<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bizim Sayfa &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/bizim-sayfa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Sep 2026 00:14:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Allah indinde iyi kul kimdir?</title>
		<link>https://islamdini.de/allah-indinde-iyi-kul-kimdir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:14:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/allah-indinde-iyi-kul-kimdir-2/</guid>

					<description><![CDATA[Ömer bin Abdülazîz hazretleri, Emevî halîfelerindendir. Hazret-i Ömer&#8217;in oğlunun torunudur kendisi. Bir akşam misâfirleri vardı evinde. Bir ara lâmbanın ışığı azaldı. Misâfirlerden biri kalktı. Ve lâmbaya bakıp; “Yağı bitmiş efendim, izin verirseniz ben koyayım” dedi. Ama o, kabûl etmedi. Ve buyurdu ki: “Ben hâllederim.” Dediler ki: “Hizmetçiyi çağıralım.” Buyurdu ki:…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allah-indinde-iyi-kul-kimdir-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Ömer bin Abdülazîz</strong> hazretleri, Emevî halîfelerindendir.</p>
<p>Hazret-i Ömer&#8217;in oğlunun torunudur kendisi.</p>
<p>Bir akşam misâfirleri vardı evinde.</p>
<p>Bir ara lâmbanın ışığı azaldı.</p>
<p>Misâfirlerden biri kalktı.</p>
<p>Ve lâmbaya bakıp;</p>
<p>“Yağı bitmiş efendim, izin verirseniz ben koyayım” dedi.</p>
<p>Ama o, kabûl etmedi.</p>
<p>Ve buyurdu ki:</p>
<p><strong>“Ben hâllederim.” </strong> </p>
<p>Dediler ki:</p>
<p>“Hizmetçiyi çağıralım.”</p>
<p>Buyurdu ki:</p>
<p><strong>“Hayır, yeni yattı. Bırakın uyusun.”</strong></p>
<p>Böyle dedi ve kalktı.</p>
<p>Lâmbaya yağ koydu.</p>
<p>Ve ordakilere dönüp;</p>
<p><strong>“Kardeşlerim! Bu işi yapmadan da Ömer&#8217;dim, yaptıktan sonra da Ömer&#8217;im, bir şeyim eksilmedi”</strong> buyurdu.</p>
<p>Ve ilâve etti:</p>
<p><strong>“Allah katında kulların iyisi, tevâzu gösterendir.”</strong></p>
<p>● ● ●</p>
<p>Bir gün de hanımını çağırdı.</p>
<p>Gelince de sordu ki:</p>
<p><strong>“Ey hâtun! Yanında bir dirhem kadar para var mı?”</strong></p>
<p>Hanımı şaşırdı!</p>
<p>Ve arz etti ki:</p>
<p>“Senin gibi bir sultânda yoksa, bende nasıl olsun?”</p>
<p>Halîfe ona bakıp;</p>
<p><strong>“Haklısın”</strong> dedi.</p>
<p>Ve buyurdu ki:</p>
<p><strong>“Doğru söylüyorsun yâ Fâtıma. Ama şunu bil ki, böyle olması, Cehennemde, kızgın bir zinciri boğazımda taşımaktan iyidir.”</strong></p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmâm-ı Busayrî ve Kasîde-i Bürde</title>
		<link>https://islamdini.de/imam-i-busayri-ve-kaside-i-burde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:11:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/imam-i-busayri-ve-kaside-i-burde/</guid>

					<description><![CDATA[İmâm-ı Busayrî hazretlerinin Resûlullah&#8217;a olan sevgisini anlatan en kıymetli şiiri Kasîde-i Bürde&#8217;dir. İmâm-ı Busayrî hazretleri meşhur velîlerdendir. 1212 (H.609) senesinde Mısır&#8217;da Busayr şehrinde doğdu. 1295 (H.695) senesinde Mısır&#8217;da İskenderiyye şehrinde vefât etti. Ebü&#8217;l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin talebesidir. Ebü&#8217;l-Abbâs Mürsî de, Ebü&#8217;l-Hasan-ı Şâzilî&#8217;nin talebesidir. İmâm-ı Busayrî, hadîs ilminde, hattâtlıkta ve bilhassa şiirde…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/imam-i-busayri-ve-kaside-i-burde/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>İmâm-ı Busayrî hazretlerinin Resûlullah&#8217;a olan sevgisini anlatan en kıymetli şiiri Kasîde-i Bürde&#8217;dir.</strong></p>
<p><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);">İmâm-ı Busayrî hazretleri meşhur velîlerdendir. 1212 (H.609) senesinde Mısır&#8217;da Busayr şehrinde doğdu. 1295 (H.695) senesinde Mısır&#8217;da İskenderiyye şehrinde vefât etti. Ebü&#8217;l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin talebesidir. Ebü&#8217;l-Abbâs Mürsî de, Ebü&#8217;l-Hasan-ı Şâzilî&#8217;nin talebesidir. İmâm-ı Busayrî, hadîs ilminde, hattâtlıkta ve bilhassa şiirde çok derin âlim idi. Resûlullah&#8217;a olan sevgisini, aşkını anlatan kasîdeleri vardır. En kıymetli kasîdesi ise, </span><strong>Kasîde-i Bürde&#8217;</strong><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);">dir. Kasîde-i Bürde&#8217;den:</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> </span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Selem ağaçlarının bulunduğu yerdeki,</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Peygamber dostlarını yâd mı ağlatan seni?