<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emr-i maruf ve nehy-i münker &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/dinimiz-ve-diger-dinler-2/emr-i-maruf-ve-nehy-i-munker/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 Jan 2011 10:16:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Emr-i marufla ilgili çeşitli sorular</title>
		<link>https://islamdini.de/emr-i-marufla-ilgili-cesitli-sorular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/emr-i-marufla-ilgili-cesitli-sorular/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Yöneticilerin bozuk olmasında toplumun rolü var mıdır? Onları protesto için eylemler yapmak uygun mudur?CEVAPElbette toplumun rolü vardır. Onlar başka yerden gelmedi ki. Yönetici, sütün üzerindeki kaymak gibidir. Süt nasılsa kaymağı da ona göredir. Yani manda sütünün kaymağı manda kaymağı, Deveninki deve kaymağı olur. Domuz sütünün kaymağı da, domuz kaymağı…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/emr-i-marufla-ilgili-cesitli-sorular/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Yöneticilerin bozuk olmasında toplumun rolü var mıdır? Onları protesto için eylemler yapmak uygun mudur?<br /><b>CEVAP<br /></b>Elbette  toplumun rolü vardır. Onlar başka yerden gelmedi ki. Yönetici, sütün  üzerindeki kaymak gibidir. Süt nasılsa kaymağı da ona göredir. Yani  manda sütünün kaymağı manda kaymağı, Deveninki deve kaymağı olur. Domuz  sütünün kaymağı da, domuz kaymağı olur. Demek ki, süt ne ise kaymağı da  öyle olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tavuktan tavuk yumurtası çıkar. Tavuktan deve kuşu yumurtası beklenmez. Her kaptan içindeki sızar. Bir hadis-i şerif meali:<br /><b>(Siz nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz.)</b> [Cami-us-sagir]</p>
<p style="text-align: justify;">Yani  insanlar iyi ise, iyi idareciler gelir, kötü ise kötü idareciler gelir.  Ortada bir suç varsa toplumda aramalı. Toplum kötü ise, kötü idareciyi  değiştirmekle iş bitmez. Gelen gideni arattırabilir. Onun için dünyadaki  kötü liderlerin toplumları da kötüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Eylem yapmak anarşi çıkarmak olur. Dua ederek sabretmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali:<br /><b>(Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.)</b> [Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;">Bir âyet meali de şöyle:<b><br />(Ey iman edenler, sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah elbette sabredenlerle beraberdir.)</b> [Bekara 153]</p>
<p style="text-align: justify;">Allahü teâlâya güvenmelidir. Sabreden zafere kavuşur.<br /><b><br />Sual:</b> Bir kimsenin emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaya gücü yetse, buna  hiçbir mani de bulunmasa, bu kimsenin hakkı, doğruyu bildirmemesi günah  olur mu? <br /><b>CEVAP<br /></b>Emr-i maruf farz-ı kifayedir. Bir yerde  emr-i maruf yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. Emr-i maruf çok  mühimdir. Emr-i maruf yapan olmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık  yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br /><b>(Fitne  ve fesat yayıldığı, müslümanlar aldatıldığı zaman, doğruyu bilenler,  herkese anlatsın! Anlatmazsa, Allahü teâlânın, meleklerin ve insanların  laneti onun üzerine olsun!) </b>[Ebu Nuaym]<br /><b><br />(Ortalık karışır,  yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil  uzatılırsa, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü teâlânın,  meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği  halde bildirmeyene olsun! Allah, böyle âlimlerin, ne farzlarını, ne de  başka ibadetlerini kabul etmez.)</b> [Ebu Nuaym]<br /><b><br />(Bid&#8217;atler  yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lanet ettiği zaman, doğruyu bilenler  herkese söylesin! Eğer söylemeyip gizlerse, Allahü teâlânın Muhammed  aleyhisselama indirdiği Kur&#8217;an-ı kerimi gizlemiş olur.)</b> [İbni Asakir]<br /><b><br />(Bid&#8217;atler  zuhur edip, Eshabıma kötü sözler söylendiği zaman, doğruyu bilen,  herkese söylesin! Söylemezse Allahü teâlâ böyle âlime lanet eder.)</b> [Deylemi]<br /><b><br />(Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapanlardır.)</b> [İ. Gazali]<br /><b><br />(Bir yerde bir kötülük zuhur edince, o kötülük men edilmezse, Allahü teâlâ azabını o kavmin hepsine birden indirir.)</b> [Hakim]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Bir hayra, bir iyiliğe sebep olanın onu yapmış gibi sevap alacağını  yazdınız. Kötülüğe sebep olan da onu işlemiş gibi günah kazanır mı?<br /><b>CEVAP<br /></b>Evet,  iyiliğe sebep olan o iyiliği yapmış gibi sevap kazanır. Kötülüğe sebep  olan da o kötülüğü yapmış gibi günah kazanır. Hadis-i şerifte buyuruldu  ki:<br /><b>(Kötülüğe delalet eden (yol gösteren) onu yapan gibidir.)</b> [Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;">İbni  Mesud hazretleri, &#8220;Bir günah işlendiğini duyduğu vakit, o günahın  işlendiğine sevinirse, aynı günahı işlemiş gibi olur&#8221; buyurdu. Hadis-i  şerifte de <b>(Doğuda bir adam öldürülür de, batıda olan buna razı olursa, onu öldürme günahına ortak olur)</b> buyuruldu. (İ. Gazali]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Önceleri namaz kılarken, uzun süre namazı terk eden eski arkadaşlarımız  var. Üzülüyoruz, hiçbir şekilde mescitte veya başka bir yerde namaz  kılarken görmüyoruz. Bu şekilde düşünmek su-i zan olur mu? Bunlarla  ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? <br /><b>CEVAP<br /></b>Namaz kılmıyor galiba  diye düşünmek insanın elinde değildir. Zannını tasdik etmek ve o zanna  göre karar verip hareket etmek günah olur. Namaz kılmadığı kesin tespit  edilince, diğer insanlar gibi ilişkimiz olur. Başka namaz kılmayan  insanlarla nasıl ilişkimiz oluyorsa bunlarla da öyle olur. Tanıdık  olduğu için ilgilenmek elbette iyi olur. Onları üzmeyecek şekilde  ilgilenmek, nasihat etmek, gazete vermek, kitap vermek, e-mail  göndermek, ilgiyi devam ettirmek iyi olur. Laf söylemekle kimse kolay  kolay yola gelmez. Bu nasip meselesidir. Ama e-mail falan gönderilir.  Güzel bir yazı ise, ondan etkilenebilir, siz de bu işe sebep olmuş  olursunuz. Mesela namazın önemi gönderilebilir, namaz kılmayanlar için  bildirilen tehditler yazılabilir. Özel göndermek yerine umuma  gönderiyormuş gibi yapılır. Maksat bir nevi gizlenmiş olur. Sitemizi de  tavsiye edebilirsiniz. <br /><b><br />Sual:</b> Çevremdekilere örnek teşkil  edebilmek için kültürümü artırmam gerekiyor. Bana bu yolda tavsiye  edebileceğiniz müstesna fikirlerinize ihtiyacım olduğunu hissediyorum ve  öğrettiklerinizin her kelimesi için ayrı ayrı Allah razı olsun diyorum.  <br /><b>CEVAP<br /></b>Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumanızı  tavsiye ediyoruz. Bu kitabı okursanız yeterli dini bilgiye sahip  olursunuz. Ne din düşmanlarına aldanır, ne de din adına insanlara  kötülük edersiniz. Severek okumanızı tavsiye ederiz. Ehl-i sünnet  âlimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanmış bir  kitaptır. Bu kitabı internetten de okuyabilirsiniz: <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com/">www.hakikatkitabevi.com</a></b> <br /><b><br />Sual:</b> &#8220;Okuldaki arkadaşlarımdan bazıları dini konularda bilgi sahibi  olmalarına rağmen yaklaşık ayda bir kere içki içiyorlar. Namazı da uzun  zamandır terk etmiş durumdalar. Ben onlara bazen nasihat ediyor bazen de  kızıp bağırarak içki içmekten ve namaz kılmamaktan vazgeçirmeye  çalışıyorum. Şimdi ben bunlarla hiç görüşmezsem onları iyice felaketle  baş başa bırakmış mı olurum? Yoksa onları ikaz etmek maksadıyla  görüşmeye devam etmem mi daha uygun olur? Kısaca nasıl hareket edeyim?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bağırıp  çağırmakla insanlar yola gelmez. Hele aynı yaştaki akran kimseler  birbirinin sözünü dinlemez. Yapılacak iş, onlara doğru kitap, mesela Tam  İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını vermektir. Bu kıymetli eser yüzlerce  İslam âliminin kitaplarından tercüme edilip derlenerek hazırlanmıştır.  Ehl-i sünnet âlimlerinin sözleri olduğu için severek okuyana faydalı  olmaktadır. Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır. Nasibi olanlar, bu  yazıların etkisiyle kötülüklerden uzak durabilir. Onları bu kötülüğe  kötü arkadaşları sürüklemektedir. Kötü arkadaşlardan uzak durmak  lazımdır.<br /><b><br />Sual:</b> Din hakkında konuşmamak mı gerekiyor? Ya siz ne yapıyorsunuz?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bizim  yaptığımız gibi ehl-i sünnet âlimlerinin yazılarını, bildirdiklerini  nakletmek din hakkında konuşmak değildir. Şu kitapta şöyle diyor demekte  mahzur yoktur. Biz sadece ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından  naklederiz. Kendi görüşümüzü din gibi ortaya koymayız. Bence, bana göre  böyle demeyiz. Diyenlere de itibar etmeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Dini  meselelerde, insanların yanlışları olduğu zaman, onları uyarmak  istiyorum; fakat bu işi devamlı yapmak da uygun olmuyor, bunun ölçüsü  nedir? <br /><b>CEVAP</b><br />Ölçüsü onları üzmeden söyleyebilmektir. Mesela en kolay yolu doğru kitap vermektir. <br /><b><br />Sual:</b> İnsanlara yanlışlarını söylemeli mi? Söylemezsek iki yüzlü olur muyuz?<br /><b>CEVAP</b><br />Eğer söylediğimizi kabul edecekse ona yanlışlarını söyleriz, kabul etmeyecekse söylemeyiz. Söylemeyince iki yüzlü olmayız. <br /><b><br />Sual:</b> Müslüman iken dinsizlerin etkisinde kalan bazı kimseler, dine düşman  olmuşlardır. Bunlara dinimizi yeniden izah etmekte fayda var mıdır?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bunlara  büyük bir sabır ve sebat ile İslam dininin esaslarını onların  anlayacağı bir tarzda telkin etmelidir! Kur&#8217;an-ı kerimde mealen  buyuruldu ki:<br /><b>(Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel öğütlerle çağır!  Onlarla en güzel şekilde tartış! Doğrusu Rabbin, yolundan sapanları daha  iyi bilir.) </b>[Nahl 125]</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğimiz iyi ve doğru şeyleri  bilmeyenlere en güzel tarzda öğretmek, üzerimize farzdır, Allahü  teâlânın kat’i emridir. Bu vazifeye, <b>Emr-i maruf</b> denir. Bu bir  ibadettir. İlmin zekatı, bilmeyenlere ilmi öğretmekle ödenir. Bu, çok  hayırlı bir iştir. Dinimiz, âlimin mürekkebini, şehidin kanından efdal  tutmakta, hayırlı iş görmeyi, nafile ibadetten üstün saymaktadır.<br /><b><br /></b>Hak  bir söz, güzel bir öğüt kimden gelirse gelsin, güzel karşılamalı, böyle  güzel bir sözü duyurduğu için Allahü teâlâya şükretmeli, söyleyene  değil söyletene bakmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Bir  kimse dini hakkında bir öğüt duysa, bu Allahü teâlânın ona ihsan ettiği  bir nimettir. Buna şükretmesi ne iyidir. Şükretmezse, günahı artar,  Allahü teâlânın gazabına sebep olur.)</b> [İbni Asakir]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> İslamiyet’in güzel ahlakını göstermek için, kâfirlere karşı da iyi huylu olmak ve onları incitmemek gerekmez mi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Müslümanların  kâfirlere karşı da iyi huylu olmaları, onları incitmemeleri gerekir.  Böylece İslam dininin, iyi huylu olmayı, kardeşçe yaşamayı, çalışmayı  emrettiği onlara da gösterilmiş olur. Böylece iyiliği seven insanlar,  seve seve müslüman olurlar. Cihad etmek farzdır. Cihadı devlet topla,  silahla yapacağı gibi, soğuk harp ile, propaganda, neşriyat ile de  yapar. Her müslüman da, iyi huyları ile, iyilik yapmakla cihad yapar.  Çünkü cihad etmek, insanları müslüman yapmaya davet etmek demektir.  Görülüyor ki, kâfirlere karşı da, iyi huylu olmak, onları incitmemek,  cihad etmek oluyor. Cihad ise her müslümana gücü nispetinde farzdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Bir hadiste, <b>(Sizden  her kim kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle  düzeltsin, buna gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu imanın en zayıf  derecesidir)</b> deniyor. İmanın en zayıf noktasına düşmemek için, içki  içene, kumar oynayana, insanlara zulmedene ve başka kötülükleri işleyene  mani olmak mı gerekir? Mani olmazsak dil ile hakaret etmek mi gerekir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bizim  gibi insanların hadis-i şerifi anlaması, açıklaması ve onunla amel  etmesi caiz değildir. Bunu ancak gerçek İslam âlimleri yapar. Bu hadis-i  şerifi açıklayan Abdulgani Nablüsi hazretleri <b>Hadika</b> isimli kitabında buyuruyor ki: <br />(Söz  ve yazı ile emr-i maruf, âlimlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek  günah işleyene mani olmaya çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile  müdahale ise devletin vazifesidir.) [<b>Ayrıca Hindiyye c.5, s.352, Kadıhan c.3, s.429, Bezzaziyye c.6, s.356</b>]</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki bizim vazifemiz, günah işleyenlere dua ederek mani olmaktır. Devletin işini bizim yapmaya kalkmamız caiz olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Zamanımızda en kıymetli amel nedir?<br /><b>CEVAP<br />İslam Ahlakı </b>kitabında deniyor ki:<br />Zamanımızda,  amellerin en efdali, yazı ile, medya yolu ile, kâfirlere, mezhepsizlere  cevap vermek, Ehl-i sünnet itikadını yaymaktır. Böyle cihad edenlere,  para ile, mal ile, beden ile yardım edenler de bunların kazandıkları  sevaplara ortak olurlar. <br /><b><br />Sual: </b>Filmlerde, piyeslerde İslâm büyüklerini temsil etmek caiz midir?<b><br />CEVAP<br /></b>Talim  ve islâma hizmet maksadı ile yapılan filmlerde caiz ise de,  saygısızlığa sebep olabilecek hareketler, çok tehlikeli olduğu için,  bunun gibi şeylerden sakınmak lâzımdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Papazı temsil etmek<br />Sual: </b>Piyeslerde, bir papazı temsil etmek caiz midir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Zaruretsiz caiz değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Herkese açık umumi hamamlarda, avret yerlerini de açanlar olduğu için,  bakmadan yani, günah işlemeden yıkanmak mümkün değildir. Eşim ve kızım,  söz dinlemeyip gidiyorlar. Peşlerini bırakmak, uygun olur mu? <br /><b>CEVAP</b><br />Peşlerini  bırakmak, izin vermek demektir. Devamlı emr-i maruf ve nehy-i münker  yapmak vazifemizdir. Buna razı olmamak ve peşlerini bırakmamak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Din nasihattir<br />Sual: </b>Bir hadiste, <b>(Din nasihattir)</b> deniyor. Din, ilahi emir ve yasakların toplamı değil midir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bu  hadis-i şerif, dini tarif etmiyor, nasihatin önemini belirtiyor. Din,  nasihatle, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmakla ayakta kalır, yani din,  nasihatle devam eder demektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanunlara karşı gelinmez</title>
		<link>https://islamdini.de/kanunlara-karsi-gelinmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kanunlara-karsi-gelinmez/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Bazı kimseler diyor ki:(Bugün dünya tağutla idare ediliyor. Tağutların kanunlarına uyanlar, milletvekili, belediye başkanı seçenler, seçilenler, hâkimler, savcılar, polisler ve bütün memurlar, Avrupa, Amerika ve Asya’da işçi olarak çalışanlar müşrik olduğu gibi, herhangi bir iş için mahkemeye başvuranlar da müşriktir. Tağutun idaresinden pasaport alıp yurtdışına çıkanlar, hattâ hacca gidenler…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kanunlara-karsi-gelinmez/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Bazı kimseler diyor ki:<br /><em>(Bugün dünya tağutla idare  ediliyor. Tağutların kanunlarına uyanlar, milletvekili, belediye başkanı  seçenler, seçilenler, hâkimler, savcılar, polisler ve bütün memurlar,  Avrupa, Amerika ve Asya’da işçi olarak çalışanlar müşrik olduğu gibi,  herhangi bir iş için mahkemeye başvuranlar da müşriktir. Tağutun  idaresinden pasaport alıp yurtdışına çıkanlar, hattâ hacca gidenler  müşrik olur. Trafikte kırmızı ışıkta durmak, yeşil ışıkta geçmek,  tağutun adamlarıyla herhangi bir anlaşma yapmak da şirk olur, çünkü  böyle yapmak, tağutu meşrulaştırmak olur. Onların kanunlarına uymayıp,  onlara karşı gelmek lazımdır.)<br /></em>Bunları söyleyenler, uzayda yaşamadıklarına göre, kendileri müşrik olmuyorlar mı?