<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Oct 2026 00:14:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Resûlullah&#8217;ın en çok sevdiği kızı</title>
		<link>https://islamdini.de/resulullahin-en-cok-sevdigi-kizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 00:14:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/resulullahin-en-cok-sevdigi-kizi/</guid>

					<description><![CDATA[Hazret-i Fâtıma-tüz Zehrâ (radıyallahü anhâ) Resûlullah&#8217;ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Hadîce-tül Kübrâ&#8217;dan olan dört kızından en çok sevdiğidir. İmâm-ı Hasen ve İmâm-ı Hüseyin (radıyallahü anhümâ) küçük iken hastalanmışlardı. Pederleri Hazret-i Alî ve vâlideleri Fâtıma-tüz-Zehrâ ve hizmetçileri Fıdda, (radıyallahü anhüm), çocuklar iyi olunca üçü de hasta iken adadıkları orucu tuttular.…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/resulullahin-en-cok-sevdigi-kizi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p>Hazret-i<strong> Fâtıma-tüz Zehrâ</strong> (radıyallahü anhâ) Resûlullah&#8217;ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Hadîce-tül Kübrâ&#8217;dan olan dört kızından en çok sevdiğidir.</p>
<p><strong>İmâm-ı Hasen </strong>ve <strong>İmâm-ı Hüseyin </strong>(radıyallahü anhümâ) küçük iken hastalanmışlardı. Pederleri <strong>Hazret-i Alî</strong> ve vâlideleri <strong>Fâtıma-tüz-Zehrâ</strong> ve hizmetçileri <strong>Fıdda</strong>, (radıyallahü anhüm), çocuklar iyi olunca üçü de hasta iken adadıkları orucu tuttular.</p>
<p>İftar zamânı geldi. İftar edeceklerdi.</p>
<p>Kapıya bir yetim gelip;</p>
<p><strong>&#8220;Açım, Allah rızası için biraz ekmek verin&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Kendi yiyeceklerini ona verip, su ile iftâr yaptılar ve ikinci gün orucuna niyet ettiler.</p>
<p>Yine iftâr vakti geldi.</p>
<p>Sofrayı hazırladılar.</p>
<p>Tam yiyeceklerndi.</p>
<p>Kapıya bir fakir gelip;</p>
<p><strong>&#8220;Çok açım. Allah rızası için yiyecek bir şeyler verin&#8221; </strong>dedi. Her biri yiyeceklerini ona verip sevindirdiler ve üçüncü günün orucuna başladılar.</p>
<p>Yine akşam oldu.</p>
<p>Namazlar kılındı.</p>
<p>Sofra hazırlandı.</p>
<p>Tam yiyeceklerdi ki, bu defa da kapıya bir esir gelip yiyecek istedi.</p>
<p>Onu da boş çevirmeyip, yiyeceklerini ona verdiler.</p>
<p>Su ile iftâr ettiler.</p>
<p>Ve bir âyet-i kerime geldi.</p>
<p>Hak teâlâ onları metheyledi.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allahü teâlâya tevekkül etmek farzdır!..</title>
		<link>https://islamdini.de/allahu-tealaya-tevekkul-etmek-farzdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 00:13:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/allahu-tealaya-tevekkul-etmek-farzdir/</guid>

					<description><![CDATA[Kur&#8217;ân-ı kerîmde​ buyuruldu ki: &#8220;Eğer gerçek müminlerseniz, Allahü teâlâya tevekkül ediniz.&#8221; Muhammed Basrî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Basra&#8217;da doğdu. 909 (H.297) senesinde aynı yerde vefât etti. Uzun müddet büyük velî Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî&#8217;nin hizmetinde ve sohbetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip yüksek mânevî derecelere kavuştu. Ondan icazet alarak talebe yetiştirdi. Bu…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allahu-tealaya-tevekkul-etmek-farzdir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Kur&#8217;ân-ı kerîmde​ buyuruldu ki: &#8220;Eğer gerçek müminlerseniz, Allahü teâlâya tevekkül ediniz.&#8221;</strong></p>
<p>Muhammed Basrî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Basra&#8217;da doğdu. 909 (H.297) senesinde aynı yerde vefât etti. Uzun müddet büyük velî Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî&#8217;nin hizmetinde ve sohbetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip yüksek mânevî derecelere kavuştu. Ondan icazet alarak talebe yetiştirdi.</p>
