<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini &#187; Namaz</title>
	<atom:link href="http://islamdini.de/konular/sual/namaz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 14:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Mübelliğ imamın yardımcısıdır</title>
		<link>http://islamdini.de/mubellig-imamin-yardimcisidir</link>
		<comments>http://islamdini.de/mubellig-imamin-yardimcisidir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[imam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1311</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Namazda, imamdan başkasına uymak caiz olmadığı için, hoparlöre uyarak namaz kılmak da caiz olmaz deniyor. Mübelliğ de, imamdan başkası olduğu halde, mübelliğin sesiyle hareket etmek nasıl caiz oluyor?
CEVAP
Cemaat kalabalık olduğu ve imamın sesi her taraftan işitilemediği zamanlarda, imamın aldığı namaz tekbirlerini arka saflardaki cemaate duyuran ve aynı namazı kılan kimseye (Mübelliğ) denir. Dışarıdan başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Namazda, imamdan başkasına uymak caiz olmadığı için, hoparlöre uyarak namaz kılmak da caiz olmaz deniyor. Mübelliğ de, imamdan başkası olduğu halde, mübelliğin sesiyle hareket etmek nasıl caiz oluyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Cemaat kalabalık olduğu ve imamın sesi her taraftan işitilemediği zamanlarda, imamın aldığı namaz tekbirlerini arka saflardaki cemaate duyuran ve aynı namazı kılan kimseye <strong>(Mübelliğ)</strong> denir. Dışarıdan başka bir şahıs tekbir alsa, onun sözüyle hareket etmek caiz olmaz. Mübelliğ, aynı cemaatteki imamın yardımcısıdır. Dinimiz, onun yardım etmesine izin vermiştir. Dışarıdaki herhangi bir insan değildir. Onun sözüne uymak imama uymak demektir. Dışarıda olan kimseye cevap vermek veya onun sözüyle hareket etmek namazı bozar.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Hoparlörden çıkan ses, nakl-i seda da, yankı da değildir. İmamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Yani hoparlörden çıkan ses, imamın sesi değil, elektrik tesiriyle hâsıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği demir levhanın oluşturduğu sestir. TV ekranındaki resim, imamın bizzat kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, imamın bizzat kendi sesi değil, benzeridir. Hoparlörden çıkan ses de böyledir.<span style="font-size: xx-small;"><br />
<span id="more-1311"></span><br />
</span>Bununla ilgili, namazı bozan durumlara birkaç örnek verelim:<br />
<strong>1-</strong> İmamdan başkasının duasına âmin demek namazı bozar. Mesela biz, tek başına akşam namazını kılarken, yan tarafta cemaatle namaz kılınsa, o cemaatin imamı Fatiha’yı bitirince, bizim ona âmin dememiz namazı bozar; çünkü o kendi imamımız değildir. Yahut biri yanımıza gelip Allah senin günahlarını affetsin dese, biz de âmin desek namazımız bozulur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>2-</strong> Namaz kılarken yanına gelen biri, biraz çekil de, ben de yanına sıkışayım dese, o da, onun sözüyle yer açsa namazı bozulur; çünkü namazda başkasının emriyle hareket etmiştir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>3-</strong> İmamından başkasının yanlışını düzeltmek namazı bozar. Mesela başka birisi Kur’an-ı kerim okurken yanlış okusa, namaz kılan da, kelimenin doğrusunu söylese namazı bozulur; çünkü kendi imamından başkasına cevap verilmiş oluyor. Kendi imamı yanlış okusa yahut âyetin devamını getiremese, düzeltmek bozmaz; çünkü hatayı düzelten, cemaatten biridir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>4-</strong> Namazda imamın abdesti bozulsa, yerine cemaatten birisini vekil bırakabilir; ama cemaatten olmayan birisini vekil bırakamaz. Dışarıdan birisi gelse, senin abdestin bozulmuşsa ben devam edeyim dese, o cemaate imam olamaz. Mutlaka o cemaatten birisi olması gerekir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Mübelliğ, hoparlöre benzetilemez. Mübelliğ, dinin emriyle, imamın sesini ileten, imamın yardımcısıdır. Hoparlör ise, imamın sesini başka ses haline getirmektedir. İkisi hiçbir bakımdan birbirine benzemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/mubellig-imamin-yardimcisidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benzerine de saygı gerekir</title>
		<link>http://islamdini.de/benzerine-de-saygi-gerekir</link>
		<comments>http://islamdini.de/benzerine-de-saygi-gerekir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1309</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Kur’an-ı kerimi teybe, kasete, VCD veya CD’ye almak caiz midir? Alınca saygı gerekir mi? Bunları dinlemek ibadet olur mu?
CEVAP
Bunlara Kur&#8217;an-ı kerim almak, kağıt üzerine yazmak gibidir. Teyp, kaset ve cd, müzik, şarkı, keyif, oyun ve eğlence için kullanılıyor ise de, kağıt da, roman, açık resim, eğlence ve fuhuş dergileri olmaktadır. Kur&#8217;an-ı kerim kağıda yazılınca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Kur’an-ı kerimi teybe, kasete, <strong>VCD</strong> veya <strong>CD</strong>’ye almak caiz midir? Alınca saygı gerekir mi? Bunları dinlemek ibadet olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bunlara Kur&#8217;an-ı kerim almak, kağıt üzerine yazmak gibidir. Teyp, kaset ve cd, müzik, şarkı, keyif, oyun ve eğlence için kullanılıyor ise de, kağıt da, roman, açık resim, eğlence ve fuhuş dergileri olmaktadır. Kur&#8217;an-ı kerim kağıda yazılınca <strong>Mushaf</strong> olur. Mushaf, Kur&#8217;an-ı kerimin okunmasına ve öğrenmesine ve ezberlenmesine sebep ve vasıta olduğu için kıymetlidir. Kaset ve diğerleri, Kur&#8217;an-ı kerimin benzerini işiterek öğrenilmesine ve ezberlenmesine vasıta olmaktadır. Kur&#8217;an-ı kerimi, bu niyet ile, teyp, cd ve kaset üzerine almak caiz olur. Bunlara da, Mushaf-ı şerife olduğu gibi hürmet etmek, bunlara başka şeyler doldurmamak, yükseğe koymak, üzerlerine bir şey koymamak, abdestsiz tutmamak, kâfirlere, fasıklara vermemek, başka şeyler bulunan bantlar ve plaklar arasına koymamak, fısk, oyun, eğlence yerlerinde çalmamak lazımdır.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerim dinlemek için kullanılan teyp, hiçbir zaman fısk meclislerine [günah işlenen yerlere] götürülmemeli, bunlarda hiçbir zaman, haram olan çirkin şeyler çalınmamalı. Çalgı çalmakta kullanılan bir teybin Kur&#8217;an-ı kerim dinlemek için de kullanılması, şarkı, türkü okuyan fasık bir hafızın okuduğu Kur&#8217;anı dinlemeye benzer ki, bu da caiz değildir.<br />
<span id="more-1309"></span><br />
Kısacası, Kur&#8217;an-ı kerim bulunan bantlar ve kasetler Mushaf-ı şerif gibi kıymetlidir. Bunlara da saygısızlık yapmamalıdır. Şu kadar var ki, bunlardan Kur&#8217;an-ı kerimi dinlemek, hafızdan dinlemek gibi olmaz. Tam benzerini dinlemek olur. Kur&#8217;an-ı kerimi dinlemek sevabı hasıl olmaz. Çünkü İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Kur&#8217;an-ı kerimi tilavet etmek [okumak] demek, şuurlu bir kimsenin, Kur&#8217;an-ı kerim okuduğunu bilen insanın okuması demektir. Benzerini de saygı ile dinlemek farzdır. Küçük çocuğun şuursuz olarak okuduğunu dinlemek de lazımdır. <strong>(Redd-ül-muhtar)<br />
</strong><br />
Benzeri ile ibadet olmaz ise de, okunan Allah kelamıdır, saygı durmak şarttır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/benzerine-de-saygi-gerekir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçinde Kur’an olan CD ve bilgisayar</title>
		<link>http://islamdini.de/icinde-kur%e2%80%99an-olan-cd-ve-bilgisayar</link>
		<comments>http://islamdini.de/icinde-kur%e2%80%99an-olan-cd-ve-bilgisayar#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:47:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1307</guid>
		<description><![CDATA[Sual: İçinde, yazılı veya sesli formatta, Kur’an-ı kerim bulunan CD’ye, MP3 player denen cihazlara veya hard diskinde Kur’an-ı kerim olan bilgisayarın, kasasına da hürmet etmek, abdestle tutmak ve yüksekte bulundurmak gerekir mi? Bunlara, başka şeyler de yüklemek caiz olur mu? Bir de, bu CD’leri kullanmayacak olursak, çöpe atmak, caiz olur mu?
CEVAP
Bilgisayar kasaları içinde bulunan hard [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> İçinde, yazılı veya sesli formatta, Kur’an-ı kerim bulunan CD’ye, MP3 player denen cihazlara veya hard diskinde Kur’an-ı kerim olan bilgisayarın, kasasına da hürmet etmek, abdestle tutmak ve yüksekte bulundurmak gerekir mi? Bunlara, başka şeyler de yüklemek caiz olur mu? Bir de, bu CD’leri kullanmayacak olursak, çöpe atmak, caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bilgisayar kasaları içinde bulunan hard disklerdeki, kayıt yapılan CD veya MP3 player denen taşınabilir hafızalardaki kayıt sistemi, özel şekillerle oluyor. Orada bütün veriler, harf veya ses şeklinde değil, 0-1 şeklinde kodlamalarla ifade ediliyor. Bunlar Kuran-ı kerim harflerini ifade etmiyorsa da, yine aşağıda bulundurmamalı, hürmet etmelidir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bilgisayar veya CD çalıştırıldığında ise, CD veya taşınabilir hafızalar aktif hâle getirildiğinde, yani Kur’an-ı kerim sesli veya görüntülü olarak, hoparlörden duyulduğunda veya monitörde göründüğünde, hoparlör veya monitörün yüksekte olması gerekir. Diz üstü bilgisayarlarda, hoparlör bilgisayarın kendisinde olduğu için, Kur’an-ı kerim dinlerken veya monitörde görünürken, yukarıda durması gerekir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Kur’an-ı kerim CD’leri de, kutu veya zarf gibi bir muhafaza içindeyse, abdestsiz tutulabilir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bilgisayarların hard disklerinde veya taşınabilir belleklerde Kuran-ı kerim varken, başka şeyler de yüklemek, caizdir. Çünkü, içinde ne olursa olsun, bu cihazların hafızasında, yine 0-1 şeklinde kodlarla ifade edilir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>İçinde Kur’an-ı kerim olan CD’lere ise, başka bir şey yüklememeli; kullanmayacağımız CD’leri de, içindekileri silip de kullanma imkânı yoksa imha ettikten sonra gömmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/icinde-kur%e2%80%99an-olan-cd-ve-bilgisayar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoparlörden Kur’an dinlemek</title>
		<link>http://islamdini.de/hoparlorden-kur%e2%80%99an-dinlemek</link>
		<comments>http://islamdini.de/hoparlorden-kur%e2%80%99an-dinlemek#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:46:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1305</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Kur’an-ı kerimi teypten ve hoparlörden okumak ve dinlemek caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Bu aletlerden, sadece öğrenmek niyetiyle dinlenebilir. Mesela, namaz surelerini bilmeyen, bunlardan öğrenebilir. Bunun haricinde, sevab kazanmak niyetiyle dinlemek caiz olmaz.
