“Şunları yapmadan uyuma ya Âişe!..”

“Şunları yapmadan uyuma ya Âişe!..”



Bugün mübarek Hazret-i Âişe’nin vefat yıl dönümüdür… Medine-i münevverede vefat etti. Vasiyeti üzerine Cennetü’l-Baki Kabristanı’na defnedildi…

 

Hazret-i Âişe (radıyallahü anha), Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek zevcesi; Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olan Hazret-i Ebu Bekir’in kızıdır… Bütün İslâm ilimlerine vâkıf, müctehid, zühd ve verâ sahibi idi. Bugün o mübarek annemizin vefat yıl dönümüdür… 677 (H. 57) senesinde Medine-i münevverede vefat etti. Vasiyeti üzerine Cennetü’l-Baki Kabristanı’na defnedildi…

Hazret-i Âişe, Resulullah Efendimizin güzelliğini en iyi görüp anlayan ve anlatanlardan biri idi… Bir gün Resûlullah Efendimize;

-Şehitlerin derecesine yükselen olur mu? diye sordu.

Peygamber Efendimiz;

-Her gün yirmi kere ölümü düşünen kimse, şehitlerin derecesini bulur, buyurdu. Sonra devamla;

-Ey Âişe! Geceleri Kur’ân-ı kerîmi hatmetmeden, benim ve diğer peygamberlerin şefâatlerine kavuşmadan, müminleri kendinden hoşnut etmeden ve haccetmeden uyuma, buyurdu.

Bunları söyledikten sonra namaza durdu. Namazını bitirip de hazret-i Âişe vâlidemizin yanına geldiğinde;

-Ey iki cihânın güneşi olan Efendim! Annem, babam, canım sana fedâ olsun. Bana dört şeyi yapmamı emrediyorsun. Ben bunları bu kısa müddet içinde nasıl yapabilirim, diye sordu.

Peygamber Efendimiz, tebessüm ederek buyurdu ki:

-Yâ Âişe! Üç İhlâs-ı şerîfi ve bir Fatihâ sûresini okursan, Kur’ân-ı kerîmi hatmetmiş; bana ve diğer peygamberlere salevât getirirsen, [Meselâ, Allahümme sallî ve sellim alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ cemî’il enbiyâi vel-mürselîn, denirse] şefaatimize kavuşmuş; önce müminlerin ve sonra da kendi affını dilersen, müminleri kendinden hoşnut etmiş; (Sübhânallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh. Lehül mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr) tesbihini okursan haccetmiş sayılırsın!

              ***

Hazret-i Âişe buyurdu ki:
-Bir gün Resulullah mübarek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyordu. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru baktı. “Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun?” buyurdu. “Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim. Resulullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını öptü ve “Ya Âişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin kadar, ben seni sevindiremedim” buyurdu.

Allahü teala şefaatlerine nail eylesin. Âmin…