<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Apr 2026 00:09:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İbadetler, cennete gitmek için midir?</title>
		<link>https://islamdini.de/ibadetler-cennete-gitmek-icin-midir-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:09:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/ibadetler-cennete-gitmek-icin-midir-3/</guid>

					<description><![CDATA[Reformcu Ahmed Midhat Efendi, cennetin yiyeceklerini aç gözlülüğü ve maddeciliği okşayan birer hile saymaktadır! Sual: Müslümanların yaptığı ibadetleri, cennet nimetlerine kavuşmak için yaptığını söyleyen dinde reforumculara ne denebilir? Cevap: Reformculardan Ahmed Midhat Efendi de, Nizâ-ı ilm ve din, yani ilim ve dinin çekişmesi ismindeki kitabında, imanın şartı olan kıyamette dirilmek…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/ibadetler-cennete-gitmek-icin-midir-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Reformcu Ahmed Midhat Efendi, cennetin yiyeceklerini aç gözlülüğü ve maddeciliği okşayan birer hile saymaktadır!</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Müslümanların yaptığı ibadetleri, cennet nimetlerine kavuşmak için yaptığını söyleyen dinde reforumculara ne denebilir?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Reformculardan Ahmed Midhat Efendi de, Nizâ-ı ilm ve din, yani ilim ve dinin çekişmesi ismindeki kitabında, imanın şartı olan kıyamette dirilmek bilgisini gözden düşürmeye çalışırken, cennetin yiyeceklerini, içeceklerini, aç gözlülüğü ve maddeciliği okşayan birer hile saymaktadır. Hâlbuki, kendisi ilim ile dini ayırarak hile yapmaktadır. İslam dini, ilmin ta kendisidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak İslam düşmanlığına alamettir. Dünyada bu zevklerin peşinde koşan ve din âlimlerini, dinî vazifelerin, bu dünya zevkleri için yapılması lazım olacağını bildirmedikleri için kötüleyen ve insanların, her şeyden daha cazip, daha tatlı olan bu dünya zevklerine kavuşmak için ibadete sarılacaklarını söyleyen dinde reformcuların, bu zevklerin cennette bulunmasına karşı koymaları, İslamiyete leke sürmek istediklerini açıkça göstermektedir. İslam âlimlerinin, Müslümanları cennet nimetlerine kavuşmak ve cehennem azabından kurtulmak için ibadete sarılmalarına çalışmalarını taşlayan böyle ve benzeri sözler çok görülmüştür.</p>
<p><i><strong>Sual: İmanı, inanmayı kabul etmeyenler, insandaki inanma duygusunu da kabul etmiyorlar mı, bunu da mı reddediyorlar?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> İslamiyet&#8217;in meydana çıktığı Arabistan yarımadasında, putlara, heykellere tapılıyordu. Fikirler, çok tanrının varlığına saplanmış idi. İslamiyet bunun için, şirkin kötülüğü üzerinde çok durmuştur ve bunun için, Müslüman olmak, Kelime-i tevhîd ile başlamıştır. İnsanlar yaratılışta din hissine maliktir. Bunun için, Allah&#8217;a inanmayan kimse, ruh hastası, psikopat demektir. Böyle kusurlu insanlar, büyük manevi bir destekten mahrum olup, pek acınacak bir hâldedirler. Avrupa fikir adamlarından birinin; “Dindarlık büyük bir saadettir. Fakat ben bu saadete kavuşamadım” dediği gibi, bizdeki dinde reformculardan Tevfîk Fikret de, Târîh-i Kadîm adını verdiği manzum bir eserinde, Müslümanlık ile ve iman sahibi olmakla alay ettiği hâlde, şairlik ruhundan fışkıran ve önü alınamayan şu şiirinde imanlı olma ihtiyacını da bildirmiştir:</p>
<p><i>Bu yalnızlık, bu bir gurbet ki, benzer gurbet-i kabre,</i></p>
