<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini</title>
	<atom:link href="http://islamdini.de/konular/sual/sunnet-ve-bid%e2%80%99at-nedir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 14:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sünnet, fitne ve müdara</title>
		<link>http://islamdini.de/sunnet-fitne-ve-mudara</link>
		<comments>http://islamdini.de/sunnet-fitne-ve-mudara#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:29:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bid'at]]></category>
		<category><![CDATA[Fitne]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2182</guid>
		<description><![CDATA[Sual: (Fitne zamanında sünnetimi terk edebilirsiniz diye bir hadis yoktur; aksine fitne zamanında sünnete sarılana yüz şehit sevabı var diye hadis var. Sünnete uymak hiç fitne olur mu? Asıl, sünneti terk etmek fitnedir. Mesela sarıkla, çarşafla, şalvarla gezmek gerekir) diyenler oluyor. Sünnete uymak mı, yoksa uymamak mı fitne olur?
CEVAP
Sünnete değil, yerine göre farza uymak bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> (Fitne zamanında sünnetimi terk edebilirsiniz diye bir hadis yoktur; aksine fitne zamanında sünnete sarılana yüz şehit sevabı var diye hadis var. Sünnete uymak hiç fitne olur mu? Asıl, sünneti terk etmek fitnedir. Mesela sarıkla, çarşafla, şalvarla gezmek gerekir) diyenler oluyor. Sünnete uymak mı, yoksa uymamak mı fitne olur?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sünnete değil, yerine göre farza uymak bile fitne olur. Aşağıda bu hususlar vesikalarıyla açıklanmıştır. Sünnet ikiye ayrılır:<br />
<strong>1- Sünnet-i hüda:</strong> İslam dininin şiarıdır, başka dinlerde yoktur. <strong>(Redd-ül-muhtar)<br />
2- Sünnet-i zevaid: </strong>Peygamber efendimizin, ibadet olarak değil de âdet olarak devamlı yaptığı şeylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh değildir. Peygamber efendimizin giyiniş şekli, sarık sarması, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması gibi şeyleri sünnet-i zevaiddir. <strong>(Redd-ül Muhtar)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Farza bağlı olan ve olmayan sünnet vardır. Farzdaki sünnetin aslı Allah’ın kitabındadır. Bu sünneti, </strong>[sünnet-i hüda’yı] <strong>almak hidayet, terki ise dalalettir. Diğer sünneti </strong>[sünnet-i zaide’yi] <strong>almak fazilet, terki ise günah değildir.) </strong>[Taberani]<span style="font-size: xx-small;"><br />
<span id="more-2182"></span><br />
</span>Terki günah olmayan zevaid sünnetler, sarık sarmak ve erkeklerin entari giymesi gibi olan sünnetlerdir. Çarşaf ve şalvar zevaid sünnet de değildir, bid’attir; fakat âdette bid’at olduğu için giymek caizdir. II. Abdülhamid han, çarşafın yurdumuza girmesini yasaklamışsa da, moda olarak girmiş, mani olunamamıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak bid’at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dini hükümler değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır; hatta bir ülkenin âdeti, zamanla değişir. <strong>(2/55)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Deveye binmek, erkeklerin entari giymesi zevaid sünnetlerdendir. Sualdeki sözü söyleyen kimse, deveye değil otomobile bindiğine ve entari de giymediğine göre, sünnete yapışmadığı için fitne mi çıkarmış oluyor? Evet ise, niye fitne çıkarıyor?<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Peygamber efendimiz, âdete bağlı olarak, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar ve pantolon giymek âdette bid’attir. <strong>Âdette bid’at </strong>olan şeyi yapmak, günah değildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin şalvar giymeleri günah olmaz. <strong>Tirmizi</strong>’nin bildirdiği hadis-i şerifte Resulullahın, Rum cübbesi de giydiği bildirilmiştir. Papaz ayakkabısı da giymiştir. <strong>(Redd-ül-muhtar)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Bugün Arap denilen insanların çoğu entari giymektedir. Türkiye’de ise âdet olmadığı için erkekler entari giymiyorlar. Zevaid sünnet olduğu için, entari giymemek günah ve mekruh değildir. Sarıkla gezmek de Resulullah’ın âdeti idi. O zaman, kâfirler de sarıklıydı. Hadis-i şerifte,<strong> (Sarık Arapların tacıdır)</strong> buyuruldu. <strong>(Beyheki)</strong><span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Erkeklerin entari giymesi gibi memleketin âdeti olmayan elbiseler giymekte ısrar etmek, dinimizin örtünme emriyle alay edilmesine, hatta bunların yasaklanmasına sebep olursa, bunun vebali de büyük olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Müdara herkesçe bilinmemektedir. <strong>Müdara</strong>, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmek, İslamiyet’in dışına çıkmadan, güler yüz göstermek, gönlünü almaktır. Bazı toplumlarda, dinimize zarar gelmemesi için müdara gerekir. Müdara, inancını ve bazı konulardaki görüşünü saklamak demektir. Sırrını açıklayan kimse, çok defa söylediğine pişman olur. İnsan, söylemediği sözüne hâkimdir, söylediğinin ise mahkûmudur. Onun için eskiden, <strong>(Zehebini, zihâbını ve mezhebini gizli tut!) </strong>derlerdi. Burada,<strong> zeheb </strong>= para; <strong>zihâb </strong>= inanç; <strong>mezhep </strong>= gidilen yol demektir. Yani paranı, dini ve siyasi görüşünü, hizbini gizli tut demektir. Bu birkaç çeşittir:<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>1- </strong>Kâfirler arasında kalıp, malından, canından korkanın, onlara kalben değil de, dilden sevgi göstermesi caizdir. Nitekim müşrikler, Hazret-i Ammar’a, babası Hazret-i Yasir ve annesi Sümeyye hatuna işkence edip, <strong>(Lat ve Uzza putu, Muhammed’in dininden iyidir de)</strong> diye zorlarlar, demeyince de işkenceyi artırırlardı. Nihayet, ana babası şiddetli işkence ile şehit edildiler. Hazret-i Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine onların istediği küfür sözleri diliyle söyledi.<strong> (Ammar, dinini bırakıp kâfir oldu) </strong>dediler. Resulullah efendimiz onun hakkında buyurdu ki:<br />
<strong>(Ammar kâfir olmadı, o baştan ayağa imanla doludur. O, iki durumda karşılaştığında en doğru olanını tercih eder.) </strong>[İbni Mace, Ebu Nuaym]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Görüldüğü gibi fitne olmaması için Hazret-i Ammar, küfür söz söyledi. Demek ki fitne varsa, sünnet, hatta fitnenin durumuna göre farz bile terk edilir. Hatta küfür söz bile söylenir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Hazret-i Ammar serbest bırakıldığında, Resulullah efendimiz, mübarek eliyle gözünün yaşını silip teselli buyurdu. Bu hadise üzerine, Nahl suresinin, <strong>(Allah’a küfredenlere şiddetli azap vardır. Ancak kalbine iman yerleşmiş olduğu halde</strong> [küfre] <strong>zorlanıp, sadece diliyle söyleyenler müstesnadır)</strong> mealindeki 106. âyeti nazil oldu. Resulullah efendimiz de Hazret-i Ammar’a, <strong>(Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söyle!)</strong> buyurdu. (İ. Mace, İ. Asakir)<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Demek ki, küfür olan bir sözü, böyle durumda dille söylemek caizdir. Böyle durumlarda küfür söz bile caiz olunca, sünneti terk etmek, hatta yalan veya başka haramlar da elbette caiz olur; çünkü savaşta hile yapmak yalan söylemek caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Harb hiledir, savaş hileden ibarettir</strong>.) [İbni Sünni, İbni Lal]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Ümmetimin arasında, fitne yayıldığı zaman sünnetime sarılana,</strong> <strong>yüz şehit sevabı vardır)</strong> hadis-i şerifindeki sünnet, İslamiyet demektir. Yoksa sarık sarmak, entari giymek, sakal bırakmak demek değildir. Benim sünnetim demek, benim yolum, yani İslamiyet demektir. İmam-ı Nâsırüddin Seyyid Ebül-Kâsım Semerkandi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Bu hadis-i şerif, ümmetim arasında fesat çıktığı zaman, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadında olup, beş vakit namazı cemaatle kılana yüz şehit sevabı verilir demektir. <strong>(Rıyad-un-nasıhin)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Yoksa küçük çocukların başına sarık sarıp dinimizin aleyhine kanunların çıkmasına sebep olmak, sünnete yapışmak demek değildir. Fitnedir ve haramdır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bidatler çıktığı zaman, sünnete yani İslamiyet’e uyana, yüz şehit sevabı verilir; zira fitne zamanında İslamiyet’e uymak, kâfirlerle savaşmak gibi güç olur. <strong>(Hadika)</strong><span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bu hadis-i şerif, Selef-i salihin zamanındaki iman ve ahkâm-ı İslamiyye’ye uyana yüz şehit sevabı verileceğini bildirmektedir. <strong>(S. Ebediyye)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span><strong>(Sünnetimi terk edene şefaat etmem)</strong> hadis-i şerifindeki sünnet de, İslamiyet demektir. Sarık, entari, sakal gibi zevaid sünnet değildir. Şeyh-ul-islam İbni Kemal Paşa, <strong>(Şerh-ı hadis-i erbain)</strong> kitabında, <strong>(Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) </strong>hadis-i şerifini açıklarken, (Bu hadis-i şerifteki sünnet, İslamiyet demektir; çünkü büyük günah işleyen mümin şefaate kavuşur) buyuruyor. Bir hadis-i şerif şu mealdedir:<br />
