<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bizim Sayfa &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/bizim-sayfa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 00:09:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>&#8220;Mümine sert bakmak bile kul hakkıdır”</title>
		<link>https://islamdini.de/mumine-sert-bakmak-bile-kul-hakkidir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/mumine-sert-bakmak-bile-kul-hakkidir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed bin Yûsüf İsfehânî hazretleri, Tebe-i tâbiîn’in âlimlerinden olup, aslen İsfehânlıdır. 188 (m. 804) senesinde otuz yaşlarında vefât etti. Dünyânın, “Allah için” olmayan her şeyinden el çekmişti. Bir dostu vardı. O şöyle anlatır: Muhammed bin Yûsüf hazretleriyle yolculuğa çıkıp, bir handa sabahladık. Bana bakıp; “Kervancıbaşını çağır” dedi. Ancak kervancıbaşının ayağını…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mumine-sert-bakmak-bile-kul-hakkidir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Muhammed bin Yûsüf İsfehânî</strong> hazretleri, Tebe-i tâbiîn’in âlimlerinden olup, aslen İsfehânlıdır.</p>
<p>188 (m. 804) senesinde otuz yaşlarında vefât etti.</p>
<p>Dünyânın, “Allah için” olmayan her şeyinden el çekmişti.</p>
<p>Bir dostu vardı.</p>
<p>O şöyle anlatır:</p>
<p>Muhammed bin Yûsüf hazretleriyle yolculuğa çıkıp, bir handa sabahladık.</p>
<p>Bana bakıp;</p>
<p><strong>“Kervancıbaşını çağır”</strong> dedi.</p>
<p>Ancak kervancıbaşının ayağını akrep sokmuş, kalkamıyordu.</p>
<p>Dönüp arz ettim.</p>
<p>Kendi teşrîf etti.</p>
<p>Ve ayağını tutup, sessizce bir şeyler okuyunca, adamcağız derhâl şifâ buldu.</p>
<p>Ben merak edip;</p>
<p>“Ne okudunuz?” dedim.</p>
<p><strong>“Ümmül-kitâbı okudum’’ </strong>buyurdu.</p>
<p>Sordum yine:</p>
<p>“Ümmül-kitap nedir?”</p>
<p><strong>“Fâtiha&#8217;dır”</strong> buyurdu.</p>
<p>Ben bunu öğrenince, hastalara “Fâtiha” okumaya başladım.</p>
<p>Lâkin benim okumamla hiçbir hasta şifâ bulmadı!..</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir genç, bu zâta;</p>
<p>“Âhirette en çetin şey nedir?” diye suâl etti.</p>
<p>O da cevâbında;              </p>
<p><strong>“Kul hakkıdır, ama ‘kul hakkı’ deyince yalnız maddî haklar gelmesin hâtırına. Mümini çekiştirmek, gıybet ve sû-i zan, hattâ mümine sert bakmak bile ‘kul hakkı’dır” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Âlemdeki her şey senin için yaratıldı&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/alemdeki-her-sey-senin-icin-yaratildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:07:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/alemdeki-her-sey-senin-icin-yaratildi/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni, tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı.&#8221; Hammâmî Ahmed Efendi Osmanlı din âlimlerinden ve Halvetiyye yolu büyüklerindendir. 1608 (H.1017) senesinde Halep&#8217;te vefât etti. Ebü&#8217;l-Vefâ Alvânî hazretlerinden ilim öğrendi. Bir meclis kurup, insanlara, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bıkmadan anlattı. Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki: Ey insanoğlu!…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/alemdeki-her-sey-senin-icin-yaratildi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni, tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı.&#8221;</strong></p>
<p>Hammâmî Ahmed Efendi Osmanlı din âlimlerinden ve Halvetiyye yolu büyüklerindendir. 1608 (H.1017) senesinde Halep&#8217;te vefât etti. Ebü&#8217;l-Vefâ Alvânî hazretlerinden ilim öğrendi. Bir meclis kurup, insanlara, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bıkmadan anlattı.</p>
<p>Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni, tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı. Âlemdeki her şeyi de, senin için yarattı. Ve bunlar arasındaki hayvanları, bitkileri sana hizmetçi kıldı. Yer senin ikâmet etmeni sağlar. Melekler seni muhâfaza eder. Güneş sana ışık verir. Hepsi senin için yaratılmıştır. Sen, sâdece Allahü teâlâyı bir bilip, O&#8217;na kulluk için yaratıldın. Öyleyse bütün mahlûkât, Allahü teâlânın vahdâniyetini ve bir olduğunu kabûl edip, bunu ikrâr için yaratılmıştır.</p>