</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> </span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Medîne rüzgârı mı, söyle seni ağlatan?</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Gece çakan şimşek mi yoksa İdem dağından?</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> </span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Gözlerine ne oldu, dur dedikçe akmakta?</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Kendine gel dedikçe, kalbin coşup yanmakta?</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> </span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Hazret-i Muhammed&#8217;in, kerem yağmurlarından,</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Bir damla almak ister, bilcümle peygamberân.</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> </span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Zâhirî ve bâtınî, rûhânî ve cismânî,</span><br /><span style="background-color:rgb(255,255,255);color:rgb(51,51,51);"> Varlıkların hepsinden O&#8217;dur Hakk&#8217;a sevgili.</span></p>
<p>Hudutsuzdur zâtının fazîlet ve kemâli,<br /> Mümkün değil anlatmak, dil ile kemâlini.</p>
<p> Eğer Resûlullah&#8217;ın cümle mûcizeleri,<br /> Büyüklüğünü dile getirebilse idi,</p>
<p> Mübârek isimleri anıldığı zamanda,<br /> Hep çürümüş kemikler dirilirdi bir anda.</p>
<p> Tâkatımız üstünde, bize yük yüklemedi.<br /> Baş ve göz üzeredir, emir ve nehiyleri.</p>
<p>Hakîkî değerini, anlatmaktan âciziz.<br />Bu yönüyle övmekten, yeğdir sükût etmemiz.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, güneş gibidir bilin,<br />Ondan ziyâ bulmakta nücûm-ı resûllerin.</p>
<p> Allah O&#8217;nu ahlâkta, tezyîn edip yarattı.<br /> Güzel huy, güler yüzle, bezemiştir zâtını.</p>
<p> Latîf yaratılmıştır gül ve çiçek misâli,<br /> Parlak ve şereflidir, ayın on dördü gibi.</p>
<p>Himmetli ve gayretli o Nebî zaman kadar,<br />O&#8217;nun cömertliğinde, damladır okyanuslar.</p>
<p> Mübârek bedenini, kucaklayan toprağın,<br /> Kokusu misk-ü anber gibi hoştur, inanın.</p>
<p> Ne mutlu o toprağı, koklayıp öpenlere,<br /> O mübârek kokuyu sîneye çekenlere.</p>
<p> Arab olan olmayan, bilcümle insanların,<br /> Efendisidir hem de, yüzü suyudur cihânın.</p>
<p>Kötülüğü yasaklar, emreder iyiliği,<br />Bir ilâhî emirdir, emir ve nehiyleri.</p>
<p> O Server, Rabbimizin öyle bir kuludur ki,<br /> Her tehlike ânında, umulur şefâati.</p>
<p> O öyle bir Resûl ki, Allah&#8217;a ibâdete,<br /> Çağırır insanları, O&#8217;na uyun elbette.</p>
<p> Hiç kopmayan sağlam bir ipe yapışmış gibi,<br /> Emniyette hisseder, rahat bulur kendini.</p>
<p> İlâhî izin ver de âl ve Eshâbına da,<br /> Onlara tâbi olan, ehl-i takvâlara da.</p>
<p> Rahmet bulutlarının, akması dâim olsun,<br /> Halîm ve kerîm kullar, rahmetine kavuşsun.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’a kul olunca hayat da güzel, vefat da&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/allaha-kul-olunca-hayat-da-guzel-vefat-da/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salim Köklü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:09:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/allaha-kul-olunca-hayat-da-guzel-vefat-da/</guid>

					<description><![CDATA[Rabbine kul olanın dünyası sonsuz hayata hazırlık yeri, vefatı ise Allahü teâlânın rahmetine kavuşmaya açılan bir kapıdır. İnsan, Rabbine iman edip emirlerine uygun yaşamaya başlayınca hayatın yükü hafifler; ölüm de korkulan bir son olmaktan çıkar.Gönlü Allahü teâlâya bağlı bir kul, sevinçte şükreder, sıkıntıda sabreder. Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allaha-kul-olunca-hayat-da-guzel-vefat-da/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Rabbine kul olanın dünyası sonsuz hayata hazırlık yeri, vefatı ise Allahü teâlânın rahmetine kavuşmaya açılan bir kapıdır. </strong></p>