Ses çıkaran eğlence âletleri, davul, dümbelek, zilli maşa, ney, kaval, hoparlör, hepsi birer çalgıdır. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak, yani kullanmak için, davul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Kur’an-ı kerimi teypten ve hoparlörden okumak ve dinlemek caiz midir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Caiz değildir. Bu aletlerden, sadece öğrenmek niyetiyle dinlenebilir. Mesela, namaz surelerini bilmeyen, bunlardan öğrenebilir. Bunun haricinde, sevab kazanmak niyetiyle dinlemek caiz olmaz.</p>
<p>Ses çıkaran eğlence âletleri, davul, dümbelek, zilli maşa, ney, kaval, hoparlör, hepsi birer çalgıdır. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak, yani kullanmak için, davul tokmağını gergin deriye vurmak, neyi üflemek, kavala ve hoparlöre söylemek lazımdır. Bunlardan çıkan ses, bu çalgıların hâsıl ettiği sestir. Üfleyen ve söyleyen insanın sesi değildir. Hoparlörden işitilen Kur’ân-ı kerim, hoparlörün hâsıl ettiği seslerdir. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri buyuruyor ki:<br />
<span id="more-1305"></span><br />
Eshab-ı kiramdan Ebu Hüreyre hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifte, <strong>(Bir zaman gelir ki, Kur’ân-ı kerimi mizmarlardan yani çalgılardan okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevab verilmez. Allahü teâlâ bunlara lanet eder) </strong>buyuruldu. <strong>(Müsamere)</strong><br />
<strong><br />
</strong>Mizmar çalgı demektir. Hoparlör de, mizmardır. Bunun gibi, birçok hadis-i şerif, Kur’ân-ı kerimin teyp ve hoparlör gibi çalgı çalınan âletlerde okunacağını haber veriyor. Hoparlörle Kur’ân-ı kerim, mevlid okumak, dinlemek, ibadeti değiştirmek olur yani bid’at ve günahtır. <strong>(S. Ebediyye)</strong><br />
<strong><br />
</strong>Bu sebeplerden dolayı, bir ihtiyaç olmadan Kur’an-ı kerimi kasetlere, bilgisayara ve cep telefonlarına almamalıdır.</p>
<p><strong>Kabirde hoparlörden Kur’an dinletmek<br />
Sual:</strong> Cep telefonuna Yasin-i şerifi aldık. Kabristana gidip de, ölülere dinletsek sevap olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hiç sevap olmadığı gibi, ayrıca bid’at ve büyük günah olur. Radyo, TV ve hoparlörle, faydalı yayınlar yapılması sevabdır; fakat ibadetleri [Kur’an-ı kerimi, ezanı, namazı] hoparlörle yapmak caiz değildir.<br />
Hoparlörden çıkan sese kıraat, yani Kur’an okumak denmez, çınlamak denir. <strong>(Elmalı tefsiri)</strong></p>
<p><strong>Araba kullanırken</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Araba kullanırken, ezberden Kur’an-ı kerim okumak ve dinlemek caiz midir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Ezberden okumak iyi olur. Teypten, radyodan dinlemek ise, öğrenmek niyeti dışında caiz değildir. Öğrenmek niyetiyle dinlerken de, yine başka işle meşgul olmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/hoparlorden-kur%e2%80%99an-dinlemek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoparlörle kıldıran imama uymak</title>
		<link>http://islamdini.de/hoparlorle-kildiran-imama-uymak</link>
		<comments>http://islamdini.de/hoparlorle-kildiran-imama-uymak#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:44:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[imam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1303</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Hoparlörden çıkan sese âmin diyenin namazı bozulur deniyor. Halbuki ben ilmihallere baktım, namazı bozanlar arasında hoparlör yazmıyor. Hoparlörden çıkan sese âmin demek niye namazı bozuyor? Hoparlörle sesin yükseltilmesinin ne mahzuru olur ki?
CEVAP
Her ilimde olduğu gibi, fen ilminde de o işin uzmanı söz sahibidir. Dinimiz de buna kıymet verir; çünkü fen ilimleri, İslami ilimlerin bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Hoparlörden çıkan sese âmin diyenin namazı bozulur deniyor. Halbuki ben ilmihallere baktım, namazı bozanlar arasında hoparlör yazmıyor. Hoparlörden çıkan sese âmin demek niye namazı bozuyor? Hoparlörle sesin yükseltilmesinin ne mahzuru olur ki?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Her ilimde olduğu gibi, fen ilminde de o işin uzmanı söz sahibidir. Dinimiz de buna kıymet verir; çünkü fen ilimleri, İslami ilimlerin bir koludur. Dini bilgilerde ise edille-i şeriyye esastır. Fen bilgileri bunlara göre açıklanır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Müslüman ve uzman bir doktor, bu hasta guslederse ölür diyorsa, teyemmüm gerekir diyorsa, o doktora inanılması gerektiğini, diğer fen işlerinde de durumun böyle olduğunu dinimiz bildiriyor. Hoparlörden çıkan ses, nakli seda mı, aksi seda mı, yoksa başka bir ses mi, bunu ancak uzmanı bildirir.<span style="font-size: xx-small;"><br />
<span id="more-1303"></span><br />
</span>Bütün uzman mühendisler bildiriyor ki:<br />
(Hoparlörden çıkan ses, nakli seda değildir. Hoparlör, sesi yükseltici bir alet değildir. Yankı da değildir. İmamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın sesi değil, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir levhanın husule getirdiği sestir. TV ekranındaki resim, imamın bizzat kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, imamın bizzat kendi sesi değil, sesin benzeridir.)<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bütün uzmanlar böyle söyleyince, dinin emri gereği onlara inanmak gerekir. Helal olan üzüm şırası, alkol haline, şarap haline dönüşünce, o sıvı haram oluyor. Yok bu üzüm şırası diye inat etmek cahillikten başka şey değildir. Şarap da sirkeleşince helal oluyor. Şarap nasıl helal olur demek de cahilliktir. Yine uzman kimyager, <strong>(Necis yağ, mesela domuz yağı sabun haline dönüşse temiz olur)</strong> diyor.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Evet, bütün uzmanlar ne diyor? <strong>(TV’deki konuşan kimsenin resmi bizzat kendisi olmadığı gibi, sesi de bizzat kendi sesi değil, benzeridir) </strong>diyorlar.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Şimdi gelelim dini hükmüne.<br />
<strong>İbni Âbidin</strong>’de diyor ki: <strong>(Başkasının sesine âmin diyenin namazı bozulur.)<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span></strong>Hoparlörden çıkan ses de, başka bir ses olduğuna göre, ona âmin diyenin namazı bozulur. Demek ki, namazı bozanların arasında başka bir sese âmin demek de var imiş. İnsan bunu bilmeyince, <strong>(Hoparlör sesi yükseltiyor ne büyük nimet. Herkes biliyor, siz bilmiyorsunuz)</strong> diyerek cahilliğini gösterir.</p>
<p><strong>Hoparlörle kılınan namaz<br />
Sual: </strong>Hoparlörle namaz kılmanın caiz olmadığını, teknik ve dini delillerle açıklamışsınız. Bunu anladık; ama o zaman büyük camilerde nasıl namaz kılınacak? Özellikle Cuma namazı yalnız kılınamıyor, bu namaz ne olacak?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Büyük camiler yeni çıkmadı. Asırlardır Müslümanlar büyük camilerde namaz kılıyor. Nasıl kılınacağı da fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Eğer imamın sesi duyulamayacak derecede, cemaat kalabalık olursa, caminin büyüklüğüne göre bir veya birkaç müezzin, mübellig vazifesini görür. Müezzininin sesiyle hareket edilir. <strong>Mübellig:</strong> Burada, imamın dediklerini tekrar eden kimse demektir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Hoparlörle kılınan yerde, hoparlörden gelen sese değil de, imamı görerek imamın hareketlerine veya imamı görenlerin hareketlerine uyarak kılanların namazı sahih olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>İkinci bir husus, imamın itikadı düzgünse, mecburen hoparlörle kıldırıyorsa ona uymak sahih olur. İmam bid’at ehli ise, zaten ona uymak uygun olmaz.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Hoparlörde de kılınsa, hoparlörsüz de kılınsa, Cuma namazından sonra, <strong>(Vaktine yetişip de kılmadığım son öğle namazının farzını kılmaya)</strong> niyet ederek, <strong>zuhr-i ahir</strong> namazını da mutlaka kılmalıdır. Herhangi bir sebeple Cuma namazı sahih olmamışsa, bu namaz öğle namazı yerine geçer.</p>
<p><strong>Hoparlörden gelen ses<br />
Sual: </strong>(Hoparlörlerden gelen sesler, imamın sesiyle karışınca, bu sesler imamın sesini bastırsa da; imamın kendi sesine niyet edip âmin demenin bir mahzuru olmaz) deniyor. <strong>İslam Ahlakı</strong> kitabında ise, (Hoparlörden çıkan ses, imamın sesi değil, bu sesin benzeridir. Bunu işitenler, <strong>imamın sesini değil</strong>, bu sese benzeyen başka bir sesi işitiyorlar. İmamın sesine uymayıp, başka sese uyanın ve imamdan başkasının okuduğu Fatiha’ya âmin diyenin namazı sahih olmaz) diye yazıyor. Hoparlörden gelen sese imamın sesi diye uymak sahih olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İmamın hemen arkasında olup da, imamın kendi sesini duyuyorsak, o zaman sahih olur. İmamdan uzak olanlar sese uyarsa sahih olmaz. Sese değil de, imama veya imamı gören cemaatin hareketlerine uyulursa, namaz sahih olur. Hoparlörden gelen sese uyulursa sahih olmaz. Bir örnek verelim:<br />
100 lira parasını faize veren, bir müddet sonra 101 lira alsa, 101 liranın tamamı faiz olur. 1 lirası fakire verilince, diğer kısmı faizden temizlenmiş olmaz. <strong>(Mektubat-ı Rabbani)<span style="font-size: xx-small;"><br />
</span></strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
</span>Demek ki, çok az bir faiz, bütün parayı kirletiyor, haram hale getiriyor. İçinden ayırmak mümkün olmuyor. Bunun gibi, gürültülü hoparlör sesleri arasından, imamın kendi sesini ayırmak, işitmek mümkün değildir. <strong>İslam Ahlakı</strong> kitabında da, hoparlörle namaz kılınırken, sadece hoparlörlerden gelen seslerin işitildiği bildirilmektedir.</p>
<p><strong>Kulaklıkla kılmak<br />
Sual: </strong>Hoparlöre uyarak namaz kılmak caiz olmadığına göre, işitme özürlü olanların, imamın sesini kulaklıkla işitmesi caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sağırların kulaklık takarak işitmesi, hoparlörden işitmesi gibidir. Sağır olanın, zaruret olduğu için, imamın sesini kulaklıkla işiterek kıldığı namaz sahih olur. İmamın veya cemaatin hareketlerini görerek kıldığı için de, namazı sahih olmaktadır. Namazı hoparlör ile kıldırmak ise, hiçbir zaman zaruret değildir. <strong>(İ. Ahlakı)</p>
<p>Arkadan gelen ses<br />
Sual:</strong> Bir caminin arka tarafında namaz kılarken imamın sesi arkadan geldi. Hayret ettim, arkada da mı imam var diye. Gayri ihtiyari başımı döndürüp baktım. Ses hoparlörden geliyormuş. Namazım bozuldu mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Göğüs kıbleden dönmediyse namaz bozulmuş olmaz, ama mekruh olur. Göğüs de dönmüş ise namaz bozulur. Hoparlörün böyle numaraları olabiliyor. Bazen müzik de karışabiliyor. Cep telefonlarından melodiler duyuluyor. Bunlar ahir zaman alametleridir.<br />
<strong><br />
Evden imama uymak<br />
Sual:</strong> Komşumuzun evi camiye yakın olduğu için, camiden eve hoparlör çekmiş. Evinden camideki imama uyuyormuş. Bir mahzuru olur mu? TV’den Mekke’deki imama da uymak caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bu şekilde imama uymak iki yönden caiz olmaz:<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>1- </strong>İmama uymaya mani olan sebeplerden biri, imamla cemaat arasında, kayık geçecek kadar nehir veya araba geçecek kadar yol yahut sahrada kılarken, arada iki saflık boşluk bulunmaktır. Bir başka sebep, mescidin üstünde veya dışında kılanın, imamın veya cemaatten birinin seslerini işitmeye yahut imamın veya cemaatin hareketlerini görmeye mani büyük duvar bulunmasıdır. Mescidin üstünde ve duvar arkasında kılanın, imamdan veya cemaatten başkasına tâbi olması caiz değildir. Mescid kapıya kadar dolu değilse, son safla arasında araba geçecek mesafe yoksa yine sahih olur. Bundan fazla mesafe varsa, imamın sesini işitse de, sahih olmaz. <strong>(Fetava-yı Hindiyye)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Mescide bitişik binanın üstünde ve mescide bitişik olmayan binalarda imama uymak caiz değildir. <strong>(Kadihan)</strong><span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>2-</strong> Birinci maddede bildirilen mani olmasa bile, hoparlörden gelen sese uymakla imama uyulmuş olmaz. Mekke’deki imamın sesi, TV ile gelse ve kendisi de görünse yine uymak caiz olmaz; çünkü imamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Bizim duyduğumuz ses, imamın sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hâsıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği demir levhanın meydana getirdiği başka bir sestir. TV’deki görüntüye imam diye uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imam olmadığı gibi, ses de bizzat imamın sesi değildir. Onun için görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmuş olmaz.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Hoparlörden çıkan sese kıraat değil, çınlamak denir. Buradan secde âyeti işitilse, tilavet secdesi yapmak gerekmez. <strong>(Elmalılı tefsiri</strong> c.3 s.2361<strong>)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/hoparlorle-kildiran-imama-uymak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadetle başka şey mukayese edilmez</title>
		<link>http://islamdini.de/ibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez</link>
		<comments>http://islamdini.de/ibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:43:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1301</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Tam İlmihal’de, (Hoparlörden çıkan imamın sesine âmin denince namaz bozulur. Çünkü imamın değil, benzeri bir sese âmin denmiş oluyor) deniyor. Hoparlörden çıkan ses, sahibinin gerçek sesi olmadığına göre, radyodan, kasetten dinlediğimiz sesler de gerçek müzik olmaz. O zaman radyodan müzik dinlemek caiz olmuyor mu?