<p><i>İnanmak! İşte âğûş-i rûhânî, o gurbette.</i></p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şöhret olmaktan korkan zat&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/sohret-olmaktan-korkan-zat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:08:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/sohret-olmaktan-korkan-zat/</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiînin âlimlerinden olup ibâdete çok düşkündü. Aslen İsfehânlıdır. Şöhretten korkardı. Bunun için tanınmamaya özen gösterirdi. Harran&#8217;a da bu yüzden gelmişti. Ancak gelir gelmez, oradaki hadîs âlimleri Onun geldiğini duydular. Yanına üşüştüler. O ise rahatsız oldu. Ve oradan da ayrıldı. Başka bir şehre gitti. Orada…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/sohret-olmaktan-korkan-zat/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Muhammed bin Yûsüf İsfehânî</strong> hazretleri, Tebe-i tâbiînin âlimlerinden olup ibâdete çok düşkündü.</p>
<p>Aslen İsfehânlıdır.</p>
<p>Şöhretten korkardı.</p>
<p>Bunun için tanınmamaya özen gösterirdi.</p>
<p>Harran&#8217;a da bu yüzden gelmişti.</p>
<p>Ancak gelir gelmez, oradaki hadîs âlimleri Onun geldiğini duydular.</p>
<p>Yanına üşüştüler.</p>
<p>O ise rahatsız oldu.</p>
<p>Ve oradan da ayrıldı.</p>
<p>Başka bir şehre gitti.</p>
<p>Orada yerleşti.</p>
<p>&#8220;Niçin böyle yaptınız?&#8221; dediklerinde;</p>
<p><strong>&#8220;Tanınmaktan korktuğum için&#8221; </strong>buyurdu.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Muhammed bin Yûsüf hazretleri, ekmeğini her zaman değişik fırınlardan alırdı.</p>
<p>Sebebini sordular.</p>
<p>Onlara cevâbında;</p>
<p><strong>&#8220;Her zaman aynı fırından alırsam, belki fırın sâhibi beni tanır ve hürmet eder de dînimi dünyâya âlet etmiş olurum&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir sohbetinde;</p>
<p><strong>“Özürsüz namaz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunların altısı, bu dünyâdadır” </strong>buyurdu.</p>
<p>Sordular ki:</p>
<p>“Onlar nedir efendim?”</p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>“Ömründe bereket, yüzünde; Allah dostu kimselerin güzelliği ve sevimliliği kalmaz. Hiçbir iyiliğine sevap, ecir verilmez. Duâları kabûl olmaz. Onu kimse sevmez. Müslümanların iyi duâlarının buna faydası olmaz” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Yeryüzü iki kimseye çok hayret eder!&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/yeryuzu-iki-kimseye-cok-hayret-eder/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:07:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/yeryuzu-iki-kimseye-cok-hayret-eder/</guid>

					<description><![CDATA[Yeryüzü; ölümden gâfil olana ve bir karış toprak için kardeşi ile hasım olana çok şaşar! Ebû Abdullah Nişaburî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Horasan’da Nişabur&#8217;da doğdu. 848 (H.234) senesinde vefât etti. Süfyân bin Uyeyne, Yahyâ bin Muâz ve başka gönül sultanı ehil zâtların sohbetlerinde bulunarak ilim öğrenip olgunlaştı. Kendisine, sâlihâ kadından suâl…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/yeryuzu-iki-kimseye-cok-hayret-eder/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Yeryüzü; ölümden gâfil olana ve bir karış toprak için kardeşi ile hasım olana çok şaşar!</strong></p>
<p>Ebû Abdullah Nişaburî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Horasan’da Nişabur&#8217;da doğdu. 848 (H.234) senesinde vefât etti. Süfyân bin Uyeyne, Yahyâ bin Muâz ve başka gönül sultanı ehil zâtların sohbetlerinde bulunarak ilim öğrenip olgunlaştı. </p>