<p>İnsan, Rabbine iman edip emirlerine uygun yaşamaya başlayınca hayatın yükü hafifler; ölüm de korkulan bir son olmaktan çıkar.<br />Gönlü Allahü teâlâya bağlı bir kul, sevinçte şükreder, sıkıntıda sabreder. Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, <strong>“Müminin hâli ne hayret vericidir! Çünkü onun her işi kendisi için hayırdır. Sevindirici bir şeyle karşılaşırsa şükreder, bu onun için hayır olur; bir sıkıntıya uğrarsa sabreder, bu da onun için hayır olur”</strong> [Müslim] buyurdu.<br />Kulluk; Allahü teâlânın emirlerine uymak, yasaklarından sakınmak, helâl kazanmak ve iyilik yapmaktır. İnsan vazifesini yapar, neticeyi Rabbine bırakır. Kazanınca kibirlenmez, kaybedince ümitsizliğe düşmez. Nimetin emanet, sıkıntının geçici olduğunu bilir. Kur’ân-ı kerimde meâlen, <strong>“Kalbler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur”</strong> [Ra&#8217;d sûresi, 28] buyurulmuştur.<br />Bugünün insanı huzuru çoğu zaman parada, makamda ve insanların beğenmesinde arıyor. Fakat gönül Allah’tan uzaksa hiçbir kazanç insanı doyurmaz. Allahü teâlânın emirlerine göre yaşayan kimse, dünyanın geçici olduğunu anlar; sevdiklerinin kıymetini bilir, kırdığı gönülleri tamir etmeye çalışır. Ölümü hatırlamak onu hayattan soğutmaz; aksine her gününü daha temiz, verimli ve faydalı yaşamaya sevk eder.<br />Ölüm, Allahü teâlânın emirlerinden uzak yaşayan kimse için ürkütücü bir sondur. Rabbine yönelen için ise emaneti sahibine teslim etmektir. Mümin bilir ki kendisini yoktan var eden ve rızıklandıran Rabbi, ölümden sonra da onu sahipsiz bırakmaz; rahmetiyle muamele eder.<br />Asıl başarı, çok yaşamak değil, Allahü teâlânın razı olduğu şekilde yaşamaktır. Yılların sayısı değil, ne uğruna harcandığı önemlidir. İnsan, ardında güzel bir ad, hayırlı bir iş ve dua bırakabiliyorsa ömrünü boşa geçirmemiştir.<br />Kur’ân-ı kerimde meâlen, <strong>“Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra dosdoğru olanlara melekler ölümleri anında iner: ‘Korkmayın, üzülmeyin; size vadedilen Cennetle sevinin’ derler”</strong> [Fussilet sûresi, 30-32] buyurulmuştur. Böylece ölüm, imanlı bir kul için yokluğa gidiş değil; Allahü teâlânın rahmetine ve ebedî nimetlerine açılan güzel bir kapıdır.<br />Hadis-i şerifte, <strong>“Cenaze hazırlanıp insanlar onu omuzlarına aldıkları zaman, salih bir kimse ise, ‘Beni çabuk götürünüz!’ der. Salih değilse, ‘Eyvah! Beni nereye götürüyorsunuz?’ der”</strong> [Buhârî] buyuruldu.<br />Allahü teâlânın rızasına kavuşmakla şereflenen kimselerin vefat hâli de Kur’ân-ı kerimde büyük bir müjdeyle mealen şöyle bildirilir: <strong>“Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına katıl ve Cennetime gir!”</strong> [Fecr sûresi, 27-30]<br />İnsan için bundan daha büyük bir müjde düşünülebilir mi? Ömrünü Allahü teâlânın rızasını arayarak geçiren kimse için ölüm, yokluk değil, Rabbine kavuşmaktır. Rabbine kul olanın dünyası sonsuz hayata hazırlık yeri, vefatı ise Allahü teâlânın rahmetine kavuşmaya açılan bir kapıdır. Çünkü Allah’a kul olunca hayat da güzel, vefat da güzeldir&#8230;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/salim-koklu/ecdadimizin-mutlu-hayati-645803" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Salim Köklü&#8217;nün önceki yazıları&#8230; </strong></a><strong> </strong></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ân-ı kerim, hep aynıdır</title>
		<link>https://islamdini.de/kuran-i-kerim-hep-aynidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:01:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/kuran-i-kerim-hep-aynidir/</guid>

					<description><![CDATA[Bugün, bütün dünyada bulunan Mushafların aralarında bir nokta farkı bile yoktur. Sual: Kur’an-ı kerim, Peygamber Efendimize indiği gibi, hep aynı mı kalmıştır, değişme olmuş mudur? Cevap: Cebrâil aleyhisselâm, Peygamber Efendimize her sene bir kerre gelip, o ana kadar inmiş olan Kur’ân-ı kerimi, Levh-il-mahfûzdaki sırasına göre okur, Peygamber Efendimiz dinler ve…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kuran-i-kerim-hep-aynidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Bugün, bütün dünyada bulunan Mushafların aralarında bir nokta farkı bile yoktur.</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Kur’an-ı kerim, Peygamber Efendimize indiği gibi, hep aynı mı kalmıştır, değişme olmuş mudur?