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bu soruyu kendilerine sormak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram, onların tağut dedikleri putçularla anlaşma yapmadı mı, alış veriş yapmadı mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Kâfir  ülkesinde çalışmak ve kâfire ücret karşılığı hizmet etmek dinimizde  yasak değildir. Gayrimüslim Avrupa’da çalışmak günah değildir. Mekke  Müslümanları da Habeşistan’a hicret etmişler, orada gayrimüslimlerin  işlerinde çalışmışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf aleyhisselam, Peygamber olduğu  halde, kâfir hükümet reisinden vazife istedi. Herhangi bir vazifeye bir  zalimin geçmesini önlemek ve Müslümanlara hizmet etmek için, kâfir olan  âmirden bile vazife istemelidir. İmam, öğretmen, polis olmaya  çalışmalıdır. Bir iyilik yapamasa da, hiç olmazsa, Müslümanlara zarar  gelmesini önlemek de ibadet olur. Zaruretsiz vazifeden istifa etmek de,  bunun için caiz değildir. <b>(S. Ebediyye)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b></b>İsa aleyhisselam,  kâfir hükümdara dahi itaati emretmiştir, çünkü 70–80 kişiyle Roma  devletine ve bütün Yahudilere karşı cihad etmek, onlara karşı gelmek  mümkün değildi. İslamiyet’te de hükümete, kanunlara karşı gelmek men  edilmiştir.<b> (Cevap Veremedi kitabı)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b></b>Müslüman olsun, kâfir  olsun, âdil olsun, zalim olsun, hiçbir hükümete karşı, isyan etmek,  kanunlara karşı gelmek, hiçbir zaman caiz değildir. Fitne çıkarmamalı,  fitne çıkaranların arasına karışmamalı. Komünist ülkelerinde bulunan bir  Müslümanın, İslamiyet’e uygun yaşaması, ibadetlerini yapabilmesi  imkânsız olursa, zalimlere yine karşı gelmemeli, bir İslam ülkesine  hicret etmeli. İslam ülkesine de hicret imkanı yoksa, insan haklarına,  dine, ibadete saldırmayan herhangi bir memlekete gitmelidir. <b>(S. Ebediyye)<br /></b><br />Kâfire oy verilmez mi? Mecelle’de, <b>(Ehven-i şerreyn tercih olunur)</b> buyuruluyor. Yani iki zararlı şeyden birini yapmak zorunda kalanın  hafifini tercih etmesi gerekir. Daha kötüsünü önlemek için, ondan daha  az zararlıyı tercih etmek günah olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanuna uymakla karşı  gelmemek ayrıdır. İkisi birbirine karıştırılmamalı. Bir kimse kanunu  beğenmiyor, ama karşı da gelmiyorsa, kanuna aykırı hareket etmiş  sayılmaz. Bir de kanunun zorladığı işleri yapmak günah olmaz. Fıkıh  kitaplarımızda deniyor ki:<br />İkrah, bir insanı, istemediği bir şeyi  yapması için, haksız olarak zorlamak demektir. Bu durumda, zorlanan işi  yapmak zaruret olur. Hapis, dayak, nafakayı kazanmaya ve çalışmaya mani  olmak gibi hususlar birer ikrahtır. Sultanın [kanunların] emirleri de  ikrah demektir. <b>(Redd-ül-muhtar, Dürer-ül-hükkam)</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötüyü düzeltmek</title>
		<link>https://islamdini.de/kotuyu-duzeltmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:14:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kotuyu-duzeltmek/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Tesettürlü, namazını kılan bir abla, uygunsuz giyinen ve uygunsuz bir iş yapan başka bir kadını yola getirmek için, onunla arkadaş oldu. (Eninde sonunda ben bunu doğru yola getireceğim) diye çok gayret sarf etti. Bir müddet sonra bu ablayla karşılaştım, onun da öteki gibi açıldığını gördüm. Elini verip kolunu alamayan…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kotuyu-duzeltmek/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Tesettürlü, namazını kılan bir abla, uygunsuz giyinen ve  uygunsuz bir iş yapan başka bir kadını yola getirmek için, onunla  arkadaş oldu. (Eninde sonunda ben bunu doğru yola getireceğim) diye çok  gayret sarf etti. Bir müddet sonra bu ablayla karşılaştım, onun da öteki  gibi açıldığını gördüm. Elini verip kolunu alamayan kimsenin durumuna  düştü. Bu olay beni ürküttü. Peki, o zaman emr-i marufu nasıl yapacağız?  Kendimizi tehlikeye atarak mı?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bu olay da gösteriyor  ki, kötü bir kimseyi düzeltmeye çalışacağım diye onunla arkadaşlık  edilirse, kendisinin bozulma ihtimali daha fazla olabilir. Kötü arkadaşı  düzeltmek için onunla düşüp kalkmaya çalışırsak, onun bir eğrisini  düzeltmeye çalışırken, o bizim on doğrumuzu bozar. (Kötünün bana ne  zararı dokunur?) demek çok yanlıştır. Çürük bir meyve, bir çuval  meyvenin çürümesine sebep olur. Bir çuval meyve bir çürüğü sağlam hale  getiremez. Yapmak, düzeltmek çok zor, yıkmak ise çok kolaydır.  (Süleymaniye camisini iki işçi yıkabilir, ama yapmak için bir Sultan  Süleyman, bir de Mimar Sinan lazımdır) demişlerdir. Yine bunun gibi,  (Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış) denmiştir. Büyük  bir taşı, dağın tepesinden aşağıya yuvarlamak çok kolay, fakat aşağıdan  yukarı çıkarmaksa çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kötü arkadaştan uzak durmaya çalışmalı. Onun için Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br /><b>(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!) </b>[Hâkim]</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda  görüldüğü gibi, namaz kılan tesettürlü abla, kötü kimseyle arkadaşlık  etti ve bunun neticesinde de, onun bozuk yoluna, onun bozuk dinine  girmiş oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb, kötü kimselerin yanında gaflete dalınca,  şeytan da vesvese verir. Zamanla o arkadaşa uymaya çalışır. Bunun için,  arkadaşın ve çevrenin etkisi çok büyüktür. Fâsık kadınla arkadaşlığın  zararı daha büyük olur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br /><b>(Bir kötü kadının fücuru </b>[kötülüğü]<b> bin erkeğin fücuruna bedel, bir saliha kadının iyiliği yetmiş sıddıkın iyiliğine bedeldir.) </b>[Ebu Nuaym,<b> </b>Ebu-ş-Şeyh]</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü  gibi kadınların iyisi çok iyi, kötüsü de çok kötü oluyor. Kötülerinden  uzak durmaya çalışmalı. Onu düzelteceğiz diye kendimizi bozmamalıyız.  Onun için, (Kötü bir kadın, doğru olan kırk erkeği yoldan çıkarır)  demişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle kimselere emr-i maruf yapmak için, onlarla  düşüp kalkmak yanlış olur. Uygun bir kitap vermeli, nasibi varsa okur,  doğru yolu bulur. O, doğru yolu bulamasa da, okumasa da, biz görevimizi  yapmış oluruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırkıncı yılımız</title>
		<link>https://islamdini.de/kirkinci-yilimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kirkinci-yilimiz/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Gazetemizin kırkıncı kuruluş yıldönümü hepimize mübarek olsun. 40 yıldır okuyorum. Özellikle, daha önceki ismi Bizim Sayfa olan İnsan ve Toplum sayfasını hiç kaçırmıyorum. Bize dinimizi, Ehl-i sünnet itikadını öğretiyorsunuz. Hafta sonları yayınladığınız sohbet tadındaki yazılarla da, Allahü teâlânın sevgili kullarını sevmemize, tanımamıza vesile oluyorsunuz. Bütün bunlar için, size ne…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kirkinci-yilimiz/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Gazetemizin kırkıncı kuruluş yıldönümü hepimize mübarek olsun. 40 yıldır okuyorum. Özellikle, daha önceki ismi <b>Bizim Sayfa</b> olan <b>İnsan ve Toplum</b> sayfasını hiç kaçırmıyorum. Bize dinimizi, Ehl-i sünnet itikadını  öğretiyorsunuz. Hafta sonları yayınladığınız sohbet tadındaki yazılarla  da, Allahü teâlânın sevgili kullarını sevmemize, tanımamıza vesile  oluyorsunuz. Bütün bunlar için, size ne kadar teşekkür etsek azdır.<br />Gazeteden  ve kitaplarımızdan öğrendiğim bilgileri, çevremdekilere, arkadaşlarıma  da aktarmaya çalışıyorum. Bazıları kabul edip teşekkür ediyor. Bazıları  ise kabul etmediği, inanmadığı gibi, hakaret edenler de oluyor. Ne  yapmam uygun olur?