<p>Kendisine, sâlihâ kadından suâl edilince, buyurdu ki: &#8220;Beş vakit namazını kılan, efendisine (kocasına) itâat eden, her işinde Allahü teâlânın rızâsını gözeten, insanları gıybetle çekiştirip dedikodu yapmaktan, koğuculuktan dilini koruyan, kanâat sâhibi olup dünyâ malına meyletmeyen ve musîbetlere karşı sabreden bir kadın, hakîkaten çok iyi bir kadındır.&#8221;</p>
<p>Gıybet hakkında sorulduğunda; &#8220;Bana kim düşmanlık yapıyor, kim beni gıybet ediyor ve hakkımda kötü söylüyor, keşke bilsem de ona altın ve gümüş göndersem. Benim işimde çalışarak kazandığı sevapları benim defterime geçirdiğine göre benim paramdan harcasın&#8221; buyurdu.</p>
<p>Gönlü dünyâya bağlamamak hakkında da; &#8220;Dünyânın sizi kandırıp evvelkileri düşürdüğü belâya sizi de düşürmemesi için izzet ve celâl sâhibi Allahü teâlâdan gücünüz yettiği kadar korkun. Bildiğinizle amel edin ve dikkatli olun&#8221; buyurdu.</p>
<p>Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Bizlere ne kadar şaşılır ve hayret edilir ki, gölge denilince hemen güneşin varlığı aklımıza gelir de, cennet denilince akla cehennemin geleceği, ondan korunmak çâreleri düşünülmez ve ondan gâfil oluruz.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir kimsenin, evlenip kırk yaşına geldiği, saçına ak düştüğü, hacca gidip Beytullah&#8217;ı ziyâret ettiği hâlde, hâlâ aklını başına toplamaması, vakitlerini oyun ve günah olan şeylerle geçirmesi ne kadar çirkindir.&#8221;</p>
<p>“Yeryüzü iki sınıf kimseye çok hayret eder. Birisi, ölümden gâfil olarak, yatağını, karyolasını süsleyip uykuya yatandır. Yeryüzü kendi hâl lisanı ile o kimseye; &#8216;Ey insan! Şu nâzik bedenin, yataksız olarak arada bir perde bulunmadan, bende uzun müddet kalacak ve çürüyecek. Bunu niçin düşünmüyorsun?&#8217; der. Yeryüzünün kendisine hayret ettiği ikinci kimse de, ufak bir arâzi parçası yüzünden kardeşi ile hasım olan kimsedir. Yeryüzü, kendi hâl lisanı ile o kimseye; &#8216;Ey insan! Münâkaşasını yaptığınız bu yerin sizden önceki sâhiplerinin nerede olduklarını hiç düşündünüz mü?&#8217; der.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes güzel ahlak sahibi olmalıdır</title>
		<link>https://islamdini.de/herkes-guzel-ahlak-sahibi-olmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Yavaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:06:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/herkes-guzel-ahlak-sahibi-olmalidir/</guid>

					<description><![CDATA[Ahlak ilmi çok şerefli, pek kıymetli, hayatımızın her safhasında bize gerekli bir ilimdir. Çünkü ruhun kötülükleri bu ilim ile temizlenebilir. Kendimize karşı olan vazifelerimizden biri de, güzel ahlâk sahibi olmaktır. Hakiki bir Müslüman, güzel ahlâka sahip olan ve kötü ahlâktan uzak duran insandır. İyi bir insan olmak iki şeye bağlıdır:…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/herkes-guzel-ahlak-sahibi-olmalidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Ahlak ilmi çok şerefli, pek kıymetli, hayatımızın her safhasında bize gerekli bir ilimdir. Çünkü ruhun kötülükleri bu ilim ile temizlenebilir.</strong></p>
