Kalbe hakiki iman girince; neler oluyormuş, neler!..

Kalbe hakiki iman girince; neler oluyormuş, neler!..




“Hâlâ bir şey anlamadım! İstersen Zülküf; bunları sonra konuşalım!”

 

Zülküf:

-Hocam; Şeyh Ebû Hâmid’in nezaretindeki mânevî terbiyesini “Taş ve toprak arasında yapılmak” diye tarif ediyor. Bu ifadeden; ayrıca topraktan ruhun tekamülü taştan da nefsin tekamülü anlaşılmalı gibime geliyor.

– Hâlâ bir şey anlamadım! İstersen Zülküf; bunları sonra konuşalım! Önce bir karnımızı doyuralım! Hı ne dersin?

– Komşum ah ah! Haklısın! Öyle ya önce dünya lazım!

– Yok yanlış anlama Zülküf!

– Şakirdlerin, yani talebelerin taş yontmasını; nefsin kötülüklerden kurtulmasına, kötü huyların, çirkin ahlakın bırakılmasına benzetmişler. Hocamın şeyhi; onun peşini hiç bırakmamış ki. Hep ufuk açmış ve terbiye etmiş. Mânevî olgunluğa erene kadar devamlı takip etmiş. Bazen aşikâre, bazen de gizli olarak tabii ki.  Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri de boş durmamış kendisine verilen vazifeleri tam yapmış, denilenleri yaptıkça da hocasının yüksek huzurlarına çıkarak arz etmiş, yeni vazifeler verilmesini istemiş… Şimdi sıra bizde… Ben de öyle yapmalıyım; ki dağ gibi hatalarımdan kurtulabileyim a komşum!

– Haklısın Zülküf! Seni anlamak için senin durumunda olmam lazım…

– Ah! Komşum ah!

– !!!

– Komşum sana bir sırrımı söyleyeyim mi?

– Söyle!

– İşte sırrım; çok basit: Her şeyin en iyisini; ancak kalbiyle görebilir insan. Dış âleme açılan iki kapımız var; gözlerimiz… Onlar ise; asıl görülmesi lazım geleni göremezler maalesef! Mesela; karanlıkta göremezler, illaki ışık lazım… Gece karanlık çökünce etrafımızdakileri göremeyiz! Gözün göremediklerinden dolayı eşyalara “yok” diyebilir miyiz?

– Olur mu öyle şey?

– Maalesef oluyor köylüm! Oluyor ki; hocalarımız bizlere karanlıkta da görmeyi öğretme ihtiyacı duyuyorlar!

– Nasıl? Şimdi sen gece de mi görüyorsun?

– Yok yok! Dünya görmesini demek istemedim! Âhireti, orada olacakları görmüş gibi olmak mesela… Bir hadiseyle karşılaşınca; “Belki yanılmışımdır, bizden başka görenler de vardır, olacaktır da” diyebilme hüsn-ü zannı üzere olabilmeyi öğrenmek!

– !!!

– Derdimizi dinlediğiniz için, derdimizi dillendirdiğiniz için ve sesimize ses kattığınız için çok çok teşekkürler komşum!

– Ya nereye Zülküf? Daha konuşacaklarımız var!

– !!!

– Hay Allah, gitti! Geldiği gibi gitti! Bir insan bu kadar mı değişirmiş? Demek ki; kalbe hakiki iman girince; neler oluyormuş, neler!..

                    ***

Zülfadl köyüne gidip gelişi aniden olmuştu. Yorgun argın medresedeki odasına dönünce ilk işi etrafı toplamak oldu. Muhterem hocasının ilahisini mırıldamak ayrı bir haz veriyordu. “Dün düşman bellediğim komşum, köylüm; bugün bana ders veriyor. Beni Cehenneme gitmekten muhafaza ediyor. Bunun için yapmadığı fedakârlık kalmadı. İşte hakiki insan o! Ya ben! Ben neyim?” deyip kafasını taşlara vurası geliyordu. Lakin hocasının tekrar üzülmesine tahammülü kalmamıştı. DEVAMI YARIN