<br /><b>CEVAP<br /></b>Her şey, herkese anlatılmaz. Kabul  edebileceklere tavsiye edilebilir. Zaten söylediklerimiz doğru olsa  bile, kendi ifadelerimizle anlatmak uygun olmaz. Karşı taraf, (Senin  neren benden üstün, sen kim oluyorsun da bana akıl veriyorsun) diye  düşünebilir. Kendisinin bilmediğini kabullenmek, nefsine ağır gelebilir;  fakat gazeteden veya kitaptan okursa, kendisiyle baş başa kalır. Büyük  zatların yazıları da olduğu için, kabul etmesi daha kolay olur. Seyyid  Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri, <b>(Evliya zatların sözlerinde, Rabbânî tesir vardır)</b> buyuruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun  için, arkadaşlarımıza, yakın çevremize, gazeteye abone olmasını tavsiye  ederek veya uygun dini kitaplardan vererek, tavsiye ederek, faydalı  olmaya çalışmalıyız. Peygamber efendimiz, <b>(Bir talebe, dinden bir mesele öğrenmek için evinden çıksa, hocasının evine kadar yürüse, </b>“Bu şerefli kul benim üzerime bassın” <b>diye,  melekler kanatlarını onun ayaklarının altına döşer. Gökteki bütün  kuşlar, karadaki bütün hayvanlar, denizdeki bütün balıklar, bu kul için, </b>“Yâ Rabbi, bu senin dinini öğrenmek için yola çıkmış, affet bunu”<b> diye istiğfar ve dua ederler) </b>buyuruyor. Bu, sadece öğrenmek için gidene verilen ecirdir. Öğretmek için giden, elbette bundan daha çok ecir alır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Duanın önemi</b><br />Bir  gazetenin, 40 yıl boyunca istikrarla yayınlarına devam etmesi,  okuyucularının ilgisi, sahip çıkması ve dualarıyla mümkün olabilir.  Gazetemizin sahibi de, duanın önemini her fırsatta dile getirmiş; bir  konuşmasında, (Büyüklerimizin, ana babamızın, arkadaşlarımızın ve bütün  Müslümanların dualarıyla, bugünlere geldik elhamdülillah. Çölde kalmış  insanın suya hasreti gibi, herkesten dua almaya bakmalıyız. İnsan, dua  alarak Allah’a yakın olur. Din büyüklerimiz bildiriyor ki, şu üç şey  kibirdendir: Bilmediğini sormamak, danışmamak, hatasını söyleyene  teşekkür etmemek ve insanlardan dua istememek) demiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazetemizin, daha uzun yıllar hizmete devam etmesi için, dualarınızı bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinin emrini bildirmek</title>
		<link>https://islamdini.de/dinin-emrini-bildirmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:13:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/dinin-emrini-bildirmek/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: (Şunu yapan kâfir olur, namaz kılmamak büyük günahtır, kılmayanın duası kabul olmaz) gibi şeyler söyleniyor. Kimin kâfir olacağını, kimin duasını kabul edeceğini sadece Allah bilmez mi? Bir de bunları söylemek, insanları dinden soğutmaz mı?CEVAPKimin kâfir olacağını, kimin duasını kabul edeceğini elbette Allahü teâlâ bilir. Bunlar Kur’an-ı kerimde ve hadis-i…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/dinin-emrini-bildirmek/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: (Şunu yapan kâfir olur, namaz kılmamak büyük günahtır, kılmayanın duası kabul olmaz)</b> gibi şeyler söyleniyor. Kimin kâfir olacağını, kimin duasını kabul  edeceğini sadece Allah bilmez mi? Bir de bunları söylemek, insanları  dinden soğutmaz mı?<br /><b>CEVAP<br /></b>Kimin kâfir olacağını, kimin  duasını kabul edeceğini elbette Allahü teâlâ bilir. Bunlar Kur’an-ı  kerimde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Yani bunları bildiren,  Allahü teâlâ ve Resulüdür. İslam âlimleri de bunları kitaplarına  yazmışlardır. Aksi halde, âlimler görevlerini yapmamış olurlardı. Bir  hadis-i şerif meali şöyledir:<br /><b>(Bildiğini söylemeyen âlimin ağzına, kıyamette ateşten gem vurulur.)</b> [Tirmizi]</p>
<p style="text-align: justify;">Dinimizin emir ve yasaklarını bildirmeye emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker denir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br /><b>(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.)</b> [Âl-i İmran 104]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Maruf,</b> dinimizin emrettiği hususlardır. <b>Münker </b>ise, dinimizin yasakladığı yani Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Emr-i  maruf ve nehy-i münker yapanlara, yani dinin emirlerini bildirenlere,  (Sen Allah adına nasıl konuşursun, namaz kılmamanın günah olduğunu  nereden biliyorsun) diye hakaret etmek cahilliktir. Allahü teala <b>(Emrimi bildirin)</b> buyurduğu için, Peygamber efendimiz ve İslam âlimleri kimlerin Cennete; kimlerin Cehenneme gideceğini bildirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanları  soğutma iddiası da doğru değildir. İnsanlar soğuyacak diye, Resulullah  efendimiz ve âlimler dinin emirlerini bildirmeyecek mi? Şarap haramdır,  açık gezmek haramdır demeyecekler mi? Peygamber efendimiz de dinin  emirlerini bildirince, müşrikler taşladılar, dinden daha çok soğudular. <b>(Hiç bildirmeseydi, tebliğ etmeseydi kimse soğumazdı, kimse Ona düşman olmazdı) </b>denilemeyeceği gibi, <b>(Dinin emrini bildirmekle insanlar dinden soğur)</b> demek de, çok yanlış olur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadının cihadı</title>
		<link>https://islamdini.de/kadinin-cihadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:12:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kadinin-cihadi/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Saçlarını açıp mahremsiz Amerika’daki kiliseye giden bir kadın, (Biz cihad için, dine hizmet için saçlarımızı açıyoruz. Uzak da olsa mahremsiz yola çıkmamız ve saçlarımızı açmamız günah olmaz) diyor. Günah olmaz demekle küfre girmiş olmuyor mu?CEVAPHarama helal demek, elbette küfür olur. Savaşmak, cihad etmek erkeğin görevidir. Kadına farz değildir. Kadının…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kadinin-cihadi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Saçlarını açıp mahremsiz Amerika’daki kiliseye giden bir kadın, <b>(Biz cihad için, dine hizmet için saçlarımızı açıyoruz. Uzak da olsa mahremsiz yola çıkmamız ve saçlarımızı açmamız günah olmaz)</b> diyor. Günah olmaz demekle küfre girmiş olmuyor mu?<br /><b>CEVAP<br /></b>Harama  helal demek, elbette küfür olur. Savaşmak, cihad etmek erkeğin  görevidir. Kadına farz değildir. Kadının cihadı, evinde oturup kocasıyla  iyi geçinmektir. Bir hadis-i şerif meali şöyle:<br /><b>(Kadının cihadı, kocasıyla iyi geçinmektir.) </b>[Taberani]<br /><b><br /></b>Kadının  zaruretsiz başını açması büyük günahtır. Sadece genç kadınlara değil,  yaşlı kadınlara, ninelere de saçlarını açması, kollarını, gerdanını  yabancılara göstermesi günahtır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br /><b>(Evlenme arzusu kalmayan </b>[hayızdan, nifastan kesilmiş, çocuk olma durumu kalmayan] <b>ihtiyar kadınların ziynetlerini göstermemek şartıyla, dışa giydikleri </b>[manto gibi]<b> elbiselerini çıkarmalarında bir vebal yoktur; ama sakınmaları </b>[mantolarını giymeleri]<b> daha iyi olur.) </b>[Nur 60]<br /><b><br /></b>Müminlerin anneleri için bile<b>, (Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz, </b>[yabancılarla]<b> yumuşak konuşmayın, kalbinde fesat bulunanlar, kötü ümide kapılır.  Evlerinizde oturun, eski cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın) </b>buyuruluyor. (<b>Ahzab</b> 32-33)<br /><b><br />İkincisi, </b>dinimizde  bir ölçü vardır. Farzla haram çakışırsa, haram işlememek için farz,  duruma göre tehir veya terk edilir; çünkü haramdan kaçmak, farzı  yapmaktan önce gelir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br /><b>(Ufacık bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) </b>[R. Nasıhin]</p>
<p style="text-align: justify;">Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Haram işleyerek farz yapılmaz. <b>(İslam Ahlakı)<br /></b><br />Birkaç örnek verelim:<br /><b>1-</b> Avret yerini açmadan necaseti temizlemek mümkün olmazsa, namazı, öyle  kılar. Çünkü temizlemek emirdir. Açmak yasaktır. Günahtan kurtulmak önce  gelir. (<b>İbni Abidin</b> istinca bahsi)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>2-</b> Zengin olan  bir kadının, hacca gitmesi farzdır. Hacca yalnız gitmesiyse haramdır.  Mahremi bulunmadığı müddetçe, haram işleyerek, yalnız başına hacca  gidemez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br /><b>(Kadın, yanında bir mahremi olmadan hacca gidemez!)</b> [Bezzar]</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun  gibi farz olan tavafı yapabilmek için erkeklere dokunarak, haram  işleyerek tavaf yapamaz. Kalabalık olmadığı zamanlarda tavaf eder. <b>(S. Ebediyye)</b></p>