<p>Kendimize karşı olan vazifelerimizden biri de, güzel ahlâk sahibi olmaktır. Hakiki bir Müslüman, güzel ahlâka sahip olan ve kötü ahlâktan uzak duran insandır. İyi bir insan olmak iki şeye bağlıdır: Güzel huylara sahip olmak ve kötü huylardan kaçınmaktır. Dünya ve ahiretin saâdeti, güzel ahlâk ile süslenmeye bağlıdır. <strong>Güzel ahlâk;</strong> ilim ve edep öğrenmekle ve iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. <strong>Kötü ahlâk</strong> da; cahil kalmak, edepsiz olmak ve kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Huyların bazısı, insanın yaratılışında bulunabildiği gibi, sonradan da elde edilebilir veya değiştirilebilir. Güzel huylara sahip olmak için, ahlâk ilmini öğrenmeye ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>Ahlâk ilmi</strong>, ruh sağlığı bilgisi demektir. Tıp ilminin, beden sağlığı bilgisi olmasına benzer. Çünkü kötü huylar, ruhun hastalıkları, kötü işler de, bu hastalıkların alametleridir. Ahlak ilmi çok şerefli, pek kıymetli, hayatımızın her safhasında bize gerekli bir ilimdir. Çünkü ruhun kötülükleri bu ilim ile temizlenebilir. Ruhun, iyi huylarla süslenmesi bununla mümkün olur. İnsan, ahlak ilmi sayesinde güzel ahlak sahibi olur. Kirlenmiş, hasta ruhlar da, bu ilim yardımı ile temizlenir, iyi ahlaka kavuşur. İyi, temiz ruhlar da bu ilim hareketi ile temizliğini arttırır, yerleştirir. İnsanlar, iyiliğe, ahlaken yükselmeye elverişli olarak doğar. Nefsin kötü isteklerine uymak, güzel ahlakı öğrenmemek ve kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, sonradan kötü huyları meydana getirir. Hadis-i şerifte <strong>(Herkes, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları, sonra anaları babaları Yahudi, Hristiyan ve imansız yapar) </strong>buyuruldu.</p>
<p>Herkesin huyu değişebilir. Hiçbir kimsenin huyu, yaratılıştaki gibi kalmaz. Huylar değişmeseydi, peygamberlerin getirdikleri dinler boş, lüzumsuz olurdu. Âlimlerin söz birliği ile koymuş oldukları terbiye ve ceza usûlleri abes, gereksiz ve boş olurdu. Bütün ilim adamları, çocuklarına ilim ve edep öğretmiş ve terbiyenin fayda sağladığı her zaman görülmüştür. O hâlde huyun değiştiği güneş gibi meydandadır. Şu kadar ki; bazı huylar iyice yerleşmiş, ruhun özelliği gibi olmuştur. Böyle huyları değiştirmek, yok etmek pek güç olur. Böyle kötü ahlak; çoğunlukla cahil ve kötü kimselerde bulunur. Bunu değiştirmek için ağır riyazet ve çok mücahede lazımdır. Nefsin isteklerini yapmamak için çalışmaya <strong>“Riyazet”</strong> denir. Nefsin istemediği şeyleri yapmaya da <strong>“Mücahede”</strong> denir. Cahiller, aklı noksan olanlar, huy değişmez diyerek, nefisle mücahede ve riyazet etmiyorlar. Kötü huylarını temizlemiyorlar. Böyle kabul edip de, herkes kendi hevesine bırakılırsa, suçlulara ceza verilmezse, insanlık felakete gider&#8230;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-yavas" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Hasan Yavaş&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huzura Doğru Münakaşa Etmek 20260428</title>
		<link>https://islamdini.de/huzura-dogru-munakasa-etmek-20260428/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Huzura Doğru]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Huzuradogru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/huzura-dogru-munakasa-etmek-20260428/</guid>

					<description><![CDATA[Kanala Abone Olmak için: Huzura Doğru Programı Resmi Youtube Kanalı Program ile ilgili bilgiler: Dini &#8230; Kaynak<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/huzura-dogru-munakasa-etmek-20260428/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe  width="750" height="400" src="https://www.youtube.com/embed/2Og-5LBlOP8" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />Kanala Abone Olmak için:  Huzura Doğru Programı Resmi Youtube Kanalı Program ile ilgili bilgiler: Dini &#8230;<br />
