<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini &#187; Mezhep ve mezhepsizlik</title>
	<atom:link href="http://islamdini.de/konular/sual/mezhepler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 14:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Tasavvuf ehli müctehid idi</title>
		<link>http://islamdini.de/tasavvuf-ehli-muctehid-idi</link>
		<comments>http://islamdini.de/tasavvuf-ehli-muctehid-idi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:24:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1818</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Tasavvuf büyüklerinin bir mezhebe bağlanmadıkları, mutlak müctehid oldukları söyleniyor. Böyle bir şey var mıdır?
CEVAP
Tasavvuf büyüklerinin hiçbiri, dört mezhepten ayrılmamıştır. Dört mezhepten ayrılmak, İslamiyet&#8217;ten ayrılmak olur. Tasavvuf büyüklerinin hepsi kemale gelmeden önce bir fıkıh âliminin mezhebinde idi. Mesela Cüneydi Bağdadi, Süfyan-ı Sevrinin mezhebinde idi. Abdülkadir-i Geylani, Hanbeli; Ebu Bekri Şibli, Maliki; İmam-ı Rabbani; Hanefi, Harisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Tasavvuf büyüklerinin bir mezhebe bağlanmadıkları, mutlak müctehid oldukları söyleniyor. Böyle bir şey var mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Tasavvuf büyüklerinin hiçbiri, dört mezhepten ayrılmamıştır. Dört mezhepten ayrılmak, İslamiyet&#8217;ten ayrılmak olur. Tasavvuf büyüklerinin hepsi kemale gelmeden önce bir fıkıh âliminin mezhebinde idi. Mesela Cüneydi Bağdadi, Süfyan-ı Sevrinin mezhebinde idi. Abdülkadir-i Geylani, Hanbeli; Ebu Bekri Şibli, Maliki; İmam-ı Rabbani; Hanefi, Harisi Muhasibi Şafii idi. Zamanla mezhepte mutlak müctehid olanlar oldu. Mezhepte mutlak müctehid, dört mezhebin imamları gibi müstakil müctehid değildir.</p>
<p>Tasavvuf ehlinin mezhebi yoktur demek, mezheplerin hepsini bilir, hepsini gözetir, evla olanı, ihtiyatlı olanı yapar demektir.<br />
<span id="more-1818"></span><br />
Tasavvufun yüksek derecesine varmış olan arif-i kamiller, zevk ve vicdan ile ictihad sahibi olurlar. Helal olan şeyleri, güzel kokuları ile, haramları da, habis kokuları ile anlarlar. Bir Arif-i kamilden feyiz almadıkça, ictihad derecesine yükselmek mümkün değildir. Bu dereceye yükselen Velinin, bir mezhebi taklit etmesine lüzum kalmaz. Onların Hanefi, Şafii olduklarını söylemeleri, bu dereceye yükselmeden önce taklit etmiş oldukları mezhepleridir. <strong>(Mizan-ül-kübra)</strong></p>
<p><strong></strong>Dört mezhepteki fukaha yedi derecedir:</p>
<p><strong>1- Müctehidi fiş-şer: </strong>Mutlak ve müstakil müctehiddir. Dört mezhebin imamları böyledir.</p>
<p><strong>2- Müctehidi fil-mezhep: </strong>Mezhebde mutlak müctehiddir. Müntesib müctehid de denir. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed gibi. İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi.</p>
<p><strong>3- Müctehidi fil-mesail: </strong>Bunlar meselede müctehiddir, mezhebinin delillerini bilir. Ortaya yeni çıkan meselelerin hükümlerini bulurlar. Tahavi, Kerhi, Halvani, Serahsi, Pezdevi, Kadıhan gibi derin âlimler bu tabakadandır.</p>
<p><strong>4- Eshabı tahric: </strong>Bunlar müctehid değildir. Mücmel sözleri ve mübhem hükümleri açıklarlar. Ebu Bekr Ahmed Razi bu tabakadandır.</p>
<p><strong>5- Eshabı tercih: </strong>Rivayetlerin sıhhat derecelerini, sahih, evla olanları seçerler. Kuduri ve Hidaye sahibi böyledir.</p>
<p><strong>6- Eshabı temyiz: </strong>Kuvvetli, zayıf, zahir ve nadir haberleri birbirlerinden ayıran mukallid âlimlerdir. Kenz, Muhtar, İhtiyar, Vikaye kitaplarının sahipleri böyledir. Bunların kitaplarında zayıf rivayet olmaz. <strong>(Ümmetimden hak üzere olan âlimler, Kıyamete kadar bulunur) </strong>hadis-i şerifinde bildirildiği gibi, bu tabakadaki âlimler kıyamete kadar bulunurlar ve hakkı batıldan ayırırlar.</p>
<p><strong>7- Mukallid: </strong>Bunlar, öteki tabakalarda bulunan alimlerin kitaplarından doğru nakil yapabilen âlimlerdir. Bunlar, meşakkat olmadıkça, mezhebe muhalif fetva veremezler. Tahtavi, İbni Abidin ve Dürr-ül-muhtar sahibi bunlardandır. <strong>(Mecmuai Zühdiyye)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/tasavvuf-ehli-muctehid-idi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalbe danışmak</title>
		<link>http://islamdini.de/kalbe-danismak</link>
		<comments>http://islamdini.de/kalbe-danismak#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:23:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bir doktor, (Dalak kandır, kanın ise Kur’anda haram olduğu bildiriliyor. O halde dalak haramdır) diyor. Yalnız Kur’an diyen biri de, (Maide suresinin üçüncü ayetinde (Meyte [boğazlanmadan kendiliğinden ölen hayvan] ve kan size haram kılındı) dendiği için balık ve dalak yemek haramdır) diyor. Mezheplere inanmayan biri de, (Ben kalbimin onaylamadığına itibar etmem. (Müftüler, fetva verseler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Bir doktor, (Dalak kandır, kanın ise Kur’anda haram olduğu bildiriliyor. O halde dalak haramdır) diyor. Yalnız Kur’an diyen biri de, (Maide suresinin üçüncü ayetinde <strong>(Meyte </strong>[boğazlanmadan kendiliğinden ölen hayvan]<strong> ve kan size haram kılındı)</strong> dendiği için balık ve dalak yemek haramdır) diyor. Mezheplere inanmayan biri de, (Ben kalbimin onaylamadığına itibar etmem. (<strong>Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış</strong>) mealindeki hadise dayanarak, birçok sahih hadisin kalbime yatmadığını görüyor ve hadis kitaplarındaki yüzlerce uydurma hadisleri tespit edebiliyorum. Diyanetin fetvalarını da inceledim. Kalbime yatmayanların hepsini çıkardım) diyor. Şunu sormak istiyorum. Herkes Kur’anı tam doğru anlayabilir mi? Herkes kalbine danışarak hadislerin uydurma olduğunu ve fetvaların yanlışlığını tespit edebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Namazın nasıl kılınacağını, zekâtın nasıl verileceğini, hangi mallardan ne kadar verileceğini Kur’andan anlamak imkânsızdır. Resulullah efendimiz, meyte ve kanı şöyle açıklıyor:<br />
