<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bizim Sayfa &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/bizim-sayfa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Oct 2026 00:10:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>&#8220;Hayat hayaldir&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/hayat-hayaldir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/hayat-hayaldir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Konya&#8217;da yetişen velîlerin büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, ortanca oğlu Sultân Veled’e; &#8220;Ey oğlum! Benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. Kalbim; Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. Bu bilgilerin hepsini sana öğretmekle vazîfeliyim” buyurdu. Bir gün geçti&#8230; Mescide geldi. Ve cemaate; &#8220;Oğlum Sultân Veled, çok tâlihli…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/hayat-hayaldir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p>Konya&#8217;da yetişen velîlerin büyüklerinden <strong>Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî</strong> hazretleri, ortanca oğlu Sultân Veled’e;</p>
<p><strong>&#8220;Ey oğlum! Benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. Kalbim; Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. Bu bilgilerin hepsini sana öğretmekle vazîfeliyim”</strong> buyurdu.</p>
<p>Bir gün geçti&#8230;</p>
<p>Mescide geldi.</p>
<p>Ve cemaate;</p>
<p><strong>&#8220;Oğlum Sultân Veled, çok tâlihli ve bahtiyâr biridir. Ömrünün, hep rahat ve huzûr içinde geçeceğini ümit ederim”</strong> buyurdu.</p>
<p>Öyle de oldu&#8230;</p>
<p>Huzûrlu yaşadı.</p>
<p>Sultân Veled, bir gün babası Hazret-i Mevlânâ&#8217;ya, halvete girmek, yâni inzivâya çekilerek ibâdet etmek istediğini arz etti.</p>
<p>Babası dinledi.</p>
<p>Ve kendisine;</p>
<p><strong>&#8220;Benim çektiğim riyâzet ve mücâhedeler hep sizin içindir. Siz zahmet çekmeyin”</strong> buyurdu</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bu büyük velî, bir gence;</p>
<p>“Hayat, hayaldir. Nasıl yaşarsak öyle ölürüz. Dün öldü, yarın doğmadı, o hâlde bugünü değerlendir” dedi.</p>
<p>Ve ardından;</p>
<p>“Yoksa, <strong>(Sonra yaparım diyenler helâk oldu)</strong> hadîs-i şerîfine dâhil olursun” buyurdu.</p>
<p>Delikanlı sordu:</p>
<p>“Hocam! Ben, her şeye kızıyorum ne yapayım?”</p>
<p>Büyük velî;</p>
<p><strong>“Sık sık ölümü düşün! O zaman kızmazsın” </strong>buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İlmin çok dereceleri vardır ve sonu yoktur&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/ilmin-cok-dereceleri-vardir-ve-sonu-yoktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/ilmin-cok-dereceleri-vardir-ve-sonu-yoktur/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kulun ilmi arttıkça, ilim talebi, daha çok öğrenmek arzu ve ihtiyâcı da artar.&#8221; Dizdarzâde Ahmed Efendi Osmanlılar devrinde yaşamış evliyânın büyüklerindendir. Karaman&#8217;da doğup yetişti. İlk tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek medrese tahsili yaptı. Sonra Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin talebeleri arasına girdi ve hocasından hilâfet aldı. İzmir&#8217;e, sonra Edirne&#8217;ye gidip talebe…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/ilmin-cok-dereceleri-vardir-ve-sonu-yoktur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Kulun ilmi arttıkça, ilim talebi, daha çok öğrenmek arzu ve ihtiyâcı da artar.&#8221;</strong></p>
