<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 23:38:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Abdest uzuvları yoksa veya yaralı ise</title>
		<link>https://islamdini.de/abdest-uzuvlari-yoksa-veya-yarali-ise-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 23:38:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/abdest-uzuvlari-yoksa-veya-yarali-ise-3/</guid>

					<description><![CDATA[“Abdest ve gusül azasının yarıdan fazlası yara ise, bu kimse teyemmüm eder. Yarısı yara ise, sağlam yerleri yıkar.&#8221; Sual: Bir kimsenin eli, ayağı kopmuş veya felçli ise, yahut abdest uzuvları mesela yüzü tamamen yaralı olup yıkamak mümkün olmuyorsa, böyle bir kimse nasıl abdest alabilir? Cevap: Merâk-ıl-felâhın Tahtâvî hâşiyesinde deniyor ki:…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/abdest-uzuvlari-yoksa-veya-yarali-ise-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>“Abdest ve gusül azasının yarıdan fazlası yara ise, bu kimse teyemmüm eder. Yarısı yara ise, sağlam yerleri yıkar.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Sual: Bir kimsenin eli, ayağı kopmuş veya felçli ise, yahut abdest uzuvları mesela yüzü tamamen yaralı olup yıkamak mümkün olmuyorsa, böyle bir kimse nasıl abdest alabilir?</strong></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Merâk-ıl-felâhın Tahtâvî hâşiyesinde deniyor ki:</p>
<p>“Abdest ve gusül azasının yarıdan fazlası yara ise, bu kimse teyemmüm eder. Yarısı yara ise, sağlam yerleri yıkar. Yaraları mesh eder, yaraya mesih zarar verirse, sargı üzerine mesh eder. Bu da zarar verirse, hiç mesh etmez.</p>
<p>Başında hastalık olup, mesh zarar verirse, mesh sakıt olur, yapmaz.</p>
<p>İki elinin ve iki ayağının yıkaması farz olan yerleri kesik olanın yüzü de yara ise, teyemmüm edemeyeceğinden abdestsiz kılar ve namazı iade etmez. Yüzü sağlam ise, yüzünü yıkatır. Yardımcısı yoksa, yüzünü toprağa sürer.</p>
<p>Sağlam kimsenin bir eli felçli, yaralı, kesik, çolak ise, diğer eli ile abdest alır. İki eli de böyle ise, elini, yüzünü toprağa sürer.</p>
<p>Yaranın, çıbanın, kırığın üstüne, bunları tedavi ve zarardan korumak için zaruri olarak sarılan sargı veya tahta, merhem, alçı açılıp yara yıkanamaz ve mesh edilemezse, bunların yüzeylerinin ekserisine ve arada kalan sağlam cilt üzerine mesh edilir. İmkân olursa, bunlar çıkarılıp yara üzerine mesh etmek ve sağlam cildi yıkamak lazım olur. Bunların abdestli olarak sarılması ve belli müddeti yoktur.</p>
<p>Sağlam ayağı yıkayıp diğerindeki sargıya mesh caizdir. Yara iyi olmadan, üzerindeki şey düşerse, abdest bozulmaz. Mesh ettikten sonra, mesh olunan şey değiştirilirse de bozulmaz.</p>
<p>Tırnak kırılır veya yara olursa, üzerine veya ayaktaki çatlağa konan merhemi kaldırmak zarar verirse, bu hâl zaruret olacağından, merhemin üstü yıkanır. Yıkamak zarar verirse mesh eder. Bu da zarar verirse mesh de etmez. Diğer üç mezhebde, böyle olduğu için başka mezhebi taklide imkân yoktur. Bu merhemin, cebîre gibi olduğu, İbni Âbidînde yazılıdır. Fakat, diş dolgusu ve kaplaması böyle değildir. Çünkü, Maliki veya Şafii mezhebini taklid mümkündür.</p>
<p>Kendi sebep olmayarak aklı giden veya bayılan üzerinden altı namaz vakti geçerse, aklı gelinceye kadar kılamadığı namazları kaza etmez. Hasta kimse ise, ima ile de kılamadığı namazların sayısı ne olursa olsun, bunların iskâtı için vasiyet etmez. İyi olursa, hepsini kaza eder.”</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Allahü teâlâ sana rızık gönderir”</title>
		<link>https://islamdini.de/allahu-teala-sana-rizik-gonderir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 23:38:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/allahu-teala-sana-rizik-gonderir/</guid>