<strong>(İki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirge, iki kan, karaciğerle dalaktır.)</strong> [İbni Mace, Ebu Davud]<br />
<span id="more-1816"></span><br />
Demek ki, dalak ve ciğer, âyet-i kerimede bildirilen kandan istisnadır. Meyte, yani dine uygun boğazlanmadan öldürülen hayvanlar haramdır ama balık bundan müstesnadır.</p>
<p>Kalble ilgili sualin cevabı da şöyledir:</p>
<p>Dinimizde, herkesin kalbi ölçü olsa idi, Kur’an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. (Herhangi bir konuda <strong>(Kur&#8217;ana, sünnete ve icmaya falan bakmayın, kalbinize danışın, kalbiniz onaylarsa o işi yapın)</strong> denirdi. Bid’at fırkalarından mutezile de,<strong> (Akıl, iyi ile kötüyü, hak ile batılı birbirinden ayırır)</strong> diyerek aklı ölçü kabul ediyor. Bugün mutezile zihniyetinde olanlar dindeki dört delile göre değil, aklına göre konuşuyorlar. Dinimizde akıl da, kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz. Kesin ölçü olsa idi, o zaman peygamberlere ihtiyaç olmazdı. Hâşâ Allah lüzumsuz olarak göndermiş olurdu. <strong>(Kalbinize danışın)</strong> hadisi şerifinin de uygulandığı yerler var.</p>
<p>İki hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Helal haram bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. İnsanların çoğu bunları bilmez. Şüphelilerden sakınan şerefini ve dinini korumuş olur. Şüphelilere giren harama düşer. Bu, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir. Her an o koruya dalabilir. Her sultanın bir koruluğu vardır. Allah’ın yeryüzündeki koruluğu da haram kıldığı şeylerdir.)</strong> [Kütüb-i sitte]</p>
<p><strong>(Helal haram bellidir. Öyleyse şüphelilerden sakının, şüpheli olmayanları yapın.)</strong> [Taberani]</p>
<p>Bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, şüphe edilen ve kalbi sıkan şeyi yapmamalı. Şüphe edilmeyeni yapmak caiz oluyor. Şüphelilerden sakınmayan, harama düşer.</p>
<p>Şüpheliler de, üç kısımdır:<br />
<strong>1</strong>- Sakınması <strong>vacibdir.</strong> Her sanatın bir ilmi vardır. Herkese, sanatının ilmini öğrenmesi vacibdir. Bunu öğrenmezse harama düşebilir. Haramlardan sakınmak vacib yani farzdır.</p>
<p><strong>2-</strong> Sakınması <strong>müstehabdır.</strong> Mesela vakit girdikten sonra, namaz kılmadan uyumak özür olmaz. Bunun, vakit çıkmadan uyanması için tedbir alması farz, vakit girmeden uyuyanın alması müstehabdır. Demek ki vakit girmeden uyuyanın, uyuyakalırım diye sakınıp, tedbir alması, müstehab oluyor.</p>
<p><strong>3</strong>- Sakınması <strong>vesvese, kuruntu</strong> ve <strong>faydasızdır.</strong> Mesela, belki birinin mülküdür diye av eti yememek [belki Besmelesiz veya ateist tarafından kesilmiştir diyerek, kasaptan et almamak] ve belki sahibi ölüp vâris eline geçmiştir diye, kiraladığı evden çıkmak vesvesedir, kuruntudur.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Bir hadiste, <strong>(Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış)</strong> deniyor. Buna göre, bir şeyin helal olup olmadığını anlamak için, aklımıza, kalbimize mi bakmak gerekir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Dinimizde dört delil vardır. Kalbe danışmak delil değildir. Eğer dindeki dört delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine göre sayısız din meydana çıkar. Ölçüyü iyi bilmek gerekir.</p>
<p>Dinimizde, herkesin aklı ve kalbi ölçü olsa idi, Kur’an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. Dinimizde akıl da kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz. Mesela bazı kimseler, (Ben Ankara’dan oğlumun bulunduğu İstanbul’a uçakla kısa bir zamanda geldim. Bir gün kalıp gideceğim. Ben günlerce yol gitmedim ki, hem gittiğim yer kendi evim sayılır, kendi evimden daha çok rahat ediyorum. Niye İstanbul’da seferi olacakmışım ki? Üstelik Peygamberimiz, <strong>(Aklı olmayanın dini yoktur, müftüler fetva verseler de sen kalbine danış)</strong> demiyor mu? Öyle ise ben de aklıma ve kalbime danıştım, Ankara’dan İstanbul’a gelmekle seferi olmam) diyor. Halbuki, bir kimse Ankara’dan bir saatte İstanbul’a gelse, seferi olur da, Pendik’ten Fatih’e iki saatte gelse, yine seferi olmaz.</p>
<p>Bir kimse, bir memura verilen hediyeyi, müftüye sorsa, o da, <strong>(Bir çıkarı olmadan, iş bittikten sonra, kendi rızası ile vermişse, bu hediye helaldir)</strong> diye fetva verse, ama o kimse, <strong>(Ben, bunu memur işimi yapsın diye, rüşvet olarak veriyorum, kalbim bunu hoş görmüyor)</strong> diyorsa, burada kalbin rolü vardır. Müftü, anlatılışa, yani görünüşe göre, o hediyedir diye fetva verse de, şüpheli şeylere bulaşmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/kalbe-danismak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selim akıl</title>
		<link>http://islamdini.de/selim-akil</link>
		<comments>http://islamdini.de/selim-akil#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:21:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1812</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Selim akıl Peygamberlerde bulunur ve hiç yanılmaz deniyor. İctihadda yanılmak bundan farklı mıdır?
