<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini &#187; Oruç</title>
	<atom:link href="http://islamdini.de/konular/sual/oruc-sual/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 14:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Ağızdaki kan ve oruç</title>
		<link>http://islamdini.de/agizdaki-kan-ve-oruc</link>
		<comments>http://islamdini.de/agizdaki-kan-ve-oruc#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 02:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=1968</guid>
		<description><![CDATA[Sual: S. Ebediyye’de, (Ağız bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veya diş çektirmeden, iğne yapılan yerden yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz) deniyor. Buradan iğne yapmanın orucu bozmadığı mı anlaşılıyor?
CEVAP
Hayır, iğne yapılınca dört mezhepte de oruç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: S. Ebediyye’de,</strong><strong> </strong>(Ağız bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veya diş çektirmeden, iğne yapılan yerden yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz) deniyor. Buradan iğne yapmanın orucu bozmadığı mı anlaşılıyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır, iğne yapılınca dört mezhepte de oruç bozulur. Orada oruçla abdest bir arada bildirilmiştir. Teker teker yazarsak anlaşılması kolay olur:<br />
<strong><br />
1</strong><strong>-</strong> Ağızdaki yaradan kan çıkınca, oruç da abdest de bozulmaz. Kan yutulursa oruç bozulur, abdest bozulmuş olmaz. Kan, ağızdan çıkınca abdest bozulur, oruç bozulmuş olmaz.<br />
<strong><br />
2</strong><strong>-</strong> Diş çektirince gelen kan yutulmadıkça, oruç bozulmaz, ağızdan dışarı çıkmadıkça abdest bozulmuş olmaz.<br />
<strong><br />
3</strong><strong>-</strong> İğne yapılan yerden gelen kan, ağızdan dışarı çıkmadıkça abdesti bozmaz, yutulmadıkça orucu bozmaz. Orada bildirilmek istenen budur. Oruçluyken iğne yaptırmak orucu bozar.<br />
<strong><br />
4</strong><strong>-</strong> Mideden ağza kan gelse, orucu da abdesti de bozmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/agizdaki-kan-ve-oruc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şevval ayında oruç</title>
		<link>http://islamdini.de/sevval-ayinda-oruc</link>
		<comments>http://islamdini.de/sevval-ayinda-oruc#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Şevval]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=752</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Şevval ayında tutulan orucun fazileti nedir?
CEVAP
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari)
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani]
(Ramazan orucu ile Şevvalde de altın gün oruç tutan, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Şevval ayında tutulan orucun fazileti nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, <strong>(Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır)</strong> buyuruldu. (Buhari)</p>
<p>Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.)</strong> [Taberani]<strong></p>
<p>(Ramazan orucu ile Şevvalde de altın gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.)</strong> [İbni Mace]<strong><br />
<span id="more-752"></span><br />
(Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.)</strong> [İbni Huzeyme]</p>
<p>Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Bu oruçları aralıklı tutmak da caizdir.</p>
<p>Şevval ayında ve başka zaman tutulan nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim.) </strong>[Tirmizi]<br />
<strong><br />
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) </strong>[Müslim]<br />
<strong><br />
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) </strong>[Müslim]<strong><br />
</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur. <strong></p>
<p>Sual: </strong>Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma &#8220;ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.</p>
<p><strong>Bu ayda oruç tutmak<br />
Sual:</strong> Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Bu ayda altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet, öyle niyet edilir. Bu ayda kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur.</p>
<p>Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/sevval-ayinda-oruc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oruçluya mekruh olanlar ve olmayanlar</title>
		<link>http://islamdini.de/orucluya-mekruh-olanlar-ve-olmayanlar</link>
		<comments>http://islamdini.de/orucluya-mekruh-olanlar-ve-olmayanlar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[mekruh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=750</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Oruçluya mekruh olan ve olmayan şeyler nelerdir?
CEVAP
Mekruh olanlar şunlardır:
1- Dişleri diş macunuyla fırçalamak,
2- Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir; yiyip içmeleri mekruh olur.
3- İlaçla gargara mekruhtur. Eğer namazda okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Oruçluya mekruh olan ve olmayan şeyler nelerdir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Mekruh olanlar şunlardır:</p>
<p><strong>1-</strong> Dişleri diş macunuyla fırçalamak,</p>
<p><strong>2-</strong> Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir; yiyip içmeleri mekruh olur.</p>
<p><strong>3- </strong>İlaçla gargara mekruhtur. Eğer namazda okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır.<br />
<span id="more-750"></span><br />
<strong>4-</strong> Cünüp olma ihtimali varken, hanımını öpmek mekruh olur. Orucu bozacak derece çok öperse haram işlemiş olur. Çünkü orucu mazeretsiz bozmak haramdır.</p>
<p><strong>Oruçluya mekruh olmayanlar:</strong><br />
<strong><br />
1- </strong>Gece ihtilam olup, sahura kalkınca, imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yense, imsak çıktıktan sonra gusledilse, yani oruca cünüpken başlansa sahih olur. Daha sonra gusletmek caizdir.</p>
<p><strong>2-</strong> Bozulursa kefaret olmasın diye, Ramazan orucuna imsak vaktinden sonra niyet etmek caizdir.</p>
<p><strong>3-</strong> Ramazanda yatsıdan sonra hanımıyla beraber olunsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz dense, uyandıklarında da güneş doğmuş olsa, oruçlarına zarar gelmez. Fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir.</p>
<p><strong>4- </strong>Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caizdir.</p>
<p><strong>5- </strong>Oruçluyken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir.</p>
<p><strong>Oruç tutmak için kolaylıklar</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Oruç tutmak için aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir?<br />
<strong>1-</strong> Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk suyla yıkanmak.<br />
<strong>2-</strong> Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak.<br />
<strong>3-</strong> Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek. Kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı kullanmak.<br />
<strong>4-</strong> Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak veya açlık bandı kullanmak. Bunlar hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor.<br />
<strong>5-</strong> Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, İmam-ı a’zam hazretlerine göre tenzihen mekruhtur; çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretlerine göreyse, bunun mahzuru olmaz; çünkü böyle yapmakla ibadete yardım edilerek sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf’un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir.</p>
<p><strong>Oruç bozulunca<br />
Sual:</strong> Ramazan ayında, orucu bozulan kimse, artık yiyip içebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Ramazan günü orucunu herhangi bir sebeple bozan, seferdeyken kendi şehrine gelen yani gelince mukim olan kimse ve hayzı kesilen kadın, akşama kadar oruçlu gibi durur, yiyip içmez; fakat hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz; yiyip içer. Oruç tutamayacak bir özrü olan kimseler, oruç tutamadıkları günler, gizli yiyip içmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/orucluya-mekruh-olanlar-ve-olmayanlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mübarek günlerde oruç</title>
		<link>http://islamdini.de/mubarek-gunlerde-oruc</link>
		<comments>http://islamdini.de/mubarek-gunlerde-oruc#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=748</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Mübarek günlerde, hangi gün oruç tutmak uygun olur?
CEVAP
Mübarek günler, mübarek geceleri takip eden günlerdir. Mesela, Cuma gecesi, Perşembe gününü Cumaya bağlayan gecedir.