<strong>(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.)</strong> [Nesai]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Demek ki, fitne zamanında, zevaid sünnetlere, yani sarık sarana, cübbe ve entari giyene değil, itikadını düzeltip haramlardan kaçarak farzları yapana yüz şehit sevabı verileceği, yukarıdaki vesikalardan da anlaşılmakta, zevaid sünnetleri yapanların yüz şehit sevabına kavuşacağını söyleyenlerin hata ettiğini, bu vesikalar açıkça göstermektedir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>2- </strong>Küfrün galip olduğu yerde, gerçeği söylememek caizdir. Şafii’de, zalim Müslümanlar arasında da caiz olur. Müslümanlar garip ve zayıf olduğu müddetçe, kıyamete kadar her yerde caizdir; çünkü müminin mümkün olduğu kadar zarardan uzaklaşması gerekir. <strong>(Mektubat-ı Masumiyye 3/55)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Müslümanın böyle durumlarda, sadece zevaid sünnetleri değil, farz olan ibadetini bile, mesela namaz kıldığını, oruç tuttuğunu gizlemesi gerekir; çünkü işinden, aşından olacağı gibi, din aleyhine kanunların çıkmasına, fitneye de sebep olur. Bu vebalden kurtulması için ibadetlerini gizlemesi gerekir. Entariyle, sarıkla ve cübbeyle ortada dolaşması caiz olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Bir zaman gelir ki, şimdi aranızda münafıkların küfürlerini gizlediği </strong>[ibadet yapar göründüğü] <strong>gibi, o zaman da müminler gizlenir. </strong>[İbadetleri gizli yapar.]<strong>)</strong> [İbni Sünni]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>İbadet gizli yapılınca zevaid sünnetlerin gizlenmesi elbette lazımdır.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>3-</strong> Müdara ibadet değil, zarardan korunma ruhsatıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlâ, farzları emrettiği gibi, müdara etmemi de emretti.)</strong> [Hâkim]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Müdara edenler, şehit olarak ölür.)</strong> [Deylemi]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Şerefinizi mallarınızla </strong>[parayla]<strong>, dininizi de dilinizle </strong>[müdara ile]<strong> koruyun!)</strong> [İ. Asakir]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bu hadis-i şerifler de, dinsizlerin, din düşmanlarının şerrinden korunmak için, onlara müdara etmek ve farz ibadetleri gizlemek lazım olduğu gibi, zevaid sünnetleri de gizlemenin lazım olduğunu açıkça bildirmektedir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Dinimizde teke riayet etmek, sağdan başlamak zevaid sünnetlerdendir. İngiltere’de yaşayan bir Müslüman, yolun solundan gitme zorunluluğu varken, ben sünnete uyacağım diye otomobiliyle yolun sağından giderse, trafik kazasına sebep olur, insanların ölümüne veya yaralanmasına sebep olarak günaha girer. Kaza yapmasa bile, suç işlediği için cezalanır. Cezalanması fitnedir. Fitne ise, büyük günahtır. Ben küfrün kanunlarına riayet etmem demek ahmaklık olur.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak demektir. <strong>(Hadika, Tarikat-ı Muhammediyye, Berika)</strong><span style="font-size: xx-small;"><br />
<strong><br />
</strong></span>Bu tarife göre, bir Müslüman zevaid sünnetlerden olan sarığı giyip cezalansa yahut Müslümanların aleyhine kanun çıkmasına sebep olsa, zarara soktuğu için fitne olur. Yahut askerlikte, illa ben sakal bırakacağım diye diretse, sonra da emre uymadığı için cezalansa, fitne olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Fitneden sakının! Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir.)</strong> [İ. Mace]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Fitnenin ne olduğunu bilememek de, kıyamet alametidir. Kur’an-ı kerimde, fitnenin adam öldürmekten kötü olduğu bildirildi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Kıyamet yaklaştıkça, gece başlarken karanlığın artması gibi fitneler çoğalır. Sabah evinden mümin çıkan, akşam evine kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece imanları gider, kâfir olarak sabaha çıkarlar. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan hayırlı olduğu için evinizde oturun, fitneye karışmayın!</strong> <strong>O gün oklarınızı kırın! Silâhlarınızı, kılıçlarınızı bırakın! Herkesi tatlı dille, güler yüzle karşılayın! Evinizden çıkmayın.) </strong>[Ebu Davud]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Hadiseler, fitneler, tefrika ve ihtilaflar zuhur edince, katil </strong>[öldüren]<strong> olmaktan kurtulup, maktül</strong> [öldürülen] <strong>olabilirsen ol!)</strong> [Ebu Nuaym]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Fitne zamanı evinize girdikleri zaman, Âdem aleyhisselamın, </strong>[Maide suresinin 28. âyetinde bildirildiği gibi] <strong>“Beni öldürmek için, sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam” diyen oğlu </strong>[Habil] <strong>gibi ol!)</strong> [Ebu Davud, Tirmizi] (Allahü teâlâ da, Resulü de, kâfir olan Kabil’e<strong> (Ben sana el uzatmam) </strong>diyen Habil’i övüyor.)<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>(Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin!)</strong> [İ. Rafii]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Bir Müslüman zevaid sünnetleri işleyerek fitneye sebep olursa haram işlemiş olur; hatta farzı işlemek bile fitneye sebep olacaksa, farzı tehir veya terk etmek gerektiği bildirilmiştir.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span><strong>Yaşanmış bir olay</strong>:<br />
Sakallı cahil ve fitneci bir hoca, namaz kılan bir subaya, alaylı bir eda ile, <strong>(Niçin sakal bırakmıyorsun? Yoksa rızkından mı korkuyorsun? Allah başka yerden de sana rızk verir)</strong> diyor. Subay, <strong>(Rızkımdan korkmuyorum. Allahü teâlâ rızka kefildir. Vatan, namus, din müdafaası için farz olan ilimlere çalışıyor, kâfirlerden, din ve vatan düşmanlarından üstün olma sebeplerini araştırıyorum. Din ve vatan düşmanlarının gelip, senin sakallarını yolmaması için sakal bırakmıyorum)</strong> diyor.<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Görüldüğü gibi, fitneden uzak durmak gerekirken, her taraf günah ve fitne dolu iken, yangına körükle gider gibi fitne çıkarmak ne kadar yanlıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Ahir zamanda, âlim </strong>[geçinen]<strong>ler fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır; ama içlerinde </strong>[hakiki]<strong> âlim hiç bulunmaz.)</strong> [Ebu Nuaym]<span style="font-size: xx-small;"></p>
<p></span>Maalesef, fitneciler de kendilerini sofu ve âlim sanıyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/sunnet-fitne-ve-mudara/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bid’at ehlini kötülemek gıybet olmaz</title>
		<link>http://islamdini.de/bid%e2%80%99at-ehlini-kotulemek-giybet-olmaz</link>
		<comments>http://islamdini.de/bid%e2%80%99at-ehlini-kotulemek-giybet-olmaz#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bid'at]]></category>
		<category><![CDATA[Gıybet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2178</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bid&#8217;at ehli bazı kimselerin sapıklıklarını söyleyince, &#8220;Ölülerin kötü tarafı söylenmez. Ayrıca gıybet de olur&#8221; deniyor. Fakat bu bid&#8217;at ehli şahıslar, başta Hazret-i Osman olmak üzere Eshab-ı kiramın çoğunu kötülüyorlar. Eshab, bizim ölülerimiz değil mi, onları kötülemek gıybet değil mi?