					<description><![CDATA[İbni Sem’un hazretleri, vaaz ve nasîhatleriyle meşhur bir âlimdir. Bağdat’ta yaşadı. 387 (m. 997) senesinde vefât etti. Bir gün kürsü üzerinde vaaz veriyordu. Bir ara cemaate; &#8220;Eti konuşturan, yağı gördüren, kemiği işittiren Allahü teâlâyı tesbîh ederim&#8221; buyurdu. Anlayamadılar?! Ve “anlamadık” dediler. Büyük zât onlara; &#8220;Burada &#8216;et&#8217;ten maksat (dil), &#8216;yağ&#8217;dan maksat…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allahu-teala-sana-rizik-gonderir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>İbni Sem’un</strong> hazretleri, vaaz ve nasîhatleriyle meşhur bir âlimdir.</p>
<p>Bağdat’ta yaşadı.</p>
<p>387 (m. 997) senesinde vefât etti.</p>
<p>Bir gün kürsü üzerinde vaaz veriyordu.</p>
<p>Bir ara cemaate;</p>
<p><strong>&#8220;Eti konuşturan, yağı gördüren, kemiği işittiren Allahü teâlâyı tesbîh ederim&#8221; </strong>buyurdu.</p>
<p>Anlayamadılar?!</p>
<p>Ve “anlamadık” dediler.</p>
<p>Büyük zât onlara;</p>
<p><strong>&#8220;Burada &#8216;et&#8217;ten maksat (dil), &#8216;yağ&#8217;dan maksat (göz), &#8216;kemik&#8217;ten maksat da (kulak) idi&#8221; </strong>buyurdu .</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir sevdiği anlatır:</p>
<p>Bir defâsında şiddetli bir darlığa düştüm!</p>
<p>Hiç param kalmamıştı&#8230;</p>
<p>Bir şeyler satmak için, evi aradım taradım.</p>
<p>Bir yay ile, giydiğim mestten başka bir şey yoktu&#8230;</p>
<p>Bunları aldım.</p>
<p>Evden çıktım.</p>
<p>Götürüp satacaktım.</p>
<p>O gün İbni Sem’ûn&#8217;un vaaz günüydü&#8230;</p>
<p>“Önce vaazı dinleyeyim, sonra satarım” diyerek, vaazı dinlemeye gittim.</p>
<p>Sonuna kadar dinledim.</p>
<p>Nihâyet vaaz bitti.</p>
<p>Ben de kalktım.</p>
<p>Tam gidiyordum ki, İbni Sem’ûn hazretleri bana uzaktan seslenip;</p>
<p><strong>“Mesti ve yayı satma, Allahü teâlâ sana başka yerden rızık gönderir” </strong>buyurdu.</p>
<p>Gerçekten de lüzum kalmadı&#8230;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûlullah&#8217;ın ağlaması da gülmesi gibi hafif idi&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/resulullahin-aglamasi-da-gulmesi-gibi-hafif-idi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 23:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/resulullahin-aglamasi-da-gulmesi-gibi-hafif-idi/</guid>

					<description><![CDATA[Fahr-i âlem, ümmetinin günahlarını düşünerek ve Allahü teâlânın korkusundan ağlardı. Mahmud Abdülbakî (Şair Bâkî Efendi) Osmanlı şair ve İslam âlimlerindendir. Babası Mehmed Efendi, Fatih Camii müezzini idi. 933 (m. 1526) senesinde İstanbul&#8217;da doğdu. 1008 (m. 1600) senesinde İstanbul&#8217;da vefat etti. Zamanın büyük âlimlerinden ders aldı. Haleb kadı muavinliği yaptı. İstanbul’a…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/resulullahin-aglamasi-da-gulmesi-gibi-hafif-idi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Fahr-i âlem, ümmetinin günahlarını düşünerek ve Allahü teâlânın korkusundan ağlardı.</strong></p>
<p>Mahmud Abdülbakî (Şair Bâkî Efendi) Osmanlı şair ve İslam âlimlerindendir. Babası Mehmed Efendi, Fatih Camii müezzini idi. 933 (m. 1526) senesinde İstanbul&#8217;da doğdu. 1008 (m. 1600) senesinde İstanbul&#8217;da vefat etti. Zamanın büyük âlimlerinden ders aldı. Haleb kadı muavinliği yaptı. İstanbul’a dönüşünde medreselerde vazife yaptı. Şiirlerinin yanında bazı eserleri de vardır. Bunlardan, Meâlimü&#8217;l-Yakin fî Sireti Seyyidi&#8217;l-Mürselin, İmam-ı Kastalanî&#8217;nin El-Mevahibü&#8217;l-Ledünniyye adlı meşhur eserinin Türkçe muhtasarıdır. Bu eserinde buyuruyor ki:</p>
<p>Fahr-i kâinâtın “sallallahü aleyhi ve sellem” mübârek yüzü ve bütün âzâ-i şerîfesi ve mübârek sesi, bütün insanların yüzlerinden ve âzâsından ve seslerinden güzel idi. Mübârek yüzü, bir miktar yuvarlak idi. Neşeli olduğu zamanda, mübârek yüzü ay gibi nurlanırdı. Sevindiği, mübârek alnından belli olurdu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, gündüz nasıl görürse, gece dahî öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi, arkasında olanları dahî görürdü. Bunu isbât eden yüzlerce hâdise, kitaplarda yazılıdır. Yana ve geriye bakacağı zaman, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yeryüzüne nazarı, semâya