<p>Ey insanoğlu! Allahü teâlâ bütün eşyâyı senin için yarattı. Seni de kendisi için yarattı. Sen ise, Allahü teâlânın senin için yarattığı şey ile meşgûl oldun, nîmetin sâhibini unuttun. Sana gelen bağış ve lütuflarından faydalandın. Vereni hatırlamadın. Böylece nîmetin şükrünü edâ etmedin. Sana verdiği ihsân ve lütuflarının hürmetine riâyet etmedin. Nîmet sâhibine şükür, O&#8217;nun verdiği nîmete şükretmektir. Bu da, kendisine verdiği nîmetten dolayı O&#8217;na senâda bulunmakla olur.</p>
<p>Ey insanoğlu! Sâdece Allahü teâlâ verir. Öyleyse, sâdece O&#8217;nunla meşgûl ol ve O&#8217;na yönel, Bu hâsıl olursa, senin için bütün nîmetler hâsıl olur.</p>
<p>Ey insanoğlu! Allahü teâlâdan başkasına yöneldiğin, onlara iltifât ettiğin müddetçe de Lâ ilâhe illallah kelimesini söylemeye devâm et. Çünkü o, sendeki iyi olmayan şeyleri yok eder. Sana övülen iyi hasletleri getirir.&#8221; </p>
<p>&#8220;En güzel hasletlere kavuşmak için; Allahü teâlâya, onun ve nefsin şerrinden koruması için devamlı yalvarmalıdır. En tehlikeli günah, kişinin Allahü teâlâ ve Resûlünün bildirdiği şekilde değil de, kendi kafasına göre, böyle yaparsam, Allahü teâlâ benden râzı olur deyip, Allah ve Resûlünün emirlerine muhalif olan bir işi yapmasıdır. Bu bakımdan Resûlullah&#8217;ın bildirdiği şekilde ibâdet ve tâatte bulunmak lâzımdır. Bu da İslâmiyeti öğrenmekle mümkündür. Dînini lâzım olduğu kadar öğrenmeyen kimse, dînî vazîfelerini yaparken kendi kafasına göre dînini yaşamaktan kurtulamaz. Bu ise, insanı, huzûr-ı ilâhide mesul olmaya götürür.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazâya kalmış namazlar -2-</title>
		<link>https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ramazan Ayvallı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:01:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-2/</guid>

					<description><![CDATA[Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanları kazâ etmenin de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. İbn-i Teymiye ve Selefîler, “Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez, tevbe etmek yeterli olur” diyorlar. Namazları kazâ etmek gerekmez mi? şeklinde bir suâl vârid oluyor. Evet, İbn-i Teymiye, “Özürlü ve özürsüz terk edilen…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanları kazâ etmenin de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.</strong></p>
<p>İbn-i Teymiye ve Selefîler, <strong>“Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez, tevbe etmek yeterli olur”</strong> diyorlar. Namazları kazâ etmek gerekmez mi? şeklinde bir suâl vârid oluyor.</p>
<p>Evet, İbn-i Teymiye, “Özürlü ve özürsüz terk edilen namazları kazâ etmek gerekmez” diyor. <strong>(Mecmûl-Fetâvâ, c.</strong> <strong>12 , s. 106.)</strong></p>
<p>İbn-i Teymiye’nin sözü dinde senet değildir. Zâten birçok yanlış inancı yüzünden, İslâm mahkemeleri, onu hapse mahkûm etmişlerdir. “Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez” demek, dîni yıkmak olur. O zaman kimse namaz kılmaz, zekât vermez, hacca gitmez, oruç tutmaz, sonunda da, “Tevbe edince oluyormuş” der.</p>
<p>Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanları kazâ etmenin de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.</p>
<p>Bu konuda, Sevgili Peygamberimizin birkaç hadîs-i şerîfinin meâllerini arz edelim:</p>
<p><strong>“Uyuyarak veya unutarak bir namazı kılamayan, hâtırlayınca kılsın.”</strong> [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî]</p>
<p><strong>“Bir namazı vaktinde kılmayı unutan, hâtırlayınca kılsın. Unutulan namazın bundan başka keffâreti yoktur.”</strong> [Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî]</p>
<p><strong>“Farzı unutan, imâmla daha sonraki bir namazı kılarken hâtırlasa, o namazını imâmla kılmaya devâm etsin; namazdan sonra, unuttuğunu kazâ etsin. Sonra imâmla kıldığını da iâde etsin.”</strong> [Taberânî, Hatîb]</p>
