyaşı ve ağız suyu ile bereketlendiklerine dair misaller çoktur.</p>
<p>Resulullah efendimizin sakal-ı şerifinin bazı telleri, halifeler, müslüman hükümdarlar tarafından korunmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Bir kısmı Osmanlı Sultanlarının hazinelerindedir. Allahü teâlâ, onlara rahmet eylesin.</p>
<p>Bu mübarek tellerden birkaçı, Kuzey Irak’ta Süleymaniye’ye bağlı Halepçe kazasının Beyare nahiyesindedir. Benim gözlerim önünde bunlar vesile edilerek kıtlığın bitmesi ve yağmurun yağması için dua edildi ve hemen bol bol yağmur yağdı.</p>
<p>Düşmanların hücumu esnasında bunlar vesile edilerek dua edilmiş ve müslümanlar, düşmanın şerrinden korunmuşlardır. Bu anlattıklarımız, buralarda yaşayan müslümanlarca malumdur. Bunlarda şüphe etmenin yeri yoktur. Bunlarda şüphe edenler, Yusuf suresinin 93-96. âyet-i kerimelerine baksınlar: <strong>(</strong>[Yusuf aleyhisselam,] <strong>şu gömleğimi götürün de, babamın yüzüne koyun,</strong> [gözleri] <strong>görecek duruma gelir ve bütün ailenizi bana getirin, dedi. Kafile ayrılınca, babaları: “Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” dedi. Çevresindekiler: “Allah’a yemin ederiz ki, sen, hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler. Müjdeci gelip, gömleği Yakub’un yüzüne sürünce, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub, “Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?” dedi.) </strong>[Nur-ül-İslam s.122-125]</p>
<p>Nur-ül-İslam’dan aldığımız bu yazıdan da anlaşılacağı gibi, mübarek eşyalarla bereketlenmek çok güzel bir iştir, putçulukla hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p>Bir misal daha verelim:<br />
Resulullah efendimiz aleyhisselam çarşıya çıkıp, bir entari satın aldı. Giderken gördü ki, bir a’ma oturmuş, (Allah rızası için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir) diyordu. Almış olduğu entariyi buna verdi. A’ma, entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resulullah efendimizin mübarek elinden geldiğini anladı. Çünkü, Resulullahın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’ma dua ederek, (Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. İki gözü hemen açıldı. <strong>(Zad-ül Mukvin)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/sakal-i-serifin-kiymeti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