BERAT GECESİ:
Şaban ayının 15. gecesidir. Bunun günü, bu geceyi takip eden gün, yani 15 Şaban olur. Oruç tutan, bu günde tutmalıdır. Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Mübarek günlerde, hangi gün oruç tutmak uygun olur?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Mübarek günler, mübarek geceleri takip eden günlerdir. Mesela, Cuma gecesi, Perşembe gününü Cumaya bağlayan gecedir.</p>
<p><strong>BERAT GECESİ:<br />
</strong>Şaban ayının 15. gecesidir. Bunun günü, bu geceyi takip eden gün, yani 15 Şaban olur. Oruç tutan, bu günde tutmalıdır. Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.)</strong> [İbni Mace]<br />
<span id="more-748"></span><br />
<strong>MİRAC GECESİ:<br />
</strong>Recep ayının 27. gecesidir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) </strong>[İ. Gazali, Ebu Musa el Medeni]</p>
<p>Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutulmalıdır.</p>
<p><strong>REGAİP GECESİ:<br />
</strong>Receb ayının ilk Cuma gecesidir. Cuma günü tek olarak oruç tutmak mekruh olur diyen âlimler de, olduğu için, orucu, Perşembeyle birlikte tutmak çok sevab olur. <strong>(Gunye)<br />
</strong><br />
Bir hadis-i şerif meali: <strong>(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.)</strong> [Gunye]</p>
<p><strong>AŞURE GÜNÜ:<br />
</strong>Muharrem ayının 10. günü, Aşure günüdür. Aşure günü de, tek olarak oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya sonrasıyla birlikte tutmalıdır. İki hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) </strong>[Şir’a]</p>
<p><strong>(Aşure günü bir gün önce veya bir gün sonra da tutarak, Yahudilere muhalefet edin.) </strong>[İ. Ahmed]</p>
<p><strong>MEVLİD GECESİ:<br />
</strong>Rebiul-evvel ayının 11 ve 12. günleri arasındaki gecedir. 11 veya 12. gününde oruç tutmak iyi olur.</p>
<p>Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında,<strong> (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum)</strong> buyurdu. <strong>(Hak Sözün Vesikaları)</strong></p>
<p><strong>AREFE GÜNÜ:<br />
</strong>Kurban bayramından önceki gündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Arefe günü tutulan oruç, bin gün</strong> [nafile] <strong>oruca bedeldir.)</strong> [Taberani]</p>
<p>Arefe günü oruç tutmak müstehabdır. Nevruza veya cumartesi gününe isabet etse de, bugün Arefe diye oruç tutan kimse, mekruh işlemiş olmaz. Nevruz diye, cumartesi diye tutarsa mekruh olur, Arefe diye tutarsa mekruh olmaz.</p>
<p><strong>CUMA GÜNÜ:<br />
</strong>Cuma günleri oruç tutmak çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Cuma günü, oruç tutan için, on ahiret günü oruç sevabı yazılır</strong>.) [Beyheki]</p>
<p>Cuma günü, tek olarak oruç tutmak, mekruh diyen âlimler de, olduğu için, Cuma günü, tek olarak değil, Perşembe veya Cumartesi günüyle birlikte tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Yalnız Cuma günü, oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutun.)</strong> [Buhari]<br />
<strong><br />
ZİLHİCCE AYINDA ORUÇ:<br />
</strong>Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) </strong>[Ebul<strong> </strong>Berekat]</p>
<p><strong>MUHARREM AYINDA ORUÇ:</strong><br />
İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.)</strong> [Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Nesai]</p>
<p><strong>(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut; çünkü o, Allah’ın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.)</strong> [Tirmizi]</p>
<p>Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o senenin tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. <strong>(Ey Oğul İlmihali)<br />
</strong><br />
<strong>ŞEVVAL AYINDA ORUÇ:<br />
</strong>Şevval ayında oruç tutmak, çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Şevval ayında altı gün oruç tutan, yeni doğmuş gibi günahsız olur.)</strong> [Taberani]<br />
<strong><br />
(Ramazandan sonra, Şevvalde de altı gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.)</strong> [İbni Mace]<br />
<strong><br />
PAZARTESİ ve PERŞEMBE:<br />
</strong>Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, diğer günlere göre daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.)</strong> [Tirmizi]</p>
<p><strong>HER AY 3 GÜN ORUÇ:<br />
</strong>Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Her ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevabdır.)</strong> [Buhari]<br />
<strong><br />
(Kameri ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutan, bütün yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.)</strong> [Nesai]</p>
<p><strong>Not: </strong>Mübarek günlerdeki bu oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Ramazan ayı dışında, Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar, Cehennemden uzaklaşır.)</strong> [Ebu Ya’la]</p>
<p>Hele yukarıda bildirilen mübarek günlerde oruç tutulursa, sevabı daha çok olur. Ancak, nafilenin kıymet ve sevabının, farz yanında denizde damla bile olmadığını, İslam âlimleri bildiriyor. Bunun için, oruç kazası olan kimse, bu oruçları tutarken, <strong>(ilk kazaya kalan Ramazan orucuna)</strong> diye niyet etmeli. Kaza borcumuz yoksa da, yine böyle niyet ederek tutmalıdır; çünkü tutulan bu oruç, zaten nafile olur. Unutulmuş bir kazamız varsa, onun yerine geçer. Böyle olursa, hem oruç borcumuzu ödemiş olur, hem de o mübarek gün için bildirilen oruç sevabına kavuşmuş oluruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/mubarek-gunlerde-oruc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bütün yıl oruç tutmuş olmak</title>
		<link>http://islamdini.de/butun-yil-oruc-tutmus-olmak</link>
		<comments>http://islamdini.de/butun-yil-oruc-tutmus-olmak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:42:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=745</guid>
		<description><![CDATA[Sual: En az bire on sevap verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı söyleniyor. Farz olan Ramazan orucu ile nafile olan Şevval orucu aynı kefeye konabilir mi? Farzın yanında nafile denizde damla değildir. Yukarıdaki ifadede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>En az bire on sevap verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı söyleniyor. Farz olan Ramazan orucu ile nafile olan Şevval orucu aynı kefeye konabilir mi? Farzın yanında nafile denizde damla değildir. Yukarıdaki ifadede bir yanlışlık yok mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Her ay üç gün oruç tutanın da, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da kitaplarda bildiriliyor. Burada farz olan Ramazan orucuyla nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu gibi sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz.</p>
<p>Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa kabul olmaz. Hatta Ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, Ramazan-ı şerifte tutmanın sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.)</strong> [Tirmizi]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/butun-yil-oruc-tutmus-olmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bayram sevinç günleridir</title>
		<link>http://islamdini.de/bayram-sevinc-gunleridir</link>
		<comments>http://islamdini.de/bayram-sevinc-gunleridir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:41:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=743</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bayramda ne yapmak gerekir?