CEVAP
Bid&#8217;at ehlini kötülemek gıybet olmaz. Gıybet, bir kimsenin gizli bir kusurunu, arkasından söylemektir. Harbilerin ve bid&#8217;at [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Bid&#8217;at ehli bazı kimselerin sapıklıklarını söyleyince, &#8220;Ölülerin kötü tarafı söylenmez. Ayrıca gıybet de olur&#8221; deniyor. Fakat bu bid&#8217;at ehli şahıslar, başta Hazret-i Osman olmak üzere Eshab-ı kiramın çoğunu kötülüyorlar. Eshab, bizim ölülerimiz değil mi, onları kötülemek gıybet değil mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bid&#8217;at ehlini kötülemek gıybet olmaz. Gıybet, bir kimsenin gizli bir kusurunu, arkasından söylemektir. Harbilerin ve bid&#8217;at sahiplerinin ve açıkça günah işleyenlerin bu günahlarını ve zulmedenlerin ve alış verişte hile yapanların bu fenalıklarını müslümanlara duyurarak, bunların şerrinden sakınmalarına sebep olmak ve müslümanlığı yanlış anlatanların bu iftiralarını söylemek gerekir, gıybet olmaz <strong>(Redd-ül-muhtar c.5, s.263)<br />
</strong><br />
Eshab-ı kirama dil uzatanlar, ölü olsun, diri olsun, bunları açıklamak, gıybet olmaz, aksine dinin emrine uymak olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Bid&#8217;atler çıkıp, Eshabıma kötü söz söylendiği zaman, doğruyu bilen, herkese söylesin! Allahü teâlâ, bildiği</strong> [ve gücü yettiği]<strong> halde doğruyu söylemeyen böyle âlime lanet eder.)</strong> [Deylemi]</p>
<p>Eshab-ı kiramın hepsi Müslümandır. Bizim ölülerimizdir. Hiç kimsenin onları tenkit etmesi caiz olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın.) </strong>[Tirmizi]<br />
<strong><span id="more-2178"></span><br />
(Ölülerinize sövmeyin, onlar amelleriyle başbaşa kalmıştır.) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(Hazret-i Âişe, </strong>&#8220;Lanetlik İbni Kays ne yapıyor?&#8221; <strong>diye sorar. Oradakiler </strong>&#8220;Öldü&#8221;, derler. Hazret-i Aişe hemen, <strong>estağfirullah </strong>der. &#8220;Neden önce lanetledin, sonra istiğfar ettin?&#8221; diyene, &#8220;Resulullah <strong>(Ölülerinizi kötülemeyin) </strong>buyurduğu için&#8221; diye cevap verir.) [İbni Hibban]<br />
<strong><br />
Eshaba dil uzatmak<br />
</strong>Eshab-ı kiramın kusuru olsa da, bizim ölülerimiz olduğu için ve Allahü teâlâ onların kusurunu affettiği için bunları söylemek caiz olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin!) </strong>[Taberani]<br />
<strong><br />
(Eshabımın kusurları, yanlış hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ, onları bana bağışlayacak, kusurlarını affedecektir.) </strong>[İbni Asakir]<br />
<strong><br />
(Eshabımın kusurlarından bahsetmeyin, onlardan soğuyabilirsiniz. Eshabımın iyiliklerinden bahsedin ki, kalbleriniz onlara ısınsın!) </strong>[Deylemi]<br />
<strong><br />
(Eshabım arasında fitne çıkacaktır. Allahü teâlâ benimle olan sohbetlerinin hürmetine o fitnelere karışanları, af ve mağfiret edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karışan Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) </strong>[Müslim]<br />
<strong><br />
(Allah’tan korkun, Eshabıma dil uzatmayın! Onları seven, beni sevdiği için sever. Onları sevmeyen, beni sevmediği için sevmez. Onlara el ile, dil ile eziyet eden, Allah’a eziyet etmiş olur.) </strong>[Buhari]<br />
<strong><br />
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) </strong>[Bezzar]</p>
<p>Kim oldukları ve neye hizmet ettikleri malum olmayan bazı mezhepsizlerin dil uzattığı Hazret-i Osman, Allah resulünün damadı olduğu gibi, Cennetle müjdelenmiş on kişiden biridir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Osman bendendir, ben de Osman’danım.) </strong>[Taberani]</p>
<p><strong>(Yüz kızım olsa, hepsini de Osman’a verirdim.) </strong>[İbni Asakir]<br />
<strong><br />
(Meleklerin haya ettiği zattan </strong>[Osman’dan] <strong>ben haya etmez miyim?) </strong>[Beyheki]</p>
<p><strong>(Osman’ın şefaati ile Cehennemlik 70 bin kişi, hesap görmeden Cennete girer.)</strong> [İ. Asakir]</p>
<p>Tebük gazvesinde Hazret-i Osman, kendi ticaret malından üç bin deve, yetmiş at, on bin altın getirdi. Resulullah efendimiz, bunları askere dağıttıktan sonra, <strong>(Bugünden sonra Osman’a günah yazılmaz) </strong>[Bundan sonra Allah Osman’ı günah işlemekten korur] buyurdu. (Tirmizi)<br />
Ve şöyle dua etti:<br />
<strong>(Ya Rabbi, Osman’ın geçmiş, gelecek, gizli-açık, Kıyamete kadar bütün günahlarını affet!) </strong>[Ebu Nuaym]</p>
<p>Bir gün Hazret-i Fatıma, Hazret-i Ali’nin bir hareketine incinmişti. Hazret-i Ebu Bekr ile Hazret-i Ömer Peygamber efendimize ricada bulundularsa da, Resulullah efendimiz sükut etti. Hazret-i Osman rica edince damadı Hazret-i Ali’yi affetti. İki kayınpederinin ricasını kabul etmeyip de, damadı Hazret-i Osman’ın ricasını niçin kabul ettiği sual edilince, <strong>(Öyle birinin şefaatini </strong>[ricasını, af talebini] <strong>kabul ettim ki, yer ile göğün yerini değiştir diye, dua etse, Allahü teâlâ değiştirir) </strong>buyurdu. (Mesabih)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/bid%e2%80%99at-ehlini-kotulemek-giybet-olmaz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onların dinine uymadıkça</title>
		<link>http://islamdini.de/onlarin-dinine-uymadikca</link>
		<comments>http://islamdini.de/onlarin-dinine-uymadikca#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:19:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bid'at]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2176</guid>
		<description><![CDATA[Bazı kimseler, globalleşme adına, tevhid adına, kitap ehli ve bid’at ehli hakkında ya hiç yazı yazmamalı veya gayet light yazmalı, kâfire açıkça kâfir, fahişeye açıkça fahişe denmemeli diyorlar. Din kitaplarında da, (Hıristiyan ve Yahudi kâfirlerine kâfir dememeli, çünkü onlar, kendilerini kâfir olarak bilmiyorlar) deniyor. Bu ifadeleri ne kadar yumuşatırsak yumuşatalım, kitaplılar [Hıristiyanla Yahudiler] ve kitapsızlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kimseler, globalleşme adına, tevhid adına, kitap ehli ve bid’at ehli hakkında ya hiç yazı yazmamalı veya gayet light yazmalı, kâfire açıkça kâfir, fahişeye açıkça fahişe denmemeli diyorlar. Din kitaplarında da, (Hıristiyan ve Yahudi kâfirlerine kâfir dememeli, çünkü onlar, kendilerini kâfir olarak bilmiyorlar) deniyor. Bu ifadeleri ne kadar yumuşatırsak yumuşatalım, kitaplılar [Hıristiyanla Yahudiler] ve kitapsızlar [ateistler] memnun olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:</p>
<p><strong>(Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlarla Yahudiler senden asla razı olmazlar. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın </strong>[bildirdiği İslamiyet] <strong>yoludur. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.) </strong>[Bekara 120]</p>
<p>Âyet-i kerimenin muhatabı bütün Müslümanlardır. Allahü teâlâ Hıristiyanları dost edinmeyin, onlar Müslümanlardan razı olmaz buyururken yani bu ilimler bize gelmişken, hâlâ onlarla sıcak diyaloga devam edersek, âyet-i kerimede de bildirildiği gibi, Allah’ın dostluğunu bırakmış oluruz.</p>
<p>Hâşâ Allahü teâlâ yanlış söylemez. Kitap ehline kucak açıp, kiliselerine, havralarına da gitsek, sizin mazlumlarınız Cennetliktir de desek, onlar Müslümanlardan razı olmazlar. O halde onlara yaranmaya çalışmak, dinden taviz vermek çok yanlıştır.<br />
<span id="more-2176"></span><br />
Bid’at ehli de öyledir. Tasavvufa saldırmadıkça, mucize ve kerameti inkâr etmedikçe, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis var demedikçe, bid’at ehli bizi asla tasvip etmez. Çünkü garipler asrındayız. Hazret-i Osman’ı ve diğer sahabe ile İslam âlimlerini kötüleyenler hep alkışlanıyor, “Onları kötüleyen mezhepsizdir” diyen Müslümanlar da taşlanıyor, kaynar suda haşlanıyor. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<strong>(İslam dini, garip olarak başladı, sonu da garip olur. Garip Müslümanlara müjdeler olsun!) </strong>[Müslim, Tirmizi]</p>
<p>Dinimizde bir kaide vardır: <strong>Küfre rıza küfürdür. </strong>Yani kâfirlik olan bir işin yapılmasına razı olan kâfir olur. Bunun gibi bid’ate rıza bid’at, harama rıza haramdır. Adamlar, kollarını sıvadılar, bid’at ehlini savunmak için konferanslar verdiler, kitaplar ve makaleler yazdılar. Her kaptan içindeki sızar buyuruluyor. Elbette herkes inandığı ve sevdiği yolu savunacaktır. Hadis-i şerifte bildiriliyor ki, <strong>kişi sevdiği ile haşrolur</strong>, onunla birlikte ya Cennete veya Cehenneme gider. Bid’at ehlinin Cehenneme gideceği birçok hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Bu hadis-i şeriflere göre, bid’at ehlini sevenler, onları savunanlar, tevbe etmezlerse, savundukları bid’atçilerin yanına gideceklerdir. Ama bir hadis-i şerifte, <strong>(Bid’at ehlinin tevbesi kabul olmaz)</strong> buyuruluyor. <strong>(İbni Mace, Taberani, Deylemi)</strong></p>
<p>Âlimlerimiz buradaki kabul olmaz ifadesini, (Bid’at ehli kendi yolunun doğru olduğuna inandığı için tevbe etmez) diye açıklamışlardır. Bid’atlerini bid’at olarak bilip tevbe etseler, elbette kabul olur. Bir insan imanın altı şartından beşini kabul edip birisini kabul etmese kâfirdir.<strong> (Eşiat-ül-lemeat)</p>
<p></strong>Mesela bazı mezhepsizler gibi kaderi inkâr etse veya kabul edip herkes kaderini kendi yaratır dese kâfirdir. Artık o ehli kıble değildir, namaz kılsa da, tevbe etmedikçe Cehennemliktir. Her namaz kılana ehli kıble denmez. Şu hadis-i şerif, namaz kılanların da, bazı ahlaklarından dolayı münafık olduklarını bildiriyor:</p>
<p><strong>(Yalan söyleyen, sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden, Müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa da münafıktır.) </strong>[Buhari]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/onlarin-dinine-uymadikca/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harac ve zaruret nedir</title>
		<link>http://islamdini.de/harac-ve-zaruret-nedir</link>
		<comments>http://islamdini.de/harac-ve-zaruret-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[harac]]></category>
		<category><![CDATA[zaruret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2174</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Harac ve zaruret nedir?