<p>Bu mübarek zat, tevekkül hakkında buyurdu ki: &#8220;Tevekkül, Resûlullah&#8217;ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hâli; kesb, çalışıp kazanmak da, O&#8217;nun sünnetidir. Kim Allah&#8217;a tevekkül ederse, Allahü teâlâ onun kalbini hikmet nûruyla doldurur. Allahü teâlâ her istediğinde ona kâfi gelir, onu sevdiği her şeye kavuşturur. Allahü teâlâ, Talâk sûresi 3. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Kim Allah&#8217;a tevekkül ederse, O, ona kâfidir) buyuruyor. Bunun için Allahü teâlâ her işinde o kimseye kâfidir. Allahü teâlâya tevekkül etmek farzdır. Çünkü Allahü teâlâ, Kur&#8217;ân-ı kerîmde Mâide sûresi 23. âyetinde meâlen; &#8220;Eğer gerçek müminlerseniz, Allahü teâlâya tevekkül ediniz&#8221; buyuruyor.<br /> Sevdiklerinden birisine dostluk yapacağı kimselerle ilgili olarak şöyle nasîhat etti: &#8220;Yalancı kerem sâhibi, riyâkâr huylu olan kimselerle dostluk etmekten kendini uzak tut ve hakîkî dostlar olan Allah adamlarıyla berâber yaşa. Eğer kerem sâhibi gibi görünen kimselerle berâber bulunursan, hakîkî dostlardan uzaklaşır, onlarla ülfet, yakınlık ve muhabbeti kesersin. Eğer riyâkâr, kötü huylu kimselerden usanır, dostluğunu kesersen; helâk olmaktan kurtulur, yüksek makamlara ulaştırılırsın. Bu hâl sende hâsıl olduğu zaman, senin için büyük bir kıymet de hâsıl olur ve sen kıymetlenirsin (çünkü, Allahü teâlânın velî kulları, hakîkî dostlarıyla berâber bulunanlar, bir gün onlardan olurlar.)&#8221;</p>
<p>Bir gün kendisine; &#8220;Velî halk içinde nasıl tanınır? Alâmetleri nelerdir?&#8221; diye sorulunca, evliyânın, Allahü teâlânın dostlarının alâmetlerini şöyle bildirdi:</p>
<p>&#8220;Velî, dilinin çok tatlı olması, ahlâkının güzel olması, özür dileyenlerin özrünü kabûl etmesi, ister iyi ister kötü olsun, bütün mahlûkâta tam bir şefkat ve merhametle, acımasıyla anlaşılır.&#8221;</p>
<p>Sohbetlerinde buyurdu ki: &#8220;Allahü teâlâ bir kimseye iyilik ile muâmele ederse, ondan kerâmetler zuhûr eder.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kalpten riyâ hastalığı, ihlâs; yalan hastalığı ise, doğruluk nûru ile giderilip tedâvî olunur. Kim nefsinin arzu ve isteklerine muhâlefet eder karşı çıkarsa, Allahü teâlâ onu, ünsiyet, dostluk ve muhabbet makâmına kavuşturur.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytanın işi, imanlı ve ibadet yapanlarladır!</title>
		<link>https://islamdini.de/seytanin-isi-imanli-ve-ibadet-yapanlarladir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demirbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 00:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/seytanin-isi-imanli-ve-ibadet-yapanlarladir/</guid>

					<description><![CDATA[Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu. Ne kadar düşündü ise sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu!.. Bir gün Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe’deyken, Müslümanların yanı sıra bir de Yahudi geldi. (O zamanlar Kâbe’ye Yahudilerle müşrikler de geliyorlardı.) Müminlerden biri Peygamber Efendimize; -Ya Resulallah! Şeytan bana namazda çok vesvese veriyor,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/seytanin-isi-imanli-ve-ibadet-yapanlarladir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu. Ne kadar düşündü ise sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu!..</strong></p>
<p>Bir gün Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe’deyken, Müslümanların yanı sıra bir de Yahudi geldi. (O zamanlar Kâbe’ye Yahudilerle müşrikler de geliyorlardı.) Müminlerden biri Peygamber Efendimize; </p>
<p>-Ya Resulallah! Şeytan bana namazda çok vesvese veriyor, ne yapmam gerekir? diye sordu.</p>
<p>Yahudi hemen ileri atılıp kibirli bir eda ile şöyle dedi:</p>
<p>-Bizim dinimizde vesvese yok, şeytan bize vesvese vermez!..</p>
<p>Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz;</p>
<p><strong>-Ya Ali, bunun cevabını sen ver!</strong> buyurdular.</p>
<p>Hazret-i Ali de şu cevabı verdi:</p>