CEVAP
İctihadda yanılmak farklıdır. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerim dışındaki mübarek sözlerini anlamak için, (Ya Resulallah, bu vahiy mi, yani Allahü teâlânın kesin emri mi, yoksa kendi ictihadınız mı?) diye sorarlardı. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Selim akıl Peygamberlerde bulunur ve hiç yanılmaz deniyor. İctihadda yanılmak bundan farklı mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İctihadda yanılmak farklıdır. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerim dışındaki mübarek sözlerini anlamak için, <strong>(Ya Resulallah, bu vahiy mi, yani Allahü teâlânın kesin emri mi, yoksa kendi ictihadınız mı?)</strong> diye sorarlardı. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. Yani Peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak şey için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Hazret-i Ömer ise, başka türlü ictihad etmişti. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hazret-i Ömer’in ictihadının doğru olduğunu bildirdi.</p>
<p>Hayrın şerrin yaratıcısı Allahü teâlâ olduğu gibi, Peygamberlerini yanıltan da Allahü teâlâdır. Resulullah efendimiz bir namaz kılarken yanılıyor. Sonra, <strong>(Yanıltıldım, unutturuldum) </strong>gibi ifadelerle cevap veriyorlar. Bir dini hükmün ortaya çıkması için Allahü teâlânın yanılttığı veya unutturduğu meydana çıkıyor.</p>
<p>Esirlerin öldürülmesi olayında da, Resulullahın amcası Abbas ve daha bazı esirler daha sonra müslüman oldular. Sadece Hazret-i Abbas’ın soyundan binlerce âlim, büyük zatlar geldi. Eğer öldürülmüş olsaydı, bu nesil gelmeyecek ve kendisi de Cehennemlik olacaktı. Buradaki yanılmanın ne kadar rahmet olduğu meydana çıkıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/selim-akil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski ictihad</title>
		<link>http://islamdini.de/eski-ictihad</link>
		<comments>http://islamdini.de/eski-ictihad#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:20:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1808</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bir müctehid, eski ictihadından vazgeçse, o ictihadı artık geçersiz olmaz mı? Sonraki ictihadı ilk ictihadını nesh etmez mi? Bir hadis âlimi bir hadise uydurma dese, bu hadis, bütün hadis âlimlerince uydurma sayılır mı?
CEVAP
Müctehidin eski ictihadı, kendisini bağlamaz. Ancak, müftüler, ihtiyaç halinde müctehidin bu eski ictihadı ile de fetva verebilirler. Çünkü o ictihad başkaları için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Bir müctehid, eski ictihadından vazgeçse, o ictihadı artık geçersiz olmaz mı? Sonraki ictihadı ilk ictihadını nesh etmez mi? Bir hadis âlimi bir hadise uydurma dese, bu hadis, bütün hadis âlimlerince uydurma sayılır mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Müctehidin eski ictihadı, kendisini bağlamaz. Ancak, müftüler, ihtiyaç halinde müctehidin bu eski ictihadı ile de fetva verebilirler. Çünkü o ictihad başkaları için yine geçerlidir. Müctehid eski ictihadından vazgeçse de, onu da Müctehid iken bildirdiği için geçersiz bir ictihad durumuna düşmez. Çünkü ictihad ictihadı nakzetmez. Özellikle İmam-ı Şafii hazretlerinin eski ictihadları meşhurdur. Şafiiler, o eski ictihadlarla da amel ederler. İmam-ı a’zam hazretlerinim talebeleri, (<strong>Bizim ictihadlarımızın çoğu, İmam-ı a’zamın eski ictihadlarıdır</strong>) demişlerdir. Bir müctehidin ictihadı, diğer müctehidin ictihadını hükümsüz kılamaz.<br />
<span id="more-1808"></span><br />
Bu husus, hadis-i şerifler için de geçerlidir. Bir hadis için bir âlim, mevdu yani uydurma demişse, sadece uydurma diyene göre o hadis uydurma olur. Mevdu diyen hadis âlimi, bana göre, benim aradığım şartlara göre sahih değil der. O hadisi bildiren hadis âliminin şartlarına göre ise, o hadis yine sahihtir. Yani bir hadis âlimi, bir hadise uydurma derse, o hadis bütün âlimlerce uydurma olmuş olmaz. Bunu bilmeyen cahiller, falanca bu hadise uydurma dedi, artık bu hadis uydurma diye konuşurlar. O hadise uydurma diyen âlim ise, hadisi bildiren de âlimdir. Hatta uydurma diyen âlimin derecesi yüksek bile olsa, yine o hadis uydurma olmaz. Çünkü imam-ı Ebu Yusuf, hocası imam-ı a’zam hazretlerinin ictihadlarından farklı ictihad edebiliyordu. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bulunan hiç bir hadise uydurma denemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/eski-ictihad/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hatalı ictihad olmaz</title>
		<link>http://islamdini.de/hatali-ictihad-olmaz</link>
		<comments>http://islamdini.de/hatali-ictihad-olmaz#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1803</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Ben hiçbir mezhebe bağlı değilim diyen birisi, “Mezhep imamları ilah değildir, peygamber gibi masum da değildir. ictihadlarının doğrularını alır, hatalarını atarız. Yahut delilleri daha kuvvetli olanı seçeriz” diyor. Böyle söylemesi doğru mudur?