<p><strong>“Farz namaz borcu olanın nâfile kılması, doğumu yaklaşmışken, çocuğunu düşüren hâmileye benzer. Artık bu kadına, hâmile de denmez, ana da denilmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nâfile namazlarını kabûl etmez.” </strong>[Zahire-i Fıkh, Fütûhul-gayb, m. 48]</p>
<p>Unutup da kılınmayan namaz kazâ edilince, kasten kılınmayan namaz, niye kazâ edilmesin ki? Unutunca namaz affolmadığına göre, terk edilince, nasıl kazâ etmeden affolur ki?</p>
<p>Fıkıh kitaplarının birkaçından da bazı nakiller yapalım:</p>
<p><strong>1- </strong>Farz namazı, özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günâhtır. Bu günâh, yalnız kazâ edince affolmaz. Kazâ ettikten sonra, ayrıca tevbe veya haccetmek de gerekir. Kazâ edince, yalnız namazı kılmamak günâhı affolur. Kazâ kılmadan, tevbe edilince, terk günâhı affolmadığı gibi, tehîr günâhı da affolmaz, çünkü tevbenin kabûl olması için, günâhı terk etmek şarttır. <strong>(ed-Dürrül-muhtâr)</strong></p>
<p><strong>2- </strong>Unutarak veya kasten kazâya kalan namazı kazâ etmek farzdır. <strong>(Fetâvâ-yı Hindiyye)</strong></p>
<p><strong>3- </strong>Özürlü veya özürsüz kazâya kalan farz namazları, hemen kazâ etmek farzdır. <strong>(Mezâhib-i Erbaa)</strong></p>
<p><strong>4-</strong> Özürlü ve özürsüz olarak namazı terk edenin, bunun farzını kazâ etmesi şarttır. <strong>(Halebî)</strong></p>
<p><strong>5- </strong>Farzlara önem verip tembellikle yapmayan kimse mürted olmaz. Îmânı gitmez, fakat bir farzı yapmayan Müslüman, iki büyük günâha girer: <strong>a-</strong> O farzın vaktini ibâdetsiz geçirmek yani farzı geciktirmek günâhı. Bunun affolması için tevbe etmek gerekir. <strong>b-</strong> Bu farzı yapmamak günâhı. Bu büyük günâhın affolması için, bu farzı hemen kazâ etmek lâzımdır. Kazâyı geciktirmek de, ayrıca büyük günâh olur. <strong>(Berîka)</strong></p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ramazan-ayvalli" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Prof. Dr. Ramazan Ayvallı&#8217;nın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Camiye sağ ayak ile girilir</title>
		<link>https://islamdini.de/camiye-sag-ayak-ile-girilir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/camiye-sag-ayak-ile-girilir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Sual: Camiye, eve, evin odalarına girerken sağ ayakla mı girmek gerekir? Cevap: Camiye sağ ayak ile girilir. Camiden çıkarken de, önce sol ayak ile çıkılır. Uyûn-ül-besâirde deniyor ki: “Camiye girerken, girmeden evvel, önce sol, sonra sağ ayakkabı çıkarılır. Bundan sonra, önce…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/camiye-sag-ayak-ile-girilir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. </strong></p>
<p><i><strong>Sual: Camiye, eve, evin odalarına girerken sağ ayakla mı girmek gerekir?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Camiye sağ ayak ile girilir. Camiden çıkarken de, önce sol ayak ile çıkılır. Uyûn-ül-besâirde deniyor ki:</p>
<p>“Camiye girerken, girmeden evvel, önce sol, sonra sağ ayakkabı çıkarılır. Bundan sonra, önce sağ ayakla camiye girilir. Önce sol ayakla çıktıktan sonra veya çıkmadan evvel, önce sağ ayakkabı giyilir.” Hadîkada deniyor ki:</p>
<p>“İmâm-ı Nevevî Müslim şerhinde buyuruyor ki: Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Ayakkabı, don, gömlek giyerken, baş tıraş ederken ve tararken, bıyık kırkarken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide, Müslümanın evine ve odasına girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden, odasından çıkarken, helaya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehaptır. Bunları tersine yapmak, tenzîhî mekruh olur. Çünkü heyette, şekilde olan sünneti terk etmek olur.”</p>
<p><i><strong>Sual: Bir Müslüman namazın şartlarına tam uymazsa, namazından çalmış, hırsızlık mı yapmış olur?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Peygamber Efenimiz bir gün Eshâb-ı kirâma hitaben;</p>
<p><strong>-Hırsızların büyüğü kimdir bilir misiniz?</strong> buyurdu. Onlar da;</p>
<p><strong>&#8211;</strong>Bilmiyoruz, siz buyurun dediklerinde:</p>
