“Her karşılaştığımız şey o günün imtihanıdır İbrahim”

“Her karşılaştığımız şey o günün imtihanıdır İbrahim”




Hocasının ak kefenle ak tabuta konması ona “mevt-i ebyaz/beyaz ölüm” hakikatini hatırlattı.

 

 

              MEVT-İ EBYAZ

Pek tuhaf ve ne acıklı bir durumdu! Tek başına geldiği Tillo’da hocasına kavuşmuş, işleri yoluna koymuşken birden kaybetmenin ağır üzüntüsü içindeydi Molla İbrahim. Geçen huzur ve saadet dolu senelerin yerinde şimdi yeller esiyordu. Şuursuzca kanatlanmış kara karga sürüleri, kara haber götürüyorlarmış gibi üzerlerinden uçarken çıkardıkları sesler, hüznünü iyice artırıyordu. Dergâhtakiler, medresedeki talebeler, komutanları öldürülmüş, başıboş bölük gibi öylesine meyus, çaresiz dolaşıyorlardı. Cenaze hareket ettiği vakit hıçkırıklara boğuldular, hepsi de perişandı. Yakıcı, acı verici ağır tevekkülün taş kesilmiş sessizliğiyle susmaya zorluyorlardı kendilerini. Hava pek sıcak olmasına rağmen, kimse terlemiyordu. Açık kapıların önüne yığılmış kadınların ince, sessiz ağlamalarından başka bir şey duyulmuyordu.

İbrahim Hakkı; yaş dolu gözlerle ömrünün büyük bir bölümünü geçirdiği, nice hatıraların yaşandığı dergâhlarına baktı. Sanki minaresi yıkılmış, harap olmuş, kapısına kalın kilitler asılmış gibiydi. Bıraktığı köyü, ailesi, çok uzaklarda, ta ufkun nihayetindeki başka ufukların ötesinde mor sislerin içindeydi. Şimdi ilmin, edebin sustuğu bu öksüz yurtta yapayalnız kalmanın tarifsiz acılarını çekiyordu. Her şeyi unutmak, insanları yeniden toparlamak gibi büyük vazife ve mesuliyet bırakılmıştı üzerine. Hocası; ona nasıl ki en dar günlerinde imdadına yetişmiş, yardım etmiştiyse, o da şimdi aynı hassasiyetle onun emanetlerine sahip çıkmalıydı. Hepten koyuverirse vebalde kalabilirdi. Şimdi dik durmanın vaktiydi.

İsmail Fakirullah hazretleri bir gün baş başa kaldıklarında; “dünya hayatında insanın kendisiyle kavgalı oluşuna, isteklerine karşı koyması hâline ‘mevt-i ahmer’/kırmızı ölüm denir İbrahim. Çile çekerek hayat sürmesine ‘mevt-i ahzar’/yeşil ölüm, açlık çekerek yaşamaya ‘mevt-i ebyaz’/ak ölüm ve halkın eziyetine, sıkıntılarına katlanarak yaşamaya da ‘mevt-i esved’/kara ölüm denir. Mürşid-i kâmiller talebelerini biriyle veya birkaçıyla terbiye edebilirler. Buna sakın şaşırmayın! Her karşılaştığımız şey İbrahim, o günün imtihanıdır…”

Muhterem hocasının ak kefenler içine uzatılıp ak tabuta konması ona “mevt-i ebyaz/beyaz ölüm” hakikatini hatırlattı. “Mübarek, fakirler gibi yaşadı. Belki de Fakirullah denmesindeki hikmet de burada saklı. Bütün artırdıklarını talebelerine dağıttı. Hiçbir şeyi yarı bırakmadı, borçlarını ödedi, tertemiz hazırlanıp elimizden uçtu âdeta. Onun için beyazlar içinde o tertemiz hâline mevt-i ebyaz dedim, ebedi istirahatgâhına uğurlarken…” DEVAMI YARIN