bakmasından ziyâde idi. Mübârek gözleri büyük idi. Mübârek kirpikleri uzun idi. Mübârek gözlerinde bir miktar kırmızılık vardı. Mübârek gözlerinin karası gâyet siyâh idi. Fahr-i âlemin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” alnı açık idi. Mübârek kaşları ince idi. Kaşları arası açık idi. İki kaşı arasında olan damar, hiddetlenince kabarır idi. Mübârek burnu gâyet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksek idi. Mübârek başı büyük idi. Mübârek ağzı küçük değildi. Mübârek dişleri beyaz idi. Mübârek ön dişleri seyrek idi. Söz söylediği zamanda, sanki dişleri arasından nur çıkardı. Allahü teâlânın kulları arasında ondan daha fasîh ve tatlı sözlü kime görülmedi. Mübârek sözleri gâyet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve ruhları cezbederdi. Söz söylediği zaman, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese, kelimeleri sayılmak mümkün idi. Bazen iyi anlaşılması için, üç kere tekrâr ederdi. Cennette Muhammed aleyhisselâm gibi konuşulacaktır. Mübârek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi.</p>
<p>Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” güler yüzlü idi. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken, mübârek dişleri görünürdü. Güldüğü zaman, nûru duvarlar üzerine ziyâ verirdi. Ağlaması da, gülmesi gibi hafif idi. Kahkaha ile gülmediği gibi, yüksek sesle de ağlamazdı, ama mübârek gözlerinden yaş akar, mübârek göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günahlarını düşünüp ağlardı ve Allahü teâlânın korkusundan ve Kur’ân-ı kerîmi işitince ve bazen da namaz kılarken ağlardı.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibir, geçimsizlik ve sıkıntıların kaynağıdır</title>
		<link>https://islamdini.de/kibir-gecimsizlik-ve-sikintilarin-kaynagidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demirbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 23:37:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kibir-gecimsizlik-ve-sikintilarin-kaynagidir/</guid>

					<description><![CDATA[Toplumdaki bütün geçimsizlik ve sıkıntıların kaynağında kibir vardır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? Din büyüklerimiz buyuruyorlar ki: &#8220;Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kibir-gecimsizlik-ve-sikintilarin-kaynagidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Toplumdaki bütün geçimsizlik ve sıkıntıların kaynağında kibir vardır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi?</strong></p>
<p>Din büyüklerimiz buyuruyorlar ki: &#8220;Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır. Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Büyüklenerek &#8216;ben&#8217; demek feyiz ve bereketi keser.</p>
<p>Allahü teâlânın sıfatları değil, bizzat zatı kibirliye düşmandır. Allahü teâlâ (<strong>Kibriya ve azamet bana aittir)</strong> buyuruyor. <strong>(Kibirli olanı asla affetmem yakarım) </strong>buyuruyor&#8230; Toplumdaki bütün geçimsizlik ve sıkıntıların kaynağında işte bu kibir vardır&#8230;&#8221;</p>
<p>Kibir ne kadar kötü ise, tevazu da o kadar iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br /><strong>(Allah için affedenin şerefi artar, tevazu eden de yücelir.) </strong>[Müslim]</p>
<p><strong>(Kişi kibirlenince, iki melek, </strong>&#8220;Ya Rabbi bunu alçalt!&#8221; <strong>derler. Tevazu ederse, </strong>&#8220;Ya Rabbi bunu yükselt!&#8221; <strong>derler.) </strong>[Beyheki]</p>
<p> ***</p>
<p>Gassanîler, Suriye&#8217;de hüküm süren bir Hristiyan Arap Hanedanlığı idi. Cebele ibni Eyhem, Gassânî meliklerinin sonuncusudur. Müslüman oldu ve Hicretin birinci senesinde Medine&#8217;ye geldi. Melik olduğu için hizmetçileri, eşyaları çoktu. Kendisi ve hizmetçileri çok güzel giyinmişlerdi&#8230; </p>
<p>Hazret-i Ömer hacca gidiyordu. Onu da beraber götürdü. Kâbe-i muazzamayı tavaf esnasında yoksul bir Müslüman kalabalık ve sıkışıklık sebebiyle yaşanan izdihamda Cebele&#8217;nin eteğine basarak yırttı. Cebele de çok kızarak, o fakir Müslümana bir tokat vurunca burun kemiği kırıldı. O da Hazret-i Ömer&#8217;e giderek durumu anlattı ve kendisinden şikâyetçi oldu. Hazret-i Ömer Cebele&#8217;yi çağırdı. Aralarında şu ibretli konuşma geçti:</p>