CEVAP
İnsanın elinde olmayarak hasıl olan sebebe (Zaruret) denir.
Bir farzın yapılmasına mani veya haram işlemeye sebep olanı önlemenin meşakkatli, güç olmasına da (Harac) denir.
Tedavi edilemeyen şiddetli ağrı ve bir uzvun yahut hayatın telef olmak tehlikesi ve başka bir şey yapamamak mecburiyeti zarurettir.
Birkaç örnek verelim:
Başı dönen, ayakta duramayan kimsenin oturarak namaz kılması zaruret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Harac ve zaruret nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İnsanın elinde olmayarak hasıl olan sebebe (<strong>Zaruret</strong>) denir.</p>
<p>Bir farzın yapılmasına mani veya haram işlemeye sebep olanı önlemenin meşakkatli, güç olmasına da (<strong>Harac</strong>) denir.</p>
<p>Tedavi edilemeyen şiddetli ağrı ve bir uzvun yahut hayatın telef olmak tehlikesi ve başka bir şey yapamamak mecburiyeti zarurettir.</p>
<p>Birkaç örnek verelim:</p>
<p>Başı dönen, ayakta duramayan kimsenin oturarak namaz kılması zaruret olur. Gusledince hastalanma veya ölme tehlikesi varsa, gusletmemesi zaruret olur. Teyemmüm eder.</p>
<p>Şiddetli baş ağrısı, bir zarurettir. Bu başa el dokunduramamak haracdır. Bunun için, bu durumdaki kimsenin başını yıkaması veya mesh etmesi sakıt olur.<br />
<strong><br />
Kaide 1: İbadet yapmakta veya haramdan sakınmakta, harac olunca, harac bulunmayan başka mezhebi taklit etmek lazım olur.<br />
</strong><span id="more-2174"></span><br />
Birkaç örnek verelim:</p>
<p>Akşam namazı için otobüsü durduramayan, Şafii’yi taklit ederek, yatsı ile birlikte kılması caiz olur. Yani yere inmesinde harac varsa, otobüs durmayıp gidecekse, otobüsten inmeyince de vakit çıkacaksa veya başka bir zarara uğrayacaksa, bunun gibi ihtiyaçlardan dolayı iki namazı cem eder.</p>
<p>Kaplıca tedavisi bir ihtiyaçtır. Kaplıcada tedavi olurken, bazı kimseler şortla gezebiliyor. Haram işlememek için, başka bir mezhebi taklit edebilir. Çünkü bunda bir ihtiyaç vardır. Futbol oynayanların bacaklarını seyretmek bir ihtiyaç, bir zaruret değildir. Başka bir mezhebi taklit edemez.</p>
<p>Bir erkek, karısı ile süt kardeş olduğunu anlasa, fakat birinin bir kere emmiş olduğu bilinse, Hanefi mezhebine göre nikahları bozulur. Ya, ayrılır veya ihtiyaçtan dolayı Şafii mezhebini taklit ederek nikah yapar. Çünkü Şafii’de doya doya beş kere emmesi gerekir. Karısı ile evli kalması zaruret değildir. Bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç için de bir mezhep taklit edilerek sıkıntı giderilir.<br />
<strong><br />
Kaide 2: Haraca sebep olan şeyi yapmasında zaruret varsa, o farzı terk etmesi veya haramı zaruret miktarı işlemesi caiz olur.<br />
</strong><br />
Bir örnek verelim:</p>
<p>Avret yerini açmadan, necaseti temizlemek imkansızsa, ne yapar? Necaseti temizlemek farz, avret yerini açmak ise haramdır. Haram işlememek için farz tehir edilir, çünkü haramdan kurtulmak önce gelir. Farzı tehire de imkan yoksa farz terk edilir. Yani necaseti temizlemeden namazını kılar. Maliki’de necasetle namaz kılmak caiz olduğu için Maliki’yi taklit ederek necasetle kılması caiz olur.<br />
<strong><br />
Kaide 3: Zaruret ile yapılan şeyde, zaruret bitince harac devam ederse, yine böyledir.<br />
</strong><br />
Bilmeden necasetli elbise ile namaz kılan kimse, namazdan sonra necis elbise ile namaz kıldığını anlasa, yeniden namaz kılması meşakkatli olacağı için, Maliki mezhebini taklit ederek, bu namazı Maliki’ye göre kıldım demesi yetişir.<br />
<strong><br />
Kaide 4: Haraca sebep olan şey, zaruret olmadan yapılmış veya zaruret ile birkaç şey yapılabilir ve bunlardan harac bulunan şeyi yapmayı seçerse, farzı terk etmesi caiz olmaz.<br />
</strong><br />
Bir örnek verelim:</p>
<p>Protez yapma imkanı da var iken, dişini doldurtmuş veya kaplama yaptırmıştır. Ağzını yıkaması farzdır. Ağzını yıkayamaması yani farzı terk etmesi affolmaz. Çünkü başka mezhebi taklit imkanı var. Eğer bu imkan olmasaydı o zaman zaruret kabul edilir ve diş dolgusu gusle mani olmazdı. Maliki’yi veya Şafii’yi taklit edince, bu iki mezhepte ağzını yıkamak farz olmadığı için, diş dolgusu veya diş kaplatmak gusle mani olmuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/harac-ve-zaruret-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutulan sünnetler ve farzlar</title>
		<link>http://islamdini.de/unutulan-sunnetler-ve-farzlar-2</link>
		<comments>http://islamdini.de/unutulan-sunnetler-ve-farzlar-2#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:16:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2171</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Günümüzde unutulan sünnetler ve ihmal edilen farzlar nelerdir?
CEVAP
Sünnet iki türlüdür:
1- Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler],
2- Zevaid sünnetler [Âdete bağlı sünnetler].
Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim]
Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:
1- İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.
