<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Felsefe nedir &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/dinimiz-ve-diger-dinler-2/felsefe-nedir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Jan 2011 21:20:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Tasavvuf ve felsefe</title>
		<link>https://islamdini.de/tasavvuf-ve-felsefe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 21:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/tasavvuf-ve-felsefe/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Tasavvuf ehlinin felsefi fikirleri var mı?CEVAPTasavvuf ehli, felsefeye bulaşmadı. (Kur’an-ı kerimi tam anlayabilmek ve hakiki müslüman olmak için Peygamber efendimizin yalnız emir ve yasaklarına değil, ahlakına ve her hâline uymalıdır) derlerdi. Tasavvuf ehlinin yollarının esası şunlardır:1) Fakirlik: Her işte, her şeyde Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmektir. 2) Zühd ve…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/tasavvuf-ve-felsefe/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Tasavvuf ehlinin felsefi fikirleri var mı?<br /><b>CEVAP<br /></b>Tasavvuf  ehli, felsefeye bulaşmadı. (Kur’an-ı kerimi tam anlayabilmek ve hakiki  müslüman olmak için Peygamber efendimizin yalnız emir ve yasaklarına  değil, ahlakına ve her hâline uymalıdır) derlerdi. <br /><b><br />Tasavvuf ehlinin yollarının esası şunlardır:<br />1) Fakirlik:</b> Her işte, her şeyde Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmektir. <br /><b><br />2) Zühd ve takva:</b> Her işte İslamiyet’e uymaktır. Dinin bütün ahkamına tamamen uyarak  çalışmak, iyilik yapmak ve boş zamanlarını ibadet ile geçirmektir. <br /><b><br />3) Tefekkür, sükut ve zikir:</b> Hep Allahü teâlânın varlığını, nimetlerini düşünmek, lüzumsuz  konuşmamak, hiç kimse ile münakaşa etmemek ve daima Allahü teâlânın  ismini zikretmektir. <br /><b><br />4) Hâl ve makâm:</b> Kalbe gelen nurlarda, kalbin, ruhun temizlenme derecesini anlamak, kendini ve haddini bilmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">En meşhur ve ilk tasavvuf ehli <b>Hasan-ı Basri</b> hazretleridir. Bu zat, öyle büyük bir din âlimidir ki, büyük bir imam  [müctehid] idi. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile meşhurdur. Vaazlarında  herkesin gönlüne Allah korkusu telkin etmeye çalışmıştır. Kendisinden  birçok hadis-i şerif rivayet edilen büyük bir hadis âlimidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mutezile  felsefesinin kurucusu (Vâsıl bin Atâ), bu zatın talebesi iken, sonradan  onun dersinden ayrıldı. Mutezil, ayrılan demektir. Mutezile’ye  Kaderiyye de denir. Çünkü bunlar, kaderi inkâr edip, (Kul kendi  yaptıklarının yaratıcısıdır. Allah hiçbir zaman fenalık yaratmaz)  derler.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasavvufun gayesi, insanı Marifet-i ilahiyye’ye  kavuşturmak, yani Allahü teâlânın sıfatlarını tanıtmaktır. Onun zatını,  yani kendisini tanımak mümkün değildir. Peygamber efendimiz (sallallahü  aleyhi ve sellem), <b>(Allahü teâlânın zatını düşünmeyiniz. Onun nimetlerini düşününüz)</b> buyurdu. Yani, Onun kendisinin nasıl olduğunu değil, sıfatlarını ve  insanlara verdiği nimetleri düşünmelidir. Bir defasında da, <b>(Allahü teâlânın nasıl olduğunu düşündüğün zaman, hatırına her ne gelirse, bunların hiçbiri, Allah değildir)</b> buyurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan  aklının kapasitesi, sahası sınırlıdır. Bu sınırın dışında olanları  anlayamaz. Bunları düşünürse, yanılır. İnsan aklı, insan düşüncesi, din  bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlayamaz. Bunun için, din  bilgilerine felsefe karıştıranlar, dinimizin gösterdiği doğru yoldan  ayrılır, bid’at ehli veya kâfir olur. <br />İslam felsefesi diye bir şey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri, <b>(İslam bilgilerinin ölçüsü, insan aklı, insanın düşüncesi değil, muhkem olan</b> [manaları açık olan] <b>âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerdir)</b> buyuruyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasavvufun  esası, insanın kendini (aczini, zavallılığını) tanımasıdır. Tasavvuf,  sırf Allah sevgisi, yüce [ulvi] aşk esası üzerine kurulmuştur. Buna da  ancak, Muhammed aleyhisselama uymakla kavuşulabilir. Kur’an-ı kerimde  beyan buyurulduğu gibi, Allahü teâlâ, insanın kalbine tecelli eder.  