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Cebrâil aleyhisselâm, Peygamber Efendimize her sene bir kerre gelip, o ana kadar inmiş olan Kur’ân-ı kerimi, Levh-il-mahfûzdaki sırasına göre okur, Peygamber Efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Resulullah Efendimiz ahıreti teşrif edeceği sene, Cebrâil aleyhisselâm iki kerre gelip, o zamana kadar gelen âyetlerin, surelerin tamamını okudular. Muhammed aleyhisselâm ve Eshâb-ı kiramdan çoğu, Kur’ân-ı kerimi tamamen ezberlemişti. Eshâb-ı kiramdan bazıları da, Kur’ân-ı kerimin bazı kısımlarını ezberlemiş, birçok kısımlarını yazmışlardı.</p>
<p>Muhammed aleyhisselâm, ahıreti teşrif ettiği sene, halife hazret-i Ebû Bekir, ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip bir heyete, bütün Kur’ân-ı kerimi, kâğıt üzerine yazdırdı. Böylece, <strong>Mushaf</strong> veya <strong>Mıshaf</strong> denilen bir kitap meydana geldi ve Eshâb-ı kiramın huzurunda tamamı okundu. Otuzüçbin Sahâbi de, bir araya gitirilen bu Mushaf&#8217;ın her harfinin, tam yerinde ve eksiksiz olduğuna söz birliği ile karar verdi.</p>
<p>Sureler belli değildi. Üçüncü halife hazret-i Osman, hicretin yirmibeşinci senesinde, sureleri birbirinden ayırdı. Yerlerini sıraladı. Altı tane daha Mushaf yazdırıp; Bahreyn, Şam, Mısır, Kufe, Yemen, Mekke ve Medine&#8217;ye verdi. Bugün, bütün dünyada bulunan Mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp, çoğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.</p>
<p><i><strong>Sual: Abdest aldığında veya abdesti bozulduğundan şüphe eden bir kimse nasıl hareket eder?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda Halebî-i kebîrde deniyor ki:</p>
<p>“Bir kimse, abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması lazım olur. Abdest arasında, bazı yerini yıkadığında şüphe ederse, sadece orasını yıkar. Abdest aldıktan sonra şüphe ederse, yıkaması lazım değildir. Abdest aldıktan sonra, üzerinde yaşlık gören, idrar mı, su mu şüphe etse, ilk olarak başına geldi ise, yeniden abdest alır. Birkaç defa, böyle şüphe etti ise, şeytanın vesvesesi olduğu anlaşılır ve abdesti tazelemez. Vesveseyi önlemek için, abdest aldıktan sonra, donuna, peştamalına su serpilmesi Kimyâ-yı se&#8217;âdetde de yazılıdır.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyâsı da âhireti de mâmur kız&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/dunyasi-da-ahireti-de-mamur-kiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/dunyasi-da-ahireti-de-mamur-kiz/</guid>

					<description><![CDATA[Ömer bin Abdülazîz hazretleri, Emevî halîfelerindendir. Hazret-i Ömer&#8217;in oğlunun torunudur kendisi. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), âdeti üzere bir gece şehri dolaşıyordu. Bir evin önünden geçiyordu ki, içerden bir konuşmalar duydu. Anne kız, konuşuyorlardı: Annesi diyordu ki: “Kızım, süte biraz su kat!” “Hayır anne, katmayalım.” “Hiç olmazsa bir ölçek.” “Anneciğim! Bunun…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/dunyasi-da-ahireti-de-mamur-kiz/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Ömer bin Abdülazîz</strong> hazretleri, Emevî halîfelerindendir.</p>
<p>Hazret-i Ömer&#8217;in oğlunun torunudur kendisi.</p>
<p>Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), âdeti üzere bir gece şehri dolaşıyordu.</p>
<p>Bir evin önünden geçiyordu ki, içerden bir konuşmalar duydu. Anne kız, konuşuyorlardı:</p>
<p>Annesi diyordu ki:</p>
<p>“Kızım, süte biraz su kat!”</p>
<p><strong>“Hayır anne, katmayalım.”</strong></p>
<p>“Hiç olmazsa bir ölçek.”</p>
<p><strong>“Anneciğim! Bunun azı da haramdır. Hem halîfe; (Sütlere su katmayın) demiyor mu?”</strong></p>
<p>“Kızım, bu gece vakti halîfe bizi nereden görecek?”</p>
<p><strong>“O görmese de Allah görüyor anneciğim.”</strong></p>
<p>Hazret-i Ömer, duydu bütün bu konuşmaları.</p>
<p>Oradan doğruca eve gitti.</p>
<p>Ve oğluna dedi ki:</p>
<p>“Sana bir kız buldum, ne dersin?”</p>
<p>“Siz bilirsiniz babacığım.”</p>
<p>Ertesi sabah, doğruca o eve gidip, çaldı kapıyı&#8230;</p>
<p>Kadın, eşikte Halîfe’yi görünce korktu!</p>
<p>“Buyurun efendim” dedi.</p>
<p>Hazret-i Ömer içeri girdi.</p>