CEVAP
Bir müctehid bile, başka müctehidin hata ettiğini bilemez. Çünkü, (İctihad ictihadla nakz olunamaz) buyuruluyor. Bunun için şu ictihad doğrudur veya delili daha kuvvetlidir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Ben hiçbir mezhebe bağlı değilim diyen birisi, “Mezhep imamları ilah değildir, peygamber gibi masum da değildir. ictihadlarının doğrularını alır, hatalarını atarız. Yahut delilleri daha kuvvetli olanı seçeriz” diyor. Böyle söylemesi doğru mudur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bir müctehid bile, başka müctehidin hata ettiğini bilemez. Çünkü, <strong>(İctihad ictihadla nakz olunamaz)</strong> buyuruluyor. Bunun için şu ictihad doğrudur veya delili daha kuvvetlidir denemez. Bir müctehid, Allah indinde isabet edemese, hata etse bile yine sevap alır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.)</strong> [Buhari]</p>
<p>Sevap olan bir şey için hata tabirini kullanmak caiz değildir. Böyle farklı ictihadlar da Allahü teâlânın bir rahmetidir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
<strong>(Ümmetimin </strong>[âlimlerin]<strong> ihtilafı </strong>[farklı ictihadları] <strong>rahmettir.)</strong> [Beyheki, Deylemi, İ.Münavi, İ. Nasr]<br />
<span id="more-1803"></span><br />
Rahmet ve sevap olan bir ictihad için, nasıl olur da imam-ı a’zamın veya imam-ı Gazali’nin hatası var diyebiliriz? İşte bunun için (Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında hata yoktur, uydurma hadis olmaz) deniyor. Böyle söylemenin hâşâ onları peygamber ve ilah derecesine yükseltmekle ne alakası var? İctihadları hatalı, kitaplarında uydurma hadis var zannı ile Resulullahın vârislerine dil uzatmak caiz olmaz. Hatalı ictihad tabirini kullanmak da bu bakımdan hatalıdır.</p>
<p>Mezhep imamlarının hatası olmaz. Allah indinde hatası varsa o da sevap aldığı için hata sayılmaz. İnsanlar da onun hata olduğunu bilemez. Bir kimse, müctehid bile olsa, şu ictihad doğru, şu ictihad yanlış diyemez. Ancak müctehid, (Benim ictihadım şudur) diyebilir.</p>
<p>Halife Harun Reşid, İmam-ı Malik hazretlerinin ictihadlarını çok beğenmişti. Bunun için herkesin Maliki olmasını şiddetle arzu ediyordu. İmam-ı Malik hazretlerine &#8220;Ya İmam senin kitaplarını çoğaltıp, her yere göndereceğim. Herkesin senin mezhebine uymasını emredeceğim&#8221; dedi. İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki:<br />
&#8220;Ya halife, hadis-i şerifte; <strong>&#8220;Ümmetimin âlimlerinin farklı ictihadları rahmettir&#8221; </strong>buyuruluyor. Bu farklı ictihadlar Allahü teâlânın rahmetidir. Hepsi hidayet üzeredir. Müslümanları bu rahmetten mahrum bırakmak yanlıştır.&#8221;</p>
<p>Hakkı teslim eden halife bu arzusundan vazgeçti.</p>
<p><strong>Ben kadılık yapamam<br />
Sual: </strong>İmam-ı a’zam Ebu Hanife, kadılık teklifini niye kabul etmedi? Eğer o devlette kadılık yapılmazsa, İmam-ı Ebu Yusuf niye aynı devlette kadılık yaptı? Eğer kadılık caizse, İmam-ı azam niye yapmadı? İkisinden birisi yanlış iş yapmadı mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bu, iki müctehidin farklı ictihadıdır. Bir müctehid bir meseleye haram derken, öteki caizdir, hatta farzdır diyebilir. Farklı ictihaddan dolayı müctehidlere bir şey denemez. Deve ve Sıffin olayında da farklı ictihad yüzünden savaş olmuştu. Farklı ictihadı bilmeyenler, Eshab-ı kirama dil uzatıyorlar. Kadılık konusu da, farklı bir ictihaddır. İmam-ı a’zam hazretlerine kadılık teklif edilince, <strong>(Ben kadılık yapamam) </strong>buyurdu. (Yalan söylüyorsun) denilince de,<strong> (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) </strong>buyurdu. Demek ki yapmasına bir mani var. Bir mani olmasa, niye itiraz etsin ki? Kabul etmemesi, devlete kadılık yapılmayacağı için değildi. İmam-ı a’zam hazretleri takva ehli olup, dünya malına, makam ve mevkie asla kıymet vermezdi. Bilemediğimiz daha başka sebepler yüzünden kabul etmedi. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri ise, kendi ictihadına uyup, bu vazifeyi kabul etti. Böylece, o makama ehil olmayan insanların gelmesine de mani oldu. Her ikisinin ictihadına da dil uzatmak, bir Müslümana yakışmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/hatali-ictihad-olmaz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam-ı Rabbaniyi de tenkit</title>
		<link>http://islamdini.de/imam-i-rabbaniyi-de-tenkit</link>
		<comments>http://islamdini.de/imam-i-rabbaniyi-de-tenkit#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:17:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1800</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Abduhcu biri, ikinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretlerini şöyle tenkit ediyor. Bu tenkitle ilgili açıklama yapar mısınız?
- İmam Rabbani, &#8220;kıyamet alametleri&#8221; içinde yer alan İsa&#8217;nın gökten inme olayını klasik itikad kitapları gibi anlatıyor.