<p><strong>-Ey Cebele! Ya hasmını râzı et, yahut kısas yaparım.</strong></p>
<p>-Ben bir Melikim! O ise yoksul bir kimsedir. Onun için bana nasıl kısas yaparsın!</p>
<p><strong>-İslâmiyet sizin aranızdaki ayrılığı kaldırmıştır. Kanunlar önünde herkes birdir.</strong></p>
<p>-Ben İslâm&#8217;dan çıkarsam, aramızdaki ayrılık kalkar mı?</p>
<p><strong>-Suç, cezâsız kalmaz.</strong></p>
<p>-Diyelim ki Hıristiyan oldum; neticesi ne olur?</p>
<p><strong>-Hıristiyan olursan boynunu vururum.</strong></p>
<p>Bunun üzerine Cebele, Hazret-i Ömer&#8217;den düşünmek için izin aldı ve o gece adamlarıyla beraber Medine&#8217;den kaçtı&#8230; Soluğu İstanbul&#8217;da aldı. Hıristiyan oldu ve orada öldü. Kibir ve gururu yüzünden hem yurdundan, yuvasından oldu, hem de Müslümânlıktan çıkarak sonsuz felâkete yuvarlandı&#8230;</p>
<p>Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) ne buyuruyor: <strong>(Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez!)</strong></p>
<p><strong>Ahmet Demirbaş&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cami içinde yasak edilenler</title>
		<link>https://islamdini.de/cami-icinde-yasak-edilenler-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 23:31:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/cami-icinde-yasak-edilenler-3/</guid>

					<description><![CDATA[Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, camide dünya kelamı konuşmak da, insanın sevaplarını giderir. Sual: Cami içinde konuşmak, alışveriş yapmak, çocuklar için oyun yerleri yapmak, caminin içinden geçmek dinimizce uygun mudur? Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde buyuruluyor ki: “Camiden bazen geçmek caizdir. Yol hâline getirmek mekruhtur. Özür olursa, mekruh…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/cami-icinde-yasak-edilenler-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, camide dünya kelamı konuşmak da, insanın sevaplarını giderir.</strong></p>
<p><strong>Sual: Cami içinde konuşmak, alışveriş yapmak, çocuklar için oyun yerleri yapmak, caminin içinden geçmek dinimizce uygun mudur?</strong></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde buyuruluyor ki:</p>
<p>“Camiden bazen geçmek caizdir. Yol hâline getirmek mekruhtur. Özür olursa, mekruh olmaz.</p>
<p>Camilere necaset sokmak mekruhtur. Üzerinde necaset bulunan kimse, camiye giremez. Fetâvâ-i fıkhiyyede diyor ki:</p>
<p>“Mescidde necaset gören kimsenin, bunu hemen temizlemesi lazımdır. Temizlemeyi özürsüz geciktirirse, günah olur. Namaz kılanın üzerinde, secde yerinde necaset görenin, bunu ona bildirmesi lazımdır. Bunu haber vermek ve namazı geçecek olanı uyandırmak vacip değil, sünnettir.”</p>
<p>Camide pazar kurmak, yüksek sesle konuşmak, nutuk söylemek, kavga etmek, silah çekmek, ceza vermek tahrimen mekruhtur.</p>
<p>Müminin hicvi, aşk, ahlaksızlık gibi haram şeyler bulunan şiiri okumak tahrimen mekruhtur. Camilerde ilahi ve mevlidleri namaz kılanlara mâni olmamak şartı ile, ara sıra okumak caizdir. Her zaman okuyup, âdet hâline getirmek caiz değildir.</p>
<p>Camide bir şey yemek, uyumak mekruhtur. Misafir olan müstesnadır. Misafir, camiye girerken itikâfa niyet etmeli, önce tehıyyet-ül-mescid olarak, namaz kılmalıdır. Sonra, yiyebilir ve dünya kelamı konuşabilir. İtikâf eden de yiyebilir, yatabilir. İtikâf sünnet-i müekkededir. İtikâfı terk etmek, beş vakit namazın sünnetlerini özürsüz kılmamak gibi olduğu Berîkada yazılıdır.</p>
<p>Camide soğan, sarımsak gibi fena kokulu şeyleri yiyene, sigara içene mâni olmalıdır. Kasapları, balıkçıları, ciğercileri, yağcıları, üzerleri pis ise ve pis kokarsa ve üzeri pis kokanları ve cemaati dili ile incitenleri, camiden çıkarmalıdır. İlaç olarak kokulu şey özür ile veya unutarak yiyen, cemaate gelmez, mazur olur. Pis koku insanlara ve meleklere eziyet verir.</p>