<p>Ve o kadına buyurdu ki:</p>
<p><strong>“Ey hâtun! Dün gece kızınla olan konuşmalarınızı duydum. Kızının konuşmaları çok hoşuma gitti. Allah’ın emriyle kızını oğluma istemeye geldim.”</strong></p>
<p>Kadın, sevinçle;</p>
<p><strong>“Hayhay”</strong> dedi.</p>
<p>Ve o kız, Halîfe’nin gelini oldu.</p>
<p>İhlâsı sebebiyle, dünyâsı da mâmur oldu, âhireti de.</p>
<p>İşte <strong>Ömer bin Abdülazîz</strong> hazretleri, bu mübârek hanımın torunudur.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyâsı da âhireti de mâmur kız&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/dunyasi-da-ahireti-de-mamur-kiz-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/dunyasi-da-ahireti-de-mamur-kiz-2/</guid>

					<description><![CDATA[Ömer bin Abdülazîz hazretleri, Emevî halîfelerindendir. Hazret-i Ömer&#8217;in oğlunun torunudur kendisi. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), âdeti üzere bir gece şehri dolaşıyordu. Bir evin önünden geçiyordu ki, içerden bir konuşmalar duydu. Anne kız, konuşuyorlardı: Annesi diyordu ki: “Kızım, süte biraz su kat!” “Hayır anne, katmayalım.” “Hiç olmazsa bir ölçek.” “Anneciğim! Bunun…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/dunyasi-da-ahireti-de-mamur-kiz-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Ömer bin Abdülazîz</strong> hazretleri, Emevî halîfelerindendir.</p>
<p>Hazret-i Ömer&#8217;in oğlunun torunudur kendisi.</p>
<p>Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), âdeti üzere bir gece şehri dolaşıyordu.</p>
<p>Bir evin önünden geçiyordu ki, içerden bir konuşmalar duydu. Anne kız, konuşuyorlardı:</p>
<p>Annesi diyordu ki:</p>
<p>“Kızım, süte biraz su kat!”</p>
<p><strong>“Hayır anne, katmayalım.”</strong></p>
<p>“Hiç olmazsa bir ölçek.”</p>
<p><strong>“Anneciğim! Bunun azı da haramdır. Hem halîfe; (Sütlere su katmayın) demiyor mu?”</strong></p>
<p>“Kızım, bu gece vakti halîfe bizi nereden görecek?”</p>
<p><strong>“O görmese de Allah görüyor anneciğim.”</strong></p>
<p>Hazret-i Ömer, duydu bütün bu konuşmaları.</p>
<p>Oradan doğruca eve gitti.</p>
<p>Ve oğluna dedi ki:</p>
<p>“Sana bir kız buldum, ne dersin?”</p>
<p>“Siz bilirsiniz babacığım.”</p>
<p>Ertesi sabah, doğruca o eve gidip, çaldı kapıyı&#8230;</p>
<p>Kadın, eşikte Halîfe’yi görünce korktu!</p>
<p>“Buyurun efendim” dedi.</p>
<p>Hazret-i Ömer içeri girdi.</p>
<p>Ve o kadına buyurdu ki:</p>
<p><strong>“Ey hâtun! Dün gece kızınla olan konuşmalarınızı duydum. Kızının konuşmaları çok hoşuma gitti. Allah’ın emriyle kızını oğluma istemeye geldim.”</strong></p>
<p>Kadın, sevinçle;</p>
<p><strong>“Hayhay”</strong> dedi.</p>
<p>Ve o kız, Halîfe’nin gelini oldu.</p>
<p>İhlâsı sebebiyle, dünyâsı da mâmur oldu, âhireti de.</p>
<p>İşte <strong>Ömer bin Abdülazîz</strong> hazretleri, bu mübârek hanımın torunudur.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mezara girmeden, nefsin şerrinden emin olmayın!&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/mezara-girmeden-nefsin-serrinden-emin-olmayin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vehbi Tülek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:07:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/mezara-girmeden-nefsin-serrinden-emin-olmayin/</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kötülük etmeyen temiz bir kimseye iftirâda bulunmak, göklerden de ağır bir suçtur.&#8221; Seyyid-i Sırdân hazretleri Anadolu velîlerindendir. Asıl adı Burhâneddîn’dir. 1165 (H.561) senesinde Afganistan’da Tirmiz&#8217;de doğdu. Belh&#8217;e giderek Sultân-ül-Ulemâ Behâeddîn Veled hazretlerine talebe oldu. Bütün ilimleri öğrendi ve mânevî yüksek derecelere kavuştu. Hocası, oğlu Mevlânâ Celâleddîn&#8217;in terbiyesini ona havâle etti.…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mezara-girmeden-nefsin-serrinden-emin-olmayin/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>&#8220;Kötülük etmeyen temiz bir kimseye iftirâda bulunmak, göklerden de ağır bir suçtur.&#8221;</strong></p>