CEVAP
Klasik itikad kitapları, demekle İslam âlimlerinin yazdıkları en kıymetli kitapları kötülemektedir. İtikadın yenisi olur mu hiç? O zaman, Resulullahın, Eshabının ve onları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Abduhcu biri, ikinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretlerini şöyle tenkit ediyor. Bu tenkitle ilgili açıklama yapar mısınız?</p>
<p><strong>-</strong> İmam Rabbani, &#8220;kıyamet alametleri&#8221; içinde yer alan İsa&#8217;nın gökten inme olayını klasik itikad kitapları gibi anlatıyor.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Klasik itikad kitapları, demekle İslam âlimlerinin yazdıkları en kıymetli kitapları kötülemektedir. İtikadın yenisi olur mu hiç? O zaman, Resulullahın, Eshabının ve onları takip eden âlimlerin itikadları yanlış olur.</p>
<p><strong>- </strong>Şeyhi Muhammed Parisa&#8217;dan şunu nakleder: &#8220;İsa indikten sonra Ebu Hanife&#8217;nin mezhebi üzere amel edecek, helal kabul ettiğini helal, haram kabul ettiğini haram kabul edecek.&#8221; Bu cümlede bana göre birden fazla yanlış vardır:<br />
<strong>1- </strong>Ebu Hanife, Hazret-i İsa&#8217;nın üzerinde bir konuma yerleştiriliyor.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Tamamen yanlıştır. Hazret-i İsa da, Hazret-i Mehdi de ictihad edecek ve ictihadları Hanefi’ye uygun gelecektir. İmam-ı a&#8217;zamı Hazret-i İsa&#8217;dan üstün gösteriyor demesi çirkin bir iftiradır.<br />
<span id="more-1800"></span><br />
<strong>2-</strong> Haram ve helal hükmü koymak şârî&#8217;nin [Allah’ın] yetkisindedir. Ebu Hanife&#8217;ye böyle bir yetki tanımak onu şârî [Allah] kabul etmek anlamına gelir.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hâşâ burada, İmam-ı Rabbani, (İmam-ı a&#8217;zama Allah diyor) diyerek onu kâfirlikle suçluyor. Müctehidin ictihad etme yetkisi yok mudur? Elbette vardır. Müctehid isabet de eder, hata da eder. Ama hatasına bile sevap verilir. Müctehidin bu yetkisine itiraz etmek, hâşâ onu Allah yerine koyuyor demek ne kadar çirkin iftiradır. Bir müctehidin haram dediğine öteki müctehid helal diyebilir. Nitekim At eti için dört büyük imamdan İmam-ı Malik haram derken, İmam-ı Şafii ile İmam-ı Ahmed ise helal demiştir. Bu büyük müctehidlerin böyle yetkisi olmasa haram veya helal der mi hiç?</p>
<p><strong>- </strong>Hazret-i İsa’nın, derleyip topladığı ümmetin resmi fıkhı Hanefi mezhebi mi olacak?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kendisi ictihad edecek ve ictihadı Hanefi’ye uygun gelecektir. Mezheplerin birbirlerine uygun düşen ictihadları yok mu?</p>
<p><strong>- </strong>Bu, geleneksel ümmet anlayışıyla çelişen bir mezhebi bütün bir ümmete dayatmaktır.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>O anlama sokan kendisidir. Ortada çelişen bir şey yok. Mezhebimizin neresi ümmet anlayışıyla çelişiyor ki? Kendi kafası ile çelişmek, ümmet ile çelişmek mi demektir? Yahut farklı ictihadlar çelişki mi demektir?</p>
<p><strong>- </strong>İmam Rabbani&#8217;nin böylesine zayıf bir bilgiyi kabul etmesi entelektüel kişiliği ile çelişmektedir.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Yani imam-ı Rabbani hazretleri bunun zayıf bilgi olduğunu bilmiyor da Abduhcu nereden biliyor? Hemen diyecek ki biz Kur&#8217;an ve Sünnete bakarız. Peki koca imam-ı Rabbani hazretleri, Kur&#8217;an ve Sünnete bakmıyor muydu? O Kur&#8217;andan anlamıyor muydu? Ne diye âlimler ona imam ve müceddid demişler? O imam-ı Rabbani hazretlerine böyle saldırmakla onu büyük bilen bütün âlimleri de eleştirmiş oluyor. Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatanın dili kurur, bir gün belasını bulur.</p>
<p><strong>- </strong>Halbuki, Heratlı Ali el-Kâri, Hazret-i İsa&#8217;nın müctehid sıfatıyla yeryüzüne geleceğini belirttikten sonra bir müctehidin diğerini taklidinin caiz olmadığının altını çizer.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bir müctehidin diğer müctehidi taklit ettiği nereden çıkarılıyor ki? İctihad ediyor, ictihadı Hanefi’ye uygun geliyor. İctihadların bir birine uyması onu taklit etmek mi oluyor? Bu ne cahillik böyle?<br />
Her ne kadar <strong>Aliyyül kâri</strong>, burada yanlış bir şey söylememiş ise de, onu senet gibi alıyor. <strong>Aliyyül kâri</strong> Peygamber efendimizin mübarek ana babasına kâfir diyecek kadar ileri gitmiş, bir çok sahih hadise uydurma demiştir. Kaynağını görüyorsunuz. Zaten her Abduhcu, yamuklardan kaynak gösterir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/imam-i-rabbaniyi-de-tenkit/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İcma olan hususlar</title>
		<link>http://islamdini.de/icma-olan-hususlar</link>
		<comments>http://islamdini.de/icma-olan-hususlar#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:12:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1788</guid>
		<description><![CDATA[Sual: İcma nedir? İcma’ı inkâr küfür müdür? Birkaç örnek verilebilir mi?