2- Namazları sarık veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Günümüzde unutulan sünnetler ve ihmal edilen farzlar nelerdir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sünnet iki türlüdür:<br />
<strong>1-</strong> Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler],<br />
<strong>2-</strong> Zevaid sünnetler [Âdete bağlı sünnetler].</p>
<p>Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehid sevabı vardır.)</strong> [Hakim]</p>
<p><strong>Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:<br />
1- </strong>İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.<strong><br />
2</strong>- Namazları sarık veya takkeyle kılmak,<br />
<strong>3-</strong> Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,<br />
<strong>4- </strong>Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbeli’de farzdır],<br />
<strong>5</strong>- Misvak kullanmak,<br />
<strong>6- </strong>Kuşluk, Evvabin, Teheccüd, Tehiyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak,<br />
<strong>7-</strong> İstişare ve istihare yapmak,<br />
<strong>8-</strong> Aksırınca Elhamdülillah demek.<br />
<strong>9-</strong> Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur,<br />
<strong>10- </strong>Sünnete uygun selam vermek,<span id="more-2171"></span><br />
<strong>11-</strong> Cuma günü gusletmek,<br />
<strong>12</strong>- Duada elleri sünnete uygun açmak,<br />
<strong>13-</strong> Faydalı işe başlarken Besmele çekmek,<br />
<strong>14- </strong>Yatağa abdestli girmek,<br />
<strong>15- </strong>Ölüm veya kötü bir haber duyunca, <strong><a rel="lightbox" href="http://islamdini.de/wp-content/uploads/047.jpg">(İnna lillah ve innâ ileyhi râci’ûn)</a></strong> demek.</p>
<p><strong>Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır:<br />
1- </strong>Sakalı bir tutam yapmak,<br />
<strong>2-</strong> Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak,<br />
<strong>3-</strong> Yemeğe tuzla başlayıp, tuzla bitirmek,<br />
<strong>4-</strong> Sofrada sirke bulundurmak,<br />
<strong>5-</strong> Kaylule yapmak [öğleden önce az uyumak],<br />
<strong>6</strong>- Teke riayet etmek [1, 3, 5, 7 gibi],<br />
<strong>7- </strong>Müslümanın evine sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak. [Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.],<br />
<strong>8-</strong> Kesilen tırnak, saç ve çıkan dişleri gömmek,<br />
<strong>9- </strong>Cuma günleri yeni ve temiz elbise giymek,<br />
<strong>10-</strong> Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. [Yemekten önce yıkanan elleri kurulamamak sünnettir. Yemekten sonra yıkanınca kurulamakta mahzur yoktur.]</p>
<p><strong>Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir:<br />
1- </strong>Farzları ve haramları öğrenmek. [Bilmeyen hep günah işler.]<br />
<strong>2- </strong>Doğru itikada sahip olmak [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek].<br />
<strong>3- </strong>Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek.<br />
<strong>4- </strong>Namaz kılmak ve uşur vermek.<br />
<strong>5- </strong>Tesettüre riayet etmek.<br />
<strong>6- </strong>Selam verenin selamını almak.<br />
<strong>7- </strong>Aksırıp <strong>(Elhamdülillah)</strong> diyene <strong>(Yerhamükellah)</strong> demek.<br />
<strong>8- </strong>Helal kazanıp helalden yiyip içmek.<br />
<strong>9- </strong>Rızka Allah&#8217;ın kefil olduğuna inanmak.<br />
<strong>10- </strong>Tevekkül ve kanaat etmek.<br />
<strong>11- </strong>Allahü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak.<br />
<strong>12- </strong>Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek.<br />
<strong>13- </strong>Günahlara tevbe etmek.<br />
<strong>14- </strong>Ana babaya iyilik etmek.<br />
<strong>15- </strong>Emri maruf yapmak [Farz-ı kifayedir].<br />
<strong>16- </strong>Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.<br />
<strong>17- </strong>Âleme ibret nazarıyla bakmak.<br />
<strong>18- </strong>Dilini müstehcen sözlerden korumak.<br />
<strong>19- </strong>Hiç kimseyi, alaya almamak.<br />
<strong>20- </strong>Harama bakmamak.<br />
<strong>21- </strong>Kulağı çalgılardan korumak.</p>
<p>Bir sünneti ihya edene yüz şehid sevabı verildiğine göre, bir farzı ihya edene ne kadar çok sevab verileceği düşünülmeli, bilhassa farzlar hiç ihmal edilmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/unutulan-sunnetler-ve-farzlar-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emri yapmamak veya değiştirmek</title>
		<link>http://islamdini.de/emri-yapmamak-veya-degistirmek</link>
		<comments>http://islamdini.de/emri-yapmamak-veya-degistirmek#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:13:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bid'at]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2168</guid>
		<description><![CDATA[Sual: İki kişi var diyelim. Biri dinin emirlerini hiç yapmıyor. Öteki de değiştirip yapıyor. Mesela sabahın farzını üç, akşamın farzını iki rekat olarak kılıyor. Orucu, haccı kendi belirlediği bir mevsimde yapıyor. Sakalı sünnete aykırı olarak, kirli sakal şeklinde bırakıyor. Hiç yapmayana göre eksik veya fazla yapmak daha iyi değil mi? Yahut bunların hangisi iyidir?
CEVAP
Bunların ikisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> İki kişi var diyelim. Biri dinin emirlerini hiç yapmıyor. Öteki de değiştirip yapıyor. Mesela sabahın farzını üç, akşamın farzını iki rekat olarak kılıyor. Orucu, haccı kendi belirlediği bir mevsimde yapıyor. Sakalı sünnete aykırı olarak, kirli sakal şeklinde bırakıyor. Hiç yapmayana göre eksik veya fazla yapmak daha iyi değil mi? Yahut bunların hangisi iyidir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Bunların ikisi de kötüdür; fakat emirlerde değişiklik yapmak, hiç yapmamaktan daha kötüdür. Çünkü emri hiç yapmamak haramdır; fakat emri beğenmeyerek değiştirmek küfür olur. Niye böyle emrettin ki, şu şekilde emretmen daha uygun olurdu demeye gelir.</p>
<p>Kasten, sabahın farzı üç, akşamın farzı iki rekat kılınırsa namaz hiç sahih olmaz. Orucu başka ayda tutmak, haccı başka mevsimde yapmak dini değiştirmek olur ve hiç sahih olmaz. Maksat namaz kılmak diyerek, vakitleri girmeden bütün namazlar kılınsa sahih olmaz. Maksat namaz ise eğer, hepsi kılındı, ama bu kılınan namaz olmadı. Hacca, zamanında değil de, herhangi bir mevsimde gidilse hac sahih olmaz. Maksat Kâbe’yi ziyaret ise ziyaret gerçekleşti, ama hac olmadı.</p>
<p>Sakal da böyledir. Resulullah efendimizin emrettiği şekilde bir tutam bırakmayıp kısa bırakmak, sünneti değiştirmek olur. Eğer sünnet beğenilmediğinden böyle yapılıyorsa küfür olur. Sünnet diye yapılırsa bid’at ve haram olur.<br />
<span id="more-2168"></span><br />
Çocuğu eczaneye göndersek, ishal edici bir ilaç al gel desek, o da, ishal önleyici bir ilaç getirse yahut biz ishali önleyici bir ilaç istesek, o da, ishal yapıcı bir ilaç getirse, çocuğa niçin böyle yaptığı sorulunca,<strong> </strong>(Hiç yapmamaktan iyi değil mi) demesi çok yanlış olmaz mı? Tuvalet kağıdı yerine zımpara kağıdı getiren çocuğa kızınca, (O da kağıt bu da kağıt, bana niye kızıyorsunuz, hiç getirmemekten iyi değil mi)<strong> </strong>dese, mazur görülür mü?</p>
<p>Emre itaat; emri, bildirilen zamanda ve istenilen miktarda yapmakla olur. Bir emrin fazlası da noksanı da yanlış olabilir. Bazen işin bildirilen zamanda yapılması önemlidir. Daha önce veya daha sonra yapılması mahzurlu olabilir. Bize göre daha iyi sanılan şekil, emri verene göre yanlış olabilir. Bunu da ancak emri veren bilir. Bize düşen emre aynen uymaktır. Daha iyisini yapmak için geciktirmek veya bazı ilaveler yapmak yanlış olur.</p>
<p>Çocuğa, (Benim selamımı söyle, Şifa eczanesinden bir aspirin al gel) dense, o da, daha yakın olan Hayat eczanesine gidip, daha iyisi olan İngiliz aspirininden alıp gelse, daha iyi iş yapmış olmaz. Şifa eczanesinden alıp getirmek, emri verenin isteğidir. Başka eczaneden alıp gelmek çocuğun isteğidir. Çocuk kendi isteğini yapmış oldu. O eczaneden almakta bilmediğimiz bir sebep, bir hikmet olabilir. Sadece (Aspirin getir) denseydi istediği eczaneden alabilirdi. Ama isim vererek Şifa eczanesinden al denince, emre itaat için o eczaneden alıp gelmek gerekirdi. O da eczane, bu da eczane ne fark eder demekle verilen emir değiştirilmiş oldu. Şifa eczanesi demesi lüzumsuzdu diyerek emri vereni bir nevi cahillikle suçlamış da oluyor.</p>
<p>Bütün bunlar gösteriyor ki, dinin bildirdiğine ilave veya çıkarma yapmak dini değiştirmek olur. Dini değiştiren de, Allahü teâlânın emrine uymamış olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/emri-yapmamak-veya-degistirmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hile-i şeriyye nedir</title>
		<link>http://islamdini.de/hile-i-seriyye-nedir</link>
		<comments>http://islamdini.de/hile-i-seriyye-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:12:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2166</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Hile-i şeriyye ne demektir?