CEVAP
Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr, yani Ramazan bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]
Bayramda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Bayramda ne yapmak gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr, yani Ramazan bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever.) </strong>[Buhari]</p>
<p>Bayramda yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.<br />
<span id="more-743"></span><br />
Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.) </strong>[Beyheki]<strong><br />
</strong><br />
Peygamber efendimiz, <strong>(Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder)</strong> buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir Gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, <strong>(Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir)</strong> buyurdu. (Beyheki)</p>
<p>Bu mükafatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i<strong> </strong>Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i<strong> </strong>Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e, <strong>(Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir)</strong> buyurdu. (Buhari)</p>
<p>Hazret-i Ali, (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükafatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır.) buyurdu. Hadis-i şerifte de, <strong>(Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana-babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir)</strong> buyuruldu. (Gunye) Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevaplar bilinseydi, her günün Ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, <strong>(Ramazandaki özel sevaplar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazan olması istenirdi)</strong> buyuruldu. (Ebu Nasr)</p>
<p>Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara! Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır.</p>
<p>Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır.</p>
<p>Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Din kardeşiyle üç günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Eğer selamını almazsa günaha girer. Selam veren kimse de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.)</strong> [Ebu Davud]<strong></p>
<p>(Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, “Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.)</strong> [İmam-ı Malik]<strong><br />
</strong><br />
<strong>Bayram ziyaretleri</strong><br />
<strong>Sual: </strong>Bayram ziyaretlerinde neye dikkat edelim, önce kimleri ziyaret edelim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Fasık olan, günah işlememize sebep olacak akrabayı ziyaret lazım değildir. Fakat salih olan akrabayı ziyaret gerekir. Salih arkadaşları ziyaret de çok sevaptır. Ziyaret, yalnız Allah rızası için olmalıdır.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Bir kimse, köydeki arkadaşını ziyarete gider. Hak teâlâ, buna bir melek gönderir. Melek o adama der ki:<br />
- Böyle nereye gidiyorsun?<br />
- Bu köyde bir arkadaşım var. Onu ziyarete gidiyorum.<br />
- Bunun sana bir iyiliği, bir yardımı dokundu da onun için mi gidiyorsun?<br />
- Hayır, sırf Allah rızası için ziyaretine gidiyorum.<br />
- Müjdeler olsun sana! Beni Allahü teâlâ gönderdi. Hiçbir karşılık beklemeden arkadaşını ziyarete gittiğin için Allahü teâlânın sevgisine mazhar oldun.)</strong> [Hakim]<br />
<strong><br />
(Bir din kardeşini ziyaret edene bir melek, &#8220;Ne mutlu sana, Cennete girmiş oldun&#8221; der. Hak teâlâ da buyurur ki: (Benim için ziyaret eden kuluma, Cennette hoşlanacağı mükafatlar vereceğim&#8221;) </strong>[Bezzar]<strong></p>
<p>(Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyaret etsin de, bir melek, &#8220;Ne iyi ettin, Cennet sana helal olsun&#8221; demesin. Allahü teâlâ da buyurur ki: &#8220;Kulum beni ziyarete geldi. Bana da onu ağırlamak düşer.)</strong> [Ebu Ya’la]<br />
<strong><br />
(Din kardeşini ziyaret eden, dönene kadar, rahmet içindedir.) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, birbirini Allah için ziyaret eden, Allah için sevip yardım edenler için hazırlanmıştır.) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Bir mümini ziyaret için evinden çıkana, 70 bin melek, &#8220;Ey Rabbimiz; senin rızan için ziyarete giden şu kuluna rahmet et&#8221; diye dua eder.) </strong>[Ebu Nuaym]<br />
<strong><br />
(Bir müslüman, müslüman kardeşini ziyaret edince, 70 bin melek &#8220;Ey Rabbimiz, senin rızan için ziyaret eden bu kulundan razı ol&#8221; diye dua ederler.) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Din kardeşini, sırf Allah rızası için ziyaret eden Cennettedir.) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Din kardeşini ziyaret edene Cennette bir derece verilir.) </strong>[Ey Oğul. İlm]<br />
<strong><br />
(Ziyaretçinize ikram edin!) </strong>[Harâiti] <strong></p>
<p>(Mümin kardeşini ziyaret edip müsafeha eden, ellerini ayırmadan her ikisinden Hak teâlâ razı olur. Ağaçtan yaprak dökülür gibi, günahları dökülür.) </strong>[Ey Oğul. İlm]<br />
<strong><br />
(Ziyareti aralıklı yap ki muhabbeti artırasın!) </strong>[Bezzar]</p>
<p>Hikmet ehli diyor ki:<br />
(Ziyareti terk etme, seni unuturlar. Pek sık da gitme senden bıkarlar.)<br />
<strong><br />
(Arşın etrafında nurdan kürsülerde, nur gibi parlayan insanlara Peygamberler ve Şehidler gıpta ederler. Bunlar, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini ziyaret edenlerdir.) </strong>[Nesai]<br />
<strong><br />
(Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden, benim için birbirini seven, benim için veren, benim için birbirine yardım eden, sevgime mazhar olur.)</strong> [Hakim]<br />
<strong><br />
(Allah için sevdiği arkadaşının ziyaretine gidene, ardından bir melek, &#8220;Ne güzel iş yapıyorsun, Cenneti hak ettin&#8221; der.)</strong> [Tirmizi]</p>
<p>Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevaptır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Zengini ziyaret eden saim ve kaim sevabı, fakiri ziyaret eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) </strong>[Deylemi] [<strong>Saim;</strong> oruçlu, <strong>Kaim;</strong> gece ibadet eden. <strong>Fi sebilillah;</strong> Allah yolunda, Allah rızası için]<br />
<strong><br />
(Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevap alır.) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Sıla-i rahm, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ziyaret ve iyilik etmektir.) </strong>[Tirmizi]<strong></p>
<p>(Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.)</strong> [Taberani]</p>
<p>Salih akrabayı hiç olmazsa, haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir! Uzak ülkede ise mektupla, telefonla gönlünü almalı, dargın ise barışmalıdır.</p>
<p>Ev sahibi imam olur. Yahut onun tayin ettiği zat imam olur. Bir kimse, layık olsa da, teklif edilmeden ziyarete gittiği yerde imamlığa geçmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Bir kavmi ziyarete giden, onlara imamlık yapmasın!)</strong> [Tirmizi]</p>
<p>Ramazan-ı şerif ayının son günü ile bayramın birinci günü arası bayram gecesidir. Bu geceyi ihya eden büyük saadete kavuşur. Hadis-i şerifte,<strong> (Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez)</strong> buyuruldu. Yine hadis-i şerifte, rahmet kapılarının dört gece açıldığı, bu gecelerde yapılan duaların reddedilmediği, Ramazan bayramı gecesinin bunlardan biri olduğu bildirilmiştir.<br />
<strong><br />
Davete gitmek<br />
Sual: </strong>Her davete gidilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Yemekte günah işleniyorsa gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir.</p>
<p>Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnet, başka ziyafetlere gitmek müstehaptır. Bazı âlimler ise, (Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir. Müslümanın müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. Hadis-i şerifte, <strong>(Davete icabet ediniz) </strong>buyuruldu. (Müslim)</p>
<p>Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir!<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır.) </strong>[Dare Kutni]</p>
<p>Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Davete icabet etmeyen, Allah’a ve Resulüne asi olmuş olur.) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş olur.) </strong>[İsfehani]<strong></p>
<p>(İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.)</strong> [Buhari]</p>
<p><strong>El öpmek<br />
Sual: </strong>Bayramda herkesin eli öpülür mü, yani kimlerin eli öpülür, kimlerin eli öpülmez?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Herkesin eli öpülmez. Ana babanın, bir de âdet olduğu için yaşlı akrabaların elini öpmek caizdir. Arkadaşın elini öpmek haramdır. Kadın kocasının elini öpebilir, fakat, kendine namahrem yani yabancı erkeğin, erkek de yabancı kadının, zaruret olmadıkça, elini öpemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/bayram-sevinc-gunleridir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fitre vermenin önemi</title>
		<link>http://islamdini.de/fitre-vermenin-onemi</link>
		<comments>http://islamdini.de/fitre-vermenin-onemi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:40:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Fitre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=741</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?