Fakat, bu tecelli yalnız Allahü teâlânın sıfatlarının tecellisidir. Akıl  ile alakası yoktur. Tasavvuf ehli, Allahü teâlânın tecellisini kalbinde  duyar. Onun için tasavvuf ehline ölüm bir felaket değil, güzel ve tatlı  bir şeydir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasavvuf ehlinden <b>Mevlana Celaleddin-i Rumi</b>, ölüme, <b>Şeb-i arus = Düğün gecesi</b> adını vermiştir. Tasavvufta, keder ve ümitsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecelliler vardır. <b>Hazret-i Mevlana</b>, <b>(Gel,  gel, her kim olursan ol gel, müşrik, mecusi, puta tapan da olsan gel!  Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş  olsan da, gel)</b> diyor. [Bu, gel de öyle kal demek değildir. Müslüman  değilsen müslüman ol, günahkâr isen tevbe et, önceki halinden dolayı  ümitsiz olma, Allahü teâlâ tevbe edilip bir daha yapılmayan her günahı  affeder demektir.] Bu sözler, başka zatlara da nispet edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasavvuf ehli arasında, <b>imam-ı Rabbani, Cüneyd-i Bağdadi, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Seyyid Abdülhakim Arvasi</b> gibi büyük veliler, <b>Sultan Veled, Yunus Emre, Mevlana Halid-i Bağdadi </b>gibi Hak aşıkları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vahdet-i  vücud, tasavvufun gayesi değildir. Gayeye götüren yolculuklarda, kalbde  hasıl olan ve akıl ile, fikir ile, madde ile ilgisi olmayan  bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde görünür. Onun için, vahdet-i  vücud yerine Vahdet-i şühud demelidir. Kalb, temizlenince, ayna gibi  olur. Kalbde görünenler, Allahü teâlânın zatı da, sıfatları da değildir.  Sıfatlarının suretleridir. Allahü teâlâ kendi, görme, işitme, bilme  gibi sıfatlarının suretlerini, benzerlerini, insanlara vermiştir.  Verdikleri Onunkiler gibi değildir. Onun görmesi, ezelidir, ebedidir.  Her zaman, her şeyi görür. Vasıtasız, âletsiz devamlı görür. İnsanın  görmesi böyle değildir. İnsanın görmesi, o görmenin sureti, zıllidir.  Görmesinin zılli gözde, işitmesinin zılli kulakta tecelli ettiği gibi,  sevmesi, bilmesi ve başka birçok sıfatlarının zılleri de, insanın  kalbinde tecelli eder, hasıl olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözün görebilmesi için,  hasta, bozuk olmaması gerektiği gibi, kalbin de, bu tecelliye  kavuşabilmesi için, hasta olmaması gerekir. Kalbin hasta olması,  günahlar ile kararmasıdır. Günahlardan kaçıp ibadet ederek kalbi  temizlemelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam felsefesi ve filozofu yoktur</title>
		<link>https://islamdini.de/islam-felsefesi-ve-filozofu-yoktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 21:19:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/islam-felsefesi-ve-filozofu-yoktur/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Bazıları imam-ı Gazali’ye İslam filozofu diyorlar. Âlime filozof denir mi?CEVAPİmam-ı Gazali hazretleri, kendi zamanındaki fıkıh âlimlerinin en üstünü idi. Şafii fıkıh kitapları, hep onun kitaplarından vesikalar vermektedir. Bu büyük İslam âlimine ve benzerlerine, (İslam filozofu), yazılarına ve bütün (İlm-i kelam), yani (Akaid) kitaplarına da, (İslam felsefesi) diyorlar. Halbuki, İslamiyet’te…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/islam-felsefesi-ve-filozofu-yoktur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Bazıları imam-ı Gazali’ye İslam filozofu diyorlar. Âlime filozof denir mi?<b><br />CEVAP<br /></b>İmam-ı  Gazali hazretleri, kendi zamanındaki fıkıh âlimlerinin en üstünü idi.  Şafii fıkıh kitapları, hep onun kitaplarından vesikalar vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  büyük İslam âlimine ve benzerlerine, (İslam filozofu), yazılarına ve  bütün (İlm-i kelam), yani (Akaid) kitaplarına da, (İslam felsefesi)  diyorlar. Halbuki, İslamiyet’te felsefe yoktur. İslam âlimleri, filozof  değildir. Felsefe, din, ruh ve ictimai bilgi cahillerinin, bu  bilgilerden, kendi kısa akılları ile ve zamanlarındaki fenni keşiflere  göre, anladıklarına, yani bozuk düşüncelerine denir. İslam âlimlerinin  kitapları ise, ilim sahiplerinin, Kur&#8217;an-ı kerimden ve hadis-i  şeriflerden çıkardıkları bilgilerdir. İslam bilgilerine felsefe demek,  pırlantayı cam parçalarına benzetmek gibidir. İslam âlimlerine felsefeci  demek de, pırlantaya cam demek gibi olup, bu yüksek âlimlere hakaret  etmek olur.