CEVAP
Hile-i şeriyye, harama düşmemek için kurtuluş çaresini bulmaktır. Yani Hile-i şeriyye = dine uygun çare demektir. Haramı helal veya helali haram yapmak yahut haksız mal ele geçirmek için hile yapmak caiz olmaz. Farzdan kurtulmak veya haram işlemek için hile yapmak haramdır. Buna hile-i şeriyye değil, hile-i bâtıla denir. Bir şey, farz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: </strong>Hile-i şeriyye ne demektir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hile-i şeriyye, harama düşmemek için kurtuluş çaresini bulmaktır. Yani Hile-i şeriyye = dine uygun çare demektir. Haramı helal veya helali haram yapmak yahut haksız mal ele geçirmek için hile yapmak caiz olmaz. Farzdan kurtulmak veya haram işlemek için hile yapmak haramdır. Buna hile-i şeriyye değil, <strong>hile-i bâtıla</strong> denir. Bir şey, farz veya haram olmadan önce, farz veya haram olmasını önlemek caizdir. Buna hile-i şeriyye denir. Seneler önce bir bid’at ehli, (Âlim ve mezheplerin sözleri ölçü olmaz, Dinde hile olmaz, varsa bir nass gösterilmelidir) demişti. Şunu bildirmiştik:<br />
<strong>Said bin Sa’d</strong> hazretleri anlatır:<br />
&#8220;Babam, Resulullah efendimizin yanına, hasta, birini getirdi. Suçunu söyleyip ceza verilmesini istedi. Resulullah, <strong>(Buna üzerinde yüz filiz bulunan bir dal ile bir kere vurun)</strong> buyurdu. Böylece bir vurmakla, yüz sopa vurulmuş oldu. <strong>(Eşiat-ül-lemeat)<br />
</strong><br />
Bid’at ehli, (Ben nass istiyorum, âlimlerin sözünü kabul etmem) dedi. (Resulullah efendimizin sözü nass değil mi?) dedim. (Hadisin sahih olduğunu bilemeyiz. Bana âyet göster âyet) dedi. Ben de <strong>Hindiyye’den </strong>şunu naklettim: Haramdan kurtulmak ve helale kavuşmak için hile-i şeriyye yapmanın caiz olmasına senet, <strong>Sad</strong> suresinin <strong>44</strong>. âyetidir. Bu âyet, <strong>Eyyüp </strong>aleyhisselam, hanımına yüz sopa vurmaya yemin edince, bu yemininin kefâreti için yapılacak hile-i şeriyyeyi bildirmektedir. <strong>(Hindiyye)<br />
</strong>Mezkur âyet-i kerimenin meal-i şerifi şöyledir:<br />
<strong>(Ya Eyyüb, eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten Eyyub ne sabırlı, ne iyi kuldu! Hep Allah’a yönelirdi.)</strong> [Sad 44]<br />
<span id="more-2166"></span><br />
Hakkı kabul etmek faziletini gösteremeyip, (Bu yemin içindir, öteki hilelerle bir ilgisi yok) dedi. Halbuki İslam âlimleri yukarıdaki âyet ve hadisten, hile-i şeriyyenin caiz olduğunu bildirmişlerdir. <strong>(Hadika)</p>
<p>Merakıl felah’</strong>ta, (İmam-ı Ebu Yusuf, zekattan düşmek için çare bulmayı caiz görmüş, imam-ı Muhammed ise mekruh saymıştır) diyor.</p>
<p>Merakıl felah ve Tahtavi’nin tercümesi olan <strong>Nimet-i İslam</strong>’da da böyle yazmaktadır.</p>
<p>İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İmam-ı a’zam Ebu Hanife ve imam-ı Şafii, nisap telef olur veya mal sahibi bizzat kendisi telef ederse, nisap müddeti geçersiz olur. İmam-ı Malik ile imam-ı Ahmed, zekattan kaçmak için kasten kendisi telef ederse, nisaptan düşmüş sayılmaz. <strong>(Mizan</strong>-<strong>ül-kübra)</strong></p>
<p>İmam-ı Ebu Yusuf, malından zekatı iskat etmek için havl müddetinin sonuna doğru malını karısına hibe eder, ertesi sene de, karısı zengin olursa kendisine hibe edebileceğini söylerdi. Bu durum, imam-ı a’zam Ebu Hanife’ye anlatılınca, &#8220;Bu onun fıkhındandır&#8221; dedi. <strong>(İhya)<br />
</strong><br />
İhya’daki bu rivayet için (Bunun aslı yoktur) denirse, imam-ı Gazali hazretleri gibi Resulullahın vârisi olan bir âlime iftira edilmiş olur. Yukarıda kaynaklarını verdik. İmam-ı Ebu Yusuf’un ki farklı bir ictihaddır. Zekat farz olmadan önce, zekattan düşmek için böyle bir yola sapmak imam-ı Muhammed’e göre mekruhtur, fetva da böyledir. Farklı ictihadından dolayı imam-ı Ebu Yusuf’a bir şey söylemeye hiç kimsenin hakkı yoktur.</p>
<p>İctihad, bir ibadet, yani Allahü teâlânın emri olduğundan, hiçbir müctehid, diğer bir müctehidin ictihadına yanlış diyemez. Çünkü, her müctehide, kendi ictihadı hak ve doğrudur. Beyheki’deki hadis-i şerifte, <strong>(Müctehid âlimlerin farklı ictihadları rahmettir)</strong> buyuruluyor. Rahmet olan bir işe dil uzatmak asla caiz olmaz.<br />
<strong><br />
Caiz olan ve olmayan hileler<br />
</strong>Yukarıdaki yazımızda kaynaklarını göstererek şu hükmü bildirmiştik:<br />
Farz olduktan sonra zekat vermemek için, hile yapmak haram olur. Farz olmadan önce yapılan hile, imam-ı Muhammed’e göre mekruh, imam-ı Ebu Yusuf’a göre caiz olur. Fetva imam-ı Muhammed’e göredir.</p>
<p>Kadın zekatını kocasına veremez. Çünkü yine kendisine harcayacaktır. Kadının kocasına zekat vermesi bir çeşit hile sayılır. Ama, fakir bir aile ise, kadının sadece 100 gram kadar altını varsa, zekat vermesi farzdır. İmameynin kavlini tercih ederek kocasına zekat verebilir. Dinimiz buna izin vermiştir. Bu zekattan kaçma sayılmaz, dinimizin verdiği ruhsattan faydalanmak olur.</p>
<p>Nisaba maliktir ama adamın durumu iyi değildir. Kurban kesmekten kurtulmak için sefere çıkabilir veya parasını hanımına hediye edebilir.</p>
<p>Yine durumu müsait olmayan, fakat dinen zengin sayılan bir kimse, İbni Âbidin’de bildirildiğine göre, zekatını fakire verse, fakir de kabul ettikten sonra, zengine bunu hediye etse zekat verilmiş olur. Hâşâ, Allah’ı mı kandırıyorsunuz denmez.</p>
<p>Ama şöyle bir hile yapmak hile-i bâtıladır asla caiz olmaz, haramdır:<br />
Zekat tutarı olan altınları bir kimse ceketinin cebine koysa, bir fakire verse, sonra da, fakire o ceketi bana sat dese, ceketi rayiçten fazla geri satın alsa bile zekat verilmemiş olur. Bu, haram olan bir hiledir.</p>
<p>Zaruret olmadıkça; hiçbir sebep ile ödünç para alıp, faiz ödemek caiz değildir. Zaruret başkadır, ihtiyaç başkadır. Zaruret, kendinin veya nafakası lazım olanların aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olması demektir. Zaruret olunca, yani ölümden veya hastalıkla, bir uzvun yok olmasından korku olunca, helal yol bulunamazsa, faizle ödünç alınıp, bununla zaruret giderilir. Nafakaya muhtaç olup, çalışamayan ve faizsiz ödünç bulamayan kimsenin nafaka için, faiz ile ödünç alması caiz olur ise de, böyle kimsenin, krediyi muamele satışı yolu ile alması iyi olur. Mesela, on altın alıp, üç ay sonra on iki altın ödemek isterse, on altını alırken, kalem, defter, kitap gibi herhangi bir şeyi de iki altına satın alıp, on iki altın borçlanır. Bunun gibi haram işlemekten kurtuluş yolu aramaya <strong>hile-i şeriyye</strong> denir. Zarurete düşenin, ibadetini kaçırmaması veya haram işlememesi için hile-i şeriyye yapması lazım olur.</p>
<p>İslamiyet’e uymaktan kaçmak için çare aramaya <strong>hile-i bâtıla</strong> denir ki, haramdır. İslamiyet’e uyup haramdan kurtulmak için bir çare arayana, sen bâtıl bir hile düşünüyorsun demek caiz olmaz.</p>
<p>Eşini üç talakla boşayan müslümanın, nikahı kendi mezhebine uygun, fakat diğer üç mezhepten birine uygun değil idiyse, o mezhebi taklit ederek yeniden nikah yapar. Bu da hile-i şeriyye olur.</p>
<p>Evlendiği kadınla süt kardeş olduğu meydana çıkarsa, bir kere emmiş olduğu da sabitse, diğer üç mezhepten biri taklit edilerek evliliğe devam edilir.</p>
<p>Dinimizde bazen söze itibar edilir, niyete itibar edilmez. Mesela nikahta, boşamakta, nikahtan vazgeçmekte, adakta, alış verişte, hediyede, yeminde, küfürde niyete değil söze itibar edilir. <strong>(Ameller niyete göredir)</strong> hadis-i şerifi, taat ve mubahlara niyete göre sevap verileceğini bildirmektedir. Günahlar, iyi niyetle de işlense, günah olmaktan çıkmaz.</p>
<p>Zekatı, sadaka-i fıtrı, adağı ve kurbanı, kaza etmeden fakir olan, hile-i şeriyye denilen kolaylıkla, bunları kaza edebilir. Devir yaparak bu borçlarından kurtulabilir. Dinimizin tanıdığı ruhsatlardan faydalanmak da dine uymaktan ileri gelir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<strong>(Allahü teâlânın verdiği kolaylık ve ruhsatlardan faydalanın!)</strong> [Buhari]</p>
<p><strong>(Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) </strong>[Taberani]</p>
<p><strong>(Allahü teâlâ, ruhsatla da amel edilmesini sever.)</strong> [Beyheki]</p>
<p><strong>Her ihtiyaç zaruret değildir<br />
</strong>Mecelle’de diyor ki:<br />
Zaruretler, memnu olanı mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin, zaruret devam ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. <strong>(Madde 21)<br />
</strong><br />
Bazı kimseler, Mecelle’nin bu maddesini gerekçe gösterip, (Her ihtiyaç zarurettir. Zaruret karşısında da haramlar mubah olur) diyerek haramları mubah gibi işliyorlar. Zaruret nedir, ne değildir?<br />
<strong><br />