CEVAP
Eshab-ı kiramın sözbirliğine icma denir. Tabiinin de icma’ı delildir. Bir âyet-i kerime meali:
(Müminlerin yolundan ayrılanı Cehenneme atarız.) [Nisâ 115]

İki hadis-i şerif meali:
(Ümmetimin âlimleri, dalalette birleşmez.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Taberani]
(Allahü teâlânın rızası, icmadadır.) [İbni Asakir]
İcma’ın dereceleri vardır: Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icması ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> İcma nedir? İcma’ı inkâr küfür müdür? Birkaç örnek verilebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Eshab-ı kiramın sözbirliğine icma denir. Tabiinin de icma’ı delildir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
<strong>(Müminlerin yolundan ayrılanı Cehenneme atarız.)</strong> [Nisâ 115]<strong><br />
</strong><br />
İki hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Ümmetimin âlimleri, dalalette birleşmez.)</strong> [İbni Mace, İ. Ahmed, Taberani]</p>
<p><strong>(Allahü teâlânın rızası, icmadadır.)</strong> [İbni Asakir]</p>
<p>İcma’ın dereceleri vardır: Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icması ile haber verilmiş olan icmaları, âyet-i kerime ve mütevatir olan hadis-i şerif gibi kuvvetlidir, inkâr eden kâfir olur. Eshab-ı kiramdan bazısının icma edip, diğerlerinin sükut ettikleri icma da, kesin delildir, ama inkâr eden kâfir olmaz. Eshab-ı kiramın ihtilaf ettikleri bir hükümde, sonra gelenlerde hasıl olan icma olup, haberi vahid ile bildirilen hadis-i şerif gibidir. Bununla amel vacib ama, iman vacib değildir.<br />
<span id="more-1788"></span><br />
Bir asırdaki müctehidlerin bir kısmının ictihadına, diğerleri işitince susup reddetmezlerse, Hanefi’de icma olur, Şafii’de icma olmaz. İcma delil değildir diyen kâfir olmaz; bid’at sahibi olur. Dinde zaruri olan, [cahillerin de bildikleri icma bilgilerine] inanmayan kâfir olur. Bir sözün küfür olduğunda, âlimlerin söz birliği yoksa, o söze küfür denmez.<br />
<strong><br />
İcma ile bildirilen hükümlerden bazıları şöyledir:<br />
1-</strong> Nass veya icma ile bildirilen bir haramı inkâr küfürdür.<br />
<strong><br />
2-</strong> Dört mezhebin icmaına inanmayan kâfir olur. (<strong>Redd-ül-muhtar,</strong> <strong>Mektubat</strong>)<br />
<strong><br />
3-</strong> İbadetler imandan parça değildir. Namazı terk etmekte icma hasıl olmadı.<br />
<strong><br />
4-</strong> Kütüb-i sittedeki hadis-i şeriflerin hepsi sahihtir.<br />
<strong><br />
5-</strong> Kâinattaki her şey, sonradan yaratıldı, inkâr eden kâfirdir<br />
<strong><br />
6-</strong> Kerametin hak olduğu icma-i ümmet ile sabittir.<br />
<strong><br />
7-</strong> Cemaat ile yirmi rekat teravih kılmak sünnettir.<br />
<strong><br />
8-</strong> Yayılan bid&#8217;atin kötülüğünü Müslümanlara duyurmak farzdır.<br />
<strong><br />
9-</strong> Müta nikahı haram olduğunda icma hasıl oldu.<br />
<strong><br />
10-</strong> İlk iki büyük halifenin halifeliklerine sahih değil demek küfür olur. Dört büyük halifenin üstünlükleri halifelik sırasına göredir.<br />
<strong><br />
11- </strong>Kabr-i şerifte, Resulullahtan yardım istemeyi inkâr, sahabenin icma’ını inkâr olur.<br />
<strong><br />
12-</strong> Kur&#8217;an-ı kerimin bir harfini bile değiştirmek veya musiki aletleri ile okumak haram olduğu gibi, bugün mevcut olan Mushaftan başkasını okumak da haramdır.<br />
<strong><br />
13-</strong> Namazda ayakta, âyetleri Arapçadan başka dil ile okumak caiz değildir.<br />
<strong><br />
14-</strong> Cemaatle namazı terk etmeyi âdet edinmek günahtır<br />
<strong><br />
15-</strong> Kadınların başlarını açmaları haramdır, inkâr eden kâfirdir. Sadece kulaklarından sarkan saçlarını örtmeleri farz değildir diyen âlimler de vardır<br />
<strong><br />
16-</strong> Dört mezhepten birine uymak vaciptir. Bu konuda icmâ hasıl oldu. Dördü birleştirilip bir mezhep haline getirilemez. <strong>(Tahrir, Mugîs-ül-Hak fî İhtiyârî Ehak)</strong></p>
<p>Dört mezhepten birine uymayan, bid&#8217;at ehli olup Cehenneme gider. <strong>(Tahtavi)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/icma-olan-hususlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modernist İslamcılık ve fıkıh</title>
		<link>http://islamdini.de/modernist-islamcilik-ve-fikih</link>
		<comments>http://islamdini.de/modernist-islamcilik-ve-fikih#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:09:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1780</guid>
		<description><![CDATA[Emekli bir hoca, Müslümanları, modernist İslamcı ve fıkhi geleneğe bağlı Müslüman, kısaca selefci-mezhepçi olmak üzere ikiye ayırıyor. Kendisi modernist İslamcı imiş. Modernist İslamcılar, Kitap ve Sünneti esas alırlarmış, ötekiler ise, fıkhi mezhepleri esas alırmış.
Bu ne cahillik?!. Dört fıkhi mezhepten hangisi Kitap ve Sünneti esas almaz ve hangisi Kitaba ve Sünnete aykırıdır? Bu İslamcılar, dört mezhepten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emekli bir hoca, Müslümanları, modernist İslamcı ve fıkhi geleneğe bağlı Müslüman, kısaca selefci-mezhepçi olmak üzere ikiye ayırıyor. Kendisi modernist İslamcı imiş. Modernist İslamcılar, Kitap ve Sünneti esas alırlarmış, ötekiler ise, fıkhi mezhepleri esas alırmış.</p>
<p>Bu ne cahillik?!. Dört fıkhi mezhepten hangisi Kitap ve Sünneti esas almaz ve hangisi Kitaba ve Sünnete aykırıdır? Bu İslamcılar, dört mezhepten farklı olarak ne yapmışlar da kendilerine modernist diyorlar? Namazın, orucun veya diğer ibadetlerin yeni, modern bir şekli mi olur, çağa göre ibadet değişir mi? Değişmezse, kendilerine modernist yaftasını niye takarlar ki?</p>
<p>Müslüman isminden daha güzel ne var da, başka bir isim uyduruyorlar. Kimi de İslamcı yerine dinci diyor. Dinimiz salih, mücahid, dindar, mütteki gibi kelimeleri bildirmişken, İslamcı demek bid’attir.<br />