<p>Camide, alışveriş olan her akit, sözleşme mekruhtur. Nikâh yapmak ise müstehaptır.</p>
<p>İbadet etmeyip, camide dünya kelamı ile meşgul olmak tahrimen mekruhtur. Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, camide dünya kelamı konuşmak da, insanın sevaplarını giderir. İbadetten sonra, mubah olan şeyleri, hafîf sesle konuşmak caizdir. İslamiyetin beğenmediği şeyleri konuşmak, her zaman caiz değildir.</p>
<p>Cami içinde tütün içmek, soğan, sarımsak yemek haramdır.”</p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Muvaffak olmanızı neye borçlusunuz?&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/muvaffak-olmanizi-neye-borclusunuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 23:31:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/muvaffak-olmanizi-neye-borclusunuz/</guid>

					<description><![CDATA[İbni Nüceyd hazretleri, evliyânın büyüklerindendir. Nişâbûr’da yaşadı. 366 (m. 976) da orada vefât etti. Kendisi anlatıyor: Ben Ebû Osmân-ı Hayrî hazretlerinin meclisinde tövbe ettim. Ama uzun sürmedi. Yine günâha daldım. Günah işlemeye başlayınca hocamın sohbetlerini terk ettim. Utancımdan ona görünmemeye çalışır ve beni görmesin diye âdeta kaçardım ondan. Bu da…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/muvaffak-olmanizi-neye-borclusunuz/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>İbni Nüceyd </strong>hazretleri, evliyânın büyüklerindendir.</p>
<p>Nişâbûr’da yaşadı.</p>
<p>366 (m. 976) da orada vefât etti.</p>
<p>Kendisi anlatıyor:</p>
<p>Ben Ebû Osmân-ı Hayrî hazretlerinin meclisinde tövbe ettim.</p>
<p>Ama uzun sürmedi.</p>
<p>Yine günâha daldım.</p>
<p>Günah işlemeye başlayınca hocamın sohbetlerini terk ettim. Utancımdan ona görünmemeye çalışır ve beni görmesin diye âdeta kaçardım ondan.</p>
<p>Bu da çok sürmedi.</p>
<p>Bir gün yakalandım.</p>
<p>Mübârek beni görünce;</p>
<p>“<strong>Yavrucuğum, kötü arkadaşlardan ayrıl, bize gel. Onlar sana düşmandır. Sen günah işlediğinde sevinirler. Düşmanı sevindirme!” </strong>buyurdu.</p>
<p>Çok utandım!</p>
<p>Tövbe ettim!</p>
<p>Ve bir daha ayrılmadım o kapıdan&#8230;</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir gün, sevdikleri, bu zâta sordular ki:</p>
<p>&#8220;Muvaffak olmanızı neye borçlusunuz efendim?&#8221; </p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>&#8220;Bir hadîs-i şerîfe uyuyorum, ona borçluyum&#8221;</strong> buyurdu.</p>
<p>Merak ettiler:</p>
<p>&#8220;O, hangi hadîs efendim?”</p>
<p>Cevâben;</p>
<p><strong>&#8220;Helekel müsevvifûn. Bu hadîs-i şerîfi kendime düstur yaptım ve hayırlı işleri ânında yapıp, az sonraya bile tehir etmedim&#8221;</strong> buyurdu.</p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Allahü teâlâ câhili dost edinmez&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/allahu-teala-cahili-dost-edinmez-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 23:31:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/allahu-teala-cahili-dost-edinmez-2/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İlim, çok tekrar ve fazla müzâkere ile ele geçer. Ayrıca bunun için az uyumalıdır&#8230;&#8221; Bahaeddinzade Muhyiddin Efendi Osmanlı dönemi şeyhlerinden fazilet sahibi bir zattır. Resmî ilimleri Mevlânâ Kestelî&#8217;den okudu. Bayramiye Şeyhi Yavsi hazretlerine mürid oldu ve Bayramiye yolunda icazet aldı. Bir müddet mürşidi Şeyh Yavsî hazretlerinin makamına geçerek âşıkların irşadı…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allahu-teala-cahili-dost-edinmez-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;İlim, çok tekrar ve fazla müzâkere ile ele geçer. Ayrıca bunun için az uyumalıdır&#8230;&#8221;</strong></p>
<p>Bahaeddinzade Muhyiddin Efendi Osmanlı dönemi şeyhlerinden fazilet sahibi bir zattır. Resmî ilimleri Mevlânâ Kestelî&#8217;den okudu. Bayramiye Şeyhi Yavsi hazretlerine mürid oldu ve Bayramiye yolunda icazet aldı. Bir müddet mürşidi Şeyh Yavsî hazretlerinin makamına geçerek âşıkların irşadı ile meşgul oldu. 951 (m. 1544) senesinde Kayseri&#8217;de vefat etti.</p>
