Cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak ibadettir

Cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak ibadettir




“Cuma ve bayram hutbelerinin hepsini veya bir kısmını Arabîden başka dil ile okumak bid’attir. Tahrîmen mekrûhtur…”

 

Dinde tahrif hareketleri -28-

Cuma namazı onaltı rek’attir. Bunun iki rek’atini kılmak her erkeğe farz-ı ayndır. İnanmayan, ehemmiyet vermeyenin imanı gider, kâfir olur. Öğle namazından daha kuvvetli farzdır. Cuma namazı farz olmak için, iki türlü şartı vardır: Birincisi (Vücûb şartları), ikincisi (Edâ şartları)dır. Edâ şartlarından biri noksan olursa, namaz sahîh olmaz. Vücûb şartları bulunmazsa, sahîh olur. Edâ şartları yedidir. Biri de, vakit içinde hutbe okumaktır.

İslam düşmanları tarafından tahrif edilen, aslı değiştirilen ibadetlerden biri de namazda Kur’ân-ı kerimi, ezânı ve hutbeyi Türkçe okumak olmuştur. Âlimlerimiz, cuma hutbesini okumak, namaza dururken, (Allahü ekber) demek gibidir, dedi. Yani ikisini de, yalnız Arapça okumak lâzımdır. Hatîb efendi, birinci hutbede içinden E’ûzü okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve senâ ve kelime-i şehâdet, salât-ü selâm okur. Sonra vaaz, yani sevâba ve azâba sebep olan şeyleri hatırlatır ve âyet-i kerîme okur. Oturup kalkar. İkinci hutbede, vaaz yerine, mü’minlere dua eder. Dört halîfenin isimlerini söylemesi lâzımdır, müstehabdır…

Hutbede vaaz söylemesi demek, emr-i bil-ma’rûf ve nehy-i anil-münker bildirmesi demektir. Hikâye, siyâset, ticâret ve başka dünya işlerini anlatmak demek değildir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir zaman gelecek maymun sıfatlı, insan sûretli kimseler, minbere çıkıp, sizlere, din aleyhindeki sözleri, dinsizliği, din diye söyleyeceklerdir.) Hatip efendiler, vâizler, bu hadîs-i şerîfte bildirilen kimselerden olmamaya, dinsizliğe âlet olmamaya dikkat etmelidir…

Eshâb-ı kirâm ve Tâbi’în-i ızâm, Asya’da ve Afrika’da, hutbeleri hep Arabî okudu. Çünkü, başka dil ile okumak, bid’at ve mekrûh olur. Hâlbuki, dinleyenler Arabî bilmiyor, hutbeleri anlamıyorlardı. Din bilgileri de yoktu. Onlara öğretmek lâzımdı. Fakat, yine Arabî okudular.

Hindistân âlimlerinden Muhammed Viltorînin 1395 [m. 1975] târîhli (El-edilletül-kavâti’) kitâbında, (Cuma ve bayram hutbelerinin hepsini veya bir kısmını Arabîden başka dil ile okumak bid’attir. Tahrîmen mekrûhtur. Hep böyle okuyan imâmın arkasında namaz kılınmaz) yazılıdır. Bu fetvâ, Arabîdir. 1396 [m. 1976] da, İstanbul’da bastırılmıştır.

Bunun için, Türkiye’deki İslâm âlimleri, altıyüz seneden beri, hutbeleri Türkçe okutup, milletin anlamasını çok istediler ise de, hutbelerin kabul olmayacağını düşünerek, buna izin veremediler. Ayrıca, cuma vaazları koydular. Burada vâizlar, namazdan önce veya sonra, hutbenin mânâsını anlatırdı. Cemaat, hutbeyi böylece öğrenirdi…