<p><strong>-Hırsızların büyüğü, namazından çalandır ki, namazın erkanını tamam yapmaz!</strong> buyurdu.</p>
<p>Bu hırsızlıktan da sakınmalıdır ve büyük hırsız olmaktan kurtulmalıdır. Kalbe hiçbir şey getirmeyerek, niyet etmelidir. Niyet doğru olmazsa, ibadet sahih olmaz. Kıraati doğru okumalıdır. Rükuyu, secdeleri, kavmeyi ve celseyi, itminan ile yapmalıdır. Yani, rükudan kalkınca tam dikilip, bir tesbih miktarı durmalı ve iki secde arasında doğru oturup yine bir tesbih miktarı öyle durmalıdır. Böylece, kavmede ve celsede, itminan yani tumanînet hasıl olur. Böyle yapmayanlar, hırsızlardan olur ve çok azaplara yakalanır.</p>
<p><i><strong>Sual: Özrü sebebiyle oturarak namaz kılan birine, ayakta namaz kılabilenler, buna uyup cemaat olabilirler mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Su ile abdest alan, teyemmüm etmiş olana, ayakta kılan, oturarak kılana ve nafile kılan, farz kılana uyabilir. Dinini bilen bir imam arayıp ona uymalıdır.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Duâlarımızın kabul olmasının şartları vardır”</title>
		<link>https://islamdini.de/dualarimizin-kabul-olmasinin-sartlari-vardir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/dualarimizin-kabul-olmasinin-sartlari-vardir/</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed bin Sükâ hazretlerine, bir gün kendi yeğeni bir suâl sordu. Cevâbını beklerken bu velî ağlamaya başladı! Yeğeni şaşırdı tabii! Sordu hemen: &#8220;Amcacığım, niçin ağlıyorsunuz?” Cevâbında; &#8220;Ey kardeşimin oğlu! Bu mühim mevzûyu, sana bugüne kadar niçin öğretmediğime üzülüp ağlıyorum&#8221; dedi. ● ● ● Yine bir sohbetinde; &#8220;Allahü teâlâ, müstahak olmayan…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/dualarimizin-kabul-olmasinin-sartlari-vardir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Muhammed bin Sükâ</strong> hazretlerine, bir gün kendi yeğeni bir suâl sordu.</p>
<p>Cevâbını beklerken bu velî ağlamaya başladı!</p>
<p>Yeğeni şaşırdı tabii!</p>
<p>Sordu hemen:</p>
<p>&#8220;Amcacığım, niçin ağlıyorsunuz?”</p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>&#8220;Ey kardeşimin oğlu! Bu mühim mevzûyu, sana bugüne kadar niçin öğretmediğime üzülüp ağlıyorum&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Yine bir sohbetinde;</p>
<p><strong>&#8220;Allahü teâlâ, müstahak olmayan hiçbir kimseye azap yapmaz. Azap yaptığı kimseler, muhakkak o cezâya lâyıktır&#8221;</strong> buyurdu.</p>
<p>&#8220;Nasıl?&#8221; dediler.</p>
<p>Onlara cevâben;</p>
<p><strong>&#8220;Bir kimse Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymaz, uymadığına pişmân olmaz, üzülmez, aldırmaz, tövbe dahî etmezse, bu kimse, bu azâba nasıl müstahak olmasın?&#8221; </strong>buyurdu.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir gün de;</p>
<p>“Efendim, duâlarımızın kabûl olması için şartlar var mıdır?” diye sordular.</p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>“Evet var. Önce Ehl-i sünnet îtikadında olmak ve dört hak mezhebden birinde bulunmak, ayrıca farzları da yapmak lâzımdır” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gaflet uykusundan daha ağır bir uyku yoktur&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/gaflet-uykusundan-daha-agir-bir-uyku-yoktur-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:08:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/gaflet-uykusundan-daha-agir-bir-uyku-yoktur-2/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Amellerin en iyisi, Allahü teâlâdan başkasına iltifât etmekten kendini korumaktır&#8230;&#8221; Ebû Hâmid el-Belhî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 854 (H.240) senesinde Türkistan’da Belh&#8217;te vefât etti. Önceleri Hâtem-i Es&#8217;am&#8217;ın talebesiydi. Ebû Turâb en-Nahşebî ve Ebû Hafs el-Haddâd ile sohbet etmiş, İbrâhim bin Edhem&#8217;i görmüştür. Bir gün yanında &#8220;Allahü teâlâya (azâbından rahmetine) sığının&#8221; (Zâriyât…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/gaflet-uykusundan-daha-agir-bir-uyku-yoktur-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Amellerin en iyisi, Allahü teâlâdan başkasına iltifât etmekten kendini korumaktır&#8230;&#8221; </strong></p>