Zaruret: </strong>Kendinin veya nafakasını vermesi gerekenlerin, aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olması demektir. <strong>(Eşbah)<br />
</strong><br />
Zaruret, zor ile, başka şey yapmaya imkan olmadığı hallerde olur. <strong>(Kamus tercümesi)<br />
</strong><br />
Görüldüğü gibi, insanı bir şey yapmaya zorlayan, insanın elinde olmayan semavi sebebe zaruret denir. Kısacası, dinimizin emrettiği veya yasakladığı bir işte, başka bir şey yapamama mecburiyeti zarurettir.</p>
<p>Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:<br />
Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz olup açlıktan ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa dilenir. Dilendiği halde, kimse bir şey vermezse, leş yiyebilir.</p>
<p>24 saat yemek yemeyen kimse açtır. Bu açlığı ihtiyaçtır. Çünkü ölecek bir durum yoktur. Böyle bir kimsenin leş yemesi haram olur. Burada görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde yapılacak son çaredir.</p>
<p>Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa, ihtiyaç denir. Mesela günlerce aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın ölmeyecek kadar leş yemesi zarurettir. <strong>(Uyun-ül-Besair </strong>s.119<strong>)<br />
</strong><br />
Ölmeyecek kadar yemek zaruret; fakat doyuncaya kadar yemek zaruret değildir. <strong>İmam-ı Rabbani </strong>hazretleri buyuruyor ki:<br />
(İhtiyaç başka, zaruret başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey, ihtiyaç olunca caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz) demek, Kur&#8217;an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. <strong>Maide </strong>suresinin 3. âyet-i kerimesinde <strong>(femenidturra fi mahmasatin)</strong> buyuruluyor.<br />
<strong><br />
[Mahmasa, </strong>açlıktan ölme halidir. <strong>Muztar, </strong>sıkışık, zaruret halinde olan çaresizliktir.]</p>
<p>Âyet-i kerimenin meali, <strong>(ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) </strong>demek olur.</p>
<p>Bu âyet-i kerime, zaruret halinde haramdan affolunacak özrü beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz ödemeyi ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan, açıktan para vermek istemez. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz lüzumsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına böyle iftira edilemez. Helale haram, harama helal diyen kâfir olur. Her ihtiyaç zaruret sayılırsa, faizin haram olacağı yer kalmaz. Faizin haram edilmesi, abes, lüzumsuz bir emir olur. Hatta oruç kefaretini, yemin kefaretini ödemek niyetiyle, fakirleri doyurmak için faiz almak da caiz değildir.) <strong>[Müjdeci Mektublar 202]<br />
</strong><br />
Öldürmek için silah çekene karşı kendini korumak, meşru müdafaa olur. <strong>(Mecelle şerhi)<br />
</strong><br />
Saldırıya uğrayanın, kendisini korumak için, meşru savunmaya geçip, saldırganı zararsız hâle getirmesi caizdir. Ancak bir kimse, sırf korkutmak için (seni öldürürüm) derse, hemen onu öldürmeye kalkması caiz olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/hile-i-seriyye-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İman ve nikâh tazelemek</title>
		<link>http://islamdini.de/iman-ve-nikah-tazelemek</link>
		<comments>http://islamdini.de/iman-ve-nikah-tazelemek#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[nikah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2163</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Dinimizde iman ve nikâh tazelemek diye bir şey var mı? İman ve nikâh, ya var, ya yok. Varsa, tazelenmesine ne gerek var? Bir de, bir kelimeyle, Müslüman hemen kâfir mi olur?
CEVAP
Zamanla iman eskir ve yenilenmesi gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Elbisenin eskidiği gibi, içinizdeki iman da eskir. İmanınızın yenilenmesi için Allahü teâlâya niyaz edin!) [Hâkim]
İman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Dinimizde iman ve nikâh tazelemek diye bir şey var mı? İman ve nikâh, ya var, ya yok. Varsa, tazelenmesine ne gerek var? Bir de, bir kelimeyle, Müslüman hemen kâfir mi olur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Zamanla iman eskir ve yenilenmesi gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Elbisenin eskidiği gibi, içinizdeki iman da eskir. İmanınızın yenilenmesi için Allahü teâlâya niyaz edin!) </strong>[Hâkim]</p>
<p>İman eskiyeceği ve kopacağı için, her müslümanın küfre düşmemesi için, sabah akşam, aşağıdaki iman duasını okuması emredilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Şirkten korunmak için, <a rel="lightbox" href="http://islamdini.de/wp-content/uploads/029.jpg">Allahümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey’en ve ene a’lemü ve estağfirüke limâ lâ a’lemü inneke ente allâmülguyûb </a>duasını</strong> <strong>okuyun!) </strong>[İ.Ahmed]</p>
<p>İman ve nikâh, pamuk ipliği ile değil, söz ile bağlıdır. Her zaman kopabilir. Küfre düşünce hemen kopar ve her kopuşta da, yeniden bağlamak gerektiğini bütün İslam âlimleri bildirmektedir:</p>
<p>Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin olduğu gibi, bir mümin de, bir söz söylemekle kâfir olur. Bu, Müslüman olmanın ve Müslümanlıktan çıkmanın ana kaidesidir. Müslüman olmak için, yalnız Kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir. Küfre sebep olan o şeyden de tevbe etmek gerekir. Yani İslâmiyet’ten hangi kapıdan çıkmışsa, o kapıdan girmesi lâzımdır. İnsan, küfre düşerek mürted olunca, nikâhı fesholup gider ki, bu talâk [boşamak] demek değildir. Bunun için, üçten fazla imanı ve nikâhı tazelemek, hüllesiz caiz olur.<strong> (Birgivi şerhi)</strong><br />
<span id="more-2163"></span><br />
Küfre düşmek de, küfürden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese de, her gün bir kere, <strong>(Ya Rabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söyledim veya bir iş yaptım ise, pişman oldum. Beni affet)</strong> diyerek tevbe eden, Cehenneme gitmekten kurtulur. Küfre düşürücü söz söyleyenin imanı gidince, nikâhı da gider. İman gidince, tecdid-i iman, nikâh gidince de, tecdid-i nikâh gerekir. Küfre sebep olan sözü, hata ederek, yanılarak veya tevilli olarak söyleyenin, imanı ve nikâhı bozulmaz. Yalnız tevbe ve istiğfar etmesi, imanını tazelemesi ihtiyatlı olur. Nikâhını tazelemek gerekmez. <strong>(Berika, Hadika, Mecma-ul-enhür)</strong></p>
<p><strong>(La ilahe illallah diyerek imanınızı yenileyin) </strong>hadis-i şerifine uyarak, imanını tazelemek iyi olur. İman gidince, nikâh da gideceği için, küfür söz söylendiği bilinmese de, nikâhı da tazelemek iyi olur.</p>
<p>Tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh yapmanın gerektiği <strong>Redd-ül Muhtar</strong> ve diğer bütün fıkıh kitaplarında da bildirilmektedir. Tahtavi’nin <strong>Merakıl-felah</strong> haşiyesinde ve bunun tercümesi olan <strong>Nimet-i İslam</strong>’da, (Kadın kocasına, aramızda talak vaki olduğu zaman, beni kendine nikâh etmeye seni vekil ettim der de, kocası da kabul ederse, talak vaki olunca, iki şahit yanında, &#8220;Filaneyi kendime nikâh ettim&#8221; derse nikâh sahih olur) buyuruluyor.</p>
<p>Nikâh tazelemek demek, yeniden nikâh kıymak demektir. Fakat hoca nezaretinde yapmak gerekmez. Karı kocanın, iki şahit yanında nikâhı tazelemeleri gerekir. Erkek, karısından vekâlet almalıdır. Kadının vekâlet için kocasına, <strong>(Nikâhımızı tazelemek üzere seni vekil ettim)</strong> demesi yetişir. Erkek, iki erkek şahit yanında, <strong>(Öteden beri, nikâhlım olan hanımımı, onun tarafından vekâleten ve tarafımdan asaleten kendime nikâh ettim)</strong> derse nikâh tazelenmiş olur. Yahut bazı camilerde, <strong><a rel="lightbox" href="http://islamdini.de/wp-content/uploads/031.jpg">(Allahümme innî ürîdü en üceddidel imane vennikâhe tecdîden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah)</a></strong> okunup, tevbe ve tecdîd-i iman ve nikâh yapılıyor. Hanımından vekâlet alan erkekler, birbirlerine şahit oldukları için, nikâhları tazelenmiş olur. <strong>(İbni Abidin, S. Ebediyye)</strong><br />
<strong><br />
</strong>Nikâh tazelemenin, talak [boşama] hükümleriyle alakası yoktur. Talakta üç hak olduğu halde, nikâh tazelemede sayı sınırı yoktur, defalarca yapılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/iman-ve-nikah-tazelemek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salâten tüncînâ okumak</title>
		<link>http://islamdini.de/salaten-tuncina-okumak</link>
		<comments>http://islamdini.de/salaten-tuncina-okumak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:04:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bid'at]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2160</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Âyet-el kürsiden önce veya sonra salâten tüncina’yı okumak niye bid’attir?