<br /><a href="https://www.youtube.com/watch?v=2Og-5LBlOP8">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mümine sert bakmak bile kul hakkıdır”</title>
		<link>https://islamdini.de/mumine-sert-bakmak-bile-kul-hakkidir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/mumine-sert-bakmak-bile-kul-hakkidir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiîn’in âlimlerinden olup, aslen İsfehânlıdır. 188 (m. 804) senesinde otuz yaşlarında vefât etti. Dünyânın, “Allah için” olmayan her şeyinden el çekmişti. Bir dostu vardı. O şöyle anlatır: Muhammed bin Yûsüf hazretleriyle yolculuğa çıkıp, bir handa sabahladık. Bana bakıp; “Kervancıbaşını çağır” dedi. Ancak kervancıbaşının ayağını…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mumine-sert-bakmak-bile-kul-hakkidir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Muhammed bin Yûsüf İsfehânî</strong> hazretleri, Tebe-i tâbiîn’in âlimlerinden olup, aslen İsfehânlıdır.</p>
<p>188 (m. 804) senesinde otuz yaşlarında vefât etti.</p>
<p>Dünyânın, “Allah için” olmayan her şeyinden el çekmişti.</p>
<p>Bir dostu vardı.</p>
<p>O şöyle anlatır:</p>
<p>Muhammed bin Yûsüf hazretleriyle yolculuğa çıkıp, bir handa sabahladık.</p>
<p>Bana bakıp;</p>
<p><strong>“Kervancıbaşını çağır”</strong> dedi.</p>
<p>Ancak kervancıbaşının ayağını akrep sokmuş, kalkamıyordu.</p>
<p>Dönüp arz ettim.</p>
<p>Kendi teşrîf etti.</p>
<p>Ve ayağını tutup, sessizce bir şeyler okuyunca, adamcağız derhâl şifâ buldu.</p>
<p>Ben merak edip;</p>
<p>“Ne okudunuz?” dedim.</p>
<p><strong>“Ümmül-kitâbı okudum’’ </strong>buyurdu.</p>
<p>Sordum yine:</p>
<p>“Ümmül-kitap nedir?”</p>
<p><strong>“Fâtiha&#8217;dır”</strong> buyurdu.</p>
<p>Ben bunu öğrenince, hastalara “Fâtiha” okumaya başladım.</p>
<p>Lâkin benim okumamla hiçbir hasta şifâ bulmadı!..</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir genç, bu zâta;</p>
<p>“Âhirette en çetin şey nedir?” diye suâl etti.</p>
<p>O da cevâbında;              </p>
<p><strong>“Kul hakkıdır, ama ‘kul hakkı’ deyince yalnız maddî haklar gelmesin hâtırına. Mümini çekiştirmek, gıybet ve sû-i zan, hattâ mümine sert bakmak bile ‘kul hakkı’dır” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Âlemdeki her şey senin için yaratıldı&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/alemdeki-her-sey-senin-icin-yaratildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:07:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/alemdeki-her-sey-senin-icin-yaratildi/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni, tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı.&#8221; Hammâmî Ahmed Efendi Osmanlı din âlimlerinden ve Halvetiyye yolu büyüklerindendir. 1608 (H.1017) senesinde Halep&#8217;te vefât etti. Ebü&#8217;l-Vefâ Alvânî hazretlerinden ilim öğrendi. Bir meclis kurup, insanlara, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bıkmadan anlattı. Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki: Ey insanoğlu!…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/alemdeki-her-sey-senin-icin-yaratildi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni, tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı.&#8221;</strong></p>
<p>Hammâmî Ahmed Efendi Osmanlı din âlimlerinden ve Halvetiyye yolu büyüklerindendir. 1608 (H.1017) senesinde Halep&#8217;te vefât etti. Ebü&#8217;l-Vefâ Alvânî hazretlerinden ilim öğrendi. Bir meclis kurup, insanlara, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bıkmadan anlattı.</p>