<p><strong>-Ya Resulallah, boş eve hırsız girmez!</strong></p>
<p>Evet, meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytanın işi de imanlı olanlarla ve ibadet yapanlarladır.</p>
<p> ***</p>
<p>Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu. Ne kadar düşündü ise günlerce aramasına rağmen parayı sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu. &#8220;Benim bu derdime bir çare bulursa o bulur&#8221; diyerek doğru İmam-ı a&#8217;zam hazretlerinin huzuruna gitti.</p>
<p>İmam-ı a&#8217;zam, adamın meramını dinledikten sonra dedi ki:<br /><strong>-Bu senin meselen fıkıhla ilgili değil ama, yine de sana bir yol göstereyim: Sen şimdi git bu gece sabaha kadar namaz kıl! Ümit ediyorum ki, paranı koyduğun yeri hatırlarsın!..</strong><br />Adam bu cevabı aldıktan sonra gitti. Güzelce bir abdest aldı. O gece sabaha kadar ibadet edecekti. Namaz kılmaya başladı&#8230; Daha gecenin yarısı bile olmadan parayı sakladığı yeri hatırladı. Hemen namazı bıraktı, gidip parayı koyduğu yerden alıp uyudu&#8230;</p>
<p> ***<br />Sabah olunca İmam-ı a&#8217;zam hazretlerine gidip; </p>
<p>-Allahü teala senden razı olsun ey İmam! Bu derdime de çare buldun. Daha gecenin yarısında parayı koyduğum yeri hatırladım ve gidip aldım. Sonra da yattım, deyince, Hazret-i İmam;</p>
<p><strong>-Keşke sabaha kadar ibadete devam etseydin. Çünkü şeytan senin sabaha kadar ibadet etmene tahammül edemediği için daha gecenin yarısında sana hatırlatmış. Ben zaten sana bu maksatla &#8220;gece boyunca namaz kıl&#8221; demiştim. Sabaha kadar da şükür namazı kılsaydın ne iyi ederdin. Ancak sen parayı bulunca namazı bıraktın,</strong> dedi.</p>
<p><strong>Ahmet Demirbaş&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıyametin kopması, mahşer haktır</title>
		<link>https://islamdini.de/kiyametin-kopmasi-mahser-haktir-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 00:02:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kiyametin-kopmasi-mahser-haktir-3/</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed aleyhisselamın kıyametten haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur. Sual: Peygamber Efendimizin, kıyametten, mahşerden, kabir azabından verdiği haberlerin hepsi doğru mudur? Cevap: Muhammed aleyhisselamın kıyametten haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur. Kabir azabı, kabrin ölüyü sıkması, kabirde Münker ve Nekir denilen iki meleğin sual sorması, kıyamette her şeyin yok olacağı, göklerin yarılacağı,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kiyametin-kopmasi-mahser-haktir-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Muhammed aleyhisselamın kıyametten haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur.</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Peygamber Efendimizin, kıyametten, mahşerden, kabir azabından verdiği haberlerin hepsi doğru mudur?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Muhammed aleyhisselamın kıyametten haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur. Kabir azabı, kabrin ölüyü sıkması, kabirde Münker ve Nekir denilen iki meleğin sual sorması, kıyamette her şeyin yok olacağı, göklerin yarılacağı, yıldızların yollarından çıkıp dağılacakları, yeryüzünün, dağların parçalanması ve herkesin mezardan çıkması, mahşer yerine toplanması, yani ruhların cesetlere gelmesi, kıyamet gününün zelzelesi, o günün dehşeti, korkusu ve kıyamette sual ve hesap ve dünyada yapılmış olan şeylere orada, ellerin, ayakların ve her azanın, organın şehadet etmesi ve iyilik ve kötülük defterlerinin uçarak sağ veya sol taraftan verilmesi ve iyiliklerin ve günahların, oraya mahsus bir terazide tartılması haktır, doğrudur. Orada sevabı ağır gelen, Cehennemden kurtulacak, az gelen, ziyan, zarar edecektir. Oradaki terazi, bilinmeyen bir terazi olup, ağır ve hafif gelmesi dünya terazisinin aksinedir. Yukarı çıkan kefe ağırdır, aşağı inen hafiftir. Orada yer çekimi kuvveti yoktur.</p>