<p>Dizdarzâde Ahmed Efendi Osmanlılar devrinde yaşamış evliyânın büyüklerindendir. Karaman&#8217;da doğup yetişti. İlk tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek medrese tahsili yaptı. Sonra Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin talebeleri arasına girdi ve hocasından hilâfet aldı. İzmir&#8217;e, sonra Edirne&#8217;ye gidip talebe yetiştirdi. 1623 yılında orada vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Kulun ilmi arttıkça, ilim talebi, daha çok öğrenmek arzu ve ihtiyâcı da artar. Himmeti de yükselir. Çünkü kişi, cehâlet hâlinde, sâdece ilim öğrenmeyi, daha çok ilim sâhibi olmayı ister ve buna kendisini çok muhtaç hisseder. İlmin çok dereceleri vardır. Onun sonu yoktur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Âlimler, zâhirî ve bâtınî âlimler olarak ikiye ayrılır. Zâhirî âlim; ilmi arttıkça, zuhûru, ortaya çıkması, tanınması artan kimsedir. Fakat bâtınî âlim bunun zıddıdır. O gizlidir. Mânâlar âleminde ilerledikçe, kendisi, kendisini ve ilmini anlamaktan, idrâk etmekten âciz kalır. İlmi de kendisi ile birlikte gizlidir. Zâhirde, görünüşte onun ilminin ve kendi hâlinin bir belirtisi olmaz. Ancak ehli olanlar tarafından tanınabilirler.&#8221;</p>
<p>&#8220;İnsanlar iki kısımdır. Birinci kısım, dünyâ ile uğraşanlar olup, onu îmâr etmeye çalışır. Onun yolunun esâsı dünyâ ile uğraşmaktır. İkinci kısım insanlar ise, mânâ âlemi ile, mânevî işlerle uğraşan kimseler olup, bunlar, matlûba (Allahü teâlâya) kavuşmak, O&#8217;nu istemek arzusuyla yanarlar. Bütün gayretleri bunun içindir.&#8221; &#8220;Kalbin tam bir ihlâs ile (Lâ ilâhe illallah) (Allahü teâlâdan başka hiçbir ilâh yoktur) diyerek bir defâ Allahü teâlâya yönelmesi, Allahü teâlâdan gâfil olarak yapılan yer dolusu ibâdetten hayırlıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Mümin kulların kalpleri, evliyânın kalblerinin gölgeleri altındadır. Evliyânın kalpleri, enbiyânın kalplerinin gölgesi altındadır. Enbiyânın kalpleri de, Allahü teâlânın inâyet ve yardım nûrları altındadır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Gönül kapılarının açılmasında elde edilebilecek en büyük nasip, gaflet hâlinden kurtulabilmektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir kimse, sâhibi olan Allahü teâlâyı bırakır, O&#8217;ndan başka birine kalp gözünü çevirip, ona bakar ve ona gönül verirse, başına şu üç şey gelir: 1. Kalbinde, ilâhî nûrları müşâhede etmesine, hakkı ve hakîkati görmesine mâni olan perde hâsıl olur. 2. Kalbini hangi sebeple mahlûklara kaptırdığına dâir hesâba çekilir. 3. Allahü teâlâdan başka bir şeye gönül verdiği ve niyeti bozuk olduğu için azap görür.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir günün muhasebesi&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/bir-gunun-muhasebesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[M. Said Arvas]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:05:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/bir-gunun-muhasebesi/</guid>

					<description><![CDATA[Her saâti en kıymetli mücevherden daha değerli olan zamanımızı nasıl geçirdik? Kârlı mıyız, zararlı mıyız? Bunun hesabını her akşam yapmalıyız&#8230; Bir sürü konuşmayla geçen günümüzün sonunda, ömrümüzün bir gün daha azalmış ve kabir kapısına bir adım daha yaklaşmış olduğumuzu anlarız. Tek fırsat olarak insanlara verilen ve her saâti en kıymetli…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bir-gunun-muhasebesi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Her saâti en kıymetli mücevherden daha değerli olan zamanımızı nasıl geçirdik? Kârlı mıyız, zararlı mıyız? Bunun hesabını her akşam yapmalıyız&#8230;</strong></p>
<p>Bir sürü konuşmayla geçen günümüzün sonunda, ömrümüzün bir gün daha azalmış ve kabir kapısına bir adım daha yaklaşmış olduğumuzu anlarız.</p>
<p>Tek fırsat olarak insanlara verilen ve her saâti en kıymetli mücevherden daha değerli olan zamanımızı nasıl geçirdik? Kârda mıyız, zararda mıyız? Bunun hesabını her akşam yapmalıyız.</p>
<p>Kârda isek, kârımızı nasıl biraz daha arttırabiliriz, zararda isek, bundan nasıl kurtulabiliriz? Araştırmalıyız.</p>
<p>Bir yanda medeniyet harikâları ve süratle gelişen teknik ve ilim dünyası, diğer yanda ise, her gün, her yaşta vefât eden yüz binlerce insan&#8230;</p>
<p><strong>İlim, bu kadar ilerlemesine rağmen insan ömrüne bir şey ilâve edememekte, bilâkis ahiret yolcularının hızını ve vasıtalarını çoğaltmakla aczini itiraf etmektedir&#8230;</strong></p>
<p>Yakın bir gelecek için projeler yapan, onlar için endişe duyan, uykularını kaçıran, kilo verip zayıflayan, kısacası istikbâl endişesi ile kıvranan insanoğlu acaba <strong>gerçek istikbâl</strong> için neler düşünüyor ve ne hazırlık yapıyordur?..</p>