<p>Bu mübarek zat, sohbetlerinde şunları anlattı:</p>
<p>&#8220;Âhirette her incinin bir sedefi vardır. Her şeyin kendi hâline göre bir şerefi, değeri vardır. İnsanoğlu da kendisinde ilim bulunan bir sedeftir. Onun şerefi de ilim iledir. İlmi olmayan kimse, câhillik içinde kalır, muhabbet kadehini içemez, vilâyet libâsını giyemez. Allahü teâlâ câhili kendine dost edinmez.&#8221;</p>
<p>&#8220;İlim, çok tekrar ve fazla müzâkere ile ele geçer. Ayrıca bunun için az uyumalı ve Allahü teâlânın yardımını talep etmelidir. Âlemlere rahmet olan Resûlullah Efendimiz buyuruyor ki: &#8220;Geceleyin Allahü teâlânın korkusundan ağlayan göze ateş dokunmaz.&#8221;</p>
<p>Bir kimse, 40 gün Allah için ihlâsla sabahlasa, hikmet pınarları zâhir olup, kalbinden lisânına akar. Peygamber Efendimiz; &#8220;Mümin, gece çok ağlar, gündüz çok tebessüm eder&#8221; buyurdu. </p>
<p>&#8220;Her denizin kenarı, sonu, her günün gecesi vardır. Peşinden gece gelmeyecek gün, kıyâmet günüdür. Ucu bucağı bulunmayan deniz, Allahü teâlânın rahmet deryâsıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Semâ tavanının seyyâreleri olduğu gibi, her bir gaflet ve hatânın da bir keffâreti vardır. Müminlerin günahlarının keffâreti tövbedir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şükür; nîmeti bilmenin ismidir. Zîrâ şükür, nîmeti vereni bilmeye götürür. Bu mânâdan dolayı, Kur&#8217;ân-ı kerîmde İslâm ve îmâna şükür ismi verilmiştir.&#8221;</p>
<p>“Cimrilikle, iyilik beraber bulunmaz.”</p>
<p>“Şehvet (arzu ve isteklere düşkünlük), fazla obur ve hırsı olmakla, sıhhat bir arada bulunmaz.”</p>
<p>“Kötü ahlâkla, şeref beraber bulunmaz.”</p>
<p>“Hırsla beraber, haramdan sakınma olmaz.”</p>
<p>“Haset eden kimse için rahat yoktur.”</p>
<p>“Meşvereti terk ile, doğru bulunmaz.”</p>
<p>“Müslümanlıktan daha yüksek bir şeref yoktur.”</p>
<p>“Veradan (şüphelilerden kaçmaktan) daha sağlam bir kale yoktur.”</p>
<p>“Tövbeden daha kazançlı bir şefaatçi yoktur.”</p>
<p>“Akıl azlığından daha kötü bir hastalık yoktur.”</p>
<p>“Dilini neye alıştırdı isen, devamlı onu ister.”</p>
<p>“Şeref; akıl ve edeb iledir, soy ile değildir.”</p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cellatları şaşkına döndüren hadise!</title>
		<link>https://islamdini.de/cellatlari-saskina-donduren-hadise/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demirbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 23:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/cellatlari-saskina-donduren-hadise/</guid>

					<description><![CDATA[Zamanın hükümdarı vezirine der ki: &#8220;İmam-ı Cafer&#8217;i buraya getir! Onu öldürmek istiyorum!&#8221; Vezir, hükümdarı ikna edemez ve gidip getirir&#8230; Cafer-i Sadık hazretleri, Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsüdür. O, aynı zamanda Ehl-i beytten olup, &#8220;Oniki İmam&#8221;ın da altıncısıdır&#8230;Bu mübarek zat, ilim ve fazilette zamanının bir tanesiydi. Din bilgilerinde olduğu gibi, zamanının bütün…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/cellatlari-saskina-donduren-hadise/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Zamanın hükümdarı vezirine der ki: &#8220;İmam-ı Cafer&#8217;i buraya getir! Onu öldürmek istiyorum!&#8221; Vezir, hükümdarı ikna edemez ve gidip getirir&#8230;</strong></p>
<p>Cafer-i Sadık hazretleri, Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsüdür. O, aynı zamanda Ehl-i beytten olup, &#8220;Oniki İmam&#8221;ın da altıncısıdır&#8230;<br />Bu mübarek zat, ilim ve fazilette zamanının bir tanesiydi. Din bilgilerinde olduğu gibi, zamanının bütün fen ilimlerinde de söz sahibiydi. Yetiştirdiği talebeler, cebir ve kimya ilimlerinde çeşitli keşifler yapmışlar, bu ilimlerin temel sistematiğini kurmuşlardır. Fizik ve kimya ilimlerinin konusunu teşkil eden madde ve onlar üzerindeki bilgisi pek çoktu. &#8220;Kimyanın babası&#8221; kabul edilen Cabir de, onun talebesidir. En meşhur talebesi ise İmam-ı a&#8217;zam Ebu Hanife&#8217;dir. Cafer-i Sadık&#8217;ın sohbetlerine iki sene devam ederek, o gizli ve açık marifet kaynağından ilim ve evliyalık yolunda çok faydalandı. İmam-ı a&#8217;zam, onun huzurunda kavuştuğu yüksek mertebeleri anlatmak için; &#8220;O iki sene olmasaydı, Numan helak olmuştu&#8221; buyurdu.</p>