<p><i><strong>Sual: Kur’ân-ı kerimde bildirilen, anlatılan ilimler, bilgiler ana hatları ile ne ile ilgilidir?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda Mevdû&#8217;ât-ül-ulûmda deniyor ki:</p>
<p>“Kur’ân-ı kerimdeki bilgiler üç kısımdır: Birincisini hiçbir kuluna bildirmemiştir. Kendisini, isimlerini ve sıfatlarını kendinden başka kimse bilemez. İkinci kısım bilgileri, yalnız Muhammed aleyhisselama bildirmiştir. Bu yüce Peygamberden ve Onun vârisi olan râsih âlimlerden başka kimse bunları anlayamaz. Müteşâbih âyetler böyledir. Üçüncü kısım bilgileri, Peygamberine bildirmiş ve ümmetine öğretmesini emir buyurmuştur. Bu ilimler de ikiye ayrılır: Birinciler, geçmiş insanların hâllerini bildiren kısas ve dünyada, ahirette yaratmış olduğu ve yaratacağı şeyleri bildiren haberler ahbârdır. Bunlar, ancak Resulullah Efendimizin bildirmesi ile anlaşılır. Akıl ile, tecrübe ile anlaşılamaz. Üçüncü kısım bilgilerin ikincileri, akıl, tecrübe ve Arabi ilimler ile anlaşılabilir. Kur’ân-ı kerimden ahkâm, hüküm çıkarmak ve fen bilgilerini anlamak böyledir.”</p>
<p>Kur’ân-ı kerimin manasını anlamak isteyen, din âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemekte, içmekte bidat olur mu?</title>
		<link>https://islamdini.de/yemekte-icmekte-bidat-olur-mu-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:08:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/yemekte-icmekte-bidat-olur-mu-7/</guid>

					<description><![CDATA[İbadet olarak yapılan yenilikler, reformlar, amelde bidat olup büyük günahtır. Sual: Yemede, içmede, giyinmede, ulaşım vasıtalarında ve ev işlerinde de bidat olur mu? Cevap: Konu ile alakalı olarak Hadîka-tün-nediyye kitabında deniyor ki: “Bidat, dinden olmayan, ibadet olmayan, âdet olan bir şey ise, dinimiz bunu reddetmez. Yemekte, içmekte, elbisede, seyrüsefer, ulaşım…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/yemekte-icmekte-bidat-olur-mu-7/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>İbadet olarak yapılan yenilikler, reformlar, amelde bidat olup büyük günahtır.</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Yemede, içmede, giyinmede, ulaşım vasıtalarında ve ev işlerinde de bidat olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Hadîka-tün-nediyye kitabında deniyor ki:</p>
<p>“Bidat, dinden olmayan, ibadet olmayan, âdet olan bir şey ise, dinimiz bunu reddetmez. Yemekte, içmekte, elbisede, seyrüsefer, ulaşım vasıtalarında ve bina, mesken, ev işlerinde ibadet yapmak, yani Allahü teâlâya tekarrüb, yakınlık niyet etmeyip, yalnız dünya işi düşünülürse, bunlar bir ibadeti yapmaya mâni olmadıkça veya bir haramı işlemeye sebep olmadıkça, bidat olmazlar. Dinimiz bunları menetmez.”</p>
<p>Bidat üç türlüdür:</p>
<p>1-İslamiyetin küfür alameti dediği şeyleri zaruret olmadan kullanmak, en kötü bidattir. Kâfirlere hile olarak kullanmanın caiz olur denildiği Berîkada yazılıdır.</p>
<p>2-Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan inanışlar da kötü bidattir.</p>
<p>3-İbadet olarak yapılan yenilikler, reformlar, amelde bidat olup büyük günahtır. Âlimler, ameldeki, ibadetteki bidatleri ikiye ayırmışlar, hasene ve seyyie demişlerdir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri âlimlerin hasene dedikleri bidatlere bidat dememiş, sünnet-i hasene demiştir. Bidat-i seyyie dediklerine bidat demiş, bunları çok kötülemişdir. Vehhâbîler ise, hasene denilen, beğenilen bidatlere de, seyyie demiş, bunları yapanlara kâfir, müşrik demişlerdir!</p>
<p><i><strong>Sual: Gasbedilmiş, çalınmış veya izinsiz olarak alınmış mal ve para ile ticaret yapmak, dinimizce uygun olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Hadîkada deniyor ki:</p>
