Torosların suya hasreti!..

Torosların suya hasreti!..



 “Ben ninemin sadık bir arkadaşı, yardımcısı olarak daima onun yanındaydım…”

 

Yazıma başlamadan, bir vatandaşlık yükümün omuzlarımdaki ağırlığını ezercesine hissediyorum. Çünkü buraya yazarak anlatmak istediğimi daha önceleri ne yazık ki anlatacak bir merci bir kurum bir makam maalesef bulamadım.

Seneler önce gazetemizde yayınlanan bu şikâyetlerime hiçbir yetkili cevap verme lütfunda bulunmamıştı. Yara büyüdükçe büyümüştür ve bugün tedavisi öte dünyaya kalmış bir durumdadır.

Arşivlerde yüz sene de dursa bu şikâyetlerime artık cevap verecek bir Allah’ın kulu olacağını sanmıyorum. Sizleri daha fazla yormadan konuyu anlatmaya başlayayım…

Tarsus’un Gülek Beldesi, Torosların en son yerleşim yeridir. Havası çok güzel olmasına rağmen suyu da o kadar azdır. Halen Toroslardan getirilen su da normalde yetecek miktarda değildir. Şimdiye kadar beldenin geçimi daha ziyade ziraata dayanıyordu. Fakat devir değişmiş, şehir hayatı bu beldeye gelip yerleşmiştir. Zaten ekenekleri de az olan köylüler şehirlerde bir iş bulmakta mevcut tarlalar da umumiyetle boş kalmaktadır.

Bildiğim kadarıyla rençperlik bu havalide bitmiş sayılır. Eskiden her ev birkaç baş sığır besler; sütünden, yağından istifade ederlerdi. Bütün tarlalar ekildiği için sığır sahipleri ekinlerin biçimine kadar Gülek’ten daha kuzeyde bulunan meralara gider, birkaç ay hem yayla yapar hem de yağını, peynirini, çökeleğini temin eder kışlıklarını hazırlarlardı.

Güneyde ekinler biçilip harmanlar kaldırılınca kurulan aleyçikler (çadır) sökülür, eski mekâna dönülürdü. Davarcılar daha yukarılarda kalır çoğu kışı hazırladıkları kışlıklarda geçirirdi. Bu sığırcılardan biri de ninem Hürü idi. Ayvalı’da otururduk. Ayvalı Gülek’e balı bir mahalle idi. Gülek’ten yukarıya Toroslara yönelirseniz Şahin, Kandil, Sünenderesi gibi tarla ve meralara varırsınız. Ninem ekseri, Gülek’in en güzel merası olan Kandil’e çıkar, orada kurdukları aleyçiklerde ekin hasat edilinceye kadar kalırdı. Yazın Kandil’e bir şenlik gelir, dana ve sığır melemesi, tosunların böğürtüleri arasında tatlı hayat başlar, sabahları birbirlerine cevap veren keklik sesleri ile uyanırdık.

Ben ninemin sadık bir arkadaşı, yardımcısı olarak daima onun yanındaydım. Gelen diğer yaylacıların çocukları ile etrafı gezer, tabiatın ender güzelliğine sahip bu merasında oyunlar oynardık. DEVAMI YARIN