İbni Âbidin’de, (Birisinin yüzüne bakmayacağım diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne bakabilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Tam İlmihal’de, <strong>(Hoparlörden çıkan imamın sesine âmin denince namaz bozulur. Çünkü imamın değil, benzeri bir sese âmin denmiş oluyor)</strong> deniyor. Hoparlörden çıkan ses, sahibinin gerçek sesi olmadığına göre, radyodan, kasetten dinlediğimiz sesler de gerçek müzik olmaz. O zaman radyodan müzik dinlemek caiz olmuyor mu?<br />
İbni Âbidin’de, <strong>(Birisinin yüzüne bakmayacağım diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne bakabilir. Çünkü, bu görüntü, kendisi değildir, benzeridir)</strong> deniyor. Bu duruma göre porno film seyretmek caiz olmuyor mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Her ikisi de caiz olmaz. Birinci örnekte ibadetle müzik dinlemek birbirine karıştırılıyor.<strong> </strong>İbadet ayrı, müzik ayrıdır. İbadetle başka şey mukayese edilmez. Namazda yiyip içmek namazı bozar, ama başka zaman yiyip içmenin mahzuru olmaz. Namazda iken başkasının sözü ile hareket edince namaz bozulur, ama başka zaman mahzuru olmaz. Biz namazda iken, birisi Fatiha okusa, sonunda biz âmin desek namaz bozulur. Ama imamın Fatihasına âmin dense bozmaz. İmamdan gayrisine âmin denmez. Hoparlörden çıkan ses de hakiki bir sestir, ama imamın sesi değildir. Hoparlörden çıkan sese <strong>gerçek ses değildir</strong> denmez. Gerçek sestir. Ama imamın sesi değildir, benzeri bir sestir. Onun için namaz sahih olmuyor.<br />
<span id="more-1301"></span><br />
Müzik, müziktir, ister bunu Yeliz çalsın, isterse Kaya çalsın, isterse teypten gelsin, fark eden bir şey olmaz. Şarkıcının bizzat kendi sesi olmasa da, benzer bir ses oluyor, yani yine aynı günah oluyor. Burada sesin benzeri ile aynısı fark etmiyor. Ortada bir iş ve bir ses var, benzeri ile aynısı olması neticeyi değiştirmiyor.</p>
<p>Resim bir insanın bizzat kendisi değildir, kendisinin resmidir. Resme bakmakla kendisine bakılmış olmaz. Ama çıplak resmine bakmak haram olur. Şimdi bilgisayarla çıplak kadın resmi de yapılıyor. Bu tamamen hayali bir resimdir buna bakmak haram olmaz denemez.</p>
<p>Bilgisayarla yazılan yazı, asıl yazı değil diye, bu yazılar, şahıslar ve kanun nezdinde ve dinimize göre geçersiz olur mu hiç? İyi ise iyi yazıdır, kötü ise kötü yazıdır.</p>
<p>Bir CD&#8217;nin içine yüzlerce cilt kitap sığıyor. Elektronik ortamda kitaplar, hatta kütüphaneler var. Hakiki kitap değil diye bunlar yok sayılır mı? Radyoda, TV’de, telefonda veya bilgisayarda, çeşitli suç işlesek, sonra bunları dikkate almayın, bunlar bizim hakiki görüntümüz, hakiki sesimiz ve hakiki yazımız değil, benzerleridir desek, suç işlememiş mi oluruz? Yazdığımız ve söylediğimiz şeyler dinen yasak ise, günahtan kurtulur muyuz?</p>
<p>Telefon sapıkları, musallat oldukları insanlara neler çektiriyor. İlanı aşk yapan, sövüp sayan veya müstehcen konuşanları var, her türlüsü var. Şimdi bunların hakiki sesi değil diye yaptıklarını hoş görebilir miyiz? Bu sapık, benim hakiki sesim değil, beni suçlu sayamazsınız diyebilir mi?</p>
<p>Bunun için ibadetle ibadet olmayan işi karıştırmamak gerekir. Robotla çok iş yapılabilir ama, robota namaz kıldırsak kendimiz kılmış olmayız veya namazımızı filme alsak, namaz vakitlerinde onu oynatsak namaz kılmış olmayız. Bazı kimseler, (Hoparlör günlük işlerde kullanılıyor da niye ibadette kullanılmasın) diyorlar. Robotlara birçok işler yaptırılıyor. Robota imamlık da yaptırılabilir, Kur’an da okutulabilir, namaz da kıldırılabilir. Belki hacca da robot gönderilir. Peki ama bunların dinimizle ne alakası olur? Bu aletler ibadet olmayan işlerde kullanılır. İbadete bid’at sokulmaz.</p>
<p><strong>Hoparlörle boşamak, vekalet ve namaz<br />
Sual:</strong> Telefonla boşamak, yemin etmek, vekâlet vermek gibi şeyler geçerli oluyor da, aynı ses ve nakil olması sebebiyle niçin namazda hoparlördeki ses imamın sesi olmuyor?<strong> </strong><br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Telefonda, radyoda ve hoparlörde, hem söyleyenin sesi var, hem de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses var. Bu iki ses birbirine çok benzese, hiç ayırt edilmese de birbirinin aynı değildir. Birisi asıl, diğeri bunun benzeridir. Sinema ve televizyonda hareket eden şekiller, resimler gibidir. Hiç kimse, bu resimler kendilerini meydana getiren asıllarının aynıdır diyemez. Boşanmada, zekât vermede, yazışmalarda vasıta, araç kullanmak, yani bu işleri bir vekile de yaptırmak caizdir. Telefonla hoparlör; mektup gibi araç olduğu için caiz olmaktadır. Mektupla, boşama, vekâlet caiz olur. Ezanda, namazda ve Kur’an-ı kerim okumada, dinlemede, bizzat kendisinin bu işleri yapması şarttır. Başkası yapsa kendisi yapmış sayılmaz. Mesela bir kimsenin namaz kılışı kameraya alınsa, bu film gösterilse o kişi namaz kılmış olmaz. Birisine git, okunan Kur’an-ı kerimi dinle denilse, o da dinlese, gönderen bizzat dinlemiş olmaz.</p>
<p>Namazda, o namazı kılan imam ve müezzinin sesinden başka sese uymanın caiz olmadığı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Onun için zekâtla namaz birbirinden ayrılır.</p>
<p>Toprağa konan bir karpuz çekirdeğinden kocaman bir karpuz meydana geliyor. Bu karpuz o çekirdek değildir. Çekirdek çürümüş, yok olmuştur. Hoparlörün mikrofonuna söylenen söz de yok olmakta, başka ses hâsıl olmaktadır; yani hoparlörün sesi, insan sesine çok benzediği halde, insan sesi değildir. Müezzinin sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın, müezzinin sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Bu sese ezan denmez. Ancak salih Müslüman olan erkeğin kendi sesiyle okuduğuna ezan denir. Hatta kendi sesi olsa da, fasığın, çocuğun veya kadının okuduğuna da ezan denmez. İbadetlere faydalı şeyler ilave ediyoruz demek çok yanlıştır. İslam âlimleri, kendiliklerinden bir değişiklik yapmazlar. Yapılan değişikliğin bid’at olup olmadığını anlarlar. Hoparlörün sünnet olmadığı, bid’at olduğu meydandadır; çünkü Peygamber efendimiz, <strong>(İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir)</strong> buyuruyor. <strong>(S. Ebediyye) </strong></p>
<p><strong>Hoparlörden müzik dinlemek<br />
Sual:</strong> Hoparlörden çıkan ses söyleyenin sesi olmadığına, başka ses olduğuna göre, hoparlörden çıkan çalgı sesini dinlemek caiz olmaz mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Başka ses de olsa, hoparlör de çalgıdır. Yani çalgıyı kim söylerse söylesin caiz olmaz. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak, yani kullanılmaları için, davula vurmak, kavala üflemek ve hoparlöre söylemek gerekir. <strong>(S. Ebediyye)<br />
</strong><br />
<strong>Hoparlörle vaaz etmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Ezan ve namazda hoparlör ve diğer çalgı aletleri kullanmak bid’at oluyor da, TV’de veya hoparlör kullanarak konuşmak, vaaz etmek nasıl caiz oluyor?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Radyo, televizyon ve hoparlörle, faydalı yayınlar yapılması caiz, hatta sevab olur. Ses farklı da olsa, vaazları, nasihatleri, faydalı bilgileri duyurmak için, hoparlör, teyp, kaset, CD kullanmak caizdir. Bunlarda önemli olan, ses değişikliğe uğrasa da, söylenen bilgilerin karşı tarafa iletilmesidir. Yazıyla da iletilse aynıdır. İnsan sesi olmasıyla, aletten çıkan farklı bir ses olması arasında fark yoktur. TV’de vaaz edilebilir; ama namazda televizyondaki imama uymak caiz olmaz. Dinimiz, ezan ve namazda, bizzat insan sesinin kullanılmasını emretmiştir. İbadetlerde değişiklik yapmak kesinlikle caiz olmaz. Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:</p>
<p><strong>(İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir.)</strong> [Miftah-ül cenne]</p>
<p><strong>(Bizim yaptığımıza benzemeyen her amel, merduddur.) </strong>[Mizan-ül-kübra]</p>
<p><strong>(Bir millet, dinlerinde bir bid’at çıkarırsa, Allahü teala, buna benzeyen bir sünneti yok eder. Kıyamete kadar bir daha geri getirmez.)</strong> [Mektubat-ı Rabbani]</p>
<p><strong>Hoparlörle iş yaptırmak<br />
Sual</strong>: Bir kimse telefonda hanımını boşayabiliyor, ettiği yemin geçerli oluyor, yine telefonla zekât ve kurban için vekil tayin edebiliyor veya ticari anlaşma yapabiliyor. Yani bunlar, telefonla geçerli oluyor da, sesin nakil olması sebebiyle, niçin namazda hoparlördeki ses, imamın sesi olmuyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Telefonda, radyoda ve hoparlörde bir söyleyen kimsenin sesi, bir de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses vardır. Bu iki ses birbirine çok benzese hiç ayırt edilmese de birbirinin aynı değildir. Birisi asıldır. İkincisi bunun benzeridir.</p>
<p>Filmde ve televizyonda hareket eden şekiller gibidir. Hiç kimse bu şekiller kendilerini meydana getiren asıl kimselerin aynıdır diyemez. Boşanmakta ve zekât vermekte, yazışmak ve vekil etmek yani vasıta kullanmak caizdir. Telefon ve hoparlör, mektup gibi vasıta olduğu için bunlar caiz olmaktadır. Ezanda ve namazda ise, kendinin okuması şarttır. İmamdan gayrisinin ve o namazı kılan müezzinin seslerinden başka seslere uymak caiz olmadığı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Zekât ve boşanmayla, ezan ve namaz, bu bakımdan ayrılmaktadırlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/ibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes öyle diyor demek</title>
		<link>http://islamdini.de/%e2%80%9cherkes-oyle-diyor%e2%80%9d-demek</link>
		<comments>http://islamdini.de/%e2%80%9cherkes-oyle-diyor%e2%80%9d-demek#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:42:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1299</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Ben bir sünnete uyunca, bid’at ehli, (Herkes böyle yapıyor, Mekke’de bile hoparlörle ibadet ediliyor, onların hepsi yanlış yolda da, sadece sen mi doğru yoldasın) diyorlar. Her yerde kötü işlerin, bid’atin rağbet görmesinin, iyi işlerin, Allah’ın emirlerinin öcü gibi gösterilmesinin sebebi nedir?