<p>“Başkasının malını ondan izinsiz olarak, zorla almaya, gasbetmek denir. Gasp, haram olduğu gibi, gasbedilen malı kullanmak da haramdır. Başkasının malını izinsiz alıp, kullanıp, sonra geri vermek, malda ayıp ve kusur hasıl olmasa bile, haram olur. Kendisine emanet bırakılan veya gasbettiği malı, parayı ticarette yahut başka yerde kullanıp da, bundan kazanç sağlamak caiz değildir. Kazandığı şey haram olur. Bunu fakire sadaka vermesi lazım olur. Birinin malını, parasını şaka olarak da alıp saklamak haramdır. Çünkü böylece, başkasını üzmüş oluyor. Başkasına eziyet vermek de haramdır.”</p>
<p><i><strong>Sual: Anadolu&#8217;nun bazı yerlerinde tezek yakılıyor. Bu tezeklerin külleri necis olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Necaset yanınca, külü temiz olur. Tezek yakarak ısıtılan fırında, ekmek pişirilir.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dînimi öğrenmek istiyorum&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/dinimi-ogrenmek-istiyorum-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/dinimi-ogrenmek-istiyorum-4/</guid>

					<description><![CDATA[İmâm-ı Ebû Yûsüf hazretleri şöyle anlatıyor: -Ben çocukken babam âniden öldü! Annem de beni aldı, bir terziye götürdü&#8230; Ve kendisine; “Bu çocuğa terzilik mesleğini öğretir misiniz” diye ricâ etti. Usta, anneme; “Olur, öğretirim” dedi&#8230; O gün çalışmaya başladım. Ancak ben; “Bu terzilik neyime gerek, ben önce dînimi öğrenmeliyim” diyordum. Bıraktım…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/dinimi-ogrenmek-istiyorum-4/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>İmâm-ı Ebû Yûsüf</strong> hazretleri şöyle anlatıyor:</p>
<p>-Ben çocukken babam âniden öldü!</p>
<p>Annem de beni aldı, bir terziye götürdü&#8230;</p>
<p>Ve kendisine; “Bu çocuğa terzilik mesleğini öğretir misiniz” diye ricâ etti.</p>
<p>Usta, anneme; <strong>“Olur, öğretirim”</strong> dedi&#8230;</p>
<p>O gün çalışmaya başladım.</p>
<p>Ancak ben; <strong>“Bu terzilik neyime gerek, ben önce dînimi öğrenmeliyim”</strong> diyordum.</p>
<p>Bıraktım terziliği.</p>
<p>Doğruca İmâm-ı âzam hazretlerinin huzûruna girip; <strong>“Ben dînimi öğrenmek istiyorum, siz öğretir misiniz?” </strong>diye arz ettim.</p>
<p>Kabûl buyurdu. Girdim hizmetine.</p>
<p>Annem bunu öğrenince medreseye geldi ve Hazret-i İmâmın huzûruna çıkıp; “Bu çocuk yetîmdir. Burada ne yer, ne yapar, ne öğrenir?” deyiverdi.</p>
<p>Çok huzûrsuzdu.</p>
<p>Hazret-i İmâm; <strong>“O, burada tereyağı, fıstık ve bâdem yiyor ve bunların nasıl yeneceğini öğreniyor”</strong> buyurdu.</p>
<p>Annem geri gitti&#8230;</p>
<p>Aradan uzun yıllar geçti&#8230;</p>
<p>Ben Bağdat&#8217;ta kadı oldum.</p>
<p>Bir gün Halîfe Hârun Reşid&#8217;le birlikte yemek yiyorduk. Sofraya, <strong>tereyağı, fıstık</strong> ve <strong>bâdem</strong> gelince, ben gülümsedim.</p>
<p>Halîfe sebebini sordu. Hâdiseyi anlatınca;</p>
<p><strong>“Gerçekten ne kâmil bir zâtmış. Yıllar sonrasını görüp haber vermiş”</strong> dedi.</p>
<p>Birer “Fâtiha” okuyup, gönderdik mübârek rûhuna.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Doktor ve ilâç bulmak takdîre bağlıdır&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/doktor-ve-ilac-bulmak-takdire-baglidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:05:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/doktor-ve-ilac-bulmak-takdire-baglidir/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Allahü teâlâ, takdîrine göre sebepleri yaratmaktadır. Bir yeri kesilen insan, eceli gelmedi ise ölmez.&#8221; İbrâhim bin Mûsâ el-Ebnâsî hazretleri evliyânın büyüklerinden olup Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. 1325 (H. 725) senesinde Mısır&#8217;da Ebnâs köyünde doğdu. 1400 (H.802) senesinde hacdan dönerken yolda vefât etti. Mısır&#8217;daki Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerinden olan Veliyyüddîn…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/doktor-ve-ilac-bulmak-takdire-baglidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Allahü teâlâ, takdîrine göre sebepleri yaratmaktadır. Bir yeri kesilen insan, eceli gelmedi ise ölmez.&#8221;</strong></p>