<p style="text-align: justify;">Farz  olan hacca gidemeyen, nasıl olur da cihad ediyorum diye Amerika’ya  mahremsiz gidebilir? Hele saçlarını açması ise daha büyük günahtır.  Amerika’ya gitmek farz olsa bile, haram işleyerek gidilmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>3</b>&#8211; Bir gayrimüslimin Müslüman olmasına sebep olmak çok büyük sevabdır. Kâfir bir kız, “<b>Benimle dans edersen müslüman olurum</b>”  dese, müslümanın, iyi niyetle onunla dans etmesi veya başka günah  işlemesi caiz olmaz. Kız gerçekten Müslüman olsa bile, kızla günah  işlemesi caiz olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Ameller niyete göredir)</b> hadis-i  şerifi, taat ve mubahlara niyete göre sevap verileceğini bildirmektedir.  Günahlar, ne kadar iyi niyetle işlense de, günah olmaktan çıkmaz. <b>(S. Ebediyye)</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğruya doğru demek</title>
		<link>https://islamdini.de/dogruya-dogru-demek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:11:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/dogruya-dogru-demek/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Ünlü fitnecileri, birkaç doğru şey söyledi diye savunmak uygun mudur?CEVAPBir kimsenin doğru sözünü tasdik etmek, her dediğini tasdik etmek anlamına gelmez. Hak sözü tasdik edilir, bâtıl sözü reddedilir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında, bunun örnekleri çoktur. Birkaçını bildirelim:1- Yusuf Kardavi, kitaplarında, dört mezhebin fıkıh bilgilerini birbirlerine karıştırdığını, tek bir mezhebi…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/dogruya-dogru-demek/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual</b>: Ünlü fitnecileri, birkaç doğru şey söyledi diye savunmak uygun mudur?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bir  kimsenin doğru sözünü tasdik etmek, her dediğini tasdik etmek anlamına  gelmez. Hak sözü tasdik edilir, bâtıl sözü reddedilir. Ehl-i sünnet  âlimlerinin kitaplarında, bunun örnekleri çoktur. Birkaçını bildirelim:<br /><b>1- Yusuf Kardavi</b>,  kitaplarında, dört mezhebin fıkıh bilgilerini birbirlerine  karıştırdığını, tek bir mezhebi taklit etmenin uygun olmadığını [yani  mezhepsizliği] savunuyor. Böylece, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan  ayrılıyor. Bundan dolayı, yazıları senet olamazsa da, sakalla ilgili  hadis-i şerifi Ehl-i sünnete uygun açıklamıştır. Bunun için, <b>Kardavi</b>’nin sakal hakkındaki yazısı, Hanefi mezhebinin reyini açıkladığı için, vesika olarak alınması uygun görüldü. <b>(S. Ebediyye)</b><br /><b><br /></b><b>2- Zemahşeri</b>,  Ehl-i sünnet değil, mutezile mezhebindeydi; ancak Zemahşeri, Kur’an-ı  kerimin mucize olduğunu anlatmakta; esas, senet olan belagat ilminin  âlimlerinin en yüksek derecesinde olduğundan, Ehl-i sünnetin tefsir  âlimleri, Kur’an-ı kerimin belagatini anlatan kısımları, onun  tefsirinden almışlardır.<b> (S. Abdülhakim Arvasi &#8211; S. Ebediyye)</b><br /><b><br /></b><b>3- İbni Teymiyye</b>’yi İslâm âlimleri şiddetle tenkit ettikleri halde, Şiilere reddiyesini tasvip edip, şöyle demişlerdir:<br />İbni Teymiyye, <b>(Minhac-üs-sünne)</b> kitabında, Şii âlimlerinden İbnil Mutahhir’in <b>(Minhac-ül-kerame)</b> kitabını, kuvvetli vesikalarla çürütmektedir. Yine İbni Teymiyye,<b> (Fedail-i Ebi Bekr ve Ömer) </b>kitabında, Eshab-ı kiramın üstünlüklerini, kuvvetli delillerle açıklamaktadır. <b>(E. Kiram kitabı)<br /></b><br />İslam  âlimleri, kâfirlerin bile dinimizi öven sözlerini nakletmişlerdir. Bu,  kâfirleri övmek demek değildir. Bunlardan birkaçı şöyledir:<br /><b>1- </b>Hatip,  Peygamber, kanun koyucu, cengâver, yeni iman esasları koyan, büyük bir  İslam devleti ve medeniyeti kuran büyük insan; işte Muhammed  [aleyhisselam] budur. İnsanların, büyüklüğü ölçmek için kullandıkları  bütün mikyaslarla ölçülsün. Acaba Ondan daha büyük bir kimse var mıdır?  Olamaz. <b>(Lamartine)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>2- </b>Müslümanlar,  en azametli ve muzaffer günlerinde bile, mutaassıp olmamıştır.  İslamiyet, dünyayı yaratana ve Onun eserine hayran olmayı emretmektedir.  Batı, korkunç bir karanlık içindeyken, Doğu’da parlayan göz kamaştırıcı  İslam yıldızı, azap çeken dünyaya ışık, barış ve rahatlık vermiştir. <b>(Gandhi)<br /></b><br /><b>3- </b>Kur’anda yazılı olan esasların doğruluğuna inanıyorum. Bunlar, insanları bahtiyarlığa götürecektir. <b>(Napoléon)</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış konuşanları tenkit etmek</title>
		<link>https://islamdini.de/yanlis-konusanlari-tenkit-etmek-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/yanlis-konusanlari-tenkit-etmek-2/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Cübbeli hoca; Vehhabilik, mutezile gibi sapık mezheplerin yanında, İbni Teymiyye, M. Abduh, Ali Şeriati, M. İslamoğlu, Y. N. Öztürk, Z. Beyaz, A. Oktar, A. R. Demircan, H. Karaman, A. Bulaç gibi yazarları da tenkit ediyor. Tenkitlerinde, kiminin Cehennem ebedi değil dediğini, kiminin mason Abduh’u övdüğünü, kiminin kendisini Mehdi sandığını,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/yanlis-konusanlari-tenkit-etmek-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Cübbeli hoca; Vehhabilik, mutezile gibi sapık mezheplerin  yanında, İbni Teymiyye, M. Abduh, Ali Şeriati, M. İslamoğlu, Y. N.  Öztürk, Z. Beyaz, A. Oktar, A. R. Demircan, H. Karaman, A. Bulaç gibi  yazarları da tenkit ediyor. Tenkitlerinde, kiminin Cehennem ebedi değil  dediğini, kiminin mason Abduh’u övdüğünü, kiminin kendisini Mehdi  sandığını, kiminin mezhepsizliğini ilan ettiğini, kiminin kaderi, kabir  azabını ve şefaati inkâr ettiğini, kiminin Hıristiyanları Cennete  sokmaya çalıştığını, kiminin de, Kur’an-ı kerimdeki bazı âyetlerin  tarihsel dediğini bildiriyor. Bu tenkitleri yerinde midir?<br /><b>CEVAP</b><br />Dine  aykırı konuşan kimseleri tenkit etmek, elbette yerindedir. Tenkit  etmezse, o zaman suç işlemiş olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br /><b>(Ortalık  karıştığı, yalanlar yazıldığı, âdetlerin ibadetlere karıştırıldığı ve  Eshabıma dil uzatıldığı zaman, doğruyu bilenler herkese bildirsin!  Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip  de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun!) </b>[Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Bid’atler  yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lanet ettiği zaman, doğruyu  bilenler herkese söylesin! Söylemeyip gizleyen, Allah’ın indirdiği  Kur’anı gizlemiş olur.) </b>[İ. Asakir]</p>
<p style="text-align: justify;">Cübbeli  hoca, bu hadis-i şeriflerin gereğini yerine getirmeye çalışıyor.  Kendisini tebrik ediyor, Allahü teâlâ yardımcısı olsun diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı konuların bir kısmına kısaca dokunalım:<br /><b>1-</b> Hazret-i Mehdi gelmemiştir. Hiç kimse kendinin veya hocasının Mehdi  olduğunu söyleyemez; çünkü Mehdi’nin birçok alametleri vardır. Bu  alametler günümüzdeki insanlarda yoktur. Hazret-i Mehdi’nin adı  Muhammed, babasının adı Abdullah ve kendisi seyyid olacaktır. Gökten bir  melek, (Bu Mehdi’dir) diyeceği hadis-i şerifle sabittir. Daha başka  alametleri de vardır. Bu vasıfları taşıyan hiç kimse gelmedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>2-</b> İbni Teymiyye gibi cehennem ebedi değil denmesi Kur’an-ı kerime  aykırıdır. Birçok âyet-i kerimede cennet ve cehennemin ebedi olduğu  bildiriliyor. (Bekara 25, Al-i İmran 116, Maide 85, Enam 128, Tevbe 68,  Hud 107)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>3</b>&#8211; İmanın altı esasından  biri kadere imandır. Kaderi inkâr eden kâfir olur. Kader hakkında birçok  âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir:<br /><b>(Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah’tır.)</b> [Enam 2]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazıldı.)</b> [Kamer 52, 53]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Biz, her şeyi kaderle yarattık.)</b> [Kamer 49]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.)</b> [Sebe 3]</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br /><b>(Kadere inanmak, iman esaslarındandır.)</b> [Ebu Davud, Tirmizi]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.)</b> [Buhari]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Ahir zamanda kaderi inkâr edenler çıkacaktır.)</b> [Tirmizi]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Kaderi inkâr edene, bütün peygamberler lanet eder.)</b> [Taberani]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Kadere, hayra ve şerre inanmayan iman etmiş sayılmaz.)