<p>Ebû Hâmid el-Belhî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 854 (H.240) senesinde Türkistan’da Belh&#8217;te vefât etti. Önceleri Hâtem-i Es&#8217;am&#8217;ın talebesiydi. Ebû Turâb en-Nahşebî ve Ebû Hafs el-Haddâd ile sohbet etmiş, İbrâhim bin Edhem&#8217;i görmüştür.</p>
<p>Bir gün yanında &#8220;Allahü teâlâya (azâbından rahmetine) sığının&#8221; (Zâriyât sûresi: 50) meâlindeki âyet-i kerîme okunduğunda; &#8220;Bu âyet-i kerîme her konuda kaçıp sığınılacak en hayırlı olanın Allahü teâlâ olduğunu öğretmektedir&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Amellerin en iyisi hangisidir?&#8221; sorusuna &#8220;Allahü teâlâdan başkasına iltifât etmekten kendini korumaktır&#8221; diye cevap vermişti.</p>
<p>Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Mârifetin hakîkati, Allahü teâlâyı kalp ile sevmek, dil ile anmak ve Allahü teâlâdan başka her şeyden ümidini kesmektir.&#8221; &#8220;Gaflet uykusundan daha ağır uyku yoktur. Şehvetten kuvvetli esaret yoktur. Gaflet ağırlığı olmasaydı. Şehvet gâlip gelmezdi.&#8221; &#8220;Yoksullara hizmet eden, şu üç şeyle mükâfatlandırılır. Tevâzu, edep güzelliği, cömertlik.&#8221; &#8220;İnsanların Allahü teâlâya en yakın olanı, güzel huylara en çok sâhip olanıdır.&#8221; &#8220;Fakirliğindeki izzeti ve dervişliğindeki şerefi gizli tut. Yâni halka ben fakirim diyerek sırrını açığa vurma. Çünkü fakirlik Allahü teâlânın iyi bir ihsânı ve ikrâmıdır.&#8221; &#8220;Sabır, fakru zarûrette kalanların azığı, rızâ ise âriflerin mertebesidir.&#8221; &#8220;Kalp, birtakım kaplardan ibârettir. Allahü teâlânın sevgisiyle dolduğu zaman, nûrun fazlası diğer uzuvlara yansır. Bâtılla dolduğu zaman da, ondaki karanlık diğer organlara geçer.&#8221; </p>
<p>Hanımı Fatıma da veli bir hatundu. Bir müddet Bistam&#8217;da kalan Ebû Hâmid el-Belhî hazretleri hanımı ile oradan ayrılıp, Nişâbur&#8217;a gitti&#8230;</p>
<p>Nişâbur&#8217;da iken Yahyâ bin Muâz-ı Râzî oraya geldi. Gelen bu misâfiri Ebû Hâmid el-Belhî hazretleri evine dâvet etmek istedi. Hanımına bu zâtın dâvetinde neler yapılmasının gerektiğini sorunca, Fâtıma şöyle cevap verdi: &#8220;Birçok hayvan kesmeli, ayrıca şunlara da ihtiyaç vardır; çokça şamdanlar, buhûr ve misk alınmalı, bunlara ilâveten birkaç merkep kesmeli&#8221; deyince, Ebû Hâmid el-Belhî hazretleri; &#8220;Merkep kesmek de ne oluyor?&#8221; diye sordu. Hanımı; &#8220;Kerem sâhibi bir kimse, kerem sâhibi bir kişiyi evine dâvet edip misâfir edince, mahallenin köpekleri de bundan nasiplerini almalıdır&#8221; diye cevap verdi.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazâya kalmış namazlar -1-</title>
		<link>https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ramazan Ayvallı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:01:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-1/</guid>

					<description><![CDATA[Kazâ namazı borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz! Bu hafta da inşâallah, bir nebze daha, kazâ namazları üzerinde durmak istiyoruz: En büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurmuştur ki: “Farzların yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Sünnetlerin, farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kazaya-kalmis-namazlar-1/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Kazâ namazı borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz!</strong></p>
<p>Bu hafta da inşâallah, bir nebze daha, kazâ namazları üzerinde durmak istiyoruz:</p>
<p><strong>En büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurmuştur ki:</strong></p>
<p>“Farzların yanında nâfilelerin hiç kıymeti yoktur. Sünnetlerin, farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.” <strong>[c. I, m. 29, 260]</strong></p>