CEVAP
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]
(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.)</strong> [Ebu Hafs]<strong></p>
<p>(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hasıl olan günahları temizler.)</strong> [Beyheki]<strong><br />
<span id="more-741"></span><br />
(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.)</strong> [Ebu Davud] [Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.]</p>
<p>Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fitre vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, <strong>(Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir)</strong> buyuruldu. (Ebu Davud)</p>
<p>Dinen zengin olmayan herkes, fitre, zekat alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan müslümanın, fitre vermesi vacip olur. Fitre, zekat alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez</p>
<p>Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmayan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekat vermesi gerekir ve zekat alması caiz olmaz.</p>
<p>Ticaret için olmayan malların zekatı verilmez. Gelirleri nisaba dahil edilir.</p>
<p>Nisaba malik olmayan herkes fakir sayılır, zekat alabilir. Nisaba malikse fitre vermesi vacip olur. Asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisaba malik ise, zengin sayılır, fitre vermesi gerekir. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.]</p>
<p>Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii’de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zengin ise fitre vermesi gerekir.</p>
<p>Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fitre olarak yarım sa’ buğday veya un, yahut bir sa’ arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa’ ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyamete kadar hiç değişmez. Fitre olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir.</p>
<p>Bu yılki fitre miktarları şöyledir:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="120" valign="top"><strong>Fıtranın cinsi</strong><strong></strong></td>
<td width="108" valign="top"><strong>Miktarı (gr)</strong></td>
<td width="180" valign="top"><strong>Değeri (YTL) </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Buğday<strong></strong></td>
<td width="108" valign="top">1750</td>
<td width="180" valign="top">1,20</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Un</td>
<td width="108" valign="top">1750</td>
<td width="180" valign="top">2,30</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Un (iyi)</td>
<td width="108" valign="top">1750</td>
<td width="180" valign="top">3,30</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Arpa</td>
<td width="108" valign="top">3500</td>
<td width="180" valign="top">2,-</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Kuru üzüm</td>
<td width="108" valign="top">3500</td>
<td width="180" valign="top">15,-</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">K. üzüm (iyi)</td>
<td width="108" valign="top">3500</td>
<td width="180" valign="top">35,-</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Hurma</td>
<td width="108" valign="top">3500</td>
<td width="180" valign="top">10,-</td>
</tr>
<tr>
<td width="120" valign="top">Hurma (iyi)</td>
<td width="108" valign="top">3500</td>
<td width="180" valign="top">70,-</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Sual:</strong> Fitre ne zaman vacip olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kurban bayramının üçüncü günü nisaba malik olan zengindir. Nisap, zekat nisabı gibidir. Kurbanda farklılık şöyledir:<br />
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan her hür Müslümanın, Ramazan bayramının birinci günü sabahı, tan yeri aydınlanırken, (Fitre) vermesi vacip olur. Daha önce ve daha sonra vacip olmaz. Fitre ve kurban nisabı hesabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da lazım değildir. Bayramın birinci günü sabah namazı girdiği anda, nisap miktarı kadar mala malik olmak şarttır.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Fitre kimlere verilir, kimlere verilmez, zekatın hükümleri fitrede de geçerli mi?<strong><br />
CEVAP</strong><br />
Evet. Yani zekattaki gibi:<strong><br />
</strong>Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartı ile geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevap olur.<strong> </strong>İmameyne göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. <strong>(Mevkufat)</p>
<p>Sual: </strong>Fitredeki vekalet, zekattaki gibi mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Zekat gibi, fitreyi de hediye diye vermek caiz mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Hurma ile iftar eden fitresini hurmadan mı verir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır. Senenin ekserisinde yediği şeyden verir.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Telefonda vekalet olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Olur. E-maille de olur.</p>
<p><strong>Sual: </strong>4 kişinin adam başı 1750 gram un vererek toplam 7 kilogram ile bir kişiye vekalet vererek fitresini ödemesi doğru mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Doğru.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Bir kişiye verip (ya da daha sonra vermek üzere anlaşıp) bu parayla payıma düşen miktarda un alarak dilediğine dilediğin kadar adıma fitre olarak vermeye seni vekil tayin ettim dersek o da kabul ettim dese bu şekilde verilen fitre caiz midir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>O adam da un alıp verirse mesele yok. Daha kolay yol: 15- 20 kişinin vekaleti alınıp, alınan para ile bir çeyrek altın alınıp fakire verilirse bu iş halledilmiş olur.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Teyzeye halaya amcaya dayıya fitre ve zekat verilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Verilir.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Fitre sadece fakirlere mi verilir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Bir tanıdık bana birisi vasıtasıyla fitresini göndermiş.10 milyon. Bir şey de dememiş. Benim ne yapmam gerekir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>On milyon liralık gümüş veya altın alırsan fitresi verilmiş olur. Bu miktar altın bulamazsan, kendi parandan da katarak çeyrek altın al yine olur, sonra altını istediğine sat.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Fakirler için arkadaşımdan vekil olarak fitre nasıl alabilirim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Zenginlerin vekili de olabilirsin, fakirlerin de. Bir fakirden vekalet alırsın. Yani fitremi almak ve dilediğin yere harcamak üzere seni vekil ettim der, sen de herkesten fitre alıp dilediğin yere verirsin.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Fitre vermek için akıl baliğ olma şartı var mıdır?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Hayır. Küçük çocuğun ve delinin malları varsa, bunların fıtraları da, mallarından verilir. Velîleri vermezse, çocuk büyüdüğünde, deli iyi olduğunda, eski fıtralarını da kendileri verir. Baliğ olmayan çocukların malı yoksa, bunların fıtrasını babaları, kendi fıtrası ile birlikte verir. Yani kendi zengin ise verir.<br />
<strong><br />
</strong><strong>Sual: </strong>Eşimin ve akıl baliğ olmamış çocuklarımın onlardan habersiz ve vekaletsiz fitrelerini verebilir miyim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Eşiniz ve çocuklarınıza bakmak mecburiyetinde olduğunuz için habersiz verebilirsiniz.<br />
<strong><br />
Sual:</strong> Ağabeyimin ve evli kız kardeşimin fitresini onlardan habersiz verebilir miyim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Veremezsiniz. Bir kimse, kendi malından, başkası için fitre verince, o önceden emretmiş ise, caiz olur. Emri ile vermemiş ise, sonradan razı olsa da, caiz olmaz. Onların malı veya parası ile vermiş ise, razı olunca caiz olur. Yahut onların sizi, (Sadaka-i fıtramı vermek üzere seni vekil ettim) demeleri gerekir.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Beş kişinin fitrelerini vermek üzere vekilim. Fitreleri toplu olarak mı yoksa herbiri için ayrı ayrı mı vermeliyim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hepsini birden verebilirsiniz.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Şafii mezhebinde olan kimse ne kadar ve nasıl fitre vermesi gerekir?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>1680 gram buğday, pirinç, hurma, nohut, peynir verilebilir. Bunların yerine kağıt para verilemediği gibi altın ve gümüş de verilemez. Ayrıca sekiz sınıfa verilmesi gerekir. Üç sınıfa verilmesini caiz gören âlimler de varsa da bu üç sınıfı bulmak çok güçtür, yok gibidir. Onun için Hanefi mezhebi taklit edilerek vermelidir.<strong></p>
<p>Sual: </strong>Geçmiş senelerde verilmeyen fitreler verilir mi? Verilirse nasıl verilir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Verilir. Kaza edilmiş olur. Aynen altın olarak verilir. <strong></p>
<p>Sual: </strong>Seferde olduğum için oruç tutamadım. Fitre vermem gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bir özrü sebebi ile oruç tutmayanın da, sadaka-i fıtr vermesi gerekir.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Doğmamış anne karnındaki çocuğun fitresini vermek gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Verilmez.<strong></p>
<p>Sual: </strong>Nisap miktarı param var fakat 1 sene dolmadı, fitre vermem gerekiyor mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Fıtra için bir sene gerekmez. O an nisaba malikseniz vereceksiniz.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Ramazan ayında bayram namazından önce verilmesi gereken fitreyi, caiz olmayan kişilere verdiğini bayramdan sonra öğrenen bir kişinin ne yapması gerekir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Yeniden bir fakire verir.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Zekatım fitrelerimizle birlikte bir çeyrek altın tutuyor. Bir çeyrek altını hem zekatım için hem de fitrelerim için verebilir miyim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet verilir.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Fitreyi fazla vermek iyi olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Elbette.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Fitreyi yıllarca kağıt para ile veren, altınla devir yapması lazım mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Zekat ve fitre aynı kişiye verilebilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.<br />
<strong><br />
