Gülüşü gözlere şifa…

Gülüşü gözlere şifa…




Tarih boyu nice insan bu dünyada kelam etmiş, kendini dinletmiş. Peki, söylenen her söz kıymet arz eder mi, insanlığı iyiliğe taşır mı? Sözün kıymeti ve kıymetinin ölçüsü kaynağının Allahü teâlâdan ve onun şerefli peygamberlerinden olmasındandır. İşte böyle güzel sözlerin şu ahir zaman fitnesinin yaşandığı çağda bir söyleyeni vardı. Gülüşü gözlere şifa, sözleri mühürlü kalplere deva biriydi. Ağzından çıkacak her kelimesi; sevdikleri için çöllerde susuzluk çekenlerin suya kavuşmayı beklemesi gibi ab-ı hayat gibi değerli biriydi. Ahlak bahçesinin hem gülü hem bülbülüydü o. İşte o güzel insan, kalbinde cevher olanların Enver Abisiydi…

Yaşı küçük, yüreği büyük Enver Abimiz, Kuleli Askerî Mektepte zamanın güneşinin ışıklarını kalbine öyle bir aldı ki karanlığı aydınlatan ay gibi uçuruma düşmek istemeyenlerin önünü aydınlattı. Biliyoruz ki Allah dostlarının ruhları sevildikleri ve anıldıkları müddetçe ananlarla birliktedir. Onları memnun edecek olan elbette Peygamber Efendimizin (aleyhisselam) ışığını hiçbir bidate fırsat vermeden bu âlemde yansıtmaktır. Enver Abimizi de en güzel şekilde anmak, bu noktadaki gayret ve mücadeleyledir. Biz onlardan böyle duyduk. Her sözleri bir ölçü oldu. Allahü teâlâ onların ukbadaki derecesini yüksek eylesin, bizleri de Ehl-i sünnet yolunda sabit kılıp ahirette de beraber olmakla şereflendirsin.

Enver Abiler bir gün şöyle naklettiler: “Mübarek Hocam (Hüseyin Hilmi Işık Efendi) kaç sohbetinde hep buyuruyorlar ki; Hayırlı iş çileli iştir. Hayırlı işin sıkıntısı çok olur. Neden? Çünkü herkes bu tarafa gelirken siz diğer tarafa gideceksiniz, tam zıt. Tam zıt istikamette gideceksiniz. İnsanların çoğu nefislerinin peşinde koştuğu için siz de bunun aksi istikametini anlatacaksınız. Aksi istikâmetine göndereceksiniz. Şüphesiz ki muhalefet ile çok karşılaşacaksınız. Ama unutmayın ülfet külfet mukabilidir. Bir hizmet, bir kişi ne kadar çok muhalefet ile karşılaşırsa, ne kadar çok muhalifleri olursa onun da sevabı ve ecri o kadar çok olur…”

           Fatih Toprak (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)

 

 

ŞİİR

 

                    Buyurdular ki…

 

Hakk’ın yardımı, dua ve himmetle hizmetler;

Büyüklerin ve Rabbin yoluyladır nimetler.

 

”Bizim bu işte vardır payımız!” eğer dersek;

Feyz, bereket kesilir, biz ”ileri” gidersek.

 

Hizmet sürsün istersek, geçim ehli olmalı,

Hizmetler büyüdükçe kendimiz ufalmalı.

 

                             ***

Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri

Ki, Resulü Ekrem’e varır saadetleri.

 

Bir gün sohbetlerinde der Hilmi Efendi’ye

Ki, o da talebesidir, “Dinler bizi” diye:

 

”Beni dinlemiyorlar, hâlbuki dinleseler,

”Nasıl rahat ederler, ah, şunu bir bilseler!

 

”Ama sen, söz dinlersin, söze uyarsın Hilmi!

”Efendisin, sözüne de sadıksın değil mi?”

 

                                 ***

Yine bir gün, Hocamız buyurdular: “Enver Bey!

“İşte o iltifatta gizliydi şu güzel şey:

 

“Arkadaşlarla ettim istişare, sormuştum,

“Bir gazete çıkarmak fikrimi duyurmuştum.

 

“Ne dersiniz?” sözüme herkes imkânsız, dedi,

“Çekinerek, korkarak, çıkaramayız!” dedi.

 

Bu hizmetler “Pekiyi!” demenin bereketi;

Tereddütsüz söylenen “Hamd olsun’un” nimeti.

                                                     Rıdvan Üzel

 

 

 

ENTERESAN BİLGİLER

 

SORGUÇ: Bazı kuşların başlarında bulunan uzun tüylere verilen isimdir. İnsanlar yüzyıllardan beri, belirli süsler kullanmışlar, diğerlerinden ayrılmada bunlardan istifade etmişlerdir. Değişik bölgelerde çeşitli kültürler arasında yetişmiş insanlar, başlarına kudret ve yiğitliğin, kahramanlığın sembolü olarak hayvan tüyleri takmışlardır. Bunlar rastgele olmayıp belli usul ve kurallardan sonra takılmıştır. Türk kültür tarihinde tüyler; usta atıcılık, itibar gibi özellikleri belirtecek şekilde kullanıldı. Göktürk ve Uygurlar zamanlarında kuşkanatları miğferlerin uçlarına takılırdı. Tepesi tüylü miğferlerinse Moğollarla birlikte Avrupa’ya gittiği tahmin edilmektedir. Selçuk ve Memlûklerde de kullanılan tüylerin ifade ettiği genel anlam, bir atışta uçan kuşu vurabilecek nitelikte avcı olunduğunun gösterilmesiydi. Osmanlı Devleti’nde sultanların, askerî erkânın, yararlık gösteren askerlerin sorguç adı verilen bu tüyleri hangi tarihten beri kullandıkları kesin olarak bilinmiyor.