<p><strong>Yine en büyük âlim ve velîlerden Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyurmuştur ki: “Farz borcu varken, sünnet ile meşgûl olmak ahmaklıktır. Çünkü onların sünnetleri kabul olmaz. </strong>Kazâ borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. <strong>Mümin, bir tüccâra benzer; farzlar sermâyesi, nâfileler ise kazancıdır. Sermâye kurtarılmadan kâr olmaz.”</strong> [<strong>Fütûhul-gayb, m</strong>. 48]</p>
<p>Beş vakit namazın sünneti demek, Resulullahın kıldığı namaz demektir. Bu namazlara, <strong>“sünnet”</strong> ismi sonradan verilmiştir. Resûlullah Efendimiz, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız <strong>“Allah rızâsı için namaz kılmaya”</strong> derdi; <strong>“Sünnet kılmaya”</strong> diye niyet etmezdi. Her vakit içinde böyle kılınan her namaz, sünnet ismi verilen namaz olur. <strong>(Reddül-muhtâr, Uyûnül-besâir, Halebî)</strong></p>
<p>Dört mezhebin fıkıh bilgilerini iyi bilen Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki: <strong>“Yıllarca kazâ borcu olan, sünnetleri kılarken, kazâ namazına niyet ederek kılmalıdır. Böyle niyet ederek kılmak, dört mezhepte de lâzımdır.”</strong></p>
<p>Allahü teâlâ, bir hadîs-i kudsîde<strong> “Bana farzla yaklaşılır”</strong>, Resûlü de<strong> “Kazâ borcu olanın, nâfilesi kabûl olmaz”</strong> buyururken; âlimler de, <strong>“Kazâsı olanların, sünnet ve nâfile kılmaları ahmaklıktır”</strong>, <strong>“Sünnetler, farzın yanında denizde damla gibi değildir”</strong> derken, <strong>bir özürle kaçırılan namazla kasden kılınmayan namazı aynı zanneden bazı kimseler, </strong>Allahü teâlânın emri olan farzları bıraktırıp, <strong>Duhâ, Tehıyyetül-mescid, Tesbîh, Teheccüd</strong> namazları gibi nâfileleri kıldırmaya çalışıyorlar. <strong>Bir kimse, ömründe bu nâfileleri hiç kılmasa, âhirette cezâ verilmez. Fakat bir farzı terk etmenin cezâsı, çok büyüktür.</strong></p>
<p>Düşmân karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk etmek, yedi yüz büyük günâha bedeldir. <strong>(Câmiul-fetâvâ) </strong>[Çünkü o kimseler, namaz kılarlarken, düşmânlar saldırıp İslâm ordusunu helâk edebilirler.]</p>
<p>Bu fetvâ da gösteriyor ki: <strong>Milleti, nâfilelerle meşgûl edip farzları tehîr ettirenler veya farzları kıldırmayanlar, büyük vebâl altında kalırlar.</strong></p>
<p>Unutmak ve uyuyakalmak özürdür; ama bu durum sık oluyorsa, tedbîr alınmadığı için günâh olur. Bir-iki örnek verelim:</p>
<p><strong>1- </strong>Gece çok geç yatılıyorsa, üstelik sâat kurulmuyor veya başka tedbîr alınmıyorsa, namazın kazâya kalması normal bir şey değildir.</p>
<p><strong>2- </strong>Bir kimse iş yerinden çıkarken, namaz vakti girmiş olsa, eve gidince kılarım diye düşünse, genellikle de eve vaktinde varamıyorsa, namaz yoldayken kazâya kalıyorsa veya vaktinde eve geldiği hâlde, iş yerinde kıldığını zannettiği için evde kılmayı unutuyorsa, nasıl olsa unutmak özür diyerek, namazın kazâya kalmasına önem vermiyorsa, bu yaptıklarından dolayı mazûr olmaz.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ramazan-ayvalli" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Prof. Dr. Ramazan Ayvallı&#8217;nın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiç kimseye karışmamak</title>
		<link>https://islamdini.de/hic-kimseye-karismamak-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/hic-kimseye-karismamak-2/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İbadetlerin efdali, Müslümanları Müslüman oldukları için sevmek, kâfirleri, kâfir oldukları için, sevmemektir.&#8221; Sual: Dinden bahsetmemeli, kimseye bir şey söylememeli, insanları kendi hâllerine bırakmalı demek, dinen uygun mudur? Cevap: Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Allahü teâlâ, kimseye karışılmamasını sevseydi, Peygamberleri göndermez, dinleri bildirmez, insanları İslam dinine davet etmez ve…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/hic-kimseye-karismamak-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;İbadetlerin efdali, Müslümanları Müslüman oldukları için sevmek, kâfirleri, kâfir oldukları için, sevmemektir.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Sual: Dinden bahsetmemeli, kimseye bir şey söylememeli, insanları kendi hâllerine bırakmalı demek, dinen uygun mudur?</strong></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:</p>