<p>İnsan, madem fânidir, ömür bin sene de olsa bir gün bitecektir&#8230;</p>
<p>Nuh aleyhisselâm bin yıldan fazla yaşadı. Bir gün Azrâil aleyhisselâm geldi ve ruhunu almak için izin istedi. <i>(Yalnız Peygamberlerden izin alınırdı.)</i> Nuh aleyhisselâm da <strong>&#8220;Rabbimizin emirleri ne ise ona razıyız&#8221;</strong> diye karşılık verdi.</p>
<p>Melekül-mevt, Nuh aleyhisselâma sordu:</p>
<p>-Ey Peygamberliği en uzun süren insan! Bu dünyayı nasıl gördün! O da <strong>&#8220;Bir evin iki kapısı olur ya, birisinden girdim, diğerinden çıkıyorum&#8221;</strong> diye cevap verdi. İşte dünya budur&#8230;</p>
<p>Öyleyse; kısa bir ömür ile, uzun bir ömür arasında fazla bir fark yoktur. İkisinin de sonu ölümdür. Ebedi bir hayata nisbeten hiç sayılır&#8230;</p>
<p>Gerçekten uzun bir ömür, ebedî saâdeti kazandıran ömürdür.</p>
<p>Meselâ, 20 yaşında ölen bir insan, şu kısacık ömründe Rabbinin rızasını kazanmış, cennete gireceklerle beraber olabilmişse; o kısa yaşamadı demektir. Ona <strong>&#8220;hayattan nasibi azmış&#8221;</strong> denebilir mi?</p>
<p>Bir adam da 100 yaşında ölmüşse ona da <strong>&#8220;Ne kadar çok yaşadı, bu zamanda bu yaşa kim gelebilir!&#8221;</strong> denir. O kimse ise eğer ömrünü boşuna geçirmişse, çok kısa yaşadı demektir&#8230;</p>
<p>O hâlde bize tahsis edilen ömür, ister uzun olsun, ister kısa onu değerlendirmeliyiz, boşa harcamamalıyız. Ebedî hayatı kazanmanın gayreti içinde olmalıyız.</p>
<p>Doktor, hastasına reçete yazar: &#8220;Sıhhatini kazanman ve huzurlu bir hayat yaşayabilmen için bu ilaçları tarif edilen dozda ve zamanda kullanmalısın! Yoksa hastalığın müzminleşir, tedavin zorlaşır, hatta imkânsız hâle gelebilir!&#8221;</p>
<p>Ebedî âlemde huzurlu bir hayat yaşayabilmek için manevi tabiplerin reçeteleri vardır, O da;</p>
<p><strong>Rabbimize iman ve itaat etmek, haramlardan sakınmak ve insanlara iyilik yapmaktır.</strong></p>
<p>Dinimizin emirlerini yaparsak dünyada da ahirette de mesut ve bahtiyar oluruz. Yapmazsak, haramlardan sakınmazsak dünya ve ahirette çok sıkıntılar çekmek zorunda kalırız. Burada rezil ve rüsva olur, ahirette de elîm azaba kendimizi müstahâk hâle getirmiş oluruz.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/m-said-arvas" rel="nofollow" target="_blank"><strong>M. Said Arvas&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babanın, çocuklarına dinini öğretmesi</title>
		<link>https://islamdini.de/babanin-cocuklarina-dinini-ogretmesi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2026 00:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/babanin-cocuklarina-dinini-ogretmesi-2/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Çocuk din bilgisini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz!&#8221; Sual: Bir babanın, çocuklarının nafakasını temin ettiği gibi, dinlerini de öğretmesi, vazifesi midir? Cevap: Konu ile alakalı olarak Hadîkada deniyor ki: “Çocuğunu ve nafaka vermesi lazım olan akrabasını aç bırakarak ve İslam terbiyesinden mahrum ederek zayi etmek günahtır. Analardan,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/babanin-cocuklarina-dinini-ogretmesi-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Çocuk din bilgisini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz!&#8221;</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Bir babanın, çocuklarının nafakasını temin ettiği gibi, dinlerini de öğretmesi, vazifesi midir?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Hadîkada deniyor ki:</p>
<p>“Çocuğunu ve nafaka vermesi lazım olan akrabasını aç bırakarak ve İslam terbiyesinden mahrum ederek zayi etmek günahtır. Analardan, baba ve dedelerden ve çocuklardan, torunlardan başka olan yakınlara, <strong>akraba</strong> denir. Zengin kimsenin fakir ve çalışamayacak hâlde olan akrabasına nafaka vermesi vaciptir. Çalışabilen erkek büyük akrabaya, fakir olsalar da, nafaka verilmez. Fakir olan yetim çocukların ve dul kadınların nafakaları, sağlam olsalar da, zengin akrabasına vacip olur. Küçük çocukların anneleri ve amcaları bulunsa, yahut anneleri ve ağabeyleri olsa, zengin iseler, çocukların nafakalarını, miras oranında, ortaklaşa verirler. Babanın, çocuklarına ilim, edeb ve sanat öğretmesi farzdır. Önce, Kur’ân-ı kerim okumasını öğretmelidir. Sonra imanın ve İslamın şartlarını öğretmelidir.”</p>