</b> [Tirmizi]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>4</b>&#8211; Kabir azabını inkâr eden Ehl-i sünnetten çıkar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br /><b>(Kabir azabı haktır.) </b>[Buhari]</p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki: Kur&#8217;an-ı kerimde <b>(Onlar, sabah akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” denilecek</b>)  buyuruldu. (Mümin 46) [Sabah akşam görecekleri azap, Kıyametten  öncedir. Âyetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı  bildiriliyor. Birincisi kabir azabı, ikincisi ise cehennem azabıdır. <b>(El-Kavl-ül fasl)</b>]</p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet kabir azabını gösteriyor) buyurdu. <b>(İhya)</b></p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Süyuti hazretleri, kabir azabı ile ilgili <b>Şerhussudur</b> isminde müstakil bir eser yazmıştır. <b>Buhari </b>ve <b>Müslim</b> ve diğer hadis kitaplarındaki kabir azabıyla ilgili hadis-i şerifleri  nakletmiştir. Her hadis kitabında kabir azabı bildirilmektedir. Kabir  azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını inkâr etmiş olur. Ehl-i  sünnetin dışında kalır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>5-</b> Şefaati inkâr eden de Ehl-i sünnet olamaz. Şefaatle ilgili birkaç âyet-i kerime meali:<br /><b>(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.)</b> [Taha 109]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Rahman olan Allah’ın</b> <b>nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.)</b> [Meryem 87] (Bu iki âyette, Allahü teâlânın izin verdikleri şefaat edecek, başkaları edemez diyor.)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.)</b> [Zuhruf 86] (Putlar elbette şefaat edemez. Ama hak yoldakilerin şefaat edeceği bu âyette de açıkça bildiriliyor.)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) </b>[Bekara 255] (Bu âyet de Allah’ın izniyle şefaat edileceğini gösteriyor.)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) </b>[Zümer 44] (Demek ki çok şefaat edecekler vardır ki, hepsi de Allahü teâlânın iznine bağlıdır.)</p>
<p style="text-align: justify;">Şefaatin hak olduğunu bildiren çok hadis-i şerif var bir tanesi şöyledir:<br /><b>(İmanla ölen günahkârlara şefaat edeceğim.)</b> [Buhari, Müslim]</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün  müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da  şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. Bütün âlimlerin en büyüğü olan <b>İmam-ı a’zam</b> hazretleri, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir)<b> </b>buyurdu. <b>(Fıkh-ı ekber)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>6-</b> Ehl-i kitab olan Yahudi ve Hıristiyanların cennete gideceğini söylemek  Kur’an-ı kerime de hadis-i şeriflere de aykırıdır. Bir âyet-i kerime  meali:<br /><b>(Elbette, ehl-i kitab </b>[Yahudi ve Hıristiyan]<b> veya müşrik olan bütün kâfirler cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar.)</b> [Beyyine 6]</p>
<p style="text-align: justify;">Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br /><b>(Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan elbette Cehenneme girecektir.)</b> [Hâkim]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>7-</b> Kur’an-ı kerime tarihsel diyen, hükmü kalmadı diyen, Ehl-i sünnetten çıkmakla kalmaz, kâfir olur. Bir âyet-i kerime meali:<br /><b>(Bugün, dininizi ikmal ettim. Size olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim, beğendim, razı oldum.)</b> [Maide 3]</p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet’ten başka din aramak kâfirliktir. Allah başkasını kabul etmez. Bir âyet-i kerime meali:<br /><b>(İslam’dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.)</b> [Al-i İmran 85]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Bid’at ehlini tenkit etmek<br />Sual: </b>Cübbeli Ahmet hoca, mezhepsizleri, dinde reformcuları, kendini veya hocasını Mehdi sayanları, <b>(Yahudiler ve Hıristiyanlar da Cennete gidecek)</b> diyenleri tenkit ediyor. Ayrıca bir konuşmasında, Rusya’da bir  Hıristiyanın, bir hocaya Müslüman olduğunu söyleyince, o hocanın, <b>(Hıristiyanlar da Cennete gideceğine göre, Müslüman olmana gerek yok)</b> dediğini, hatta yazar Ali Eren’de bu kimsenin telefon numarasının  olduğu, isteyenlerin arayıp sorabileceğini de söyledi. Cübbeli hocanın  böyle şeyler anlatması ve bid’at ehli sapıkların yanlış görüşlerini  açığa çıkarması, tasvip edilir mi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Elbette tasvip  edilir. Herkesin gücü nispetinde, emr-i maruf ve nehy-i münker yapması  gerekir. Cübbeli hocanın bu konularda anlattıkları doğrudur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emr-i maruf ve cihad</title>
		<link>https://islamdini.de/emr-i-maruf-ve-cihad/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:09:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/emr-i-maruf-ve-cihad/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Emr-i maruf, cihad demek midir? Cihadsa şartları nelerdir?CEVAPEvet, cihaddır. İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: Bu cihad ikiye ayrılır: 1- Kâfirlere İslamiyet’i tanıtmak, onları küfür felaketinden kurtarmak,2- Müslümanlara dinlerini, ilmihallerini öğretmek, onların haram işlemelerine mani olmak. Bunların her ikisi de, üç türlü yapılır: Birincisi: Bedenle yapılır. Bunu yalnız devlet yapar.…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/emr-i-maruf-ve-cihad/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Emr-i maruf, cihad demek midir? Cihadsa şartları nelerdir?<br /><b>CEVAP</b><br />Evet, cihaddır. <b>İslam Ahlakı</b> kitabında deniyor ki: <br />Bu cihad ikiye ayrılır: <br /><b>1- </b>Kâfirlere İslamiyet’i tanıtmak, onları küfür felaketinden kurtarmak,<br /><b>2- </b>Müslümanlara dinlerini, ilmihallerini öğretmek, onların haram işlemelerine mani olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların her ikisi de, üç türlü yapılır:</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Birincisi: </b>Bedenle yapılır. Bunu yalnız devlet yapar. Devletin izni olmadan şahısların saldırması caiz değildir, eşkıyalık olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>İkincisi:</b> Her türlü yayın organlarıyla İslamiyet’i yaymak, duyurmaktır. Bu  cihadı, ancak İslam âlimleri yapar veya bunların kitaplarını yaymak  suretiyle yapılır. Asrımızda İslamiyet’e karşı olanlar, misyonerler,  masonlar, komünistler ve mezhepsizler, her türlü yayınlarla İslamiyet’e  saldırıyorlar. Yalanlarla, iftiralarla insanları aldatarak, İslam dinini  yok etmeye çalışıyorlar. Bunlar, milyonlar sarf ederek, basın yoluyla,  kitaplar, dergiler çıkarıyor, internet siteleri kuruyor, radyo ve  televizyonlarla bozuk inanışlarını yayıyorlar. İslamiyet’i dünyaya  yanlış olarak tanıttıkları gibi, bir yandan da, <b>Ehl-i sünnet </b>olan  hakiki Müslümanları aldatarak İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışıyorlar.  Müslüman olmak isteyen yabancılar, bu propagandalar karşısında ne  yapacaklarını şaşırıp, ya Müslüman olmaktan vazgeçiyor yahut yanlış,  bozuk bir yola girerek, Müslüman olduklarını sanıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam’ın  iç ve dış düşmanlarının yıkıcı, aldatıcı propagandalarına karşı Ehl-i  sünnet âlimlerinin yolu olan hakiki Müslümanlığı, yani Muhammed  aleyhisselamın ve Eshab-ı kiramın yolunu, medya yoluyla bütün dünyaya  yaymak, günümüzün en kıymetli cihadıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Üçüncüsü: </b>Dua  yoluyla yapılan cihaddır. Bütün Müslümanların bu cihadı yapmaları farz-ı  ayndır. Bunu yapmamak, büyük günah olur. Bu cihad, cihadın birinci ve  ikinci kısımlarını yapanlara dua etmekle olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu üç türlü  cihadı, Allahü teâlânın yardımına güvenerek ve dinine uyarak yapanlara,  Allahü teâlâ muhakkak yardım eder. Bunun için çalışmadan, birbirimizi  sevmeden, oturduğumuz yerde yapılan duaları Allahü teâlâ kabul etmez.  Duanın kabul olması için, önce sebeplerine yapışmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ehl-i  sünnet âlimlerinin kitaplarını yayan vakıflara, kuruluşlara yardım  etmek, malla cihad olur. Bedenle ve parayla cihad edenlere, Allahü teâlâ  Cenneti söz vermiştir. <b>(Müftiy-yi mücahid) </b></p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: <br />İslamiyet’in  emirlerini bildirip yaymak için, keramet sahibi olmak gerekmez.  Herkesin bilgisi ve gücü nispetinde çalışması şarttır. İmkânım yoktu  diyerek, bahane ileri sürmek, kıyamette insanı azaptan kurtarmaz. <b>(Mektubat-ı Rabbani)</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yol levhası olmak</title>