CEVAP
Âlimler azalıp cahiller çoğalacağı için, insanlar bozulup gün günü aratacağı için, kıyamet kötüler üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Ben bir sünnete uyunca, bid’at ehli, (Herkes böyle yapıyor, Mekke’de bile hoparlörle ibadet ediliyor, onların hepsi yanlış yolda da, sadece sen mi doğru yoldasın) diyorlar. Her yerde kötü işlerin, bid’atin rağbet görmesinin, iyi işlerin, Allah’ın emirlerinin öcü gibi gösterilmesinin sebebi nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Âlimler azalıp cahiller çoğalacağı için, insanlar bozulup gün günü aratacağı için, kıyamet kötüler üzerine kopacağı için çoğunluğa uyuluyor. Beş hadis-i şerif meali şöyledir:</p>
<p><strong>(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.)</strong> [Tezkire-i Kurtubi muhtasar, Hadika]</p>
<p><strong>(İnsanların en hayırlısı, en iyisi benim asrımda bulunanlar </strong>[Eshab-ı kiram]<strong>dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler </strong>[tabiin]<strong>dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler </strong>[tebe-i tabiin]<strong>dir. Artık bundan sonra yalanlar yayılır.)</strong> [Buhari]<br />
<span id="more-1299"></span><br />
<strong>(Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlar.)</strong> [İ.Asakir]</p>
<p><strong>(Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, kıyamet kopmaz.)</strong> [Haraiti]</p>
<p><strong>(Bu din garip olarak başladı, sonu da garip olur.) </strong>[Tirmizi]</p>
<p><strong>Bid&#8217;atin zararı<br />
</strong>Bu aletleri ibadet vasıtası olarak değil de, eğitim, öğretim, haber gibi işlerde kullanmak çok faydalıdır. İbadetlere karıştırmak bid’attir. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve şimdiye kadar gelen İslam âlimleri, namazı nasıl kılmışlar, ibadetleri nasıl yapmışlarsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve çıkarmak, dini değiştirmek olur. Hoparlör bid’atine güzel demek ne kadar çirkindir. İbadetlere bid&#8217;at sokmakla daha güzel ibadet edilmiş olmaz. <strong>(İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir)</strong> hadis-i şerifini düşünerek, ibadetlere ilave ve çıkarma yaparak dini değiştirmekten çok sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>
<p><strong>(Her bid&#8217;at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.)</strong> [İbni Asakir]</p>
<p><strong>(Bid&#8217;atten sakının; çünkü her bid&#8217;at dalalettir.)</strong> [İbni Asakir]</p>
<p><strong>(Bid&#8217;at çıkaranın, orucu, haccı, cihadı, tevbesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz. Bunun Müslümanlıktan çıkması, yağdan kıl çıkar gibi kolay olur.)</strong> [Deylemi]</p>
<p><strong>İmam-ı Rabbani</strong> müceddid-i elfi sani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Ahir zamanda Hazret-i Mehdi gelip, dini yayıp sünneti diriltirken, bid&#8217;at işlemeye alışmış olan Medine’nin âlimi, bid&#8217;ati güzel sandığı ve ibadet olarak yaptığından, Hazret-i Mehdi için, (Bu adam bizim dinimizi yok edecek) diyecektir. <strong>(1/255)<br />
</strong><br />
Çoğunluğun yapması da dinde ölçü olmaz. <strong>Çoğunluğa uymak</strong> hakkında bilgi için tıklayınız.</p>
<p><strong>Vehhabiler ve hoparlör<br />
Sual:</strong> (Kâbe’de de mikrofonla namaz kılınmaktadır. Bu da hoparlörün caiz olduğunu göstermez mi?) diyene ne cevap vermeli?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kâbe’deki Vehhabilerin yaptığı dinde ölçü değildir. Vehhabilerin ehl-i sünnetle alakası olmadığı herkes tarafından malumdur. Hatta zındık oldukları <strong>Nimet-i İslam</strong> kitabında ve başka muteber kitaplarda yazmaktadır. Denize düşen yılana sarıldığı gibi, fetvada zorluk çeken de Vehhabiye sarılmamalı.</p>
<p><strong>Helal ve haram<br />
Sual:</strong> Hepimiz biliyoruz ki daha 50 yıl önce İslam toplumlarında haram kabul edilen birçok şey günümüzde helal oldu. Toplumun çoğunluğunun istediği hoparlörle, teyple ibadetin ne mahzuru olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Dün haram olan bugün helal olmaz. Yeni çıkan türediler dini değiştirerek haramı helal hale getiremez, onlar helal dese de Allah indinde o yine haramdır. Bunun canlı bir örneğini vermelisiniz. Dün haram iken bugün helal olan veya dün helal iken bugün haram olan bir şey var mı? Olamaz, olması da mümkün değildir. Din oyuncak değildir. Herkes din ile oynayamaz, din zamanla değişmez. Dinde reform olmaz. Allah’ın Peygamberi namazı nasıl kıldırmışsa şimdi de öyle<strong> </strong>kıldırılmalıdır. Dinde değişiklik, dini koyanı beğenmemek olur. Bu da küfür olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/%e2%80%9cherkes-oyle-diyor%e2%80%9d-demek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yankı ve hoparlör</title>
		<link>http://islamdini.de/yanki-ve-hoparlor</link>
		<comments>http://islamdini.de/yanki-ve-hoparlor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1297</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Hoparlör ve aksi seda yani yankı ile namaz kılmak caiz değildir. Ancak büyük camiler, aksi sedayı kuvvetlendirilecek şekilde yapıldığına göre, burada yankı nasıl caiz oluyor?
CEVAP
Ses teknolojisi ile uğraşan bilim dalına (akustik) denir. Önce sesin meydana gelişini inceleyelim:
Boğazdaki ses iplikçikleri [etten iki tel], konuşurken, gerilerek sertleşiyor. Ciğerden gelen hava, bunları titreştirerek ses hasıl oluyor. Titreşen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Hoparlör ve aksi seda yani yankı ile namaz kılmak caiz değildir. Ancak büyük camiler, aksi sedayı kuvvetlendirilecek şekilde yapıldığına göre, burada yankı nasıl caiz oluyor?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Ses teknolojisi ile uğraşan bilim dalına (akustik) denir. Önce sesin meydana gelişini inceleyelim:</p>
<p>Boğazdaki ses iplikçikleri [etten iki tel], konuşurken, gerilerek sertleşiyor. Ciğerden gelen hava, bunları titreştirerek ses hasıl oluyor. Titreşen tellerin hava moleküllerine çarpması, bu molekülleri titreştiriyor. Bu titreşimler de, yanlarındaki hava moleküllerini titreştirerek kulağımıza kadar ulaşıyor. Böylece sesi duyuyoruz. Ses hava içinde, muntazam küreler halinde dalgalarla yayılıyor. Havanın kendisi gitmiyor. Sesi iletmiş oluyor. Kuru hava, sesi, saniyede 340 metre hızla iletmektedir. Su molekülleri de, sesi iletir. Sesin, sudaki hızı, saniyede 1500 metre kadardır. Katı cisimler, sesi daha çabuk iletiyor. Sesin çelik ve camdaki hızı, saniyede beş bin metredir.<br />
<span id="more-1297"></span><br />
Havada, suda yayılmakta olan ses dalgaları, duvar, kayalık gibi sert düz yüzeylere çarpınca, doğrultularını değiştirerek, tekrar geriye döner. Geri dönen dalgalar, eşit özellikte, ikinci bir ses meydana getirirler. Bu ikinci sese aksi seda yani yankı denir.<strong></p>
<p></strong>Bir sesin işitilmesi ile bu sesin bir veya daha fazla yansımasından doğan yankının duyulması arasında geçen zaman farkına “yankı zamanı” denir. Akustik yardımı ile sesin yansıma özelliklerinden faydalanılarak deniz derinliklerini ölçmek mümkün olmuştur.</p>
<p>Yankı zamanı 0,1 saniyenin üstünde ve ses kaynağına uzak olan mesafelerde, çınlama ve ikinci veya daha fazla sesler meydana gelir. Dağlardan çöllerden ve başka yerlerden yansıyıp geri gelen seda insanın tabii sesi değildir. İşte bunun için aksi seda denilen bu ikinci ses, o kişinin ağzından çıkan hakiki ses değildir. İbadetlerin sahih olması için, suni ses değil, tabii insan sesi olması gerekir.</p>
<p>Cami, tiyatro, konferans salonu gibi yerlerde sesin en az yankı ve en çok netlikle dinleyici kitlelere ulaştırılması büyük önem taşır.</p>
<p>Akustik konusundaki çalışmalara daha önceki devirlerde İslam mimarisinde olduğu gibi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde de çok rastlanır. Binlerce insanın ibadet ettiği camilerde yankı özellikleri en ince noktalarına kadar hesaplanmıştır. İmamın sesinin dört bir köşeden duyulabilmesi için bütün tedbirler alınmıştır.</p>
<p>Mimar Sinan’ın, Süleymaniye camisini yaparken, yankı sesi meydana gelmemesi için nargile şişesinde su kaynatarak, fokurdama sesi ile ince hesaplar yaptığı ansiklopedilerde yazılıdır. Mimar Sinan, sesin yayılması esnasında aksi seda ile ikinci bir sesin meydana gelmemesi için tedbir almıştır.</p>
<p>Maksat sesi yükseltmek değil, ikinci suni ses olan aksi sedayı önleyip, tabii sesi duyurmaktır. Bir fıkhi kaide şöyledir:<br />
(İmamın sesi yetişmediği zaman, müezzinlerin yüksek sesle, cemaate bildirmesi caiz ise de, çok bağırmaları namazlarını bozar; çünkü bağırarak okumak, dünya sözü konuşmak gibidir. İmamın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması, namazı bozmaz ise de, haramdır.)</p>
<p>Hoparlörden işitilen ses, insanın tabii sesi olmadığı gibi, yankı da değildir. Hakiki sese benzeyen başka bir sestir.</p>
<p>Ses mikrofona gelince elektrik sinyallerine çevriliyor. Hoparlör ise, elektrik sinyallerini ses dalgalarına çeviren bir alet yani bir transduserdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/yanki-ve-hoparlor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoparlörden çıkan sesin mahiyeti</title>
		<link>http://islamdini.de/hoparlorden-cikan-sesin-mahiyeti</link>
		<comments>http://islamdini.de/hoparlorden-cikan-sesin-mahiyeti#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:41:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1295</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Hoparlörle ezan okumanın ve namaz kılmanın mahzuru nedir?