<p>Çocuk Kur’ân-ı kerim okumasını ve din bilgisini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşerek, onların yalanlarına, iftiralarına aldanır. Dinsiz ve İslam ahlakından mahrum olarak yetişir. Dünyada ve ahirette felaketlere sürüklenir. Cemiyete ve millete zararlı olur. Kendine ve başkalarına yapacağı kötülüklerin günahları, anasına babasına da yazılır. Çocuğunu, din bilgilerini öğretmeden önce, kâfirlerin, Hıristiyanların mekteplerine göndermenin büyük zararları, İrşâd-ül-hiyâra fî-tahzîr-il-müslimîn min medârisin-Nasârâ kitabında uzun yazılıdır.</p>
<p><i><strong>Sual: Namazda pantolon paçalarını çekmenin mahzuru olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Namazda secdeye giderken etekleri, pantolon paçalarını kaldırmak, çekmek mekruhtur.</p>
<p><i><strong>Sual: Namaz kılarken, boğazını temizlemek için öksürür gibi yapmak, namazı bozar mı?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çıkarmak namazı bozar. Kendiliğinden olursa bozmaz. Okumayı kolaylaşdırmak için yapılırsa, zararı olmaz.</p>
<p><i><strong>Sual: Bir çocuk, ölmüş bir kadından süt emse, bu çocuk, o kadının süt çocuğu olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Ölmüş bir kadının ve dokuz yaşına gelmiş kızın sütü ile de süt çocuğu olur.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peruk kullanmak</title>
		<link>https://islamdini.de/peruk-kullanmak-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:12:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/peruk-kullanmak-3/</guid>

					<description><![CDATA[Zaruret olduğu zaman, kadının başını ve kendi saçlarını peruk takarak örtmesi caiz ve lazımdır. Sual: Hanımların, insan veya hayvan kıllarından yahut naylondan imal edilmiş perukları kullanmaları dinen mahzurlu olur mu? Cevap: Kadının, insan saçını, kendi saçı arasına örerek birleştirmeyip de, kendi saçına iplikle, bez şeritle bağlamasının ve hayvan kılları eklemesinin…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/peruk-kullanmak-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Zaruret olduğu zaman, kadının başını ve kendi saçlarını peruk takarak örtmesi caiz ve lazımdır.</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Hanımların, insan veya hayvan kıllarından yahut naylondan imal edilmiş perukları kullanmaları dinen mahzurlu olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kadının, insan saçını, kendi saçı arasına örerek birleştirmeyip de, kendi saçına iplikle, bez şeritle bağlamasının ve hayvan kılları eklemesinin haram olmadığı, İbni Âbidîn, Hadîka ve Fetâvâ-i kübrâda yazılıdır. İnsan ve hayvan kılından, naylon gibi ipliklerden yapılmış olan, peruk denilen takma saçları ve kirpikleri kullanmak caiz olduğu anlaşılıyor ise de, ihtiyaç ile ziyneti birbirine karıştırmamalıdır. İhtiyaç için caiz olan şeyi, süs, gösteriş için takmak caiz değildir. Erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, kadının başını ve kendi saçlarını peruk takarak örtmesi caiz ve lazım olur. Zaruret olunca, avret yerlerini mümkün olan her şeyle örtmek lazımdır. Günahı yalnız saçını vermiş olana ve bakanadır. İnsanın saçını ve herhangi bir organı satması haramdır. Peruk takarak sokağa çıkmak, zaruret olmadan caiz değildir. Çünkü kadınların yabancılara süslenmeleri haramdır.</p>
<p><i><strong>Sual: Namazda rüku ve secdeleri çok yapmanın, namaza bir zararı olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Namazdan olmayan fazla hareketler, namazı bozar. Rüku ve secdeleri çok yapmak, abdest almaya gitmek bozmaz.</p>
<p><i><strong>Sual: Sünneti uygun okunan ezanı beğenmeyenin, alay edenin, imanı gider mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Sünnete uygun olarak okunan ezan ile alay eden, beğenmeyen, söz ve hareket ile hakaret edenin imanı gider.</p>