<p>Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni, tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı. Âlemdeki her şeyi de, senin için yarattı. Ve bunlar arasındaki hayvanları, bitkileri sana hizmetçi kıldı. Yer senin ikâmet etmeni sağlar. Melekler seni muhâfaza eder. Güneş sana ışık verir. Hepsi senin için yaratılmıştır. Sen, sâdece Allahü teâlâyı bir bilip, O&#8217;na kulluk için yaratıldın. Öyleyse bütün mahlûkât, Allahü teâlânın vahdâniyetini ve bir olduğunu kabûl edip, bunu ikrâr için yaratılmıştır.</p>
<p>Ey insanoğlu! Allahü teâlâ bütün eşyâyı senin için yarattı. Seni de kendisi için yarattı. Sen ise, Allahü teâlânın senin için yarattığı şey ile meşgûl oldun, nîmetin sâhibini unuttun. Sana gelen bağış ve lütuflarından faydalandın. Vereni hatırlamadın. Böylece nîmetin şükrünü edâ etmedin. Sana verdiği ihsân ve lütuflarının hürmetine riâyet etmedin. Nîmet sâhibine şükür, O&#8217;nun verdiği nîmete şükretmektir. Bu da, kendisine verdiği nîmetten dolayı O&#8217;na senâda bulunmakla olur.</p>
<p>Ey insanoğlu! Sâdece Allahü teâlâ verir. Öyleyse, sâdece O&#8217;nunla meşgûl ol ve O&#8217;na yönel, Bu hâsıl olursa, senin için bütün nîmetler hâsıl olur.</p>
<p>Ey insanoğlu! Allahü teâlâdan başkasına yöneldiğin, onlara iltifât ettiğin müddetçe de Lâ ilâhe illallah kelimesini söylemeye devâm et. Çünkü o, sendeki iyi olmayan şeyleri yok eder. Sana övülen iyi hasletleri getirir.&#8221; </p>
<p>&#8220;En güzel hasletlere kavuşmak için; Allahü teâlâya, onun ve nefsin şerrinden koruması için devamlı yalvarmalıdır. En tehlikeli günah, kişinin Allahü teâlâ ve Resûlünün bildirdiği şekilde değil de, kendi kafasına göre, böyle yaparsam, Allahü teâlâ benden râzı olur deyip, Allah ve Resûlünün emirlerine muhalif olan bir işi yapmasıdır. Bu bakımdan Resûlullah&#8217;ın bildirdiği şekilde ibâdet ve tâatte bulunmak lâzımdır. Bu da İslâmiyeti öğrenmekle mümkündür. Dînini lâzım olduğu kadar öğrenmeyen kimse, dînî vazîfelerini yaparken kendi kafasına göre dînini yaşamaktan kurtulamaz. Bu ise, insanı, huzûr-ı ilâhide mesul olmaya götürür.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazâya kalmış namazlar -2-</title>
		<link>https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ramazan Ayvallı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:01:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-2/</guid>

					<description><![CDATA[Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanları kazâ etmenin de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. İbn-i Teymiye ve Selefîler, “Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez, tevbe etmek yeterli olur” diyorlar. Namazları kazâ etmek gerekmez mi? şeklinde bir suâl vârid oluyor. Evet, İbn-i Teymiye, “Özürlü ve özürsüz terk edilen…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanları kazâ etmenin de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.</strong></p>
<p>İbn-i Teymiye ve Selefîler, <strong>“Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez, tevbe etmek yeterli olur”</strong> diyorlar. Namazları kazâ etmek gerekmez mi? şeklinde bir suâl vârid oluyor.</p>
<p>Evet, İbn-i Teymiye, “Özürlü ve özürsüz terk edilen namazları kazâ etmek gerekmez” diyor. <strong>(Mecmûl-Fetâvâ, c.</strong> <strong>12 , s. 106.)</strong></p>
<p>İbn-i Teymiye’nin sözü dinde senet değildir. Zâten birçok yanlış inancı yüzünden, İslâm mahkemeleri, onu hapse mahkûm etmişlerdir. “Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez” demek, dîni yıkmak olur. O zaman kimse namaz kılmaz, zekât vermez, hacca gitmez, oruç tutmaz, sonunda da, “Tevbe edince oluyormuş” der.</p>