CEVAP
Önce teknik açıdan bakalım:
Hoparlör, telefon, teyp, radyo ve televizyon yayınlarından çıkan sesler, insanın kendi sesi değildir, benzeridir. Ses transdüserleri ve ses tekniği hakkında piyasada çok kitap vardır. Bu kitaplarda deniyor ki:
Ses dalgalarını elektrik sinyallerine çeviren mikrofonlar, kulakta olduğu gibi, herhangi bir basınç sonucu çarpan havanın etkisiyle, içlerindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Hoparlörle ezan okumanın ve namaz kılmanın mahzuru nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Önce teknik açıdan bakalım:</p>
<p>Hoparlör, telefon, teyp, radyo ve televizyon yayınlarından çıkan sesler, insanın kendi sesi değildir, benzeridir. Ses transdüserleri ve ses tekniği hakkında piyasada çok kitap vardır. Bu kitaplarda deniyor ki:</p>
<p>Ses dalgalarını elektrik sinyallerine çeviren mikrofonlar, kulakta olduğu gibi, herhangi bir basınç sonucu çarpan havanın etkisiyle, içlerindeki diyaframın titreşmesi sonucunda, çıkışlarında küçük gerilimler [elektrik sinyalleri] elde edilen cihazlardır.</p>
<p>Elektrikli titreşimleri sese çeviren transdüserler, hoparlörler ve<strong> </strong>kulaklıklardır.<br />
<span id="more-1295"></span><br />
Hoparlör; elektriksel enerjiyi ses enerjisine dönüştüren bir transdüserdir. Transdüser; bir fiziksel büyüklüğü, başka bir fiziksel büyüklüğe çeviren elemana denir. <strong>(Ses frekans tekniği, İ. Eren Başaran, Devlet kitapları yayınları </strong>s. 599<strong>)</p>
<p></strong>Her televizyon vericisi, görüntü bilgisi ve ses bilgisi için, tamamıyla farklı iki sinyal yayınlar. Ses iletiminde frekans modülasyonu [değişmesi], görüntü iletiminde ise genlik modülasyonu kullanılır. <strong>(Elektronik iletişim teknikleri, Wayne Tomas, Devlet kitapları yayınları </strong>s. 2, 482<strong>)<br />
</strong><br />
<strong>Ana Britannica, Büyük Ansiklopedi, Meydan Larousse, </strong>MEB Fizik ve Elektrik<strong> </strong>dersi<strong> </strong>kitaplarında da deniyor ki:</p>
<p>(Ses dalgalarını elektrik sinyallerine çeviren sistemlere <strong>mikrofon</strong> denir. Elektrik dalgalarını [sinyallerini] ses dalgalarına çeviren sistemlere <strong>hoparlör</strong> denir.</p>
<p>Mikrofonla hoparlör arasında ses nakli olmuyor, yani konuşan insanın kendi sesi nakledilmiyor, sesi yükseltilmiyor, bir enerji dönüşümü oluyor. Mikrofona karşı konuşan insanın sesi, önce elektrik enerjisine dönüşüyor. Buradan hoparlöre giden elektrik sinyalleri tekrar sese dönüşüyor.</p>
<p>Mikrofona giren ses dalgalarının etkisiyle, diyafram, kristal elemanı hareket ettirerek manyetik bobinin uçlarında elektriksel gerilim meydana gelmektedir. Meydana gelen bu elektrik sinyalleri yükseltici vasıtasıyla hoparlöre girmektedir. Ses bilgilerini taşıyan elektriksel akımların, ses bobininde oluşturduğu manyetik alan ve mıknatısın kendi sabit manyetik alanı etkilenerek hoparlör diyaframını titretmektedir. Diyafram titreşerek ses dalgalarını yaymaktadır. Bu orijinal sesin nakli değildir, farklı frekanslarda enerji dönüşümüyle, başka özellikte yeni bir ses meydana gelmektedir. Bu ses, çok benzese de farklı bir sestir. Meydana gelen yeni ses, konuşanın kendi sesi değildir. Elektrik tesiriyle hâsıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği, demir levhanın oluşturduğu başka bir sestir.</p>
<p>Elektrik sinyallerinin değerleri bilindiğinden, ses kaynağı olmaksızın, hoparlöre benzer elektrik sinyali göndererek benzer ses elde edilmektedir. Mikrofonlarda, diyafram adı verilen esnek ve hassas bir zar bulunur. Titreşen hava molekülleri bu zara çarpınca titreştirir. Bu titreşimlere uygun elektrik sinyalleri elde edilerek ses dalgaları, elektrik sinyallerine çevrilmiş olur.<strong> </strong>İnsan sesi, mikrofon içinde yok olur. Bunun yerine, indüksiyon akımı ve bundan manyetik dalgalar ve bundan ses dalgaları hâsıl olur.)</p>
<p>Ansiklopedi ve teknik kitaplardan alınan yukarıdaki bilgilerin doğru alınmış olduğunu, bilgisine sunduğumuz uzmanlar da doğruladı. Bunlardan birkaçının isimleri şöyledir:<strong><br />
Prof. Dr. Osman Işıkan<br />
İsmail Salkım:</strong> Elektronik mühendisi<br />
<strong>İsmail Derdemet: </strong>Elektrik mühendisi<strong><br />
Ahmet Kırılmaz: </strong>Elektrik mühendisi<br />
<strong>Habib Can:</strong> Elektrik-elektronik mühendisi<br />
<strong>Musa Aras:</strong> Elektrik-elektronik mühendisi<br />
<strong>S. Süleyman Yılmaz:</strong> Elektrik-elektronik mühendisi<br />
<strong>Ali Kılıç:</strong> Fizik mühendisi<br />
<strong>Ahmet Kanter:</strong> Fizik ve makine mühendisi<br />
<strong>Ahmet Çamırcı:</strong> Fizikçi<br />
<strong>Hüseyin Gökmen:</strong> Fizik mühendisi<br />
<strong>Mehmet Poyraz:</strong> Elektrik mühendisi<br />
<strong>Mahmut Sağırlı:</strong> Elektrik mühendisi<br />
<strong>Sabahattin Aktuğ:</strong> Fizik öğretmeni<br />
<strong>Ömer Mehmet Sur:</strong> Elektronik öğretmeni</p>
<p>Hoparlöre bir de dini açıdan bakalım:<br />
<strong><br />
</strong>Fizik ve elektrik bilimiyle ilgili kaynak kitaplarda da açıklandığı gibi, imamın sesi hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Bizim duyduğumuz ses, imamın kendi normal sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hâsıl olan mıknatıs kuvvetlerinin demir levhayı titreştirmesiyle oluşan bir sestir.</p>
<p>Namazda imamdan başkasının sesine uyulamayacağı ve yalnız salih erkeğin sesine ezan dendiği, bütün muteber fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Hatta kendi sesi olsa da, fasığın, çocuğun veya kadının okuduğuna bile ezan denmez. Bunun için, hoparlörle namaz kıldırmak ve ezan okumak kesinlikle caiz değildir. Dünyanın her yerinde okunmuş olması, doğru olduğunu göstermez.<strong> </strong>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.)</strong> [Enam 116]</p>
<p>Hanefi mezhebinde kıymetli kitapları bulunan, fıkıh uzmanı <strong>İbni Abidin </strong>hazretleri buyuruyor ki:<br />
Dağa çarpıp yankılanan ses, insan sesi olarak kabul edilmez. Vasıtasız [aracısız], bizzat insanın söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses hükmünde olmadığı için, böyle duyulan bir secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez.<strong> </strong>İmamdan başkasının sesine âmin diyenin namazı bozulur. <strong>(Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Elmalılı Hamdi Yazır</strong>, Araf suresinin 204. âyetinin tefsirinde diyor ki:<br />
Kıraat (okumak) bir ihtiyari iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan, sesli olarak okumak demektir. Nitekim vahiy meleği olan Hazret-i Cebrail’in işi bile aslında bir kıraat (Kur’an okuma) değil, bir ikra, yani okutmaktır. Allah’ın yaptığı iş ise vahyi indirmek ve kıraati yaratmaktır. Cansız varlıklardan çıkan seslere kıraat denilemeyeceği gibi, <strong>aks-i seda</strong>’dan, yani sesin yankılanmasından meydana gelen işe de kıraat denilemez. Bunun içindir ki, fakihler bir kıraatin yankılanmasından hâsıl olan yankının kıraat ve tilavet hükmünde olmadığını, mesela tilavet secdesi gerekmeyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraat denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraat dinlemek demek değildir, bir <strong>çınlamayı</strong> dinlemektir. Şu halde Kur’an okuyan bir okuyucunun sesini aksettiren gramofon veya radyodan gelen sese de kıraat denilemez. Bu gibi sesler bir kıraat değil, bir kıraatin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez. <strong>(s. 2361)</p>
<p></strong>Gramofondan [teyp, radyo, TV’de] okunan secde âyetini işitenin, tilavet secdesi yapması gerekmez. <strong>(Mezahib-i erbea)</p>
<p>TV veya hoparlörle namaz<br />
Sual:</strong> Bazı ülkelerde, bir camiden diğer camilere TV ile irtibat kuruluyor, diğer camidekiler, büyük camideki imama uydukları gibi, camiye gitmeyen de evinden, TV’deki imama uyup namaz kılıyormuş. Bunun mahzuru var mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Öğrenmek niyetiyle TV’den Kur&#8217;an-ı kerim dinlemek caizdir. Teypten dinlemek de caizdir. Okunan Kur&#8217;an-ı kerimi kasete alıp, mezara gidince, teybi açarak kaseti dinlemekle bizzat Kur&#8217;an-ı kerim okunmuş olmaz. Bunun gibi, bir kimse, namaz kılarken kendi filmini çekse, sonra her namaz vakti gelince, video ile bu filmi oynatsa, namaz kılmış olmaz. Namaz kılmak, ezan okumak vakitli ibadetlerdir. Bunları teyple, video ile yapmak, bid&#8217;at olup, büyük günahtır.</p>
<p>TV ve video iyi bir eğitim vasıtasıdır. Mesela namazın nasıl kılınacağını tatbiki olarak göstermek çok iyi olur. Fakat namaz kılan imamın filmini alıp, imam yerine ekrandaki bu görüntüye uymak caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, vakit gelince videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi değil, benzeridir.</p>
<p>İki ayrı şey, birbirine çok benzese de, aynı değildir. Mesela Ali ile ikiz kardeşi Veli, birbirine ayırt edilmeyecek derecede benzese de, ayrıdır. Biri Ali, öteki Veli’dir.</p>
<p>Bir insanın resmi, kendisinin tam benzeridir, aynısı değildir. Resmin gözü yırtılsa, sahibinin gözüne bir zarar gelmez. Bir kimse aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan kimsenin resmidir. Bu resim sahibinin bizzat kendisi değil, benzeridir, görüntüsüdür. Aynayı kırsak, görüntü kaybolursa da sahibine bir şey olmaz.</p>
<p>TV, teyp ve radyodaki sesler de, sahibinin benzer sesidir, aynısı değildir. Aynen bunlar gibi imamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Bizim duyduğumuz ses, imamın sesi değil, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir levhanın husule getirdiği bir sestir. Bu ses, imamın sesine, ne kadar benzerse benzesin, benzeridir, aynısı değildir.</p>
<p>TV’deki görüntüye imam diye uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imam olmadığı gibi, ses de bizzat imamın sesi değildir. Onun için görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmuş olmaz.</p>
<p>TV’deki sesler yankı da değildir. Yankıya da uymak caiz olmaz.</p>
<p>Namaz kılarken görüntüsü videoya alınmış imama uymak caiz olmadığı gibi, TV’nin naklen yayınında, imamı da görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör veya radyo vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadığı için, bu ses ile hareket ederek ibadet etmek de caiz olmaz.<br />
<strong><br />
Dinde nakil esastır<br />
Sual:</strong> Mısır radyosu, sabah namazını canlı olarak yayınlıyor. Net olarak dinliyoruz. Evimizden radyodaki imama uyup sabah namazını kılmamız caiz midir? Hocamız, vakit girerse, uyulabileceğini söyledi.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Fıkıh kitaplarında, imamla cemaat arasında kayık geçecek kadar bir nehir veya araba geçecek kadar bir yol varsa, imama uymanın caiz olmadığı bildiriliyor. TV’de canlı olarak yayınlansa yine uyulmaz. Burada en önemli husus şudur: Radyodan gelen ses, bizzat imamın sesi değil, tam benzeridir. Bir insanın fotoğrafı veya TV’deki görüntüsü gibidir. Her ne kadar fotoğraf veya TV’deki görüntü, o insana ait ise de, bizzat kendi değildir. Bu bakımdan radyodan, TV’den okunan secde âyetleri için secde-i tilavet gerekmediğini de din kitapları bildirmektedir. Dinde nakil esastır. Herkes aklına göre bir şey çıkarırsa, ortada din diye bir şey kalmaz. <strong>(M.Erbea, Hadika)</p>
<p>Ezanı hoparlörle okumak<br />
Sual:</strong> Yüzyıl önce şehirlerimizde hoparlör sistemi yoktu, zaten gerek de yoktu; ama şimdi metropoller var, milyonluk şehirler var. Ezan bir çağrı ise ve insanların duyması isteniyorsa bunun hoparlörden okunmasında ki yanlışlık ne olabilir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Dinimiz öyle demiyor. Ezanın mutlaka duyulması lazım demiyor. Hatta imamın sesini bütün cemaatın duyması gerekir demiyor. Sultanahmet gibi camiler hoparlör çıkmadan önce de vardı. Peygamber efendimiz yüz bin sahabiye hutbe okudu. Herkes duymadı, duyması da lazım değil. Yani duyulması hutbenin şartlarından değildir. Duymayanlar çok olsa da hutbe yine sahih olur.<br />
<strong><br />
Hoparlörü ibadette kullanmak<br />
Sual: </strong>(Hoparlör = <strong>haut + parleur</strong>, yüksek konuşucu, sesi büyültücü demektir. Sesi yükseltmek ise sünnete uygundur) diyerek hoparlörle ibadeti caiz görenler var. Hoparlör bunların dediği gibi sesi mi yükseltiyor, yoksa sesi değiştirdikten sonra, başka sesi mi yükseltiyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İşin tekniğini bilmeden, bir aletin kelime manasını söylemek cahilliğin daniskasıdır. <strong>Haut parleur</strong>, Fransızca, yüksek konuşucu demekse de, hoparlörün mahiyeti bu cahillerin söylediği gibi değildir. Kelime manasıyla din olmaz. Birçok terimler, kelime manasından çok uzaktır. Mesela gözden düştü, demenin bildiğimiz gözle hiç alakası yoktur. Bunun gibi <strong>salât</strong> kelimesi dua demektir; ama namaza da salât denir. Namaz farklı bir dua şeklidir. Bu cahiller gibi, salât duadır diyerek, namaz kılmayıp, sadece dua edenler de çıkmıştır. İstiva oturmak, kaplamak diye, hâşâ Allahü teâlânın Arşa oturduğunu söyleyenler olmuştur. İlim ciddiyeti olan insan, hoparlörün işleyiş şeklini bilen, fizik mühendislerinden öğrendikten sonra yazar.</p>
<p>İşin dini yönüne gelince, cemaat, kendi imamından başkasının sesine uyarak namaz kılarsa sahih olmaz. Hoparlörden çıkan ezan sesinin de, müezzinin sesi olmadığı, teknik olarak yukarıda açıklandı. İnsan sesi olmasına rağmen fâsık insanın, kadının ve çocuğun okuduğu ezan sahih olmaz. Salih erkeğin okuması şarttır. Hoparlörden çıkan ses, fâsık erkeğin sesi bile değildir. Enerji dönüşümünden meydana gelen, bir aletin metalik sesidir. Metalik sesle, namaz kılınmaz, ezan okunmaz ve başka ibadet de edilmez. Hem dine aykırıdır, hem de bid’at olur. Hadis-i şerifte de, <strong>(Her bid&#8217;at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir) </strong>buyuruluyor. (İbni Asakir)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/hoparlorden-cikan-sesin-mahiyeti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaza namazlarıyla ilgili çeşitli sorular</title>
		<link>http://islamdini.de/kaza-namazlariyla-ilgili-cesitli-sorular</link>
		<comments>http://islamdini.de/kaza-namazlariyla-ilgili-cesitli-sorular#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 01:37:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1292</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Kaza namazları nasıl kılınır, sırayla kılmak şart mı?