<p>“Allahü teâlâ, kimseye karışılmamasını sevseydi, Peygamberleri göndermez, dinleri bildirmez, insanları İslam dinine davet etmez ve diğer dinlerin yanlış, bozuk olduğunu haber vermezdi ve geçmiş Peygamberlere inanmayanları azaplarla helak eylemezdi. Herkesi kendi hâline bırakır, kimseye bir şey emretmez ve inanmayanlara azap yapmazdı. Allahü teâlâ, Müslümanlara, insanların İslamiyeti işitmelerine, Müslüman olmalarına mâni olan kâfirler ile cihad etmeyi niçin emreyledi? Hâlbuki, cihadda kâfirler için eziyet ve ölüm olduğu gibi, Müslümanlara da vardır. Kur’ân-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde cihad için, cihad eden devletler ve şehitler için faziletler, meziyetler ne sebepten bildirildi? İslam düşmanlığı yapan zalim krallara saldırmak, onlara sıkıntı vermek ve Allahü teâlânın bu mahluklarını harap etmek, niçin emrolundu? Nitekim insana, kendi nefsine düşmanlık etmesini ve nefislerin, Allahü teâlâya düşman olduğunu bildirdi ve nefis ile cihad etmeye cihad-ı ekber ismini verdi ve Allahü teâlâ neden rızasını ve yakınlığını bu cihada bağladı? Allahü teâlâ, niçin nefisleri kendi başına bırakmadı? Demek ki bunlar, Allahü teâlânın düşmanlarıdır. Allahü teâlâ nihayetsiz merhametinden dolayı, evvela Peygamberleri sonra bunların yerine, evliyâyı ve ulemâyı davetçi gönderdi. Bunların dilleri ve kalemleri ile sevaplarını ve azaplarını bildirerek, özre ve bahaneye yol bırakmadı. Allahü teâlâ, isteseydi, herkesi doğru yola iletir, Cennete sokardı. Fakat, ezelde Cehennemi doldurmak istedi. Allahü teâlânın büyüklüğünü anlayabilen, Ona sebebini soramaz.</p>
<p>Peygambere tabi olan, insanları davet etmekte ve emr-i ma’rûf, nehy-i münker etmekte de tabi olur. Azgın kâfirler, Allahü teâlânın düşmanı olmasaydı, Buğd-ı fillâh farz olmazdı. İnsanı Allahü teâlâya yaklaştıran şeylerin birincisi olmazdı. Evliyâlığın ele geçmesine ve Allahü teâlânın rızasının ve hubbunun, sevgisinin husulüne sebep olmazdı. Peygamber Efendimiz; <strong>(İbadetlerin efdali, Müslümanları Müslüman oldukları için sevmek, kâfirleri, kâfir oldukları için, sevmemektir) </strong>buyurdu.”</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Müminlere ikrâm etmek hoşuma gidiyor&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/muminlere-ikram-etmek-hosuma-gidiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:10:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/muminlere-ikram-etmek-hosuma-gidiyor/</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed bin Sükâ hazretleri; Tâbiîn’den olup çok ibâdet etmesi, dünyâya düşkün olmaması ve cömertliğiyle tanınmıştı. Allah&#8217;tan korkardı! Ve çok da ağlardı! Muhammed bin Münkedir; &#8220;Yâ İbni Sükâ! Sana en hoş gelen amel hangisidir?&#8221; diye sordu. Cevâbında; &#8220;Mümin kardeşlerimi sevindirmektir&#8221; dedi. Ardından sordu: &#8220;Ondan sonra nedir?&#8221; Cevâbında; &#8220;Mümin kardeşlerime ikrâm etmektir&#8221;…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/muminlere-ikram-etmek-hosuma-gidiyor/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Muhammed bin Sükâ</strong> hazretleri; Tâbiîn’den olup çok ibâdet etmesi, dünyâya düşkün olmaması ve cömertliğiyle tanınmıştı.</p>
<p>Allah&#8217;tan korkardı!</p>
<p>Ve çok da ağlardı!</p>
<p>Muhammed bin Münkedir;</p>
<p>&#8220;Yâ İbni Sükâ! Sana en hoş gelen amel hangisidir?&#8221; diye sordu.</p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>&#8220;Mümin kardeşlerimi sevindirmektir&#8221; </strong>dedi.</p>
<p>Ardından sordu:</p>
<p>&#8220;Ondan sonra nedir?&#8221;</p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>&#8220;Mümin kardeşlerime ikrâm etmektir&#8221; </strong>buyurdu.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bâzıları da, bu zâta;</p>
<p>“İslâmiyet, dünyâ zevklerini yasaklıyor mu?” diye sordular.</p>
<p>Cevâbında;</p>