Sual: </strong>Fakir kardeşe fitre verilir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet.</p>
<p><strong>Sual:</strong> Kız kardeşime fitre verebilir miyim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Fitrenizi zengin değilse kız kardeşinize veya çocuklarına vermenizde mahzur yoktur.<br />
<strong><br />
Yolcu fitre verir mi?<br />
Sual: </strong>Seferi yani yolcu olan kimse, nisaba mâlik ise, fitre vermesi gerekir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Gerekir.</p>
<p><strong>Delinin fitresi<br />
Sual:</strong> Delinin fitre vermesi gerekir mi?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Evet, malı varsa, fitresi kendi malından verilir. Velisi vermezse, deli iyileşirse, eski fitrelerini de kendisi verir. İyileşmezse, zaten sorumlu olmaz. <strong>(Dürr-ül-muhtar)<br />
</strong><br />
<strong>Başkasının fitresini vermek<br />
Sual: </strong>Bir kimse, yanında kalan ana-babasının ve âkıl bâliğ olan oğlunun fitresini, onlardan habersiz verse, caiz olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sonradan bildirmek şartı ile caiz olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/fitre-vermenin-onemi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutuplarda namaz ve oruç</title>
		<link>http://islamdini.de/kutuplarda-namaz-ve-oruc-2</link>
		<comments>http://islamdini.de/kutuplarda-namaz-ve-oruc-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:37:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[kutup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bazı ateistler, Kutuplarda nasıl namaz kılınır, nasıl oruç tutulur. Buna kimse cevap veremiyor, görüldüğü gibi İslamiyet her asra ayak uyduramıyor diyerek, güya İslamiyet’in bazı meselelere bir çare bulamayacağını söylüyorlar. Bunların etkisi altında kalan, reformist zihniyete sahip bazı mezhepsizler de, Bakın dinde cevap verilmesi gereken meseleler çıkıyor, yeni ictihadlar yapılmalı, Kur&#8217;anı her çağda, o asrın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Bazı ateistler, <strong>Kutuplarda nasıl namaz kılınır, nasıl oruç tutulur. Buna kimse cevap veremiyor, görüldüğü gibi İslamiyet her asra ayak uyduramıyor</strong> diyerek, güya İslamiyet’in bazı meselelere bir çare bulamayacağını söylüyorlar. Bunların etkisi altında kalan, reformist zihniyete sahip bazı mezhepsizler de, <strong>Bakın dinde cevap verilmesi gereken meseleler çıkıyor, yeni ictihadlar yapılmalı, Kur&#8217;anı her çağda, o asrın teknolojisinin, ilminin ışığında yeniden tefsir etmeli, yorumlamalı</strong> diyerek Kur&#8217;an-ı kerimi asra uydurmaya çalışıyorlar.<br />
Bunlara nasıl cevap vermeli?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İslamiyet’i gönderen, her şeye gücü yeten, her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâdır. Allah için hiçbir zorluk olmaz. Namaz, oruç gibi dinimizin bütün emirleri, zamana göre değişmez. Hiçbiri de çağın şartlarına ters düşmez. Çünkü dini gönderen Allahü teâlâ, her asırda neler olacağını bilir. Zaten bilmeyen ilah olamaz. Öyle ise Allahü teâlânın gönderdiği dinde noksanlık, yanlışlık olmaz. Noksanlık, bir karıncayı, bir arpa tanesini yaratmaktan aciz olan ateistin kafasındadır.<br />
<span id="more-739"></span><br />
Tefsir, moda kitabı değildir. Her çağa, her asra göre değişik tefsir olmaz. Dinimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacak? Dinde eksiklik ve fazlalık olmadığı için değişik, yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz. Çünkü dine yeni bir şey eklemek bid’at olur. Dinimizin emirlerini değiştirmek büyük sapıklıktır. Her çağa, her asra göre değişik tefsir yazmak, değişik yorum getirmek demek, dini her asırda bozmak demektir. <strong><br />
</strong><br />
İslam âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir. Cevap verilmemiş hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’an-ı kerimde, beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyet-i kerimelerde bildirildiği halde, <strong>Beş vakit namaz</strong> tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir.<br />
Ayakları olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak gerekmez.</p>
<p>Zengin, İslam’ın beş şartını da yapmakla yükümlü iken, fakire zekat vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu halde ifa bakımından, İslam’ın şartı zengine göre beş iken, fakire göre üçtür. Fakire de, “Sen İslam’ın beş şartını yapmaya mecbursun” denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı yoktur.</p>
<p>Muayyen özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz. Çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı yoktur. Özürden kurtulunca kaza etmesi de emredilmemiştir.<br />
Kısa gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez. <strong>(Nimet-i İslam)</strong><br />
<strong><br />
Halebi</strong>’de buyuruluyor ki:<br />
Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme, <strong>(Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz)</strong> diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme Hulvani, <strong>(Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır)</strong> diye fetva vermiştir. Ancak bu fetvayı duyan Harezm’de Şeyh-i Kebir Bakkali, <strong>(Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz)</strong> diye fetva verdi. İmam-ı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir’e, <strong>(Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?)</strong> diye sordurunca, Şeyh-i Kebir de, <strong>(Dirsekleri ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?)</strong> dedi. Daha sonra, <strong>(İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara, sadece vakti giren namazlar farzdır)</strong> buyurdu. Bu cevap karşısında, imam-ı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından rücu etti.</p>
<p>Şafii âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır.<br />
<strong><br />
Hanefi</strong>’de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, <strong>(Vaktine yetişip de kılamadığım son yatsı) </strong>ve<strong> (son sabah namazının farzını kılmaya)</strong> diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur.<br />
Bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce vakitlerinin olduğu en son günün vakitlerini esas alarak, normal vakti girene kadar her zaman o vakitte kılınır.</p>
<p><strong>Bir okuyucunun sualleri<br />
1-</strong>Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Kutuplarda buz denizinde yaşayan insan yok ise de, biz var olduğunu düşünelim. Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç tutulacaktır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. <strong>(Dürer)</p>
<p>2- </strong>Namazı orucu ay ve güneşin durumuna göre ayarlayan İslam dininde 3-6 ay güneş batmayan ve doğmayan yerlere göre benim bildiğim bir kaide yoktur. Varsa gösterin.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bizim bildiğimiz veya sizin bildiğiniz dinde ölçü olmaz. Dinde dört tane ölçü vardır. Bu ölçülere uygunsa mesele yok. Yoksa şahıslara göre bence senceye göre hareket edilirse insan sayısı kadar din meydana çıkar.</p>
<p>Yukarıda ki yazıda kaidelerden bahsediliyor ya. Mesela vakit girmedikçe namaz farz olmaz kaidesi bildiriliyor ya. Dinde senet olan kitaplardan naklediliyor. Daha ne kaidesi arıyorsunuz? 6 ay gece veya altı ay gündüz olan yerlerde oruca saatle başlanır deniyor ya. Yarasa güneşi göremiyorsa, güneşin bunda suçu yoktur.</p>
<p><strong>3- </strong>1400 yıl önce Arabistan’da yaşayanlar kutuplar diye bir yer bilmiyorlardı. Bilmediklerine göre bir kaide de koymaları imkansızdır.<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Arapların bilip bilmemesi önemli değil ki, önemli olan Allah’ın bilmesi ve Resulünün bildirmesidir. Resulü kaideler bildirmiştir âlimler de buna göre ictihadlarını ortaya koymuşlardır. Din zamanla değişmez. Karanlık ülkelerin olduğunu Arapların bilmemesi de söz konusu değil. İslamiyet Arapların dini değildir, kâinata inmiştir eksik değildir. Dediğiniz gibi eksik olursa suçu Allah’a yüklemiş oluruz, dinimizi niye eksik gönderdi diye. Kaideleri de Araplar değil Allah ve Onun Peygamberi koyar.<br />
İman ve ibadetler değişmez. Kıyamete kadar aynıdır. Değişen fen bilgileridir. Zaman geçtikçe kâmil şeklini alırlar. İslamiyet zaten kâmil olarak gelmiştir ve öyledir ve öyle devam edecektir. Cevap verilemeyecek hiçbir mesele yoktur.</p>
<p><strong>Her şey açıklanmıştır<br />
Sual:</strong> (Dinimizde her şey bildirilmiş, İslam alimleri her şeyi açıklamışlardır) deniyor. Peki, altı ay gündüz ve altı ay gece olan kutuplarda orucun nasıl tutulacağı, namazın nasıl kılınacağı da açıklanmış mıdır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Evet onlar da açıklanmıştır. Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre vakti girmeyen namazları da kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak namazlar kılınır. Vakti girmeyen bu namazları kılarken, <strong>(Vaktine yetişip de kılamadığım en son ……. namazının farzını kılmaya)</strong> diye niyet edilmesi uygun olur.</p>
<p>Dört mezhepte de seferde oruç tutmak farz değildir. Kutuplara ve Aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Bu bakımdan gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. <strong>(Dürer)</strong><br />
<strong><br />
Not:</strong> Daha kolay anlaşılması için şunu da ilave edelim: 6 ay gündüz veya 6 ay gece olan yerlerde, mesela İstanbul&#8217;un namaz vakitleri esas alınıp ona göre namaz kılınır. Oruç için de öyle. Ramazan ayı gelince, İstanbul&#8217;un oruç vakitleri esas alınır, o saatte başlanıp o saatte iftar edilir.</p>
<p><strong>Vakit girmeye yerlerde<br />
Sual:</strong> Avrupa’daki bazı Müslümanlar, yatsı ve sabahın vakti girmeyen yerlerde cemaatle nafile namaz kılıyorlar. Bu doğru mudur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Doğru değildir. Ramazanda kılınan teravih hariç, nafile namazlar cemaatle kılınmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/kutuplarda-namaz-ve-oruc-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hilal görülünce Ramazan başlar</title>
		<link>http://islamdini.de/hilal-gorulunce-ramazan-baslar</link>
		<comments>http://islamdini.de/hilal-gorulunce-ramazan-baslar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 14:36:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[hilal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=737</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin doğmasına, görülmesine mi itibar edilir?