<p>Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanları kazâ etmenin de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.</p>
<p>Bu konuda, Sevgili Peygamberimizin birkaç hadîs-i şerîfinin meâllerini arz edelim:</p>
<p><strong>“Uyuyarak veya unutarak bir namazı kılamayan, hâtırlayınca kılsın.”</strong> [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî]</p>
<p><strong>“Bir namazı vaktinde kılmayı unutan, hâtırlayınca kılsın. Unutulan namazın bundan başka keffâreti yoktur.”</strong> [Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî]</p>
<p><strong>“Farzı unutan, imâmla daha sonraki bir namazı kılarken hâtırlasa, o namazını imâmla kılmaya devâm etsin; namazdan sonra, unuttuğunu kazâ etsin. Sonra imâmla kıldığını da iâde etsin.”</strong> [Taberânî, Hatîb]</p>
<p><strong>“Farz namaz borcu olanın nâfile kılması, doğumu yaklaşmışken, çocuğunu düşüren hâmileye benzer. Artık bu kadına, hâmile de denmez, ana da denilmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nâfile namazlarını kabûl etmez.” </strong>[Zahire-i Fıkh, Fütûhul-gayb, m. 48]</p>
<p>Unutup da kılınmayan namaz kazâ edilince, kasten kılınmayan namaz, niye kazâ edilmesin ki? Unutunca namaz affolmadığına göre, terk edilince, nasıl kazâ etmeden affolur ki?</p>
<p>Fıkıh kitaplarının birkaçından da bazı nakiller yapalım:</p>
<p><strong>1- </strong>Farz namazı, özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günâhtır. Bu günâh, yalnız kazâ edince affolmaz. Kazâ ettikten sonra, ayrıca tevbe veya haccetmek de gerekir. Kazâ edince, yalnız namazı kılmamak günâhı affolur. Kazâ kılmadan, tevbe edilince, terk günâhı affolmadığı gibi, tehîr günâhı da affolmaz, çünkü tevbenin kabûl olması için, günâhı terk etmek şarttır. <strong>(ed-Dürrül-muhtâr)</strong></p>
<p><strong>2- </strong>Unutarak veya kasten kazâya kalan namazı kazâ etmek farzdır. <strong>(Fetâvâ-yı Hindiyye)</strong></p>
<p><strong>3- </strong>Özürlü veya özürsüz kazâya kalan farz namazları, hemen kazâ etmek farzdır. <strong>(Mezâhib-i Erbaa)</strong></p>
<p><strong>4-</strong> Özürlü ve özürsüz olarak namazı terk edenin, bunun farzını kazâ etmesi şarttır. <strong>(Halebî)</strong></p>
<p><strong>5- </strong>Farzlara önem verip tembellikle yapmayan kimse mürted olmaz. Îmânı gitmez, fakat bir farzı yapmayan Müslüman, iki büyük günâha girer: <strong>a-</strong> O farzın vaktini ibâdetsiz geçirmek yani farzı geciktirmek günâhı. Bunun affolması için tevbe etmek gerekir. <strong>b-</strong> Bu farzı yapmamak günâhı. Bu büyük günâhın affolması için, bu farzı hemen kazâ etmek lâzımdır. Kazâyı geciktirmek de, ayrıca büyük günâh olur. <strong>(Berîka)</strong></p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ramazan-ayvalli" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Prof. Dr. Ramazan Ayvallı&#8217;nın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Camiye sağ ayak ile girilir</title>
		<link>https://islamdini.de/camiye-sag-ayak-ile-girilir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/camiye-sag-ayak-ile-girilir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Sual: Camiye, eve, evin odalarına girerken sağ ayakla mı girmek gerekir? Cevap: Camiye sağ ayak ile girilir. Camiden çıkarken de, önce sol ayak ile çıkılır. Uyûn-ül-besâirde deniyor ki: “Camiye girerken, girmeden evvel, önce sol, sonra sağ ayakkabı çıkarılır. Bundan sonra, önce…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/camiye-sag-ayak-ile-girilir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. </strong></p>