CEVAP
Aynen vakit namazı gibi kaza edilir. Kaza namazı kılarken sıra şart değildir. Fakat ne kadar kaza namazı kıldığını hesaplayabilmek için, sıra ile kılmak iyi olur.

Sual: Sünnetleri kılarken kazaya da niyet ediyoruz. Öğlenin ilk dört sünnetini kılarken ilk kazaya kalan öğlenin farzına, ikindinin sünnetini kılarken ilk kazaya kalan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Kaza namazları nasıl kılınır, sırayla kılmak şart mı?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Aynen vakit namazı gibi kaza edilir. Kaza namazı kılarken sıra şart değildir. Fakat ne kadar kaza namazı kıldığını hesaplayabilmek için, sıra ile kılmak iyi olur.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Sünnetleri kılarken kazaya da niyet ediyoruz. Öğlenin ilk dört sünnetini kılarken ilk kazaya kalan öğlenin farzına, ikindinin sünnetini kılarken ilk kazaya kalan ikindinin farzına, akşamın sünnetini kılarken ilk kazaya kalan akşamın farzını kılmaya diye niyet ediyoruz. Öğlenin sünnetini kılarken akşamın veya yatsının farzına yahut vitre niyet edemez miyiz?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Fark etmez, hangisine isterseniz niyet edebilirsiniz. Ancak bunun hesabı zor olur. Öğlenin sünnetini kılarken öğlenin farzı, diğerlerinin sünnetlerini kılarken farzları da kılınırsa hesaba lüzum kalmaz. Karışık kılınca, ne kadar kaza borcu kaldı diye hesabı zor olur.<br />
<strong><span id="more-1292"></span><br />
Sual:</strong> Kaza namazları hangi vakitlerde kılınır, hangi vakitlerde kılınmaz?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Namaz kılması tahrimen mekruh, yani haram olan vakitler üçtür. Bu vakitlerin haricinde her zaman kaza namazı kılınır. Günlük namazların arkasından da kılınır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Kaza namazı için mekruh vakitler:<strong><br />
a-</strong> Sabah güneş doğunca, 50 dakika geçinceye kadar kaza ve nafile namaz kılınmaz.<strong><br />
b-</strong> Öğleye 20 dakika kalınca, öğleye kadar kaza ve nafile kılınmaz.<strong><br />
c-</strong> Akşama 45 dakika falan kaldıktan sonra artık o günün ikindisi hariç kaza namazı kılınmaz.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Mukim ve seferi iken kazaya kalan namazlar nasıl kılınır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Mukimken kazaya kalan farzlar, seferde de dört rekat olarak kılınır. Seferde kazaya kalan farzlar, mukimken kaza edilince, iki rekat olarak kaza edilir. Tam olarak bilinmiyorsa, hepsini dört rekat olarak kaza etmek günah olmaz.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Hanefi fukahasının kaza namazları ile ilgili meşhur ve zahirür rivaye olan kavli şudur: Kazaya kalmış namazları kılmak nafile kılmaktan daha önemli ve daha münasiptir. Yalnız maruf sünnet ve nafileler bundan müstesnadır. Bunlar nafile niyetiyle kılınır. Fukahanın kavline ne dersiniz?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Fukahanın kavline kim ne diyebilir ki? Bu hüküm, sadece özürle kazaya kalan namazlar içindir, terk edilen namazlar için değildir. Aynı ifade bizim yazılarımızda da vardı. Böyle söyleyenlerin hatası <strong>(kasten yapılanla)</strong>,<strong> (bir mazeretle kaçırılanı)</strong> aynı kefeye koymalarından ileri geliyor. Mesela, birisinin elinde kırılacak bir şey var, kazara çarpıyor ve onu düşürerek kırıyorsunuz, özür diliyorsunuz. Bir de kasten elinden alıp yere çarpıyorsunuz, sonra da özür diliyorsunuz. O zaman adam demez mi, ne özür dilemesi, kasten yapmadın mı, bunu demezler mi adama? Kasten namazı terk eden kâfir olur diye hadis-i şerif var. Uyuyarak, unutarak yani bir mazeretle kaçırılan namaz başka, günlerce, aylarca hatta yıllarca kasten terk edilen namaz başka.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Çok sayıda kaza borcu olan kaza borcunu ödedikten sonra tekrar tertip sahibi olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet olur.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Sünnetler yerine kaza kılan, sadece kazaya niyet etse vaktin sünnetini kılmamış mı olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır vaktin sünnetini de kılmış olur, sadece niyet etme sevabı eksik olur.<br />
Bir örnekle açıklayalım:<br />
Cünüp olan, denize girip çıksa veya denize düşse, ağzına ve burnuna da su girmişse gusletmiş olur. Bu gusülle namaz kılar. Eğer denize girerken gusle de niyet etseydi gusle niyetin sevabına da kavuşurdu. Farzın yanında kaza kılan da, sünneti kılmış olur. Ancak vaktin sünnetine diye de niyet edilirse, niyetten hasıl olacak sevaba da kavuşur.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kaza namazı olmayan da sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmeli mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet, iyi olur. Bir kimsenin kaza namazı olmasa da, kaza namazı kılmasında mahzur yoktur. Bazı namazlarımız sahih olmamış olabilir. İmam-ı a&#8217;zam hazretleri, abdestteki bir müstehabı yapmadığı için kırk yıllık namazını kaza etmiştir. Kaza etme mecburiyeti yoktu.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Akşam ve yatsının iki rekat olması gereken sünnetleri kaza kılarken üç rekat olarak kılınıyor bu sünneti değiştirmek olmaz mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Peygamber efendimiz, farzlardan önce veya sonra bir namaz kılardı, o kıldığı için bize sünnet oluyor. Akşam ve yatsıdan sonra iki rekat kıldığı gibi daha fazla da kılmıştır. Mesela altı rekat evvabin namazı kıldığı da olmuştur. Sünnet yerinde kaza kılmakla sünnet de yerine geliyor. Rekatın farklı olması buna mani değildir.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Cemaati beklerken kaza namazı kılınır mı yoksa farzı kılıp sonra mı kaza kılmalı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Cemaate yetişilebilirse, kaza kılmak iyi olur. Mekruh vakitler hariç her zaman kaza kılınır.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Özür ile kaçırılan namazların kazalarını sünnetler yerine kılınca niye sünnet de yerine gelmiş olmuyor?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kuşluk namazı, tehıyyat-ül-mescid namazı ve diğer nafile namazlar hakkında Hadis varit olmuş, nafile namazları kılmak da kaza kılmaktan evladır. Çünkü kazayı bir özürle bıraktık. O an ölsek kaza borcu ile ölmüş sayılmayız. Böyle kazaya kalmış namaz, birkaç vakit olur. Fazla olmaz. Sünnet ve bu nafileleri kılmak, kaza kılmaktan evladır. Sünnetle kazayı beraber kılmaya hiç ihtiyaç yoktur. Ama birkaç sene gibi çok kaza borcu olunca bir zaruret doğuyor. Geciktirdikçe günah yazılıyor.<span style="font-size: xx-small;"><strong><br />
</strong><br />
</span>Diğer üç mezhebe göre özürle kaçırılan kazalar varken sünnet kılmak haramdır. Özürle kaçırılan kaza da geciktirilmemeli diyorlar. Bunlar da hak mezhep. Kaza namazının önemini anlamalıdır.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Camide kaza namazı kılmakta mahzur var mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Namazı kazaya bırakmak büyük günahtır. İşlenmiş bir günahı açıklamak da günahtır. Eskiden hiç kimsenin kaza namazı olmazdı. Bu bakımdan kaza kılınca, o namazı terk ettiği anlaşılırdı. Fakat bugün hemen herkesin kaza namazı bulunmaktadır. Camiye müslüman gelir. Müslüman da namaz kılanı ayıplamaz. Bugün kaza namazı kılmak yadırganmaz. Aksine takdir edilir. Hatta &#8220;Falanca namaza başlamış, kılmadıklarını da kaza ediyor&#8221; diye övülür. Sonra bir insanın hiç kazası olmadığı halde, kaza kılsa mahzuru olmaz.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>İmam-ı a&#8217;zam hazretleri, kazaya kalmış namazı olmadığı halde, senelerce kaza namazı kılmıştır. Bu devirde kaza kılmak ayıplanmadığı için, camide kaza kılmakta da mahzur yoktur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Camide <strong>Tehıyyat-ül mescid </strong>gibi çeşitli nafile namazlar da kılınır. Bir kimse, camide herkesten çok namaz kılsa, ne namazı kıldığı nasıl bilinebilir? Akşam namazından sonra <strong>evvabin </strong>namazı kılınır. Evvabin namazı kılana &#8220;Kaza kılıyor&#8221;, kaza kılana &#8220;Evvabin kılıyor&#8221; denebilir mi? Nafile namazları kılarken, mesela <strong>tehıyyat-ül mescid </strong>namazı<strong> </strong>kılarken kazaya da niyet edilirse, her ikisi de kılınmış olur. <strong>(Redd-ül-muhtar)</strong></p>
<p><strong>Camide kaza kılmak<br />
Sual:</strong> Camide kaza namazı kılmak mekruh olduğuna göre, sünnetleri kılarken kazaya da niyet ettiğimiz için, kaza kıldığımız belli olmuyor; fakat vitri ve akşam namazının kazası belli oluyor. Mekruh oluyor mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Eskiden herkesin kazasının olmadığı veya çok az olduğu dönemlerde, camide kaza kıldığını göstermek mekruhtu; fakat bu zamanda çok kimsenin kazası olduğu için, belli olmasının mahzuru olmaz.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Sabah namazını kaçırınca, nasıl olsa kazaya kaldı diye öğleden sonra kılmakta mahzur var mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Özürsüz geciktirme günahı pek büyüktür. Öğle vaktine 20 dakika kalıncaya kadar sünneti ile birlikte kaza edilmelidir.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kaza namazı için <strong>&#8220;ilk veya son&#8221;</strong> demeden rastgele, <strong>&#8220;Kazaya kalmış namazımı kılmaya&#8221;</strong> diye niyet etmek sahih olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hangi namazı kıldığını bilmek farzdır. Bir kimse, öğle vakti (Allah için namaz kılmaya) diyerek on rekat namaz kılsa, o günkü öğlenin farzını kılmış olmaz. (Bugünkü öğle namazının farzı) diye niyet etmesi gerekir. Fakat kazaya kalan namaz çok ise, böyle falanca günün kazası diye niyet etmesi mümkün olmayacağı için, (ilk kazaya kalan) veya (son kazaya kalan) diyerek niyet etmek sahih olur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Mesela öğle ve ikindiyi kılamayan kimse akşam namazından sonra bu namazları kaza edebilir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Elbette kaza eder, kaza etmesi farzdır, geciktirmesi haram olur.<strong><br />
</strong><br />
<strong>Sual:</strong> Şafii’de kaza namazı olanın, sünnet veya nafile kılması haram. Peki sünnet kılmak haram da, namazı kaza etmeyip boş oturmak haram değil midir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Namaz iki türlü kazaya kalır. Biri uyku, unutma gibi meşru bir özürle kazaya kalır. Diğeri de özürsüz, kasten kılmamakla kazaya kalır. Uyumak, unutmak gibi meşru özürle kazaya kalmış namazları kılmak farzdır. Acele edilmesi müstehaptır. Fakat terk edilen, yani özürsüz kılınmayan namazları ise acele kılmak farzdır. Kendisinin ve bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimini temin etmek için çalışması gibi zaruri işler dışında, kaza namazı kılması farzdır, boş oturması günah olur. Hatta namazlarını kaza etmeden vaktin sünnetlerini kılması da günah olur. Bunların yerine kaza namazı kılmalıdır! <strong>(Mugnil muhtaç, Tenvir-ül-kulub, İrşad-ül-ibad)</p>