<span id="more-1780"></span><br />
Hiçbir İslam âlimi İslamcılıktan bahsetmemiştir. Türkçe’de genelde cı, cu ekleri isim ve sıfat üreten bir ektir. İsim olarak, sütçü, balıkçı, şarkıcı gibi o işin ticaretini yapan kimseye denir. Sıfat olarak pilavcı, esrarcı, yıkıcı gibi kelimeler, o şeyi yiyene ve o işten zevk alana denir. İslamcı, dinci de bana bunlar gibi geliyor. İslam’ı ve dini yiyip bitirmekle zevk alan veya onun ticaretini yapan kimse gibidir. Bunun için de hiç kimse dinci veya İslamcı olmamalı, sadece Müslüman olmalı.</p>
<p>Selefci-mezhepçi demek de çok yanlıştır. Mezhepçilik de mezhep yiyip içen, mezhep ticareti yapan gibi bir şey. Selefci de öyle. Ne o, selef mi alıp satıyorsun sayın emekli demezler mi adama? Dört mezhebin kurucuları selef âlimleri değil mi? Bir mezhebe uyan kimse, selef âlimlerini kabul etmez mi? Selefe uyan selef âlimi olan mezhep imamlarını kabul etmiyor mu yoksa?</p>
<p>Ehl-i sünnet için, (İlahiyat fakülteleri dışında, fıkıh imamlarının kültürleri ışığında anlamayı kendilerine gaye edinmiş kimseler) diyor. Fıkıh imamlarının kültürleri ilahiyat fakültelerinin dışında mı oluyor? Yoksa ilahiyat fakülteleri, fıkıh imamlarını kabul etmiyor mu? Her ikisi de değilse, nedir bu emeklinin sıkıntısı? Mezhepsizleri savunma hırsı, emekliyi böyle ne dediğini bilmez hâle getirmiş.</p>
<p>İmam-ı a’zam hakkındaki âlimlerin sözlerini alaya almış, imam-ı a’zamın mükrehin [ölümle tehdit edilenin] talakının geçerli olmasını kabul edemiyor. (Hanefi’ye göre boş olur, üç mezhebe göre boş olmaz. Hanefi olan ne yapacak?) diyor. Mezhebin hükmü ne ise onu uygular. Mezhepsiz emekli, bir mezhebe uymayı taassup olarak görüyor ve bin yıldan beri bir mezhebe bağlanan Müslümanlara, (Bin yıl önceki mezheplere hayran olanlar) diyerek alay ediyor ve hakaretler savuruyor. <strong>(Utanmadıktan sonra istediğini yap)</strong> hadis-i şerifine uygun hareketler sergiliyor. Mason Efgani, çömezi mason Abduh ve diğer mezhepsiz bid’at ehli kimselere övgüler yağdırıyor.</p>
<p>İyi bilinmeli ki, İslami ilimler, nakli ve akli ilimler olmak üzere ikiye ayrılır. Nakli ilimler, yani din bilgileri zamanla değişmez, kıyamete kadar hep aynıdır. Zamanla değişen, âdetler ve fen bilgileridir. Nakli ilimlerin saf, berrak, bid’atsiz şekli geridedir. Akli ilimlerin ise en gelişmiş şekli ileridedir. Zamanla gelişirler. Nakli ilimleri yani din bilgilerini fen bilgileri ile karıştırmak, cahillik değilse, nedir?</p>
<p>Sen övgüler düzdüğün mason Efganilerin yolundan git, biz de bin yıl önceki imam-ı a’zamların yolundan gidelim. Senin yolun sana, bizim yolumuz bize.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/modernist-islamcilik-ve-fikih/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinimizi bozmaya çalışanlar</title>
		<link>http://islamdini.de/dinimizi-bozmaya-calisanlar</link>
		<comments>http://islamdini.de/dinimizi-bozmaya-calisanlar#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 15:02:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1778</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’ye ilk defa mezhepsizlik ve Vehhabiliği sokmaya çalışanlardan biri olan 1940’lı yıllarda vefat eden bir hoca diyor ki:
(Kur’an ile hadisler sayılıdır. Olaylar ise sonsuzdur denilerek, kıyas ile birçok şey ilave edilmiştir. Kıyas ve ictihad yoktur) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerine iftira ediyor. Kıyas ve ictihad, dine bir şey eklemek değil, Kur’an ve hadisin, derin örtülü manalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’ye ilk defa mezhepsizlik ve Vehhabiliği sokmaya çalışanlardan biri olan 1940’lı yıllarda vefat eden bir hoca diyor ki:<br />
(Kur’an ile hadisler sayılıdır. Olaylar ise sonsuzdur denilerek, kıyas ile birçok şey ilave edilmiştir. Kıyas ve ictihad yoktur) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerine iftira ediyor. Kıyas ve ictihad, dine bir şey eklemek değil, Kur’an ve hadisin, derin örtülü manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapmıştır. İcmanın da âyetle emredildiği Beydavi tefsirinde yazılıdır.</p>
<p>(Dinde, her şey söylenmiştir. Ancak Kitap ile Sünnetin bildirmediği her şey mubahtır) diyerek tenakuzlu konuşuyor.<br />
<span id="more-1778"></span><br />
(Kıyas ile, din arttırılıyor, mubahlar haram ediliyor) diyerek dinin bir hükmü olan kıyasa saldırıyor. Bilmiyor ki, zaruri olarak ve icma ile bilinen inanılacak şeylerde, itikad meselelerinde kıyas yoktur. Kitap ve sünnette açık bildirilen işlerde de kıyas olmaz.</p>
<p>(Eshabın, Kitap ve Sünnete uymayan sözleri alınmaz) diyerek, onları, Kitap ve Sünnete uymayan şey söyleyecek sanıyor. Kitabı ve Sünneti, toplayan Eshab-ı kiramdır. İslam âlimleri buyuruyor ki: (Resulullahın Peygamber olduğunu ispat edecek hiçbir şahidi bulunmasaydı, yalnız Eshabını görmek, Peygamber olduğunu bildirmeye yetişirdi. Çünkü, onların herbiri, [Resulullahın mucizesi sayesinde] her ilimde, birer derya idi.) [Mucizeye inanmayan bunu imkansız zanneder.]</p>
<p>(Müctehidlerin, Kitap ve Sünnete aykırı ictihadlarına uyulmaz) diyerek, Kitap ve Sünnete aykırı ictihad var sanıyor. (Mezhep imamına uymak, onu Peygamber menziline çıkarmak olur. Bu ise küfürdür) diyerek bir mezhebe uyan Müslümanları kâfirlikle suçluyor. Halbuki, Redd-i vehhabi ve Hadika’da diyor ki: (Dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Çünkü, Eshabın ve tâbiinin mezheplerini tam olarak bilmiyoruz, bilseydik, onlara da uymamız caiz olurdu. Çünkü, hepsi doğru idi. Dört mezhep, tam bilindiği ve yaygın olduğu için, her Müslümanın bunlardan birine uyması gerekir.)</p>