<p>Seyyid-i Sırdân hazretleri Anadolu velîlerindendir. Asıl adı Burhâneddîn’dir. 1165 (H.561) senesinde Afganistan’da Tirmiz&#8217;de doğdu. Belh&#8217;e giderek Sultân-ül-Ulemâ Behâeddîn Veled hazretlerine talebe oldu. Bütün ilimleri öğrendi ve mânevî yüksek derecelere kavuştu. Hocası, oğlu Mevlânâ Celâleddîn&#8217;in terbiyesini ona havâle etti. Talebesi Mevlânâ Celâleddîn ile birlikte Anadolu’ya hicret ederek Konya&#8217;ya geldi sonra Konya&#8217;dan ayrılıp Kayseri&#8217;ye yerleşti ve burada 1240 (H.638) senesinde vefât etti.</p>
<p>Seyyid Burhâneddîn hazretleri, bir gün gusül abdesti aldı. Hizmetçisine; &#8220;Ecel şerbeti bir bardağa konulmuş bana verilmek üzeredir. Beni yıkamaları için sıcak su hazırla. Dışarıya çık, &#8216;Seyyid Burhâneddîn vefât etti!&#8217; diye seslen ki, cenâzemde hazır bulunsunlar&#8221; dedi. Sonra içeri girip iki rekat namaz kıldı. Sonra Allahü teâlâya niyâza başladı: &#8220;Ey hâzır ve nâzır olan Allah&#8217;ım! Bana bir emânet verdin. Nihâyet o emâneti benden geri alacaksın&#8221; dedi ve; <strong>&#8220;İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın&#8221; </strong>(Sâffât sûresi: 102) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu. Bundan sonra; &#8220;Yâ Rabbî! Seni ve Resûlünü çok seviyorum, sana kavuşmak arzum son haddine ulaştı. Beni bu sevgime ve arzuma bağışla. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah&#8221; dedi ve rûhunu teslim etti&#8230;</p>
<p>Bu mübarek zat buyurdu ki: &#8220;Hased, nefis köpeğinin sıfatıdır. Çünkü o, dünyâ leşinin başında durmaktadır.&#8221;</p>
<p>&#8220;İlmiyle amel etmeyen âlim, itâatte bulunmayan bilgisizden beterdir. Hiç olmazsa ilmi olmayan; &#8216;Bilseydim böyle bir iş yapmazdım&#8217; der.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kötülük etmeyen temiz bir kimseye iftirâda bulunmak, göklerden de ağır bir suçtur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bedeniniz mezara girmeden, nefsinizin şerrinden emin olmayın.&#8221;</p>
<p>Seyyid-i Sırdân hazretleri, talebelerine şöyle nasihat ederdi: &#8220;Eğer Allahü teâlâya tâatte bulunamazsanız, hiç olmazsa oruç tutun. Karnınızı aç tutmaya ve acı çekmeye önem verin. Çünkü oruç tutmaktan daha iyi bir tâat yoktur. Peygamber ve velîlerin kalplerinden hikmet pınarları, açlık ve oruç bereketi ile fışkırmıştır. Allahü teâlâya ulaştıracak oruçtan daha iyi bir binek yoktur. Oruç ehlinin duâlarına karşılık verilir ve kabûl edilir. Orucun Allahü teâlâ katında büyük değer ve önemi vardır. Oruç, hikmet hazînelerinin anahtarıdır. Bir kimse bütün kulluk vazîfelerini yerine getirse, fakat mîdesini doldursa hiçbir yere ulaşamaz. Orucu gereğince tutsa, başka kulluk vazîfelerinde kusur olsa bile, yine bir yere erişir.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Vehbi Tülek&#8217;in önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Söyleyin canlarım, kâinatın nasıl olmasını isterdiniz?..&#8221;</title>
		<link>https://islamdini.de/soyleyin-canlarim-kainatin-nasil-olmasini-isterdiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demirbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/soyleyin-canlarim-kainatin-nasil-olmasini-isterdiniz/</guid>

					<description><![CDATA[Büyük velîlerden Sümbül Sinân Efendi&#8217;nin dergâhında çok talebesi vardı. Ancak o, Muslihuddin Musa&#8217;yı hepsinden çok seviyordu!.. Sümbül Sinân Efendi, büyük velîlerdendir. Hicri 856 (m.1452) yılında Merzifon&#8217;da doğdu. İstanbul&#8217;a gelip, Fâtih Sultan Mehmed Hân ve Sultan İkinci Bâyezîd Hân devrinin meşhûr âlim ve velîlerinden olan Efdalzâde Hamîdüddîn Efendi&#8217;den ders aldı. Daha…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/soyleyin-canlarim-kainatin-nasil-olmasini-isterdiniz/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>Büyük velîlerden Sümbül Sinân Efendi&#8217;nin dergâhında çok talebesi vardı. Ancak o, Muslihuddin Musa&#8217;yı hepsinden çok seviyordu!..</strong></p>
<p>Sümbül Sinân Efendi, büyük velîlerdendir. Hicri 856 (m.1452) yılında Merzifon&#8217;da doğdu. İstanbul&#8217;a gelip, Fâtih Sultan Mehmed Hân ve Sultan İkinci Bâyezîd Hân devrinin meşhûr âlim ve velîlerinden olan Efdalzâde Hamîdüddîn Efendi&#8217;den ders aldı. Daha sonra Çelebi Halîfe&#8217;nin feyiz ve teveccühlerine kavuşarak kemâle geldi&#8230;</p>
<p>Bu mübarek zat, konuşması ve davranışları ile kızmayan, sakin, nazik biri olduğundan, &#8220;Dinin Süsü&#8221; anlamına gelen “Zeynüddîn&#8221; lakabını almıştır.</p>