		<link>https://islamdini.de/yol-levhasi-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 10:04:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/yol-levhasi-olmak/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: İnsanlarla emr-i maruf için tartışıyorum, hiç birisine hakkı kabul ettiremiyorum. Dediklerimi kolayca kabul ettirmenin bir yolu yok mudur?CEVAPMünakaşayla, tartışmayla hiç kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O büyük âlimlerin mübarek sözleriyle hakkı kabul etmezse, bizim sözümüzü nasıl…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/yol-levhasi-olmak/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>İnsanlarla emr-i maruf için tartışıyorum, hiç birisine  hakkı kabul ettiremiyorum. Dediklerimi kolayca kabul ettirmenin bir yolu  yok mudur?<br /><b>CEVAP<br /></b>Münakaşayla, tartışmayla hiç kimseye hak  yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Bizim  yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O büyük  âlimlerin mübarek sözleriyle hakkı kabul etmezse, bizim sözümüzü nasıl  kabul eder? Biz, yol gösteren trafik levhası gibi olmalıyız, büyüklerin  sözlerini yani kitaplarını, kendi sözümüze tercih etmeliyiz. Sadece  doğru kitapları göstermeli, gerisine karışmamalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>İzin verilen talebe<br />Sual:</b> Eskiden, İslamiyet’i yaymak için izin verilen talebenin, evliya olması gerekir miydi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Hayır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />Sevdiklerimizden  birine, talebeyi yetiştirmek için, izin vermekten maksat, imanın  gevşediği, çok kimselerin yoldan çıktığı, din bilgilerinin unutulduğu,  bu fırtınalı zamanda, Müslüman evlatlarına Allah yolunu göstermesi,  kendisinin de, talebesi ile uğraşırken, onlarla birlikte, ilerlemesi  içindir. Bu inceliği iyi anlamalı ve ömürde geri kalan birkaç günlük  fırsatta, çalışarak, talebe ile birlikte, nimete kavuşmalıdır. Yoksa, bu  izni, büyüklük ve olgunluk alameti sanıp, maksattan mahrum  kalmamalıdır. <b>(1/217)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>Kitap vermek<br />Sual: </b>Bid’at yolda olan arkadaşıma, yanlış yolda olduğunu anlatmak gerekir mi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Ona senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, düşmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, mesela <b>Faideli Bilgiler</b> kitabı verilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde  emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap  vermektir. Nasibi var ise, okur öğrenir. Nasibi yoksa, biz yine kitap  verdiğimiz için sevab kazanırız.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Delil ile ispat etmek<br />Sual:</b> Öğrendiklerimizi, bir kimseye anlatacak olsak, o da, kabul etmezse, ispat için delillerini teker teker göstermek gerekmez mi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Delil  ile bir kimseyi ikna etmek imkansız gibidir. Tartışmak da, kesinlikle  caiz değildir. Tartışma, dostluğu giderir, düşmanlığı arttırır.  Dinimizin bildirdiği güzel ahlak ile süslenmeli, hâl ve hareketlerimiz  ile örnek olmaya çalışmalıyız. <b>(Lisan-i hâl, lisan-ı kalden entaktır)</b> sözü meşhurdur. Yani, insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli  olur. Müslümanların güzel hâllerine bakıp, doğru yolu bulanlar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kişiyi hidayete kavuşturmak, hiç kimsenin elinde değildir.  Hidayeti veren yalnız Allahü teâlâdır. İnsanlar ise, sadece hidayete  sebep olurlar. Kendi sözümüz yerine büyüklerin sözünü tercih etmeliyiz.  Yani İslam âlimlerinin yazdığı kitapları tavsiye etmeliyiz.  Faydalanacağını tahmin ettiğimiz kimselere, uygun bir kitap, mesela <b>İslam Ahlakı</b> veya <b>Herkese Lazım Olan İman </b>kitabını hediye etmek, bu sebebe yapışmak olur ve çok sevab olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Hizmet ve fitne<br />Sual:</b> Fitneye sebep olmayalım diye, kimseye bir şey anlatmamak mı gerekir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Bu  zamanda en büyük hizmet, fitneye sebep olmadan yapılandır. Yani, mümkün  olduğu kadar kimseye karışmamalı, kimse ile tartışmamalı. Zamanın ve  ülkenin şartlarına, kanunlara uygun hareket etmeli. Kur’an-ı kerimde ve  hadis-i şeriflerde fitneye sebep olmanın kötülüğü açıkça bildirilmiş ve  fitneden uzak durmak emredilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için en iyi emr-i maruf, uygun bir din kitabını bir din kardeşine vermektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Temelsiz bina olmaz<br />Sual:</b> Bid’at ehli olan yazarların kitaplarını okuyan arkadaşlarım var.  Bunlara, o yazarların hatalarını tek tek göstersem, onları kolayca ikna  etmiş olmaz mıyım?<br /><b>CEVAP<br /></b>Hayır, gösterseniz de değişen bir  şey olmaz. Mesela, bu yazar gayrimüslimlerin de, Cennete gidebileceğini  söylüyor deseniz, altyapısı yoksa, (Sen ondan iyi mi biliyorsun, o  diyorsa elbette Cennete gider) diyebilir. Bir âyet-i kerime meali  şöyledir:<br /><b>(İslamiyet’ten başka bir din arayan, iyi bilsin ki, </b>[bulacağı]<b> o din asla kabul edilmez ve o, ahirette en büyük zarara uğrar.)</b> [Al-i İmran 85]</p>
<p style="text-align: justify;">Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br /><b>(Bana inanmayan Yahudi ve Hristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) </b>[Hakim]</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı  şekilde, bu yazar Hazret-i Osman’a dil uzatıyor deseniz, o diyorsa bir  bildiği vardır diye cevap verebilir. Önce Hazret-i Osman’ı tanıması  gerekir. İki hadis-i şerif meali:<br /><b>(Osman Cennettedir.)</b> [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, İ. Asakir, Beyheki, Dare Kutni, Hâkim, Ebu Nuaym, İbni Said]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.) </b>[İbni Asakir]</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları  bilmeyen kimse, sizin sözünüzle o yazarın hatalarını kabul etmez. Ehl-i  sünnet âlimlerinin kitaplarında, uydurma hadis olmayacağını da  bilmediği için, hadis-i şeriflere uydurma diyebilir. Hattâ daha çok  düşman olup, Hazret-i Osman’a karşı, okuduğu yazarı savunmaya  başlayabilir. Yani, önce altyapı gerekir. Temel olmadan, üzerine sağlam  bina yapılamaz. Bunun için, o tür yazarların, fanatik okuyucularına,  delil göstermenin faydası olmaz. Tartışmaya sebep olmayacaksa, uygun bir  kitap verilebilir. Nasibi varsa gerçeği görür.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Karşı cinsle chat<br />Sual: </b>Dinimizi anlatmak için, karşı cinsten biri ile arkadaşlık kurmak ve onunla chat yapmak caiz midir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Hayır,  caiz olmaz. Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan önce gelir.  Mesela, üstünde, namaza mani olacak kadar çok necaset bulunan kimse,  avret yerini açmadan veya başka bir sebeple temizlemesi mümkün değilse,  başka elbisesi de yoksa, o haliyle kılar, çıplak kılmaz.&nbsp;Hatta temizleme  imkanı olsa; ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar.  Çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak, necaseti  temizlemek ise emirdir. Emir ile yasak bir araya gelince, önce yasaktan  sakınılır. Yani avret yeri açılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye  sebep olursa, haram işlememek için, o emir terk edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun gibi, gayrimüslim bir kadın, <b>(Benimle günah işlersen Müslüman olacağım) </b>dese, onun Müslüman olmasını sağlamak için bu günahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hacca  gitmesi farz olan bir kadın, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak için  hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, günah işleyerek emr-i maruf  yapılmaz. Niyetinin iyi olması onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, dini  bir kitap hediye etmek yeter.