<p><i><strong>Sual: Doğum zamanı yaklaşmış hamile bir kadın vefat ederse, bu kadının karnı yarılıp çocuğu almanın mahzuru olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Eşbâhda deniyor ki:</p>
<p>“Çocuğun yaşayacağı ümit edildiği zaman, çocuğu anasının karnından çıkarmak için, ölmüş olan anasının karnını yarmak caiz olur. İmâm-ı a&#8217;zam Ebû Hanîfe hazretleri, bu sebeple, bir kadının karnının yarılmasını emretmiş, kurtarılan çocuk, çok yaşamıştır.”</p>
<p><i><strong>Sual: Bir malı satın almak için vekil olan kimse, o malı kendisi için satın alabilir mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Belli bir malı satın almaya vekil olan kimse, o malı kendisi için satın alamaz. Kendim için aldım dese bile, sahibinin olur. Sahibi yanında iken, kendisi için aldığı mal, vekilin olur.</p>
<p><i><strong>Sual: Namazda, göğsü kıbleden çevirmek, namazı bozar mı?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Özürsüz, göğsü kıbleden çevirmek, namazı hemen bozar.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hesâbımız başlasın artık!&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/hesabimiz-baslasin-artik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/hesabimiz-baslasin-artik/</guid>

					<description><![CDATA[Mahşerin sıkıntısı dayanılmaz hâl alınca, ehl-i mahşer Âdem nebîye başvururlar. Ve derler ki: “Ey Babamız! Hâlimiz pek fenâdır, bize şefâat et ki, hesâbımız başlasın.” Âdem nebî onları dinler. Ve kendini geri çekip; “Siz Nuh peygambere gidin!” der. Mahşer halkı Nuh nebîye giderler. Ve kendisine; “Yâ Nuh! Sen bize şefâat et…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/hesabimiz-baslasin-artik/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p>Mahşerin sıkıntısı dayanılmaz hâl alınca, ehl-i mahşer Âdem nebîye başvururlar.</p>
<p>Ve derler ki:</p>
<p>“Ey Babamız! Hâlimiz pek fenâdır, bize şefâat et ki, hesâbımız başlasın.”</p>
<p>Âdem nebî onları dinler.</p>
<p>Ve kendini geri çekip;</p>
<p><strong>“Siz Nuh peygambere gidin!”</strong> der.</p>
<p>Mahşer halkı Nuh nebîye giderler.</p>
<p>Ve kendisine;</p>
<p>“Yâ Nuh! Sen bize şefâat et ki, Rabbimiz hesâbımıza baksın” derler.</p>
<p>O da kendini geri çeker.</p>
<p>Ve ehl-i mahşere:</p>
<p><strong>“İbrâhim nebîye gidin!” </strong>buyurur.</p>
<p>Onlar; İbrâhim peygambere varırlar.</p>
<p>Selâm verirler ve kendisine;</p>
<p>“Yâ İbrâhim! Sen, Allah’ın dostusun. Şefâat et ki, hesap başlasın” derler.</p>
<p>O da özür diler ve o gelenlere;</p>
<p><strong>“Siz Mûsâ peygambere gidin!”</strong> der.</p>
<p>Ehl-i mahşer bir ümitle Mûsâ nebîye varır ve şefâat etmesi için yalvarırlar.</p>
<p>O da <strong>“yapamam”</strong> der. Onlardan özür diler ve;</p>
<p>“<strong>Siz Îsâ nebîye gidin!” </strong>der.</p>
<p>Bu defâ Hazret-i Îsâ&#8217;ya varıp yalvarırlar. Ancak O da kendini geri çeker.</p>
<p><strong>“Yapamam”</strong> der ve ehl-i mahşere;</p>
<p><strong>“Siz Hâtem-ül enbiyâya gidin. Çünkü peygamberlerin en üstünü odur” </strong>buyurur.</p>
<p>Sevinirler. Ve Ona gidip; “Yâ Muhammed! Ne olur, sen şefâat et ki, hesâbımız başlasın” diye yalvarırlar&#8230;</p>
<p>Efendimiz şefâat eder ve sıkıntıdan kurtulurlar&#8230;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İnsanın kemâli, fâni olduğunu anlamasıdır&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/insanin-kemali-fani-oldugunu-anlamasidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:10:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/insanin-kemali-fani-oldugunu-anlamasidir/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hârika, kerâmet göstererek, meşhûr olmak, kibre sebep olur.&#8221; Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran&#8217;ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki: İnsânın kemâli, fâni olduğunu anlamasıdır. Şeriattan maksat, insanın, hiç olduğunu anlamasıdır. Dâimî, sonsuz var olmak, (ülûhiyyet) sıfatlarındandır. Allahü teâlâya…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/insanin-kemali-fani-oldugunu-anlamasidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Hârika, kerâmet göstererek, meşhûr olmak, kibre sebep olur.&#8221;</strong> </p>