<p><strong>“Hayır, dînimiz dünyâ lezzetlerini yasaklamıyor. Bunların, hayvanlar gibi azgın, taşkın şekilde, zararlı olarak kullanılmasını yasaklıyor” </strong>buyurdu.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir gün de gençler;</p>
<p><strong>“Siz nasıl muvaffak oldunuz efendim?” </strong>diye sordular.</p>
<p>Büyük velî;</p>
<p><strong>“Helekel-müsevvifûn hadîs-i şerîfini kendime rehber edindim. Bu hadîsin mânâsı; (Tövbeyi ve iyi işleri sonraya bırakarak fırsatı kaçıranlar helâk oldu, ziyân etti) demektir” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefis Allahü teâlâya, ârif de nefse düşmandır&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/nefis-allahu-tealaya-arif-de-nefse-dusmandir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 00:09:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/nefis-allahu-tealaya-arif-de-nefse-dusmandir/</guid>

					<description><![CDATA[“Âbidde de ârifte de nefse düşmalık vardır. Fakat ikisinin düşmanlıkları farklıdır.&#8221; Seyyid Muhammed Dehlevî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Çeştiyye evliyâsının büyüklerinden olup Çerağ-ı Dehlevî Nasîruddîn Mahmûd’un en büyük talebelerinden, halîfelerindendir. 891 (m. 1486) senesinde Hindistan’da Dehlî şehrinde vefât etti. Kıymetli eserler telif etmiş olup, Bahr-ül-me’ânî isimli eserinde buyuruyor ki: “Uzun seneler,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefis-allahu-tealaya-arif-de-nefse-dusmandir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>“Âbidde de ârifte de nefse düşmalık vardır. Fakat ikisinin düşmanlıkları farklıdır.&#8221;</strong> </p>
<p>Seyyid Muhammed Dehlevî hazretleri  evliyânın büyüklerindendir. Çeştiyye evliyâsının büyüklerinden olup Çerağ-ı Dehlevî Nasîruddîn Mahmûd’un en büyük talebelerinden, halîfelerindendir. 891 (m. 1486) senesinde Hindistan’da Dehlî şehrinde vefât etti. </p>
<p>Kıymetli eserler telif etmiş olup, Bahr-ül-me’ânî isimli eserinde buyuruyor ki: “Uzun seneler, zâhirî ilimler üzerine çok çalışıp gayret ettim. Fakat asıl maksaddan gâfil idim. Ne zaman ki, tasavvuf büyüklerinin, hakîkî İslâm âlimlerinin sohbetlerine kavuştum, işte ondan sonra ilerlemeye başladım. Son otuz senedir bu yolda ilerlemeye gayret ediyorum. Allahü teâlânın ihsânları ile çok şeylere kavuştum. Otuz senedir diğer insanlar gibi konuşmaya tövbe ettim. Söylediğim her kelimenin, âhırete yarar sözler olmasına dikkat ediyorum.”</p>
<p>Yine bu kitapta; ebdâl, evtâd, aktâb, efrâd diye bilinen evliyâullah ve diğer Allah adamlarının sayıları, isimleri, mertebeleri zikirleri, ömürleri, hâlleri ve kısımları gayet açık ve geniş olarak öyle güzel anlatılıyor ki, daha güzel anlatılması düşünülemez. Bunlar hakkında diyor ki: “Hepsi ile ayrı ayrı görüştüm. Her birinden çok faydalar elde ettim. Hepsinin makamlarını, mertebelerini de müşâhede ettim&#8230; Ey dostum! Bu yüksek zâtların adedi belli değildir. Sayılan pekçoktur. Bunlar, insanların gözlerinden saklıdırlar. Ancak seçilmiş, üstün kimseler onları görebilir ve anlayabilir.”</p>
<p>“Eğer, insanlar velî zâtların kadrini, kıymetini bilip iyice anlayacak derecede olsalardı, herkes karşılaştığı bütün insanlara karşı edebli olurdu. Çünkü, görünüş itibârıyla velî de bizim gibi bir insandır ve karşılastığımız bir kimse de, Allahü teâlânın bir velî kulu olabilir. Velî, şekil ve şemail bakımından, giyinip kuşanma bakımından ve diğer birçok beşerî sıfatlarla, diğer insanlardan farklı olmayan bir kimse gibi görünür. Hâlbuki, haddizatında o, diğer insanlardan tamamen farklı, apayrı bir insandır. Her ân gönlü Allahü teâlâ iledir ve O’nun muhabbeti ile yanmaktadır. İşte velînin asıl hâlini bildiren bu husûsiyetini, ancak onun gibi olanlar anlar. Diğer insanlar ise, onu kendileri gibi bir kimse zannederler.”</p>
<p>“Âbidde (Allahü teâlâya çok ibâdet edende) ve ârifte nefse düşmalık vardır. Fakat ikisinin düşmanlıkları farklıdır. Âbid, nefsinin yaptıklarının kendisi için zararlı olduğunu bildiği için, nefsin yaptığı işlere düşmandır. Ârif ise, işleriyle birlikte, nefsin kendisine de düşmandır. Çünkü nefis, Allahü teâlâya düşmandır.”</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