CEVAP
Hesaba takvime göre hareket edilmez. Hilalin doğmasına da itibar edilmez. Ancak, Hilalin görülmesine itibar edilir.
Hilalin görüleceği günü değil, doğacağı günü doğru olarak hesapla tespit etmek mümkündür. Nitekim tespit edilmiştir de. Fakat dinimiz, oruca başlamayı, bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin doğmasına, görülmesine mi itibar edilir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hesaba takvime göre hareket edilmez. Hilalin doğmasına da itibar edilmez. Ancak, Hilalin görülmesine itibar edilir.</p>
<p>Hilalin görüleceği günü değil, doğacağı günü doğru olarak hesapla tespit etmek mümkündür. Nitekim tespit edilmiştir de. Fakat dinimiz, oruca başlamayı, bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapların gösterdiği günde veya bir gün sonra görülür, hesapta bildirilen günden önce doğmaz.</p>
<p><strong>Teknoloji asrındayız<br />
Sual:</strong> Teknoloji asrındayız. Güneşin ne zaman doğup ne zamana batacağı bilindiği gibi, hilalin de, ne zaman görüleceği saniyesi saniyesine tespit edilemiyor mu? Niye her sene bu kargaşa oluyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık olmaz. Güneşin ve Ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten bir dakika bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ayı görmek, eğer görülemezse, Şaban ayını 30 güne tamamlamak gerekir.<br />
<span id="more-737"></span><br />
Kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, falanca ülkede görülmüş diyerek bir gün önce oruca başlanmasıdır. Neden hiçbir zaman hesaptan sonra gördük demiyorlar da hesaptan önce gördük diyorlar? Halbuki, hava bulutluydu biz göremedik deseler, söyleyecek bir şey kalmaz. Vaktinden önce hilal görüldü demeleri çok yanlıştır, apaçık bir yalandır!</p>
<p><strong>Hilali gözetlemek<br />
Sual:</strong> Hilal gözetlemede dinin hükmü nasıldır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki:<br />
(Şaban ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tespit için hilal gözetlense, hilal doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban otuz gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29unda hilal görülmese, Ramazanı otuza tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, <strong>(Hilali görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın)</strong> buyuruldu.) <strong>[Meseleler]<br />
</strong><br />
<strong>Diyanet ne diyor?<br />
Sual:</strong> Bu konuda Diyanet yetkilileri ne diyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Diyanet yetkilileri özetle dedi ki:<br />
(Dinimiz, rüyeti yani hilalin görülmesi ile oruca başlanacağını emreder. Diyanet olarak, Ramazan hilalini gözetledik. Bugüne kadar, rasathanenin yaptığı hesaplara aykırı hiçbir sonuç tespit edemedik. Suudi Arabistan ile aramızdaki ayrılığın sebebi, onların hilali gözetlemeleri ve bizim de hesaplara göre hareket etmemiz değildir. Bu ülke, hilali gözetlemekle oruca başlamıyor, Amerikan almanaklarına göre hareket ediyor. Bir heyetle S. Arabistan’a gittik. <strong>Gelin hilali birlikte gözetleyelim </strong>dedik. Rabıta sekreteri Saffet bey, <strong>Biz Amerikan denizcilerinin hesaplarına göre hareket ediyoruz</strong> dedi. 6 kişilik bir heyetle Cebel-i Sefaya çıktık. Dürbün kullanmamıza rağmen hilali göremedik. Zaten hesaplara aykırı olarak görmek mümkün değildi. Akşam olunca, hilalin görüldüğünü, bayram edilmesi gerektiğini ilan edip milyonlarca müslümanın oruçlarını bozdurdular. Onların bu hareketlerinin, yalan veya yanlış bir beyana dayandığı muhakkaktır.)</p>
<p>Bu yazıda da, hesap değil, hilalin görülmesi esas alınmıştır. Biz de her sene (Hilal görülmeden oruca başlamayın, hilal görülmeden bayram etmeyin) diyoruz. (Hesaba göre hareket edin) demiyoruz.</p>
<p><strong>Bid’at ehline inanılmaz<br />
Sual:</strong> Suudlar hilali gördük deseler bizim inanmamızın dini yönden bir mahzuru olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Birincisi, hesaptan önce görülemeyeceği için, onlara inanmak ilmi, tekniği yani gerçekleri inkâr olur. İkincisi, Vehhabiler Ehl-i sünnet olmadıkları için sözlerine itibar etmek caiz olmaz. İslam âlimleri buyuruyor ki:<br />
Bid&#8217;at sahibi, yani itikadda Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın hepsi, her ibadeti yaptıkları halde, adil değildirler. Çünkü, ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. <strong>(Hadika)</strong></p>
<p>Müslümanı seb ve kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahitliği kabul olmaz. <strong>(Dürr-ül-muhtar)<br />
</strong><br />
Vehhabilerin Bâtınilik yolunda birer zındık oldukları, <strong>Nimet-i İslam</strong> kitabının nikah bahsinde yazılıdır. Bunun için, Ramazan, bayram ve hac zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, vehhabilerin, mezhepsizlerin sözlerine uymak caiz değildir.<br />
<strong><br />
Farz-ı kifayedir<br />
Sual:</strong> Hilali gözetlemek farz mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Hilali gözetlemek farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Aynı manada vacib-i kifaye de denmiştir. Bazı müslümanlar gözetleyince diğerlerinden sakıt olur.</p>
<p><strong>Nasıl gözetlenir?<br />
Sual:</strong> Hilali gözetlemek için nasıl bir yol takip etmelidir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Teleskop ve dürbün hilalin çıplak gözle görmesini kolaylaştırır. Önce rahat görebilmek için bu aletlerle hilal aranır, bulunursa çıplak gözle de bakılır. Görülürse ertesi günün, ayın ilki olduğu anlaşılır. Hesap işi de böyle faydalıdır. Hilalin semada ne kadar kalacağı, hangi dakikalarda, dünyanın nerelerinden görüleceğini gösterir. Hesabın, teleskobun faydası inkâr edilemez. Yoksa hesaba göre bayram ilan edilmez.</p>
<p><strong>Erken başlama ihtimali<br />
Sual:</strong> Hilal resmen gözetlenmediğine göre, oruca erken başlama ihtimali olabilir. Bunun zararı yok mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Ramazan ve bayramın, hilali görmekle değil de, takvime göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce başlanılmış olabilir. Ramazanın başlaması, dinin emrine uygun olmuyor. Ramazanın ilk ve son günü tutulan oruçlar, Ramazana rastlasa bile, şüpheli olduğu için bayramdan sonra iki gün kaza orucu tutmak gerekir.</p>
<p><strong>Hesaplamak mümkün değil mi?<br />
Sual:</strong> Hilalin görüleceği günü, hesaplamak mümkün değil mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün doğru olarak tespit edilir. Fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür, hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz. Çünkü Allah’ın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneşin ve ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, aramak ve görmek, eğer görülemezse, Şabanı 30’a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması mümkün değildir.</p>
<p><strong>Hilal kaç günlük?<br />
Sual:</strong> Hilalin bir veya iki günlük olduğu nasıl bilinir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Tecrübesi olan bilir.</p>
<p><strong>Oruçta hilal ve hesap<br />
Sual:</strong> Sualimiz hilali görmekle ilgilidir. Ramazan orucunu tutup bayram etmede üç grup insan var.<br />
<strong>1-</strong> Bir kısmı herkesle birlikte oruca başlayıp herkesle birlikte bayram yapıyorlar.<br />
<strong>2-</strong> Bir kısmı Ramazan orucuna bir gün erken başlayıp, bayramı da bir gün erken yapıyorlar.<br />
<strong>3-</strong> Bir kısmı da, usul ile hicri ayları bulma hesaplarına uyarak, herkesten sonra oruca başlayıp, herkesten sonra bayram ediyorlar.<br />