<p>Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran&#8217;ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:</p>
<p>İnsânın kemâli, fâni olduğunu anlamasıdır. Şeriattan maksat, insanın, hiç olduğunu anlamasıdır. Dâimî, sonsuz var olmak, <strong>(ülûhiyyet)</strong> sıfatlarındandır. Allahü teâlâya mahsustur. Hârika, kerâmet göstererek, meşhûr olmak, kibre sebep olur. Şeriatın faydalarından mahrum kalır. Böyle kimse, marifete kavuşamaz.</p>
<p>Marifet ehlinin firâseti, gördüğü kimsenin sâlih veya fâsık olduğunu anlamaktır. Açlık ve riyâzet çekenlerin firâseti, sûretleri, cisimlerin nerede olduklarını anlamak ve kaybolan şeyleri haber vermektir. Bunlar, mahlûkları haber verirler. Çünkü, Allahü teâlâdan haberleri yoktur. Marifet ehli ise, Allahü teâlâdan kalblerine gelen bilgileri, hâlleri, marifetleri anladıkları için, hep Allahü teâlâdan haber verirler.</p>
<p>İnsanların çoğu, Allahü teâlâdan gâfil oldukları ve kalblerinde dünya düşünceleri bulunduğu için, maddî şeylerden haber almayı ve kaybolan şeyleri öğrenmeyi isterler. Bundan haber verenleri, ehlullah, yâni evliyâ, Allahü teâlânın sevgili kulu zannederler. Hakîkat ehlinin, evliyânın keşflerine kıymet vermezler. Bunların, Allahü teâlâdan verdikleri haberlere inanmazlar. Bunlar, Allah adamı olsalardı, mahlûkların hâllerini bilir, haber verirlerdi. Mahlûkların hâllerini bilmeyen, daha yüksek şeyleri nasıl bilir, Allahü teâlâya nasıl ârif olur derler. Böyle fâsid kıyâs ile [yanlış düşünerek], ehlullahı tekzîb eder, evliyâya inanmazlar.</p>
<p>Allahü teâlâ, evliyâsını çok sevdiği için, mahlûklar ile vakit geçirmelerini, kendinden başkalarını düşünmelerini istemez. Mahlûkların hâlleri ile uğraşsalardı, evliyâlık mertebelerine yükselemezlerdi. Mahlûkların hâlleri ile uğraşanlar, Allahü teâlânın marifetinden mahrum kalacakları gibi, ehlullah da, mahlûkların hâllerini düşünmezler. Ehlullah, mahlûkların hâllerini düşünselerdi, onlardan daha iyi anlarlardı. Allahü teâlâ, açlık ve riyâzet çekerek, nefislerinin aynasına cilâ verenlerin firâsetlerini beğenmediği için, bu firâset Müslümanlarda da, Yahudilerde de, Hıristiyanlarda da hâsıl olmaktadır. Yalnız ehlullaha mahsûs değildir.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>90 yıllık ömrün gayesi&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/90-yillik-omrun-gayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Yavaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/90-yillik-omrun-gayesi/</guid>

					<description><![CDATA[8 Mart 1911 tarihinde İstanbul’un Eyüpsultan semtinde dünyaya gelen büyük İslâm âlimi Hüseyin Hilmi Işık Efendi, 26 Ekim 2001 tarihinde vefat etti&#8230; Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin hizmet hayatı üç temel esasta özetlenebilir: Kitap okumak, kitapları yaymak ve talebelerinin birlik ve beraberlik içinde bulunmasını sağlamak. Bu esaslar, yalnızca bir çalışma programı…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/90-yillik-omrun-gayesi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>8 Mart 1911 tarihinde İstanbul’un Eyüpsultan semtinde dünyaya gelen büyük İslâm âlimi Hüseyin Hilmi Işık Efendi, 26 Ekim 2001 tarihinde vefat etti&#8230;</strong></p>
<p>Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin hizmet hayatı üç temel esasta özetlenebilir: Kitap okumak, kitapları yaymak ve talebelerinin birlik ve beraberlik içinde bulunmasını sağlamak. Bu esaslar, yalnızca bir çalışma programı değil, Ehl-i sünnet bilgilerinin öğrenilmesi, yaşanması ve gelecek nesillere ulaştırılması için ortaya konulan büyük bir hizmet anlayışıydı&#8230;</p>
<p>Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin hizmetlerinin merkezinde, İslâmiyet’i doğru öğrenmek ve doğru anlatmak bulunuyordu. Çünkü yalnızca din bilgilerini öğrenmek değil, onları Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği şekilde anlamak da mühimdi. Bu sebeple hizmetini şahsî düşünceler üzerine kurmadı. Kendi görüşünü din bilgisi olarak yazmak yerine, Ehl-i sünnet âlimlerinin Arapça ve Farsça eserlerinde bulunan kıymetli bilgileri tercüme ederek kitaplarında yayımladı. Onun kitap hizmetinin en önemli özelliği nakli esas almasıydı&#8230;</p>