<p>Her hâlükârda sabrını, sakinliğini koruması üzerine de (başak, filiz) anlamlarına gelen “Sümbül&#8221; lakabıyla anılmıştır&#8230; Çok talebe yetiştirdi. </p>
<p>Sümbül Sinan Hazretleri Hicri 936 (m.1529) yılında Allahü tealanın iz­niyle vefatının yaklaştığını anlayarak, dostlarıyla ve talebeleriyle vedalaştı, helalleşti. Vefat ettiğinde seksen yaşında bulunuyordu. Cenazesini Fatih Camii&#8217;ne getirdiler. Şeyhülislam Kemalpaşazade cenaze namazını kıldırdı. Kocamustafapaşa&#8217;da bulunan şu andaki türbesine defnedildi&#8230;</p>
<p>     ***</p>
<p>Sümbül Efendi&#8217;nin dergâhındaki telebeler, hocalarının emirlerini harfiyyen yerine getirmek için gece gündüz çalışıyorlardı. Ancak o mübarek zat, Muslihuddin Musa adındaki bir talebeyi hepsinden çok seviyordu. Bunu anlayınca bir hasetlik, kıskançlık başladı. Sümbül Efendi bu durumu fark edince, ondaki istidadı, kabiliyeti görmeleri için hepsini imtihana tâbi tuttu. Bir gün onlara dedi ki:</p>
<p><strong>-Ey canlarım! Bu âlemin nasıl yaratılmasını isterdiniz?</strong><br />Her talebe kendi anlayışına göre cevap verdi&#8230; Biri &#8220;Efendim, Dünya biraz daha büyük olsaydı&#8221; dedi&#8230; Bir diğeri &#8220;Hocam, iki tane Güneş olsaydı&#8221; dedi&#8230; Bir başka talebe de &#8220;Efendim, insanların boyu daha uzun olsaydı&#8221; gibi şeyler söylediler&#8230; Sıra Muslihuddin Musa Efendi’ye gelmişti. Sümbül Efendi:<br /><strong>-Sen söyle bakalım Musa Efendi! Kâinatın nasıl olmasını isterdin?</strong><br />Musa Efendi başını kaldırmadan edeple cevap verdi:<br />&#8211; Efendim, bu âlem öyle bir nizam içinde ki; bu mevcut düzene ne bir şey ilâve edilebilir ne de bir şey eksiltilebilir!..</p>
<p>Sümbül Efendi&#8217;nin yüzünde görülmemiş bir ışık belirdi ve buyurdu ki:<br />&#8211; Maşallah derviş Musa! Demek her şey merkezinde, yerli yerinde, diyorsun! Öyleyse senin adın bundan böyle &#8220;Merkez Muslihuddin&#8221; olsun!<br />Evet, bütün talebeler, hocalarının bu arkadaşlarını niçin çok sevdiğini anlamışlardı&#8230; O günden sonra derviş Musa, “Merkez Efendi” ismiyle gönüllerde taht kurdu. Hocası onu kendisine damat eyledi. Devrinin meşhur âlimlerinden olan bu mübarek zat, Zeytinburnu&#8217;nda, kendi adıyla anılan türbede medfûndur&#8230;</p>
<p>Allahü teala şefaatlerine nâil eylesin. Âmin&#8230;</p>
<p><strong>Ahmet Demirbaş&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezarlıktaki meyveleri yemek</title>
		<link>https://islamdini.de/mezarliktaki-meyveleri-yemek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/mezarliktaki-meyveleri-yemek/</guid>

					<description><![CDATA[“Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülkü olur.&#8221; Sual: Mezarlıklarda bulunan ağaçlardaki meyveleri almak yemek dinen uygun mudur? Cevap: Bu konuda Fetâvâ-ı Hindiyyede deniyor ki: “Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülkü olur. Ağacı ve meyvelerini dilediğine verir. Sahibsiz toprak…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mezarliktaki-meyveleri-yemek/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>“Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülkü olur.&#8221;</strong></p>
<p><i><strong>Sual: Mezarlıklarda bulunan ağaçlardaki meyveleri almak yemek dinen uygun mudur?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda Fetâvâ-ı Hindiyyede deniyor ki:</p>
<p>“Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülkü olur. Ağacı ve meyvelerini dilediğine verir. Sahibsiz toprak olup, halk tarafından kabristan yapılmış ise, ağaçlar, meyveler ve toprak, önceden gelen âdete göre kullanılır. Ağaçlar, kabristan yapıldıktan sonra yetişmiş ise, bunları diken malum ise, biliniyorsa, o kimsenin mülkü olurlar. Bunları ve meyvelerini fakirlere sadaka verir. Ağaçlar, kendiliklerinden yetişmiş iseler, diken kimse bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. İsterse, sattırıp, parasını kabristanın ihtiyaçlarına sarf ettirir.”</p>
<p><i><strong>Sual: Ağaçtan sokağa, yola dökülmüş olan meyveleri alıp yemek caiz olur mu?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Şehirde olsun, köyde olsun, ağaçtan sokağa düşmüş, ceviz gibi çürümeyen meyveleri, sahibinin izin vermiş olduğu haber alınırsa, alıp yemek caiz olur. Çürüyecek meyve ise, sahibinin yasak ettiği bilinmedikçe alıp yenilebilir. Alıp, evine götürmek caiz değildir.</p>