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Forumlara yazı göndermek<br />Sual: </b>İnternetteki forumlara veya yabancı mail gruplarına, dini yazı göndermek uygun olur mu?<br /><b>CEVAP<br /></b>Forumlarda  ve mail gruplarında her türlü insan, mesela bid’at ehli veya başka  fanatik kimseler bulunabilir. Tartışmaya sebep olabilecek işlerden uzak  durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun dini site ve mail  gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz <b><a href="http://dinikitablar.com">www.dinikitablar.com</a> www.dinimizislam.com</b> adresinde, her türlü dini bilgi mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun üyelerine de gönderilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Hâl sözden etkilidir<br />Sual:</b> Emr-i maruf yapmak farzdır. Kimin hatasını söylesek, tepki veriyor,  sana ne der gibi bizi tersliyor. Bu farzı yapmama sorumluluğundan, nasıl  kurtulabiliriz?<br /><b>CEVAP<br /></b>Emr-i maruf, farz-ı ayn değil,  farz-ı kifayedir. Kendimiz, dinimizin bildirdiği şekilde emr-i maruf  yapamıyorsak, emr-i maruf yapanlara herhangi bir şekilde yardım  etmelidir. Mesela, uygun bir din kitabını alıp başkasına vermek, emr-i  maruf olur. Hiçbir yardım yapamayan, dua ile yardım etmeye çalışmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir  başka husus, ona buna nasihat vermeye çalışmaktan çok, kendimize emr-i  maruf yapmalıyız. Kendi hatamızı görüp, düzeltmeye çalışmalıyız.  Dinimizin bildirdiği güzel ahlak ile süslenmeli, hâl ve hareketlerimizle  örnek olmaya çalışmalıyız. <b>(Lisan-i hâl, lisan-ı kalden entaktır) </b>sözü  meşhurdur. Yani, insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur.  Müslümanların güzel hâllerine bakıp, doğru yolu bulanlar çoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Dört türlü sevab<br />Sual: </b>Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını yayan da, sevaba kavuşur mu? <br /><b>CEVAP<br /></b>Dört türlü sevaba kavuşur:<br /><b>1-</b> Emr-i maruf, nehy-i münker sevabı.<br /><b>2-</b> Gaza yani cihad sevabı.<br /><b>3-</b> İlim öğretmek sevabı.<br /><b>4-</b> İnsanları sevindirmek ve onların kalblerine sürur vermek sevabı.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Yeni site açmak<br />Sual:</b> Muteber kaynaklardan hazırlamak şartıyla, Ehl-i sünnete uygun, yeni bir  internet sitesi açmak uygun olur mu? Yoksa mevcut muteber sitelere  giden yolu tıkamış mı oluruz? Rakip mi olmuş oluruz?<br /><b>CEVAP<br /></b>Rakip  olmaz, destekleyici olur. Çok iyi olur. Kendi görüşümüzü yazmazsak  kitaplardan aynen alırsak, trafikteki yol işaretleri gibi gidilecek  istikameti gösterirsek, hizmet olur. Ne kadar çok site olursa, o kadar  iyi olur. Her siteyi farklı kişiler ziyaret edebilir. Doğruyu bulma  ihtimali çoğalır. İmkânı olanlar, yeni site açmalıdır; fakat fitneye de  çok dikkat etmelidir. Kitaplardaki her bilgiyi aynen yazmak fitneye  sebep olabilir. Zamanın ve insanların şartlarını da göz önünde  bulundurmalıdır. Bunun için de, hazırladığı siteyi önce güvendiği bir  kimseye kontrol ettirmelidir. Âhir zamanda, en kıymetli hizmet, fitneye  sebep olmadan yapılandır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Kitap hediye etmek ve satmak<br />Sual:</b> Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını satmak, hediye etmekten daha mı iyi olur?<b><br />CEVAP<br /></b>Hayır,  satmak daha iyidir diye bir şey yoktur. Din kitaplarını, üstüne kâr  koyarak satmak zaten caiz olmaz; ancak maliyetini ve satarken yapacağı  masrafları karşılayacak kadar cüz’i bir kâr koyabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Maliyetinden  daha düşük fiyata, zararına yani çok ucuza bile satılsa, satın alan  kimse, hiç olmazsa para verdim diyerek kitabı okuyabilir. Bedava alınca  kıymeti pek bilinmeyebilir. Bu bakımlardan, hediye etmek yerine ucuza  satmak daha iyi olabilir; fakat hediye etme imkanı olunca da, satmak  daha iyi diye düşünmeden hediye etmeli, bu sevabdan mahrum kalmamalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hediye  edilse de, kârsız veya çok düşük kârla satılsa da, bu kitapların  dağıtılmasına sebep olmak çok sevabdır. Hangisinin daha uygun olacağı, o  anki duruma göre değişebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Emr-i maruf yaparken<br />Sual: </b>Emr-i  maruf için dini yazıları forumlarda yayınlıyor, maille de herkese  gönderiyorum. Gazetede, televizyonda, dine aykırı bir şey görsem, hemen  arayıp, gerekli ikazı yapıyorum. Camide, bid’at işleyenleri ikaz  ediyorum. Başkaları tepkiyle karşılanıyorsa da bana tepki gelmiyor. Bu  şekilde emr-i marufa devam etmem uygun olur mu?<br /><b>CEVAP<br /></b>Tepkiyle  karşılaşmamak imkânsızdır. Ya görmemişlerdir veya önem vermemişlerdir.  Bu kadar muhalif insan var. Bugün tepki gösterilmemişse yarın  gösterilebilir. Başka sitelerde mail gruplarında, bunlara karşı cevap  yazılıp bid’atin ve bâtılın yayılmasına sebep olmamalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz  sadece uygun gördüklerimize kitap vermeliyiz, uygun dini siteleri  tavsiye etmeliyiz. Trafik levhası gibi sadece yol göstermeliyiz.  Müctehid gibi, görüşlerimizi ictihad olarak, senet olarak  göstermemeliyiz. Müctehidler jeneratör gibidir. Biz jeneratör gibi  üretken değil, kablo gibi iletken olmalıyız. Yani müctehidlerden geleni  aynen nakletmeli, ekleme çıkarma yapmamalıyız. Abdülgani Nablusi  hazretleri buyuruyor ki:<br />Emr-i maruf ve nehy-i münkeri elle yani güç  kullanarak yapmak hükümete; dille, söz ve yazı ile [kitaplarda ve diğer  yayın vasıtalarında] yapmak din adamlarına, âlimlere, kalble yapmak  [emr-i maruf yapanlara, dua ederek ve maddi yardımda bulunmak] ise her  Müslümana farzdır. Kendinin ve Müslümanların dinine veya dünyasına zarar  gelecek işleri bırakmak vacib olur. <b>(Hadika)<br /></b><br />Kadızade Ahmed Efendi de buyuruyor ki:<br />Etkili olacaksa, emr-i marufu yapmak vacib, fitneye sebep olacaksa terk etmek vacib olur.<b> (Birgivi şerhi)<br /></b><br /><b>Tartışmanın zararı<br />Sual:</b> Arkadaşlarla bazı dini konularda tartışmaya girdik. Daha önce bildirdiğim konularda delil olacak belgeler gönderir misiniz?<br /><b>CEVAP<br /></b>Ben  70 yaşındayım, bu kadar zaman içinde bir kişiyi delille ikna edemedim.  Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Yani bu bir nasip meselesidir.  Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, düşmanın ise düşmanlığını  artırır. Emr-i maruf için en uygunu, <b>İslam Ahlakı</b> gibi bir kitap  vermektir. Büyüklerin sözüyle yola gelmeyen kimse, bizim sözümüzle nasıl  yola gelir ki? Tartışmayı, delil göstermeyi bırakıp, sadece kitap  vermeli ve gerisine karışmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tartışmaya sebep olmayacak  olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir veya yanlış  nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim söylediğimizi kabul etmek,  karşıdakinin nefsine ağır gelebilir; ama kitaptan kendisi okursa, nasibi  de varsa, kabul etmesi daha kolay olur; çünkü evliya zatların  sözlerinde rabbânî tesir olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Paylaşım siteleri<br />Sual:</b> Bazı arkadaşlar, Facebook gibi paylaşım sitelerine iyi niyetle üye olup,  (Dinimize hizmet için, bu sitelere İslamiyet’i anlatan yazılar  koyuyoruz) diyorlar. Bunun sakıncaları var mıdır?<br /><b>CEVAP<br /></b>Öyle  sitelerde, dine ve kanuna aykırı olan birçok sayfalar, yazı ve videolar  olabiliyor. Yani oralara üye olmak, birçok bakımdan uygun değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dine  hizmet etmek isteyenlerin, uygun kitapları ve siteleri uygun gördüğü  arkadaşlarına tavsiye etmeleri, böyle kitap ve sitelerden yazı alıp  kendi grubundaki uygun arkadaşlara göndermeleri yeterlidir. Söylediğimiz  mutlaka doğru olmalı, ama herkese her doğru söylenmez. Uygunsuz  kimselere gönderilirse, fitneye sebep olunabilir. Din büyükleri, <b>(Bu zamanda en kıymetli hizmet, fitneye sebep olmamaktır) </b>buyuruyor. Hizmet ediyorum sanarak, bilmeden fitneye sebep olmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