<p>Kitap okumak, Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin hizmet anlayışında ilk sıradaydı. Çünkü insanın başkasına faydalı olabilmesi için önce kendisinin doğru bilgi edinmesi gerekiyordu. Ehl-i sünnet kitaplarını okumadan, öğrenmeden ve doğru anlamadan yapılan hizmetin sağlam bir temele dayanması mümkün değildi. Bu sebeple talebelerinden kitapları yalnızca bulundurmalarını değil, devamlı okumalarını istiyordu&#8230;</p>
<p>Bu hizmet anlayışında kitap, raflarda saklanacak bir eşya değil; insanın imanını, ibadetlerini ve ahlâkını koruyan bir rehberdi&#8230;</p>
<p>Hizmetin ikinci esası, okunan ve öğrenilen doğru bilgileri başkalarına ulaştırmaktı. Hüseyin Hilmi Işık Efendi, kitap hazırlamayı hizmetin sonu olarak görmedi. Hazırlanan eserlerin okunması, okutulması ve mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırılması için çalıştı. Bu anlayışla yetişen talebeleri de kitapları insanlara ulaştırmayı önemli bir vazife kabul ettiler. Kitap veremeyenlerin bu hizmeti yapanları desteklemesi, buna da imkân bulamayanların dua ederek hizmete katılması bildirildi. Böylece hiç kimsenin İslâmiyet’e hizmetten mahrum kalmaması istendi.</p>
<p>Kitap hizmetinin gayesi herhangi bir şahsı veya düşünceyi öne çıkarmak değildi. Esas maksat, insanların Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği doğru din bilgilerine kavuşmalarına yardımcı olmaktı. <strong>Hakîkat Kitâbevi</strong>&#8216;nin eserlerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin Arapça ve Farsça kitaplarından ve bunların tercümelerinden hazırlandığı bildirilmiştir&#8230;</p>
<p>Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin en büyük hizmetlerinden biri, Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli bilgilerini insanların kolayca ulaşabileceği eserlerde toplaması oldu. <strong>Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye</strong> başta olmak üzere hazırladığı kitaplar, iman, ibadet, ahlâk ve tasavvuf bilgilerinin öğrenilmesine vesile oldu.</p>
<p><strong>Herkese Lâzım Olan Îmân</strong>&#8216;da buyuruluyor ki: &#8220;TENBÎH: Misyonerler, Hıristiyanlığı yaymaya, Yahûdîler, Talmûtu yaymaya, İstanbul&#8217;daki Hakîkat Kitâbevi, İslâmiyyeti yaymaya, masonlar ise, dinleri yok etmeye çalışıyorlar. Aklı, ilmi ve insâfı olan, bunlardan doğrusunu iz’ân, idrâk eder, anlar. Bunun yayılmasına yardım ederek, bütün insanların dünyâda ve âhirette saâdete kavuşmalarına sebep olur.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-yavas" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Hasan Yavaş&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bana birkaç tatlı nar getir!&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/bana-birkac-tatli-nar-getir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2026 00:14:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/bana-birkac-tatli-nar-getir/</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün İbrâhim Edhem hazretleri sahrâda abdest almak için gitti bir kuyu başına. Ve sarkıttı kovasını. Çektiğinde şaşırdı! Zîrâ kovada gümüş vardı. Geri döküp tekrar saldı. Çektiğinde altın çıktı. Üzülüp, boşalttı onu da! Üçüncü defâ daldırdı. Bu sefer de mücevher çıktı. Ellerini açtı. &#8220;Yâ Rabbî! Ben bunları istemiyorum. Abdest almak…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bana-birkac-tatli-nar-getir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p>Bir gün<strong> İbrâhim Edhem</strong> hazretleri sahrâda abdest almak için gitti bir kuyu başına.</p>
<p>Ve sarkıttı kovasını.</p>
<p>Çektiğinde şaşırdı!</p>
<p>Zîrâ kovada gümüş vardı.</p>
<p>Geri döküp tekrar saldı.</p>
<p>Çektiğinde altın çıktı.</p>
<p>Üzülüp, boşalttı onu da!</p>
<p>Üçüncü defâ daldırdı.</p>
<p>Bu sefer de mücevher çıktı.</p>
<p>Ellerini açtı.</p>
<p><strong>&#8220;Yâ Rabbî! Ben bunları istemiyorum. Abdest almak için biraz su istiyorum&#8221;</strong> diye yalvardı.</p>
<p>Ve kovayı daldırdı bir daha.</p>