Bu üç gruptan hangilerinin yaptığı doğrudur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Birinci grup takvimlere yani rasathanenin hesaplarına uymaktadır. Hesaplar doğru yapılırsa hilalin doğuşunu tespit etmekte hiç yanlışlık olmaz. Çünkü Allah’ın nizamında zerre kadar yanlışlık olmaz. Hilal, hesabın bildirdiği saatte doğar, saniye şaşmaz. İkinci gruptakilerin hesaptan önce oruca başlamaları ve bir gün önce bayram etmeleri ilme aykırıdır, % 100 yanlıştır. Çünkü hesaptan önce hilalin görülmesi imkansızdır. Güneşin doğuşu da aynen ayın doğuşu gibidir. Bir kimsenin güneş doğmadan ben güneşi gördüm demesi elbette yanlıştır. Güneş ancak takvimlerde bildirilen saatte doğar. Daha önce doğması imkansızdır. Ama güneş doğduğu halde, hava bulanık olduğu için görülmeyebilir.</p>
<p>Ayların başlamasını gösteren hilal de böyledir. Hilal hesapla bulunan gün ve saatte doğar. Ancak o gün o saatte görülmeyebilir. Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla veya ayları tespit usulleriyle bulunan günde bayram yapılmaz.</p>
<p>İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Ramazanın birinci gününü anlamak için takvimlere göre hareket edilmez. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamber efendimiz, <strong>(Hilali görünce oruca başlayın, hilali görünce bayram edin) </strong>buyurdu. Hilalin doğması hesapla bilinir. Hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar, ama, o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. <strong>(Redd-ül muhtar 289)</strong></p>
<p>Dinimiz, hilalin görünmesini esas aldığı için, hilal görünmedikçe oruca başlanmaz. Bu bakımdan ikinci gruptakiler % 100 yanlış yoldadır. Üstelik bölücülük yaptıkları için fitneye de sebep oluyorlar. Dinimiz fitne çıkarana lanet ediyor. Bu bakımdan birinci gruptakilerin yaptığı doğrudur. Ancak hilal görülmeden oruca başlanıp bayram edilmişse, iki gün kaza orucu tutmak gerekir. Böylece fitne de çıkarılmamış olur.</p>
<p>Üçüncü gruptakilerin yaptığı, usullerle hicri ayın birini bulmak, hesap gibi kesin değildir. Herkesten ayrı olarak böyle bir şey yapmak ikinci gruptakiler gibi yanlıştır. <strong>Dürer</strong>’deki hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Sizin orucunuz, herkesin oruç tuttuğu gündedir. İftarınız da herkesin iftar ettiği gündedir.)</strong> [Tirmizi, Ebu Davud]</p>
<p>Bu hadis-i şerifin Türkçe söylenişi şöyledir:<br />
<strong>(Herkes oruca başlayınca siz de başlayın, herkes bayram edince, siz de bayram edin)<br />
</strong><br />
Müslümanların, bayram sanarak Arefe günü kestiği kurbanlar, şer&#8217;an sabit olan bayramı bilmedikleri için sahihtir. Demek ki, birinci gruptakiler isabetlidir.</p>
<p><strong>Netice: </strong>Biz ilmi [bilimsel] olarak diyoruz ki, Türkiye Takvimi’nin esas aldığı, 150 yıldan beri ecdad tarafından uygulanan namaz vakitleri doğrudur, 1983’den beri uygulanan vakitler temkinsizdir. Bizim hesabımız, yanlış olsa bile, namazı vakti girdikten 5-10 dakika sonra kılmakta ve oruçta da imsaktan 10-20 dakika önceden yiyip içmeyi kesmekte mahzur yoktur. Ecdadın hesabı doğru ise, namazı vakti girmeden kılanlarınki sahih olmaz.</p>
<p><strong>İki gün kaza orucu<br />
Sual:</strong> Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, Ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek Ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, Ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç, sahih olmadığı için, iki gün kaza tutmak gerektiği, <strong>Bahr, Hindiyye, Kadıhan</strong> gibi muteber eserlerde yazılıdır.</p>
<p><strong>Utarit hilal zannedilmiş!<br />
Sual:</strong> Körfez ülkelerinde, niye her yıl Ramazan ayına bir gün önce başlanıyor? Bugün teknik ilerlediğine göre, Ramazan hilalinin görüleceği gün önceden tespit edilemiyor mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklikler, yanlışlıklar olmaz. Güneşin ve Ayın hangi saat ve dakikada doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten bir dakika, bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, saniye şaşmaz. Bu kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, falanca ülkede görülmüş diyerek, bir gün önce oruca başlanmasıdır. Hiçbir zaman hesaptan sonra değil de, hep hesaptan önce görüldüğünü söylemek, tekniğe çok zıt olduğu gibi, dine de zıttır. Hâlbuki hava bulutlu idi biz göremedik deseler ve bir gün sonra bayram yapsalar kimse bir şey diyemez. Vaktinden önce hilal görüldüğünü söylemek çok yanlıştır. Bir öğretim üyesi, Ramazana erken başlanmasının bilgisizlikten kaynaklandığını, Utarit yıldızının hilal sanıldığını bildirmektedir. 16 Ekim 2006 tarihli gazetelerde çıkan habere göre, Birleşik Arap Emirliklerinden <strong>El-Ayn</strong> Üniversitesi öğretim üyesi Muhammed Şevket, şunları söyledi: “Suudların ilanına göre oruç tutan ülkeler, 23 Eylül Cumartesi günü oruca başladı. Oysa Cuma günü hilalin görülmesi, Ayın o gün Güneşten önce batması, imkânsızdı. O gün Mekke’de Ay, Güneşin batmasından iki dakika önce battı. Ayın vaktinden önce görülmesi imkânsızdır.”</p>
<p><strong>Ramazan hangi gün başladı? </strong><br />
Şöyle diyenleri işitiyoruz:<br />
<em>(Hilali gözetlemekle ilgili 20 yıllık birikimim olduğu için bu konuyu iyi biliyorum.)<br />
</em><strong>CEVAP<br />
</strong>70 yaşındayım. Benim de 40 yıllık birikimim var. Buna rağmen, <strong>(Bu konuyu sizden daha iyi bilirim) </strong>demem yanlış olur. Bir konu üstünde çok çalışmak, yaşlı olmak, muhakkak doğruyu bilmek anlamına gelmez.</p>
<p>Yine deniyor ki:<br />
<em>(Suudiler, hilalin görülmesini esas alıyorlarsa da, hesapla hareket ediyorlar. Türkiye ise hesaba dayanıyor; ama rüyetle hareket ediyor. Her ikisi de hata içindedir. Cumartesi günü ictima yani kavuşum olacağına göre, Ramazan orucu Pazar günü başlayacaktır.)<br />
</em><strong>CEVAP<br />
</strong>Bu, vehhabilerin hesabıdır. Onlar kavuşumu esas alıyorlar ve Pazar günü oruca başlamışlardır. Peki, Diyanetinki doğru mudur? Hesap olarak doğru ise de, önceden ilan etmeleri yanlış olur. Şöyle derlerse doğru olur:<br />
<strong>(Hesaba göre, kavuşum şu gün şu saat olacak, ertesi günü hilal şu ülkenin şu şehrinden veya şu şehirlerden görünebilecektir. Dinimize göre hilalin doğması değil, görünmesi şarttır. Eğer dünyanın herhangi bir yerinden hilal görülmezse, Ramazan o gün değil, bir sonraki gün başlayacaktır. Dünyanın herhangi bir yerinden hilal görülürse, Pazartesi günü oruca başlanacaktır.)</strong><br />
<strong><br />
</strong>Genelde dünyanın herhangi bir yerinden görülebildiği için hesaplar doğru çıkmaktadır.</p>
<p>70 yıllık birikimi olan merhum hocamız, bu konuda aşağıdaki hususları bildiriyor:</p>
<p><strong>(Merakıl-felah)</strong>daki hadis-i şerifte, <strong>(Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!)</strong> buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilalin [yeni ayın] görülmesiyle başlar. Hilali görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlamanın caiz olmadığını, <strong>(İbni Abidin)</strong> kıble bahsinde ve <strong>(Eşiat-ül-lemeat)</strong> ve <strong>(Nimet-i islam)</strong> sahipleri bildirmişlerdir. Şaban ayının otuzuncu gecesi, güneş batınca, hilali aramak ve görünce gidip kadıya haber vermek, vacib-i kifayedir. Takıyyuddin Muhammed ibni Dakik diyor ki: <strong>(İctima-ı neyyireyn)</strong>den 1-2 gün geçmeden, hilal hiç görülemez.</p>
<p>Ramazan olması için Şaban’ın 29. günü, güneş battıktan sonra, hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve ayı görmek, eğer görülmezse, Şaban ayını 30’a tamamlamak lazımdır. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise, birçok kimsenin şehadet etmesiyle [söylemesiyle], kadı yani ahkam-ı islamiyyeyi tatbik eden hâkim, Ramazan olduğunu ilan eder. Kadı bulunmayan yerlerde, bir âdil Müslümanın hilali gördüm demesiyle Ramazan olur. İki âdil kimsenin gördüm demeleriyle bayram olur. Ramazana ve bayrama takvimle, hesapla başlamanın caiz olmadığı <strong>(Fetava-ı Hindiyye)</strong>de de yazılıdır.<br />