<p>Hakiki İslam âlimleri, dinimizi, hiç değiştirmeden bugüne kadar ulaştırmıştır. Bu âlimlerden iman bilgilerini anlatanlara “Mütekellimin&#8221;, ibadetlerin nasıl olacağını bildirenlere, &#8220;Fukaha&#8221;, kalb ile yapılacak ve sakınılacak şeyleri öğreten ilme &#8220;Tasavvuf&#8221; ve bu ilmin âlimlerine de &#8220;Mutasavvifin&#8221; denildi. İşte İmam-ı Cafer hazretleri, bu üçüncü ilmi anlattı&#8230;</p>
<p>İmam-ı Cafer hazretleri buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek mallarınızı koruyunuz. Tasarrufa riayet eden sıkıntı çekmez. Tedbirli, düzenli yaşamak, geçimin yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. Musibet zamanında dizini döven, sevabından mahrum olur.&#8221;</p>
<p> ***<br />Zamanın hükümdarı bir gece vezirine dedi ki:</p>
<p>-Hemen git, İmam-ı Cafer&#8217;i buraya getir! Onu öldürmek istiyorum! Vezir, hükümdarı bundan vazgeçirmek için çok çalıştı ise de ikna edemedi. Mecburen çağırmaya gitti. Hükümdar da cellatlara şöyle emir verdi: </p>
<p>-Cafer içeri girince, ben külahımı çıkarınca hemen boynunu vurun! dedi&#8230;</p>
<p>Bir müddet sonra, İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri içeri girdi. Hükümdar bunu görünce, derhal ayağa kalktı. Büyük bir tevazu ile onu karşıladı. Koltuğuna oturttu, edeple karşısına diz çöküp oturdu. Cellatlar şaşırıp kaldı. Hükümdar, Hazret-i İmama;</p>
<p>-Efendim, benden isteğiniz olursa emredin, hemen yapayım, dedi. Hükümdara;</p>
<p>-O halde lütfen beni bir daha çağırıp da ibadetten alıkoyma! buyurup, gitmek üzere ayağa kalktı. Hükümdar, izzet ve ikramla onu uğurladı&#8230;</p>
<p>Gittikten sonra vücudunda bir titreme oldu, bayılıp düştü. Kendine gelince, veziri sordu:</p>
<p>-Sultanım, bu ne hâldir? Hükümdar şöyle cevap verdi: </p>
<p>-O içeri girince, yanında bir aslan gördüm. Sanki bana &#8220;Onu incitirsen seni parçalarım&#8221; diyordu. Ne yapacağımı şaşırdım!..</p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cimrinin malı, kendine yâr olmaz</title>
		<link>https://islamdini.de/cimrinin-mali-kendine-yar-olmaz-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 23:09:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/cimrinin-mali-kendine-yar-olmaz-3/</guid>

					<description><![CDATA[Zekâtını vermeyen, kurbanını kesmeyen ve çoluk çocuğunun nafakasını kazancına göre yapmayan cimridir! Sual: Halk arasında, &#8220;cimrinin malı kendine yâr olmaz&#8221; diye bir söz vardır. Bu sözün aslı var mıdır? Cevap: Cimri diye, malının zekâtını, tarlasından kaldırdığı mahsulünün uşrunu, ramazan ayında sadakayı fıtrını vermeyen, vacip olduğu hâlde kurbanını kesmeyen ve çoluk…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/cimrinin-mali-kendine-yar-olmaz-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Zekâtını vermeyen, kurbanını kesmeyen ve çoluk çocuğunun nafakasını kazancına göre yapmayan cimridir!</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Halk arasında, &#8220;cimrinin malı kendine yâr olmaz&#8221; diye bir söz vardır. Bu sözün aslı var mıdır?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Cimri diye, malının zekâtını, tarlasından kaldırdığı mahsulünün uşrunu, ramazan ayında sadakayı fıtrını vermeyen, vacip olduğu hâlde kurbanını kesmeyen ve çoluk çocuğunun nafakasını kazancına göre yapmayan kimseye denir. Böyle olan kimseler hakkında hazret-i Ebu Bekir buyuruyor ki:</p>