CEVAP
Sünnete aykırı olduğu için bid’attir. Tesbihleri 33 iken 34 veya daha iyi olur diye 43 çekilse bid&#8217;at olur. Çünkü Peygamber efendimizin yaptığını değiştirmek olur. Başka zaman istediğiniz kadar tesbih çekmenizde mahzur olmaz; ama namazdan sonra 33 çekilir. 30 çekilse ne olur bid&#8217;at olur, 40 çekilse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual:</strong> Âyet-el kürsiden önce veya sonra salâten tüncina’yı okumak niye bid’attir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Sünnete aykırı olduğu için bid’attir. Tesbihleri 33 iken 34 veya daha iyi olur diye 43 çekilse bid&#8217;at olur. Çünkü Peygamber efendimizin yaptığını değiştirmek olur. Başka zaman istediğiniz kadar tesbih çekmenizde mahzur olmaz; ama namazdan sonra 33 çekilir. 30 çekilse ne olur bid&#8217;at olur, 40 çekilse ne olur bid&#8217;at olur. Hiç çekilmese ne olur, bir şey olmaz; sevabından mahrum kalınır sadece. Bid&#8217;at, dinin o husustaki hükmünü beğenmemek, eksik veya fazla görerek ilave ve çıkarma yapmak demektir.</p>
<p>Hanefilerde namazda parmak kaldırmak mekruhtur, haram diyen hatta bid&#8217;at diyen âlimler vardır.</p>
<p>Mezhepsiz değilsek mezhebimizin hükmüne uymamız gerekir. <a rel="lightbox" href="http://islamdini.de/wp-content/uploads/052.jpg"><strong>Salâten tüncînâ</strong></a>’nın yeri orası değildir. Tesbihler bitip duaya başlanınca okunur. Tesbihlerden önce çekmek veya âyet-el kürsiden önce veya sonra çekmek bid&#8217;at olur. Orda sadece <strong>Salâten tüncînâ</strong> değil mesela <strong>Rabbena atina</strong> okunsa da bid&#8217;at olur çünkü orası dua ve salevat yeri değildir.</p>
<p>Üç ihlas okumak Kur&#8217;an-ı kerimi hatmetmek gibi sevaptır, ancak bunu farz ile sünnet; sünnet ile farz arasında okumak bid&#8217;attir, yahut âyet-el kürsiden önce veya sonra okumak bid’attir.</p>
<p>Sünnet ile farz, farz ile sünnet arasında dua edilmez, Hanefi’de dua edilirse sünnet hiç kılınmamış gibi oluyor, bazı âlimlere göre de sevabı gidiyor. Onun için din nasıl bildirmişse ona uymak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/salaten-tuncina-okumak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullaha uymak</title>
		<link>http://islamdini.de/resulullaha-uymak</link>
		<comments>http://islamdini.de/resulullaha-uymak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 12:01:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akinci313</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sünnet ve bid’at nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bid'at]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/?p=2158</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bir okuyucunun (Resulullah efendimiz ikindinin sünnetini bazen kılmazmış. Bizim de bazen terk etmemiz sünnet midir, Resulullaha ittiba olur mu?) şeklindeki sualine, (Resulullah efendimiz bazen ikindinin sünnetini terk etti diye sünneti terk etmek sünnet olmaz, ancak ibadet etmek sünnet olur, ibadeti terk etmek sünnet olmaz) diye cevap verdiniz. Bu yanlış değil mi? Resulullaha ittiba için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><strong>Sual:</strong> Bir okuyucunun <strong>(Resulullah efendimiz ikindinin sünnetini bazen kılmazmış. Bizim de bazen terk etmemiz sünnet midir, Resulullaha ittiba olur mu?)</strong> şeklindeki sualine, <strong>(Resulullah efendimiz bazen ikindinin sünnetini terk etti diye sünneti terk etmek sünnet olmaz, ancak ibadet etmek sünnet olur, ibadeti terk etmek sünnet olmaz)</strong> diye cevap verdiniz. Bu yanlış değil mi? Resulullaha ittiba için Onun bütün yaptıklarını yapmak, yapmadıklarını yapmamak gerekmez mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Resulullah efendimizin bütün yaptıklarını yapmak, yapmadıklarını yapmamak gerekmez. Yani Resulullahı her hususta taklit caiz olmaz. Çünkü Mevahib-i Ledünniyye kitabında bildirildiğine göre, yalnız Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, istişare ile iş görmesi, gördüğü yerde ve zamanda münker bir işi değiştirmesi, başladığı işi bitirmesi, sadece Peygamber efendimize mahsus farzlardan idi. Resulullaha mahsus haramlar da vardır. Kitap ehli olan kadınla evlenmesi, zekat, sadaka alması haram, zengin de olsa zekat vermesi farz değil idi.<br />
Bu konuda çok örnekler vardır. <strong>Mevahib </strong>kitabındaki birkaç örneği bildirelim:<br />
<strong><br />
1</strong>- Resulullah efendimiz dörtten fazla kadın ile evlenmiştir. Ona uymak için dörtten fazla kadınla evlenmek sünnete ittiba olmaz, aksine haram olur.<br />
<strong><span id="more-2158"></span><br />
2- </strong>Resulullah efendimizin<strong> </strong>yazı yazması haram idi. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
<strong>(Allah’a ve Onun ümmi nebi olan Resulüne uyun ki doğru yolu bulasınız.) </strong>[Araf 158]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
<strong>(Biz yazı yazmayı bilmeyen ümmi bir ümmetiz.)</strong> [Buhari]<br />
Resulullaha uymak için yazı yazmamak sünnete ittiba olur mu hiç?<br />
<strong><br />
3- </strong>Miras bırakması haram idi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Biz Peygamberler, miras bırakmayız. Bize kimse vâris olamaz.)</strong> [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]</p>
<p>Bizim miras bırakmamız haram olmaz. Aksine dinin emrine uymuş oluruz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Mirasçıları zengin edecek kadar çok mal bırakmak, elbette onları fakir durumda bırakmaktan daha hayırlıdır.)</strong> [Buhari, Müslim] Miras bırakmamak sünnete ittiba olmaz.<br />
<strong><br />
4-</strong> Soğan sarmısak gibi çirkin kokulu şeyleri yemesi haram idi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Yanıma melek geldiği için soğan sarmısak yemem.)</strong> [Hakim]<br />
Resulullaha uymak için soğan sarmısak yememek sünnete ittiba olur mu hiç?<br />
<strong><br />
5-</strong> Şiir söylemesi haramdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Şiir söylemek bana haramdır.)</strong> [Ebu Davud]<br />
Şiir söylememek sünnete ittiba olur mu hiç? Öyle olsa idi, bir çok ulema ve evliya şiir yazmazdı.<br />
<strong><br />
6-</strong> Borçlu ölen müminin borcunu ödemek, ona farz idi. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Ölen müminin borcu varsa ödemek benim üzerime farzdır.)</strong> [Müslim]<br />
Resulullaha uymak için ölenlerin borcunu ödememiz gerekmez.<br />
<strong><br />
7-</strong> Resulullahın zekat alması haram olduğu gibi, zekat vermesi de farz değildir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Ben sadaka, zekat alıp yemem.)</strong> [Müslim]</p>
<p><strong>(Benim ve ehlibeytimin zekat alması helal değildir.)</strong> [Nesai, Ebu Davud]</p>
<p><strong>(Bizim zekat almamız helal değildir.)</strong> [Tirmizi, Ebu Davud]</p>
<p>İmam-ı Münavi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Peygamberlere zekat farz değildir; çünkü zekat, malın kirini temizlemek içindir. Peygamberler kirlenmekten masumdur, yer yüzünde Allah’ın en emin yarattığı insanlardır. <strong>(Cami-üs-sagir şerhi)<br />
</strong><br />
Resulullaha uymak için zenginin zekat vermemesi sünnete ittiba olur mu? Haram olur. Bunun gibi örnekler çoktur. Resulullah, gayri müekked sünnetleri bazen terk ettiği için bizim de terk etmemiz Ona ittiba değil, Onun emrine muhalefet olur. Çünkü O namaz kılın buyuruyor, namazı bırakın demiyor.<br />
<strong><br />
Sonuç:</strong> Sevap getirecek iş yapmak sünnettir, sevaptan mahrum iş yapmak sünnet olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islamdini.de/resulullaha-uymak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