<strong><br />
</strong>Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Bu hesaplar, kameri ayın başladığı vakti bulmak için değildir. Hilalin görülebileceği geceyi anlamak içindir. <strong>İmam-ı Sübki</strong> de böyle buyurdu. İmamın sözünü tersine çevirenlere aldanmamalıdır. <strong>(Tahtavi ve Şernblali haşiyeleri)</strong></p>
<p>İbni Abidin, birinci cilt, 289. sayfada, kıble tayinini bildirirken, diyor ki:<br />
(Ramazan-ı şerifin birinci gününü anlamakta takvimlere güvenilmemeli, buyurdular. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamber efendimiz, <strong>(Hilali görünce oruca başlayınız!)</strong> buyurdu. Hâlbuki hilalin doğması, görmekle değil, hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar. Fakat o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlamak lazımdır. Çünkü İslamiyet böyle emir buyurmuştur.)<strong> [S. Ebediyye, </strong>Oruç bahsi<strong>]<br />
</strong><br />
Yine deniyor ki:<br />
<em>(Yanlış olduğunu bile bile, sırf herkesten ayrılmamak için biz de, Pazar günü başlamak gerekirken, Pazartesi günü oruca başlayacağız.)<br />
</em><strong>CEVAP<br />
</strong>Bu çok yanlıştır. Ramazan ayı Pazar günü başlasaydı, kimseye söylemeden gizlice oruç tutulabilir. Eğer Pazar günü Ramazan ise, o gün oruç tutmamak haram olurdu. Ramazanın son günü bayram ise o gün yine oruç tutmak haram olur.</p>
<p>Bir söz vardır: <strong>Merd-i Kıbti, şecaat arz ederken sirkatini</strong> <strong>söyler.</strong> Yani Kıbti’nin merdi, kahramanlıklarını anlatırken, yaptığı hırsızlıkları söyler demektir. Bunlar da, 20 yıllık birikimleriyle haram işlediğini alenen ilan ediyorlar. Haram işlemeyi yiğitlik olarak göstermek, kıyamet alameti olsa gerektir.</p>
<p>Pazar günü oruca başlayıp Ramazanın son günü bayram yapmak, yukarıda açıklandığı gibi tamamen dine aykırıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/hilal-gorulunce-ramazan-baslar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Farklı takvim ve imsakiyeler</title>
		<link>http://islamdini.de/farkli-takvim-ve-imsakiyeler-2</link>
		<comments>http://islamdini.de/farkli-takvim-ve-imsakiyeler-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 10:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[imsakiye]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=734</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Takvimler ve Ramazan imsakiyeleri neden farklıdır, niye hepsi aynı değil?
CEVAP
Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983&#8242;ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.
1983 yılından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Takvimler ve Ramazan imsakiyeleri neden farklıdır, niye hepsi aynı değil?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983&#8242;ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983&#8242;ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:<br />
<strong>(1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.)<span style="font-size: xx-small;"><br />
</span></strong><span style="font-size: xx-small;"><span id="more-734"></span><br />
</span>Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet&#8217;in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan <strong>Ramazan imsakiyeleri </strong>yanlış değil, sadece temkinlidir. Yani Türkiye Takvimi’nin yanlış olmadığını Diyanet de bildirmiştir. Çünkü, ecdadımız takvimin başlangıcından beri, bu vakitleri esas almış, Diyanet de daha önce, uzun yıllar, Türkiye Takvimi&#8217;ndeki vakitleri uygulamıştır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><a href="http://www.turktakvim.com/tekbilgi/muhimtenbih.htm" target="_blank">Detaylı bilgi için buraya tıklayınız.</a></p>
<p><strong>Temkin nedir?<br />
Sual:</strong> Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumları göz önüne alınması gereklidir. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><a href="http://www.turktakvim.com/default.asp?islem=menuler&amp;id=1&amp;y=12" target="_blank">Temkin hakkında teknik bilgi için buraya tıklayınız.</a></p>
<p><strong>Birkaç dakika<br />
Sual:</strong> Birkaç dakika önce olmuş sonra olmuş ne fark eder?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sonra olması fark etmez de önce olması çok şey fark eder. Çünkü namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek caizdir. <strong>Nur-ül izah</strong> şerhinde; <strong>&#8220;Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur&#8221; </strong>buyuruluyor.</p>
<p><strong>İmsak vakti<br />
Sual:</strong> Yeni takvimlerde imsak vakti ne kadar sonraya alınmıştır? Sonraya alınması oruca zarar verir mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Yeni takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. Eğer imsak vaktinden sonra yiyip içilmeye devam edilirse, oruç tutulmamış olur. Bunun için imsak vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır. İmsak vaktinde eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek lazımdır.</p>
<p><strong>Temkinli ve temkinsiz takvimler<br />
Sual:</strong> Eski takvimlerle yeni takvimler arasındaki en önemli fark nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir. Yeni takvimlerden <strong><a href="http://www.turktakvim.com/" target="_blank">Türkiye Takvimi</a></strong>, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmaktadır. Bu hususta takvimimizde her sene, <strong>Mühim Tenbih</strong> başlığı altında ikaz yapılmaktadır. Mevcut takvimler içinde, Türkiye Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan <strong>Ramazan imsakiyeleri</strong> temkinli olup, en uygun olanıdır.<br />
<strong><br />
İmsak vakti nedir?<br />
Sual:</strong> Takvimlerde yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İmsak, gecenin bitimi, Ramazanda yiyip içmenin yasak olduğu vaktin başlaması demektir. Türkiye Takvimi’nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Türkiye&#8217;de bundan 15-20 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir!</p>
<p><strong>Yanlış takvime uymak<br />
Sual:</strong> Yeni takvimlere göre imsak vaktini uzatan kimsenin sorumluluğu olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz!</p>
<p><strong>Temkinsiz takvime uymak<br />
Sual: </strong>(Deniz kenarındaki şehirlerde temkin gerekmediği için, Diyanet’in takvimi esas alınmalıdır. Bunun için, Türkiye Takvimi’ne göre ikindi vakti girmemiş olsa da, temkinsiz vakit girdikten sonra, öğle namazını kılan kimsenin, ikindiyi asr-ı sanide kılması gerekir) deniyor. Türkiye Takvimi, deniz kenarlarını hesaba katmamış mı?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Elbette katmıştır. Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu batı, kuzey güney, genişlik, vakte tesir edecek atmosfer şartları gibi bütün durumları göz önüne alınmıştır. Bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından, konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir.<strong> </strong><br />
<strong><br />
</strong>Deniz kenarı da olsa, <strong><a href="http://www.turktakvim.com/" target="_blank">Türkiye Takvimi</a></strong>’ndeki ikindi vakti girmeden önce öğle namazına başlayanın, ikindi vakti yani asr-ı evvel vakti girer girmez, ikindiyi kılmasında hiçbir mahzur yoktur. Asr-ı sani vaktini beklemesi gerekmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/farkli-takvim-ve-imsakiyeler-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