<p>“Cimrilerin malı, yedi beladan birine uğrar. Miras yiyen bir vârisi, malını israf eder, onu Allahü teâlânın taatinden başka yerde harcar. Veya Allahü teâlâ o cimrinin üzerine bir zalimi musallat eder ve onun malını, onu hor ve zelil ettikten sonra alır. O cimriyi bir şehvet, arzu harekete getirir ki, o şehvet ile uygunsuz işler yaparak malını telef eder. Onda bir düşünce meydana gelir, öğünmek için bir bina yapar veya faydasız bir harabeyi tamir eder, malını onlara sarf eder. Ya da dünya afetlerinden bir afet peyda olur. Malı suda gark olur, hırsız çalar veya ona daimi bir dert erişir, malını doktorlara yedirir. Yahut da, malını bir mekânda, bir yerde saklar ve sonra da unutur.”</p>
<p><i><strong>Sual: Bazı kimseler, gökten ağır, zehirden acı olan nedir diye sorular sorarak, karşısındakini mahcup etmek istemektedirler. Gerçekten böyle sorular sorulmuş mu ve bunların cevapları var mıdır?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu tip sorular, Hazreti Ali&#8217;ye de sorulmuş. Hatta Hazreti Ali&#8217;ye daha fazlası da sorularak; “Gökten ağır, yerden geniş, denizden engin, ateşten sıcak, taştan katı, zemherirden soğuk ve zehirden acı olan nedir” diye sorulmuş. Hazreti Ali de cevaben;</p>
<p>“Gökten ağır olan, temiz bir kimseye iftira etmektir. Yerden geniş olan; Hak, doğru olan şeydir. Denizden engin olan, kanaat eden kalbdir. Ateşten sıcak olan, zulmeden sultandır. Taştan katı olan, münafıkın kalbidir. Zemherirden soğuk olan; levm eden, kınayan kimseye ihtiyacını arz etmektir. Zehirden acı olan da, sabretmektir” buyurmuşlardır.</p>
<p><i><strong>Sual: Din bilgilerinden herkes için lazım olanları öğrenmemenin, dinimiz açısından hükmü nedir?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> İman edilecek şeyleri ve farzlardan, haramlardan meşhur olanları, lüzumu kadar öğrenmek, her Müslümana farzdır. Bunları öğrenmemek haramdır. Bu bilgileri işitip de, öğrenmeye ehemmiyet, önem vermemek ise küfür olur, imanı giderir.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kavuştuğunuz bu nimete lâyıksınız”</title>
		<link>https://islamdini.de/kavustugunuz-bu-nimete-layiksiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 23:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kavustugunuz-bu-nimete-layiksiniz/</guid>

					<description><![CDATA[Tasavvuf ehlinin meşhurlarından olan Ebû Tâlib-i Mekkî hazretleri, 386 (m. 996) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Bu zât anlatıyor: Kıyâmet günü, namaz kılanları, derecesine göre Cennete iletirler. Birincilere sorarlar: “Sizin namâzınız nasıldı?” Onlar cevaben; “Biz, ezânı işittiğimizde, hemen abdest almaya kalkardık” derler. Melekler dinler. Ve o kimselere; “Siz, kavuştuğunuz bu nîmete…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kavustugunuz-bu-nimete-layiksiniz/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p>Tasavvuf ehlinin meşhurlarından olan <strong>Ebû Tâlib-i Mekkî</strong> hazretleri, 386 (m. 996) senesinde Bağdâd’da vefât etti.</p>
<p>Bu zât anlatıyor:</p>
<p>Kıyâmet günü, namaz kılanları, derecesine göre Cennete iletirler.</p>
<p>Birincilere sorarlar:</p>
<p>“Sizin namâzınız nasıldı?”</p>
<p>Onlar cevaben;</p>
<p><strong>“Biz, ezânı işittiğimizde, hemen abdest almaya kalkardık” </strong>derler.</p>
<p>Melekler dinler.</p>
<p>Ve o kimselere;</p>
<p><strong>“Siz, kavuştuğunuz bu nîmete lâyıksınız” </strong>derler.</p>
<p>Sonra ikinci grup kimseler gelir.</p>
<p>Bunların yüzleri daha parlaktır.</p>
<p>Melekler onlara da sorar:</p>
<p>“Sizin namâzınız nasıldı?”</p>
<p>Onlar da;</p>
<p><strong>“Biz, namaz vakti girmeden abdestimizi alırdık” </strong>derler.</p>
<p>Melekler;</p>
<p><strong>“Siz de kavuştuğunuz bu nîmete lâyıksınız” </strong>derler.</p>
<p>Sonra üçüncü grup kimseler gelir.</p>
<p>Bunlar, öncekilerden nurludurlar.</p>
<p>Yüzleri parlaktır.</p>
<p>Melekler onlara;</p>
<p>“Sizin namâzınızın husûsiyeti ne idi?” diye sorarlar.</p>
<p>Onlar da cevâben;</p>
<p><strong>“Biz, her vaktin ezânını mescitte dinlerdik” </strong>derler.</p>
<p>Melekler onlara;</p>
<p><strong>“Siz de şu kavuştuğunuz nîmetlere lâyıksınız” </strong>derler.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