<p>İbrâhim bin Mûsâ el-Ebnâsî hazretleri evliyânın büyüklerinden olup Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. 1325 (H. 725) senesinde Mısır&#8217;da Ebnâs köyünde doğdu. 1400 (H.802) senesinde hacdan dönerken yolda vefât etti. Mısır&#8217;daki Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerinden olan Veliyyüddîn el-Menfelûtî ve Esnevî&#8217;den fıkıh okudu. İlim tahsîlini tamamladıktan sonra ders vermeye başladı. Bir dersinde şunları anlattı:</p>
<p>(Doktor bulmak ve ilâç bulmak da, takdîre bağlıdır. Allahü teâlâ, takdîrine göre sebepleri yaratmaktadır. Çok eskiden bilindiği gibi, bir yeri kesilen insanın eceli gelmedi ise, damarı bağlanır, ilâç verilir, ölmez. Eceli gelmiş ise, damarı bağlayacak biri bulunamaz, kanı akar, mikrop kapar, ölür. Yürek adalesi bozuk olan ağır hastaya, ölmek üzere olan bir başkasının sağlam yüreği takılıp takılmaması da, ecelin gelip gelmemesine bağlıdır. Kalbin değiştirilmesi de hastayı muhakkak iyi yapmıyor, çoklarının ölmesine sebep olmaktadır.</p>
<p>Kıyâmette herkes, öldüğü zamandaki şekli, boyu ve organları ile mezardan kalkacaktır. Herkesin kuyruk sokumu kemiği değişmeyecek, başka âzâ, organlar, bu kemik üzerine yeniden yaratılacak, rûhlar bu yeni bedenlerini bulup, tealluk edeceklerdir. Rûhların bu başka bedenlere tealluk etmeleri, tenasüh değildir, insanın bedeni, organları dünyâda da değişiyor. Kırk yaşındaki insanın eti, yağı, derisi, kemikleri başkadır. Çocukluğunda bulunanlar başkadır. Fakat o, hep aynı insandır. Çünkü insan, rûh demektir. Beden değişiyor ise de, rûh değişmez, insanın parmak izi de hiç değişmez.</p>
<p>Hiçbir insanın parmak izi, başkasının parmak izine benzemez. Bir insanın parmak uçlarındaki çizgilerin şekli, doğmadan önce, rûh bedene tealluk ettiği sıralarda teşekkül eder. İnsan ölüp çürüyünceye kadar hiç değişmez. Beş bin yıllık mumyalarda aynen kaldıkları görülmüştür. Parmak ucundaki çizgilerden her biri, yan yana dizilmiş deliklerden meydana gelmiştir. Her delikcikten, ter sızmaktadır, insan bir şeyi tutunca, sızan ter, o şey üzerinde çizgilerin şekli gibi yapışıp kalır. Teri boyayan bir ilâç sürünce, o kimsenin parmak izi, o şey üzerinde görünür.</p>
<p>Büyük âlim, İmâm-ı Muhammed Gazâlî, Fârisî “Kimyâ-i sa’âdet” kitabının sekseninci sayfasında diyor ki: “Bir insanın çeşitli yaşlarındaki bedenleri başka başka oldukları gibi, aynı boy ve şekilde, fakat başka zerrelerden yapılmış bir bedenle kabirden kalkacaktır.”)</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bu küp, ancak aşk ateşiyle taşınabilir!&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/bu-kup-ancak-ask-atesiyle-tasinabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demirbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:01:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/bu-kup-ancak-ask-atesiyle-tasinabilir/</guid>

					<description><![CDATA[Sofu Baba&#8217;nın Van&#8217;dan Seyyid Fehîm hazretleri için getirdiği küp hâlâ Arvas&#8217;taki medresede bulunmakta ve görenleri hayrete düşürmektedir… Sofu Baba Van evliyâsındandır. Asıl ismi Mustafa Efendidir. “Sofu Baba” adıyla meşhûrdur havalide…. Mustafa Efendi gençliğinde evliyânın büyüklerinden Seyyid Fehîm-i Arvâsî hazretlerini tanımakla şereflendi ve o mübarek zat Van&#8217;da kaldığı müddetçe yanından hiç…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bu-kup-ancak-ask-atesiyle-tasinabilir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Sofu Baba&#8217;nın Van&#8217;dan Seyyid Fehîm hazretleri için getirdiği küp hâlâ Arvas&#8217;taki medresede bulunmakta ve görenleri hayrete düşürmektedir…</strong></p>
<p>Sofu Baba Van evliyâsındandır. Asıl ismi Mustafa Efendidir. “Sofu Baba” adıyla meşhûrdur havalide….</p>
<p>Mustafa Efendi gençliğinde evliyânın büyüklerinden Seyyid Fehîm-i Arvâsî hazretlerini tanımakla şereflendi ve o mübarek zat Van&#8217;da kaldığı müddetçe yanından hiç ayrılmadı… Seyyid Fehîm hazretlerinin Van&#8217;dan ayrılmasından sonra Mustafa Efendi onun hasret ateşiyle sararıp soldu. Bir kış günü annesinin hazırladığı heybesini sırtlayarak Arvas yollarına düştü… Hediye olarak da o günlerde Van&#8217;da büyük ihtiyaç duyulan bir küp kandil yağı aldı. Hocası buna çok sevinecekti&#8230;</p>