<p>Sual:</strong> 4 rekatlı kazaların son 2 rekatta zammı sure okunmasa da, yine vaktin sünneti kılınmış olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet olur. Kazası olmayan kimse, sünnetler yerine kaza kılarken, son iki rekatta zammı sure okusa da olur okumasa da. Hiç kazası olmayan, ikindinin sünnetini kılarken, kazaya da niyet etse, kıldığı nafile olur. Ama farzın yanında kıldığı için sünnet sevabına da kavuşur.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kazası olmayan, ahir zuhurun dört rekatında zammı sure okumalı ne demektir? Farzdır, vaciptir, sünnettir gibi bir şey mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Burada okumalı demek, okumak farz, vacip demek değil, okunması iyi olur demektir.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kaza namazı kılarken kamet okunur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet erkekler okur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Erkeklerin kaza namazı kılarken kamet okumalarının sünnet deniyor. Peygamberimiz, kaza namazı kıldı da mı kamet okumak sünnet olsun?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet Peygamber efendimiz de kaza namazı kılmıştır. Bir savaşta namaz kılma imkanı olmadı, sonradan kaza ettiler. Fakat Peygamber efendimiz, kılmasa bile, eshabına, ümmetine, namazınız kazaya kalınca ikamet okuyun buyurdu. Sabah namazına uyuyarak kalkamayanlar, kamet okuyup okumayacaklarını soruyorlardı.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bir şeyin sünnet olması için onu mutlaka Peygamber efendimizin yapması gerekmez. Yapın diye emretmişse o sünnet olur. Yahut yaparken görüp de men etmemişse, o yine sünnet olur. Ezan okumak da sünnettir. Fakat Peygamber efendimizin ezan okuduğu kitaplarda açıkça yazmıyor. Peygamber efendimiz ezan okumamış bile olsa, ezan okumak sünnet değil, denebilir mi? Hem de İslam’ın şiarı olan bir sünnettir.</p>
<p><strong>Sual:</strong> On yıldır dolgu dişle namaz kılan, şimdi bunları Şafii veya Maliki’ye göre kıldım derse, hepsi kaza edilmiş olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Zaruret olduğu için evet.<strong></p>
<p>Sual:</strong> İkindinin farzından sonra ikindinin sünneti veya nafile namaz kılınmaz. Kaza namazı da kılınmaz mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İkindi namazını kıldıktan sonra kaza kılınır. Akşama 40 dakika kalıncaya kadar kılınır. İkindi geç kılınmışsa, yani akşama 40 dakikadan az kalmışsa artık kaza kılınmaz. Ama ikindi namazı çok geç kalsa da mesela akşama birkaç dakika kalsa da yine kılmak farzdır. Terk edilmesi haram olur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Kaza borcu olmadığı için üçüncü ve dördüncü rekatlarda zammı sure okuması gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Gerekmez. Çünkü vaktin sünneti yerinde bir namaz kılınmakla sünnet de kılınmış olur. Akşam namazının sünnetini kılarken üç rekat akşam namazının kazasını kılmaya niyet edince de, sünnet kılınmış olur. Kazası olmayan, sünnetleri kılarken kazaya da niyet edince üçüncü ve dördüncü rekatlarda zammı sure okusa da olur, okumasa da.<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>Tâtârhâniye</strong>&#8216;de, kazaya kalmış namazı olup olmadığını bilemeyenin öğle, ikindi ve yatsının sünnetlerinde zammı sure okuması daha iyi olur buyuruldu. Bu, sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmek ve zammı sure okumak daha iyi olur demektir. (<strong>Uyun-ül-besâir</strong> s.100)<span style="font-size: x-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>Sual:</strong> Kazası olmayan kimse, zuhri ahiri kılarken, üçüncü ve dördüncü rekatlarda zammı sure okumalı dediniz. O zaman kazası olmayan, sünnetleri kılarken kazaya da niyet edince, üçüncü ve dördüncü rekatlarda zammı sure okuması gerekmez mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Gerekmez. Zuhri ahir namazı bunlarla kıyas edilmez. Zuhri ahir namazı sırf o günkü Cuma namazının sahih olup olmaması ile ilgilidir. Kazası olmayan kimse, sünnetleri kılarken kazaya da niyet edince, sünneti terk etmiş olmuyor, farz namaz yanında bir namaz kılınınca sünnet de kılınmış oluyor. Onun için, kazaya da niyet edilen dört rekatlı sünnetlerin üçüncü ve dördüncü rekatlarında zammı sure okunması gerekmez. Yani farzların üçüncü ve dördüncü rekatında zammı sure okumanın mahzuru olmaz. Okunursa secde-i sehv gerekmez.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Zekat borcumuz var iken, sadaka vermemiz uygun olur mu? Yahut zekat parası ile yol, köprü, çeşme, cami yaptırsak mahzuru olur mu? Kaza namazı borcumuz var iken, çok sevap olan tesbih namazı, kuşluk namazı kılsak sakıncası olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Nafile, farzın yanında denizde damla bile değildir.<br />
Milyarlarca sadaka vermekle, binlerce çeşme ve cami yaptırmakla hasıl olan sevap, bir kuruş zekat sevabına eşit olamaz. Çünkü çeşme ve cami yaptırmak nafile ibadettir, zekat ise farz ibadettir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Peygamber efendimiz, kaza namazı borcu olanın nafilelerinin kabul olmayacağını bildiriyor. Ömür boyu nafile namaz kılınsa, iki rekat farz namaz sevabına kavuşulamaz.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Nafile namaz kılmak ve farz olmayan ibadetleri yapmak yerine <strong>farzı ayn</strong> olan [herkesin kendisine lazım olan namaz, oruç gibi] ilimleri öğrenmek lazımdır. Bir kimse ömür boyu nafile ibadet etse, bir sayfa farzı ayn olan ilmi öğrenmenin sevabına kavuşamaz.<br />
<strong>Farz-ı ayn ilimden bir şey öğrensen eğer, </strong><br />
<strong>Dünyanın hazinesi etmez bu kadar değer</strong><br />
<strong><br />
Sual:</strong> Sünnetleri kılarken kaza namazına da niyet ediyoruz. Ancak bir arkadaş, <strong>(Yatsının son sünneti iki rekat, akşamın sünneti iki rekat iken bunu üç olarak kılmak sünneti değiştirmek olur, bid’at olur)</strong> dedi. Üç kılmak sünnete aykırı mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sünnet olan farzın yanında bir namaz kılmaktır, rekat sayısı değildir. Peygamber efendimizin akşam namazından sonra altı rekat namaz kıldığı da olmuştur. Öğlenin son sünnetini dört rekat olarak da kılmıştır. Yatsının farzından sonra çok namaz kıldığı da olmuştur. Tekrar ediyoruz: Farzlardan önce veya sonra bir namaz kılmak sünnettir, rekat sayısı değil. Bu bakımdan kaza namazı kılmakla vaktin sünnetini de kılmış oluyoruz. Sünnet de terk edilmiş olmuyor.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Dört mezhepte de kılınmayan namazları kaza etmek gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Bir başlayışta birkaç günlük veya birkaç vakit kaza kılınınca, hepsine birden bir ezan okumak bir defa tesbih çekmek ve bir defa dua etmek kâfi gelir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kaza kılarken her namazda ikamet okumak gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kaza namazlarını tamamen kılan tertip sahibi olabilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kazası kalmayan tertip sahibi olur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Peş peşe 4-5 vaktin kaza namazını kılacaksanız sabah, öğle, akşam, yatsı, vitir şeklinde sıraya dikkat etmek gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hayır sıraya riayet etmek gerekmez. Ancak hesabın kolay olması için, ne kadar kaza kıldığımızı bilmek için sıra ile kılmak iyi olur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Geçmişte seferi iken kazaya kalmış olan namazlarımı bilmiyorum bunların kazası nasıl olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bilinmeyince mukim olarak kılmakta mahzur yoktur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Kaza namazlarını tamamlamadan vefat eden kişilerin ahirette hali ne olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Eğer samimi olarak kazaya başlamışsa, o zaman affa uğrayabilir, şefaatle affedilebilir veya ölünce iskat yaparlar, iskat sayesinde affa uğrayabilir yahut ahirette cezasını çeker ama bu daha az ihtimaldir. Çünkü kılmak için çalışmış ama bitiremeden ömrü kâfi gelmemiş. Hiç kılmayanların hâli kötü olur.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Sünnet yerine kaza kılarken, fasid olsa, bu namazı yeniden kılmak vacip olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Namazı bir iş sebebiyle kazaya bırakmak günah mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Farz namazı, özrü olmadan kazaya bırakmak haramdır. Bu günah kaza edince affolmaz. Kaza ettikten sonra, ayrıca tevbe etmek de gerekir. Kaza edince, yalnız namazı kılmamak günahı affolur. Kaza kılmadan tevbe edilince, terk günahı affolmadığı gibi, tehir günahı da affolmaz. Zira tevbenin kabul olması için, günahtan sıyrılmak şarttır. <strong>(Dürr-ül-muhtar)</p>
<p>Sual:</strong> Akşam, yatsı ve sabahın farzı gündüz kaza edilirken sesli okumak caiz midir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet caizdir.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Çok kaza borcum var. Fıkıh bilgilerini öğrenmek için de Tam İlmihali okuyorum. Hiç vakit kaybetmeden kazaları ödemeye mi çalışmalı, yoksa fıkıh bilgilerini mi öğrenmeli?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kitap okumadan yani fıkıh bilgilerini öğrenmeden yanlış namaz kılarsanız ne olacak? Kitaptan fedakârlık olmaz, yani kitap okumak lazım. Kazaları da kılmaya devam edilir.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Doğru dürüst kılamadığım namazlarım olmuştur. Şimdi bunları kaza etmem lazım mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İmam-ı a’zam hazretleri kırk senelik namazını kaza etmiştir. Halbuki bir yanlışlığı da yoktu. Hep kaza namazı kılmak iyi olur.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Namaz ve oruç kazalarının sayısını tam bilmeyen nasıl hesaplar?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Zannı galibe göre hesaplar.<br />
<strong><br />
Bayılanın namazı<br />