<p><i><strong>Sual: Nehir ve dere sularının götürdüğü meyve ve tahta parçalarını alıp kullanmak uygun mudur?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Nehrin, derenin götürdüğü meyveleri, tahta parçalarını alıp toplamak caizdir. Sokakta çeşitli yerlerden toplanan ceviz taneleri, satılabilecek miktarı bulsa dahi, helal olur. Hepsini birlikte, bir yerde bulursa, &#8216;lukata&#8217; olur.</p>
<p><i><strong>Sual: Vakıf kabristanındaki ağaçları, meyveleri herkes kullanabilir mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Vakıf kabristanındaki ağaçlar, meyveler, vakfın şartına göre kullanılır. Şartı bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. Hindiyyede ve Kâdîhânda, lukata ve vakıf bahisleri sonunda bilgi vardır.</p>
<p><i><strong>Sual: Abdestsiz ezberden Kur’ân-ı kerim okunabilir mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kur’ân-ı kerimi abdestsiz tutmak haramdır. Ezberden okumak caizdir. Yatağa abdestli girmek sünnettir. Şir&#8217;at-ül-islâm şerhinde diyor ki:</p>
<p>“Kur’ân-ı kerimi yatakta, yatarak ezberden abdestsiz okumak caizdir ve sevaptır. Fakat, başını yorgandan dışarı çıkarmalı ve bacakları bitiştirmelidir.”</p>
<p><i><strong>Sual: Bir Müslümanın kâfir olmayı istemesi ile imanı gidebilir mi?</strong></i></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kâfir olmayı isteyen kimse, kâfir olmaya niyet ettiği anda imanı gider kâfir olur.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Osman Ünlü&#8217;nün önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir düğün daveti&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/bir-dugun-daveti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdüllatif Uyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 00:12:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Sayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/bir-dugun-daveti/</guid>

					<description><![CDATA[İmâm-ı Alî Nakî hazretleri, âlim ve evliyâdandır. Seyyiddir ayrıca. Bu zâtı bir düğün yemeğine dâvet etmişlerdi bir gün. Kabûl edip teşrîf etti. Ancak düğünevinde bir kişi vardı ki, hiç hürmet göstermiyordu bu zâta. Bir şeyler söylüyor, halkı güldürüyordu. İnsanlar da rahatsız oluyordu bundan. Bu zâta sordular ki: “Şunu susturalım mı…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bir-dugun-daveti/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="article-content" itemprop="articleBody">
<p><strong>İmâm-ı Alî Nakî</strong> hazretleri, âlim ve evliyâdandır.</p>
<p>Seyyiddir ayrıca.</p>
<p>Bu zâtı bir düğün yemeğine dâvet etmişlerdi bir gün.</p>
<p>Kabûl edip teşrîf etti.</p>
<p>Ancak düğünevinde bir kişi vardı ki, hiç hürmet göstermiyordu bu zâta.</p>
<p>Bir şeyler söylüyor, halkı güldürüyordu.</p>
<p>İnsanlar da rahatsız oluyordu bundan.</p>
<p>Bu zâta sordular ki:</p>
<p>“Şunu susturalım mı efendim?”  </p>
<p>Buyurdu ki:</p>
<p><strong>“Lüzum yok. Biraz sonra mecbûren kalkıp gidecek.”</strong></p>
<p>O ara biri geldi oraya.</p>
<p>Ve o edepsize dönüp;</p>
<p><strong>“Annen damdan düştü, koş, ölmek üzere!”</strong> dedi.</p>
<p>O, telâşla kendini attı dışarı.</p>
<p>Hem bir lokma yemeden&#8230;</p>
<p>● ● ●</p>
<p>İmâm-ı Alî Nakî hazretlerini, bir gün, zamânın Sultânı, oğlunun düğününe çağırmıştı.</p>
<p>Büyük velî kabûl etti.</p>
<p>Teşrîf etti düğünevini&#8230;</p>
<p>Ancak bir genç vardı ki, lüzumsuz şeyler anlatıp, insanları güldürüyordu.</p>
<p>Kendi de kahkahalar atıyordu.</p>
<p>Büyük zât, o gence;</p>
<p><strong>“Sen böyle gülüyorsun, ama yakında öleceksin, haberin var mı?”</strong> buyurdu.</p>
<p>Delikanlı hiç oralı olmadı.</p>
<p>Ve gülmeye devâm etti.</p>
<p>Büyük velî bir daha îkaz etti.</p>
<p>O, yine umursamadı.</p>
<p>Nihâyet düğün bitti.</p>
<p>Aradan üç gün geçmişti ki, o genç, evinde vefât etti âniden.</p>
<p><a href="https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/abdullatif-uyan" rel="nofollow" target="_blank"><strong>Abdüllatif Uyan&#8217;ın önceki yazıları&#8230;</strong></a></p>
</p></div>
<p><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