<p><i><strong>Sual: Camiye, eve, evin odalarına girerken sağ ayakla mı girmek gerekir?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Camiye sağ ayak ile girilir. Camiden çıkarken de, önce sol ayak ile çıkılır. Uyûn-ül-besâirde deniyor ki:</p>
<p>“Camiye girerken, girmeden evvel, önce sol, sonra sağ ayakkabı çıkarılır. Bundan sonra, önce sağ ayakla camiye girilir. Önce sol ayakla çıktıktan sonra veya çıkmadan evvel, önce sağ ayakkabı giyilir.” Hadîkada deniyor ki:</p>
<p>“İmâm-ı Nevevî Müslim şerhinde buyuruyor ki: Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Ayakkabı, don, gömlek giyerken, baş tıraş ederken ve tararken, bıyık kırkarken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide, Müslümanın evine ve odasına girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden, odasından çıkarken, helaya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehaptır. Bunları tersine yapmak, tenzîhî mekruh olur. Çünkü heyette, şekilde olan sünneti terk etmek olur.”</p>
<p><i><strong>Sual: Bir Müslüman namazın şartlarına tam uymazsa, namazından çalmış, hırsızlık mı yapmış olur?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Peygamber Efenimiz bir gün Eshâb-ı kirâma hitaben;</p>
<p><strong>-Hırsızların büyüğü kimdir bilir misiniz?</strong> buyurdu. Onlar da;</p>
<p><strong>&#8211;</strong>Bilmiyoruz, siz buyurun dediklerinde:</p>
<p><strong>-Hırsızların büyüğü, namazından çalandır ki, namazın erkanını tamam yapmaz!</strong> buyurdu.</p>
<p>Bu hırsızlıktan da sakınmalıdır ve büyük hırsız olmaktan kurtulmalıdır. Kalbe hiçbir şey getirmeyerek, niyet etmelidir. Niyet doğru olmazsa, ibadet sahih olmaz. Kıraati doğru okumalıdır. Rükuyu, secdeleri, kavmeyi ve celseyi, itminan ile yapmalıdır. Yani, rükudan kalkınca tam dikilip, bir tesbih miktarı durmalı ve iki secde arasında doğru oturup yine bir tesbih miktarı öyle durmalıdır. Böylece, kavmede ve celsede, itminan yani tumanînet hasıl olur. Böyle yapmayanlar, hırsızlardan olur ve çok azaplara yakalanır.</p>
<p><i><strong>Sual: Özrü sebebiyle oturarak namaz kılan birine, ayakta namaz kılabilenler, buna uyup cemaat olabilirler mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Su ile abdest alan, teyemmüm etmiş olana, ayakta kılan, oturarak kılana ve nafile kılan, farz kılana uyabilir. Dinini bilen bir imam arayıp ona uymalıdır.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huzura Doğru Dünya, Rüya Gibidir 20260427</title>
		<link>https://islamdini.de/huzura-dogru-dunya-ruya-gibidir-20260427/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Huzura Doğru]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Huzuradogru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/huzura-dogru-dunya-ruya-gibidir-20260427/</guid>

					<description><![CDATA[Kanala Abone Olmak için: Huzura Doğru Programı Resmi Youtube Kanalı Program ile ilgili bilgiler: Dini &#8230; Kaynak<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/huzura-dogru-dunya-ruya-gibidir-20260427/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe  width="750" height="400" src="https://www.youtube.com/embed/WZVmMKFLFF8" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />Kanala Abone Olmak için:  Huzura Doğru Programı Resmi Youtube Kanalı Program ile ilgili bilgiler: Dini &#8230;<br />
<br /><a href="https://www.youtube.com/watch?v=WZVmMKFLFF8">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