<p>Nihâyet su çıktı bu defâ.</p>
<p>Sevinip şükretti Allaha.</p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bu zât hükümdârlığı terk edip bir zenginin bağında bekçilik yapıyordu. Bağ sâhibi seslendi bir gün kendisine.</p>
<p>&#8220;Yâ İbrâhim!&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Buyurun!”</strong></p>
<p>&#8220;Bana birkaç tâne nar getir, ama tatlılarından olsun.”</p>
<p><strong>&#8220;Peki efendim&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Ve bir tabak dolusu nar toplayıp arz etti efendisine.</p>
<p>Adam tadına baktı.</p>
<p>&#8220;Bunlar ekşi, ben tatlı istemiştim. Nicedir bu bağda bekçilik yapıyorsun. Hâlâ tatlısını ekşisinden ayıramıyorsun?&#8221; dedi.</p>
<p>İbrâhim Edhem;</p>
<p><strong>&#8220;Tatmadığım şeyin tatlısını ekşisini nereden bileyim&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Adam şaşırdı!</p>
<p>&#8220;Senin şu ihlâsına bakınca, <strong>(Sen İbrâhim Edhem misin?) </strong>diyesim geliyor” dedi.</p>
<p>O, cevap vermedi.</p>
<p>Ve tanımasınlar diye terk etti o yeri&#8230;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Vesîle cennette en yüksek derecedir&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/vesile-cennette-en-yuksek-derecedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2026 00:12:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/vesile-cennette-en-yuksek-derecedir/</guid>

					<description><![CDATA[“Üzerime salevât okuduğunuz zaman, Allahü teâlâdan benim için vesileyi isteyiniz.” Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir: Câbir bin Semûra’nın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) “Peygamberlik bildirilmeden…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/vesile-cennette-en-yuksek-derecedir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>“Üzerime salevât okuduğunuz zaman, Allahü teâlâdan benim için vesileyi isteyiniz.”</strong></p>
<p>Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:</p>
<p>Câbir bin Semûra’nın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) “Peygamberlik bildirilmeden önce Mekke’de, bana devamlı selâm veren bir taş vardı. Şimdi bile onu tanıyorum” buyurdu.</p>
<p>Diğer bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Bana peygamberlik bildirildiğinde, bütün taş ve ağaçlar, &#8216;Esselâmü aleyke yâ Resûlallah&#8217; diyerek selâm verirlerdi.”</p>
<p>Peygamber Efendimizin insanları İslama daveti: Resûlullah Efendimiz Peygamberliğinin ilk zamanlarında, insanları gizlice İslama davet etti. Hazreti Ebû Bekir bu zamanda ilk îmân eden erkek idi. Üç sene sonra İslama davetini açıktan yapmaya başladı. İmâm-ı Zührî şöyle anlatır:</p>
<p>“Resûlullah Efendimiz İslâm dînini önceleri gizli, daha sonra açıkça söyledi. Allahü teâlâ dilediklerine imân nimetini ihsân etti. Tâ ki imân edenler çoğaldı, önceleri Resûlullah Efendimiz Mekkeli kâfirlerin topluluklarına uğradığında, onlar Resûl-i ekremi işâret ederek, &#8216;İşte Abdülmuttalib’in torunu yine semâdan kendisine gelen şeylerden konuşuyor&#8217; derlerdi. Ne zaman Peygamber Efendimiz onların ibâdet ettikleri putları kötüleyip, kâfirlerin baba ve dedelerinin küfür üzere öldüğünü söyleyince, O’na eziyet sıkıntı vermeye ve düşmanlığa başladılar&#8230;&#8221;</p>
<p>Resûlullahın Cennetteki derecesi: &#8220;Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte buyurdu ki: (Vesile, Allahü teâlânın indinde bir derecedir. Onun üzerine bir derece [makam] yoktur. Allahü teâlâdan, benim için vesileyi vermesini isteyiniz.)”</p>
<p>Peygamber Efendimiz “Üzerime salevât okuduğunuz zaman, Allahü teâlâdan benim için vesileyi isteyiniz” buyurunca, orada bulunan Eshâb-ı kirâm “Yâ Resûlallah, vesîle nedir?” diye sordular. O zaman buyurdu ki: “O, cennette en yüksek derecedir. Oraya kimse kavuşamaz. Ancak bir kişi kavuşur. O bir kişinin de ben olmasını ümid ederim.”</p>
<p>Yine bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz “Kim bana salevât-ı şerîfe okuyup, &#8216;Yâ Rabbî! Onu yakınında kıl&#8217; derse, kıyâmet gününde şefaatim ona helâl olur” buyurdu.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