<p> ***</p>
<p>Soğuk dondururken, etrafta aç kurtlar dolaşırken dağ dere demeyip gece gündüz yoluna devâm etti. Bitkin bir hâldeyken dağın tepesinde karşısına nur yüzlü bir zat çıktı ve;</p>
<p><strong>-Oğlum! Aç isen sıcak yemek vereyim. Nereye gidiyorsan ben götüreyim,</strong> dedi. Genç âşık onunla oturup konuşmadı. Yoluna devâm etti…</p>
<p> ***</p>
<p>Akşam olmuş, Arvas Câmii&#8217;nde ezân okunmuştu. Seyyid Fehîm hazretleri mihrâba geçmeyip biraz durdu. Talebeleri ve cemâat;</p>
<p>&#8220;Bunda bir hikmet vardır&#8221; düşüncesindeyken Seyyid Fehîm hazretleri;</p>
<p><strong>-Bir yolcumuz geliyor. Nerede ise donacak,</strong> buyurdu. Hakîkaten biraz sonra kapıdan içeri Sofu Mustafa Efendi girdi. Görüntüsü bir kardan adamı andırıyordu. Hemen sobanın ateşini çoğalttılar&#8230;</p>
<p>Genç âşık kendine gelince hocasının o mübârek ellerini muhabbet ve eşsiz aşkı ile defalarca öptü, ağladı; ağladı öptü&#8230;</p>
<p>Seyyid Fehîm hazretleri bu âşık talebesine;</p>
<p><strong>-Yolda karşına çıkıp, sana yardım etmek isteyen hazreti Hızır&#8217;dı. Niçin yardımını istemedin?</strong> diye sordu.</p>
<p>Genç Mustafa;</p>
<p>-Efendim! Onu tanıdım ancak, o anda sizinle öyle bir huzura ermiştim ki, Hızır aleyhisselâmla konuşmakta bir fayda görmedim. Ben ona güvenerek değil, aşkınıza tutunarak geliyordum. Her adımda size biraz daha yaklaşıyor ve himmetinizi her zerremde hissediyordum. Zaten siz de beni bana bırakmıyordunuz ki, dedi&#8230;</p>
<p>Sohbetten sonra namaza durdular&#8230;</p>
<p>Sofu Baba&#8217;nın o târihte Van&#8217;dan getirdiği küp hâlâ Arvas&#8217;taki medresede bulunmakta ve görenlere &#8220;Bu küp içindeki yağıyla ancak aşk ateşiyle taşınabilir&#8221; dedirtmektedir&#8230;</p>
<p><strong>Ahmet Demirbaş&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hayat hayaldir&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/hayat-hayaldir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/hayat-hayaldir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Konya&#8217;da yetişen velîlerin büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, ortanca oğlu Sultân Veled’e; &#8220;Ey oğlum! Benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. Kalbim; Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. Bu bilgilerin hepsini sana öğretmekle vazîfeliyim” buyurdu. Bir gün geçti&#8230; Mescide geldi. Ve cemaate; &#8220;Oğlum Sultân Veled, çok tâlihli…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/hayat-hayaldir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p>Konya&#8217;da yetişen velîlerin büyüklerinden <strong>Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî</strong> hazretleri, ortanca oğlu Sultân Veled’e;</p>
<p><strong>&#8220;Ey oğlum! Benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. Kalbim; Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. Bu bilgilerin hepsini sana öğretmekle vazîfeliyim”</strong> buyurdu.</p>
<p>Bir gün geçti&#8230;</p>
<p>Mescide geldi.</p>
<p>Ve cemaate;</p>
<p><strong>&#8220;Oğlum Sultân Veled, çok tâlihli ve bahtiyâr biridir. Ömrünün, hep rahat ve huzûr içinde geçeceğini ümit ederim”</strong> buyurdu.</p>
<p>Öyle de oldu&#8230;</p>
<p>Huzûrlu yaşadı.</p>
<p>Sultân Veled, bir gün babası Hazret-i Mevlânâ&#8217;ya, halvete girmek, yâni inzivâya çekilerek ibâdet etmek istediğini arz etti.</p>
<p>Babası dinledi.</p>
<p>Ve kendisine;</p>
<p><strong>&#8220;Benim çektiğim riyâzet ve mücâhedeler hep sizin içindir. Siz zahmet çekmeyin”</strong> buyurdu</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bu büyük velî, bir gence;</p>
<p>“Hayat, hayaldir. Nasıl yaşarsak öyle ölürüz. Dün öldü, yarın doğmadı, o hâlde bugünü değerlendir” dedi.</p>
<p>Ve ardından;</p>