Sual:</strong> Deliren veya herhangi bir sebeple bayılan kimse, bu esnada kılamadığı namazlarını, iyi olunca kaza eder mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Deliren veya hastalık gibi elde olmayan bir sebeple bayılan kimse, 24 saatte ayılmazsa, iyi olunca namazlarını kaza etmez. Yani bu kimse, beş vakitten fazla namazını kılamazsa, hiç birini kaza etmez. Beşten az olursa kaza eder.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Uyuşturucu, ilaç, narkoz gibi sebeplerle bayılan kimse ise, ne kadar baygın kalırsa kalsın, kılamadığı bütün namazlarını kaza eder.</p>
<p><strong>Kaza kılarken niyet<br />
Sual: </strong>Kaza namazı borcu olan beş vakit namazın sünnetlerini kılarken nasıl niyet etmelidir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kazası olmasa da, sünnetleri kılarken kazaya niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Mekruh olarak kılınmış veya bilmeden kazaya kalmış namazları varsa, kaza edilmiş olur. Vaktin farzı yanında bir namaz kılınınca, sünnet de kılınmış oluyor. Yani kazası olmayan, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederse, sünnet kılmış olur. Kazası olan ve olmayan için, niyette fark yoktur. Her vakit için ayrı ayrı bildirelim:<br />
Sabah namazının farzı ve sünneti aynen kılınır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><span style="text-decoration: underline;"><strong>Öğle namazının ilk sünnetini kılarken:</strong><br />
</span><strong>(İlk kazaya kalmış öğle namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilerek, farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı, kaza namazı yerine geçer. Eğer <strong>(vaktin ilk sünnetini kılmaya)</strong> diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Hatta yeni abdest almışsa sübha namazına, camideyse tehıyyet-ül-mescid namazına da niyet ederse, her niyeti için ayrı sevab alır. Böyle birkaç niyet etmek iyi olur. Bu sayılan nafile namazların hepsi kılınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Öğle namazının son sünnetini kılarken:</span> </strong><br />
<strong>(İlk kazaya kalmış sabah namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilerek, farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası namazı borcu varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Eğer <strong>(vaktin son sünnetini kılmaya)</strong> diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><span style="text-decoration: underline;"><strong>İkindi namazının sünnetini kılarken: </strong><br />
</span><strong>(İlk kazaya kalmış ikindi namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilerek, farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kazası yoksa yine sünnet kılınmış olur. Eğer <strong>(vaktin sünnetini kılmaya) </strong>diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Akşam namazının sünnetini kılarken:</span></strong><br />
<strong>(İlk kazaya kalmış akşam namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilerek üç rekât farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Eğer <strong>(vaktin sünnetini kılmaya)</strong> diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Yatsı namazının ilk sünnetini kılarken:</span></strong><br />
<strong>(İlk kazaya kalmış yatsı namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilir. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kazası yoksa yine sünnet kılınmış olur. Eğer <strong>(vaktin ilk sünnetini kılmaya) </strong>diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Yatsı namazının son sünnetini kılarken:</span><br />
(İlk kazaya kalmış vitir vacibi kılmaya) </strong>diye niyet edilerek, 3 rekât vitir gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Vitir namazı gibi 3 rekât olarak kılınır. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kazası yoksa yine sünnet kılınmış olur. Eğer <strong>(vaktin son sünnetini de kılmaya)</strong> diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Akşamdan sonra evvabin namazı kılarken:</span><br />
</strong>Akşam namazından sonra, iki defa, akşam namazının kazası olarak 6 rekât namaz kılınsa <strong>evvabin</strong> namazı da kılınmış olur. Hem ilk kazaya kalmış akşam namazının farzına, hem de evvabin namazına diye niyet edilirse, niyet sevabı da alınır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Gece teheccüd namazı kılarken:</span><br />
</strong>Gece iki rekât teheccüd kılınacaksa,<strong> (İlk kazaya kalmış sabah namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilir. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Gece bir namaz kıldığı için, teheccüd namazı da kılınmış olur. Kazası yoksa teheccüd namazı kılınmış olur. Eğer <strong>(teheccüd namazı kılmaya)</strong> diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Öğleden önce kuşluk namazı kılarken:</span><br />
</strong>Mesela dört rekât kılınacaksa,<strong> (İlk kazaya kalmış öğle namazının farzını kılmaya) </strong>diye niyet edilir. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kuşluk vaktinde namaz kıldığı için, kuşluk namazı da kılınmış olur. Kazası yoksa kuşluk namazı kılınmış olur. Eğer <strong>(kuşluk namazı kılmaya)</strong> diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong><span style="text-decoration: underline;">Cuma günü zuhr-i ahiri kılarken:</span></strong><br />
<strong>(Vaktine yetişip de kılmadığım son öğle namazının farzını kılmaya)</strong> veya <strong>(Üzerime son farz olan kılmadığım öğle namazını kılmaya) </strong>diye niyet edilir. Cuma namazı sahih olmuşsa, en son kazaya kalan öğle namazı kaza edilmiş olur. Cuma sahih olmamışsa, bugünkü öğle namazı kılınmış olur. Bu bakımdan, <strong>zuhr-i ahir</strong> namazını mutlaka kılmalı. Burada son demeyip de, ilk denirse, ilk kazaya kalan bir namaz kaza edilmiş olur, öğle namazı kılınmamış olur. Onun için, son demeyi ihmal etmemeli. Cuma sahih olmuşsa ve kaza namazı borcu da yoksa, nafile namaz sevabı hâsıl olur.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Bir kimse, bir an önce bitirebilmek için, kaza namazlarını, elinden geldiği kadar kılmaya çalışsa; fakat kazalarını bitirmeden ölse, borçlu olarak mı ölmüş olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kaza namazlarını bitirmek niyetinde olduğu için, niyetine karşılık olarak, bütün kaza borçları affedilir. Bunun gibi, bir kâfir imana gelse, küfrüne tevbe edince, yani artık küfre girmeyeceğine karar verince, bu niyetine karşılık olarak, günahlarının hepsi affedilir. Bid’at ehli de, ölene kadar bid’atinden vazgeçerse, onun da günahları affolur. <strong>(İ. Ahlakı)</strong></p>
<p><strong>İade etmek<br />
Sual:</strong> S. Ebediyye’nin kaza namazı bahsinde, <strong>(Bir namazı vakti içinde tekrar kılmaya iade denir) </strong>derken, özür bahsinde, <strong>(Namaz vakti çıktıktan sonra, sonraki namaz vakti içinde özrü durursa, önceki namazını iade eder)</strong> deniyor. Öbür vakitte kılınca kaza olmuyor mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bir namazı, kıldıktan sonra, herhangi bir sebeple tekrar kılmaya <strong>iade </strong>denir. Bu genelde vaktin içinde olur. Özür hali müstesnadır. Mesela, Hanefi mezhebine göre, öğle namazı vaktinde özrü başlayan vaktin sonuna kadar bekler ve namazını kılar. İkindi vakti özrü durursa, öğleyi tekrar kılması gerekir. Buna da<strong> iade</strong> denir. Namazı vaktinde kılmıştı, kazaya bırakmamıştı; ama özrü olduğu için özürlü kılmıştı. Öğleden sonra kesilince, özürlü olmadığı anlaşıldığından namazını <strong>iade </strong>etmesi gerekir. Böyle durumlarda Maliki mezhebi taklit edilirse, namaz sahih olur, <strong>iade</strong> etmeye gerek kalmaz.</p>
<p><strong>İki farzı bir araya getirmek</strong><br />
<strong>Sual:</strong> (Peygamberimiz,<strong> (İki farz namazı bir araya getirmek, büyük günahtır) </strong>buyurduğu için, vaktin farzını kılarken kaza da kılmak haramdır. İki farz bir araya getirilmiş oluyor) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır, yoktur. Hadis-i şerif yanlış anlaşıldığı için böyle söyleniyor. Hadis-i şerifte kaza kılmak haram denmiyor, iki farzı bir araya getirmek yani namazı kazaya bırakmak büyük günahtır deniyor. Mesela, ikindi namazını mazeretsiz akşama 5–10 dakika kalıncaya kadar geciktirmek haramdır; ama bir dakika kalsa bile, hemen kılınması farzdır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bunun gibi, akşam namazını vaktinde kılmayıp, yatsı vakti girinceye kadar geciktirmek de haramdır. Yatsı vakti girince, akşamı da, yatsıyı da kılmak farzdır. Yani kılmayıp da, iki farzı bir araya getirmek haramsa da, kılınmaları yine farzdır.</p>
<p><strong>Uyuyakalmak<br />
Sual:</strong> Uyuyakalmak özür müdür?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Tedbirsiz uyumak özür olmaz. Ya saati kuracaksınız veya birisine tembih edeceksiniz. Erken yatacaksınız. Aldığınız bütün tedbirlere rağmen uyuyakalırsanız, o zaman özür olur.<br />
<strong><br />
Kazası olmayanın nafile kılması<br />
Sual: </strong>Kaza namazı borcu olmayanın, Kuşluk, Evvabin ve Teheccüd kılınan vakitlerde dört rekâtlı kaza namazı kılarken, son iki rekâtında zamm-ı sure okuması gerekir mi? Okumazsa vacibi terk etmiş olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Peygamber efendimiz, farzlarla beraber veya başka zamanlarda nafile namaz kılardı. O bu vakitlerde namaz kıldığı için bu namazlar bize sünnet olmuştur. Bu sünnet namazlar, revatib ve regaib diye ikiye ayrılır. Revatib, farzlardan önce veya sonra kılınan, müekked ve gayr-ı müekked sünnetlerdir. Regaib ise, <strong>Kuşluk</strong>, <strong>Teheccüd</strong> ve <strong>Evvabin</strong> gibi diğer sünnetlerdir.<span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Gerek revatib ve gerekse regaib sünnetlerin yerinde, kaza namazı kılınınca, bu sünnetler de kılınmış oluyor. Bu sünnetlere de niyet edince, ayrıca niyet sevabı da alınıyor. Farzların son iki rekâtında zamm-ı sure okumak gerekmez. Okunsa da mahzuru olmaz.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Ancak Kuşluk ve Teheccüd namazları en fazla 12 rekât olduğu için 12 rekâttan fazla kılınacaksa ve dört rekâtlı farzlar kaza edilecekse, son iki rekâtında zamm-ı sure okunmalıdır.</p>
<p><strong>Tertibin düşmesi<br />
Sual:</strong> Tertip sahibi bir kimse, gece kılarım diye yatsıyı kılmadan yatsa, uyanınca güneş doğmasına az bir zaman kalsa, yatsıyı kaza edince güneş doğacağını, sabahı kılamayacağını anlasa, yatsıyı mı kaza eder, yoksa sabahı mı kılar?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Vaktin dar olması tertibi düşürür. Yani sabahı kılar, yatsıyı kuşluk vaktinde kaza eder. Vaktin dar olması, kazayı kıldıktan sonra, edaya vaktin kalmaması, demektir. <strong>(Hindiyye)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/kaza-namazlariyla-ilgili-cesitli-sorular/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