<p>(İctihadlar düşünce ve görüştür. Eldeki kitaplar, mezhep kitaplarıdır) diyerek Kitap ve Sünnetten, mezhep imamlarının değil, kendi anladığını din sanıyor. Ömer Rıza Doğrul da, bu kitaba yazdığı önsözde, yazarı övüp, (Çağın ihtiyaçlarını, kıyas yolu ile dinden değil, medeniyetin terakkilerinden beklemek gerekir. Kıyas; Kitap ve Sünnet ile alakası olmayan, fakat her şeyi dine dayamak isteyen müctehidlerin icadıdır) diyerek, kendisinin de, ehl-i sünnet olmadığını, dini ve ictihadı da bilmediğini açıklıyor.</p>
<p>Hicri 400 yılından sonra kıyas yapacak âlim yetişmedi. <strong>(Redd-ül-muhtar)</strong></p>
<p>Dört mezhepten sonra, hiçbir âlim, mutlak müctehid olduğunu söylemedi. Mezhepte müctehidler yetişti. Kıyamete kadar, lazım olacak bütün hükümleri, dört imam kitaplara yazmıştır. Şimdi, hiç kimse, Kitap ve Sünnetten, dört mezhebin birinde bulunmayan yeni bir hüküm çıkaramaz. <strong>(Mizan-ül-kübra)<br />
</strong><br />
Bugün 4 mezhepten birine uymak vaciptir. Uymayan Ehl-i sünnet olamaz. <strong>(Tahtavi)</strong></p>
<p>Bugün teknik ilerledi diyerek dinde reform düşünmek hainliktir. Allahü teâlâ, Kur’anda, <strong>(İslamiyet’i kâmil olarak gönderdim, Resulümün emrine uyun, yasak ettiklerinden sakının)</strong> buyurmasına rağmen, Resulüne “postacı, hadislerine ihtiyaç yok” demek din düşmanlığı değil midir?<br />
<strong><br />
Sual:</strong> İctihad kapısının kapandığı ve dört mezhepten başka bir mezhep kurulamayacağı söyleniyor. İctihad kapısı niye kapanıyor ki?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hicri 4. asırdan sonra, mutlak müctehid yetişmediği için, ictihad yapılmamış ve ictihad kapısı kendiliğinden kapanmıştır. Dört mezhepten başka, bir mezhebe ihtiyaç da, kalmadığı gibi, hicri dördüncü asırdan sonra, müctehide de, ihtiyaç kalmadı. Çünkü, Allahü teala ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar hayat şekillerinde ve fende yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsini kapsayan hükümleri bildirdiler. Müctehitler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler de, bu hükümlerin, yeni olaylara, nasıl uygulanacağını, tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirirler. Kıyamete yakın, İsa aleyhisselam, gökten inecek ve Hazret-i Mehdi çıkacak, ictihad yapacaklardır. <strong>(S. Ebediyye)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/dinimizi-bozmaya-calisanlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Örf ve ictihad</title>
		<link>http://islamdini.de/orf-ve-ictihad</link>
		<comments>http://islamdini.de/orf-ve-ictihad#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 14:57:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mezhep ve mezhepsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1773</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bir hoca, &#8220;Nassa aykırı olmayan örf, müctehidin ictihadından önce gelir. Yani nassa aykırı olmayan örf ictihada tercih edilir&#8221; diyor. Örf, nassa [Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere] aykırı olur mu? Aykırı olmazsa, örf, ictihada nasıl tercih edilir?
CEVAP
Bu söze göre, örf nassa aykırı değilse, ictihad nassa aykırı demektir. İctihad nassa aykırı olmaz. Bir ictihadın nassa aykırı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Bir hoca, &#8220;Nassa aykırı olmayan örf, müctehidin ictihadından önce gelir. Yani nassa aykırı olmayan örf ictihada tercih edilir&#8221; diyor. Örf, nassa [Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere] aykırı olur mu? Aykırı olmazsa, örf, ictihada nasıl tercih edilir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bu söze göre, örf nassa aykırı değilse, ictihad nassa aykırı demektir. İctihad nassa aykırı olmaz. Bir ictihadın nassa aykırı olduğu başka bir ictihadla bilinmez. İctihad, ictihadla nakzedilemez, hükmü ortadan kaldırılamaz. İctihadı nassa aykırı zannederek örfü ictihada tercih etmek sapıklık olur.<br />
<strong><span id="more-1773"></span><br />
[İctihad</strong>, müctehidlerce nasslardan çıkarılan hükümlerdir. <strong>Müctehid</strong>,<strong> </strong>ictihad ehliyetine haiz büyük âlim demektir. <strong>Örf</strong>,<strong> </strong>bir şehirdeki insanların dine aykırı olmayan umumi âdetleri demektir. Edille-i şeriyye denilen dört delilden sonra dine aykırı olmayan örf ve âdetler de delil olur. Ancak, zamanın değişmesiyle örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir. Nassa dayanan hükümler zamanla değişmez. İbadetlerde nass ile bildirilmiş olmayan bir hükmü anlamak için umumi âdetler delil olur. Âdetlerin umumi olması için Eshab-ı kiram zamanından kalması, müctehidlerin kullanmış olmaları ve devamlı olmaları gerekir. Sonradan âdet olan şeyler, şer’i delil olmaz. Muamelattaki âdete ait hükümler, nassa muhalif değilse delil olur. Örf ve âdetin nassa aykırı olup olmadığını da ancak fıkıh âlimleri anlar. <strong>(Mecelle şerhi)]</strong><br />
<strong><br />
Sual:</strong> Mecellede âdete ait hükümlerde değişiklik olabilir deniyor. Buna bir iki örnek verilebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
1- </strong>İmam ve müezzinin ücret alması caiz değildi, şimdi caiz. Çünkü şimdi bu işleri ücretsiz, sırf Allah rızası için, hiç aksatmadan yapacak kimse bulmak çok zordur.<br />
<strong><br />
2-</strong> Eskiden açık havada ramazan hilâlini çok kişinin görmesi gerekirdi, şimdi iki kişi görse kâfi gelir.<br />
<strong><br />
3-</strong> Eskiden hapis ile ikrah, mülci değildi. Şimdi Mülci ikrahtır.<br />
Mülci ikrah, insanın rızasını ve ihtiyarını yok eden tehdittir. Zorlanan şeyin yapılması zaruri olur. Bu da, ölüm, bir uzvun veya bütün malın telef olması veya bu ikisine sebep olacak hapis ve dayak demektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/orf-ve-ictihad/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