<p>“Yoksa, <strong>(Sonra yaparım diyenler helâk oldu)</strong> hadîs-i şerîfine dâhil olursun” buyurdu.</p>
<p>Delikanlı sordu:</p>
<p>“Hocam! Ben, her şeye kızıyorum ne yapayım?”</p>
<p>Büyük velî;</p>
<p><strong>“Sık sık ölümü düşün! O zaman kızmazsın” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İlmin çok dereceleri vardır ve sonu yoktur&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/ilmin-cok-dereceleri-vardir-ve-sonu-yoktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/ilmin-cok-dereceleri-vardir-ve-sonu-yoktur/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kulun ilmi arttıkça, ilim talebi, daha çok öğrenmek arzu ve ihtiyâcı da artar.&#8221; Dizdarzâde Ahmed Efendi Osmanlılar devrinde yaşamış evliyânın büyüklerindendir. Karaman&#8217;da doğup yetişti. İlk tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek medrese tahsili yaptı. Sonra Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin talebeleri arasına girdi ve hocasından hilâfet aldı. İzmir&#8217;e, sonra Edirne&#8217;ye gidip talebe…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/ilmin-cok-dereceleri-vardir-ve-sonu-yoktur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Kulun ilmi arttıkça, ilim talebi, daha çok öğrenmek arzu ve ihtiyâcı da artar.&#8221;</strong></p>
<p>Dizdarzâde Ahmed Efendi Osmanlılar devrinde yaşamış evliyânın büyüklerindendir. Karaman&#8217;da doğup yetişti. İlk tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek medrese tahsili yaptı. Sonra Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin talebeleri arasına girdi ve hocasından hilâfet aldı. İzmir&#8217;e, sonra Edirne&#8217;ye gidip talebe yetiştirdi. 1623 yılında orada vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Kulun ilmi arttıkça, ilim talebi, daha çok öğrenmek arzu ve ihtiyâcı da artar. Himmeti de yükselir. Çünkü kişi, cehâlet hâlinde, sâdece ilim öğrenmeyi, daha çok ilim sâhibi olmayı ister ve buna kendisini çok muhtaç hisseder. İlmin çok dereceleri vardır. Onun sonu yoktur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Âlimler, zâhirî ve bâtınî âlimler olarak ikiye ayrılır. Zâhirî âlim; ilmi arttıkça, zuhûru, ortaya çıkması, tanınması artan kimsedir. Fakat bâtınî âlim bunun zıddıdır. O gizlidir. Mânâlar âleminde ilerledikçe, kendisi, kendisini ve ilmini anlamaktan, idrâk etmekten âciz kalır. İlmi de kendisi ile birlikte gizlidir. Zâhirde, görünüşte onun ilminin ve kendi hâlinin bir belirtisi olmaz. Ancak ehli olanlar tarafından tanınabilirler.&#8221;</p>
<p>&#8220;İnsanlar iki kısımdır. Birinci kısım, dünyâ ile uğraşanlar olup, onu îmâr etmeye çalışır. Onun yolunun esâsı dünyâ ile uğraşmaktır. İkinci kısım insanlar ise, mânâ âlemi ile, mânevî işlerle uğraşan kimseler olup, bunlar, matlûba (Allahü teâlâya) kavuşmak, O&#8217;nu istemek arzusuyla yanarlar. Bütün gayretleri bunun içindir.&#8221; &#8220;Kalbin tam bir ihlâs ile (Lâ ilâhe illallah) (Allahü teâlâdan başka hiçbir ilâh yoktur) diyerek bir defâ Allahü teâlâya yönelmesi, Allahü teâlâdan gâfil olarak yapılan yer dolusu ibâdetten hayırlıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Mümin kulların kalpleri, evliyânın kalblerinin gölgeleri altındadır. Evliyânın kalpleri, enbiyânın kalplerinin gölgesi altındadır. Enbiyânın kalpleri de, Allahü teâlânın inâyet ve yardım nûrları altındadır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Gönül kapılarının açılmasında elde edilebilecek en büyük nasip, gaflet hâlinden kurtulabilmektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir kimse, sâhibi olan Allahü teâlâyı bırakır, O&#8217;ndan başka birine kalp gözünü çevirip, ona bakar ve ona gönül verirse, başına şu üç şey gelir: 1. Kalbinde, ilâhî nûrları müşâhede etmesine, hakkı ve hakîkati görmesine mâni olan perde hâsıl olur. 2. Kalbini hangi sebeple mahlûklara kaptırdığına dâir hesâba çekilir. 3. Allahü teâlâdan başka bir şeye gönül verdiği ve niyeti bozuk olduğu için azap görür.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