<br /><b><br />Din düşmanlarının âlimlerimize saldırması <br /></b>Din  düşmanlarının, dine ve din âlimlerine saldırması yadırganmaz. Âlimlerin  de meşhur ve tesirli olanlarına saldırırlar. Özellikle imam-ı Gazali  hazretleri, onlar için hedef tahtasıdır. Dinimizi içten yıkmaya çalışan  reformcular da, aynı şeyi yapıyorlar. Bazı ahmaklar da, meşhur olmak  için cami duvarını kirletmeyi, yani İslam âlimlerine saldırmayı tercih  ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam âlimi kime denir? Her dalda uzman olan âlimler  vardır. Fıkıh âlimi, hadis âlimi, tasavvuf âlimi, kelam âlimi, fen âlimi  gibi. Bunların hepsini bilene İslam âlimi denir. Bilmek de yetmez.  Bildikleri ile amel etmesi ve ihlaslı olması da şarttır. Onun için ilim,  amel ve ihlas sahibi olan müslümana İslam âlimi denir. Bu üçünden biri  noksan olana kötü din adamı, yobaz denir. Mason Abduh, çömezi mezhepsiz  Reşit Rıza ve günümüzde bunların peşinden giden bid’at ehli birer  yobazdır. İslam âlimi, dinin bekçisi, yobaz ise, şeytanın yoldaşıdır.  Dört mezhebin imamı, imam-ı Rabbani ve imam-ı Gazali gibi müctehidler,  İslam âlimidir. İşte Resulullah efendimiz, bu âlimler için, <b>(Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir)</b> buyurdu. (İbni Mace)</p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı  Birgivi, “İslam âlimlerince yazılan bir din kitabına hakaret etmek, bu  âlimlerden biri ile alay etmek ve saygı göstermek gereken bir şeye  hakaret etmek, hakaret edilmesi gereken bir şeye saygı göstermek  küfürdür” buyuruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Mezhepsizler, demagojiyi iyi becerirler.  Mesela imam-ı Birgivi’nin yukarıdaki sözünü alarak, “Sizler çelişki  içindesiniz, Efgani ve Abduh gibi âlimleri kötülediğiniz için  kâfirsiniz” derler. Aynı mantıkla, imam-ı Gazali hazretlerine  saldırırlar. “Gazali, İslam filozoflarına kâfir diyor, Kur’ana aykırı  hadisleri İhya’sına almıştır, sahih hadisle, uydurma hadisi ayıramazdı.  Gazali şimdi yaşasaydı İhya’yı yazmazdı” gibi hezeyanlarda bulunuyorlar.  Mezhepsizler, bir hadisin Kur’ana aykırı olduğunu biliyor da, koca imam  bilemiyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük âlim İbni Hacer-i Mekki hazretleri, <b>imam-ı Gazali hazretlerinin yazılarında kusur bulan kimse, ya hasetçidir veya zındıktır </b>buyuruyor. (El- i’lam bi-kavâti’il-islam)</p>
<p style="text-align: justify;">İbni Âbidin hazretleri, <b>imam-ı  Gazali, zamanının hüccet-ül-İslamı ve âlimlerin en üstünü idi. Ona dil  uzatan kimse, cahillerin en cahili, fasıkların en kötüsüdür</b> buyurdu. (El-Ukud-üd-dürriyye)</p>
<p style="text-align: justify;">Kâtip Çelebi, <b>Bütün din kitapları yok olsa, imam-ı Gazalinin kitapları, bu boşluğu doldurabilir, hatta İhyâ’sı bile kâfi gelir</b> diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de, <b>imam-ı  Gazali’nin İhyâ kitabı, bütün âlimlerce doğru ve yüksektir. Bir gayrı  müslim, severek yapraklarını çevirirse, müslüman olmakla şereflenir</b> buyuruyor.<br /><b><br />Felsefe zamanla değişir, din asra göre değişmez<br />Sual:</b> Bir yazar diyor ki: (Felsefe camilere de girmelidir. Camilerde, resim  sergileri açılmalı, klasik müzik konserleri verilmelidir. Kur&#8217;an,  Cennete gitmek için bir vize kitabı oldu. İctihad kapısı artık açılıp  yeni yorumlar yapılmalı, Kur&#8217;an felsefeleşmeli, Kur&#8217;an tefsirleri  yeniden gözden geçirilmeli, zamana göre yeniden yorumlanmalıdır. Ben  Londra’da kilisede, felsefe konuşmaları, Beethoven ve Mozarttan örnekler  dinledim. Resim sergileri izledim. Kilisede olanlar, camide de  olmalıdır.) <br />Bu iddiaya cevap verir misiniz?<br /><b>CEVAP<br /></b>Felsefenin ne olduğu geniş olarak izah edilmişti. <br />İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: <br />(Felsefe, doğru gibi görünen, fakat çoğu bozuk olan sözlerdir. Tecrübeye, hesaba dayanmayan şahsi düşüncelerdir.) <b>[Redd-ül-muhtar]</b></p>
<p style="text-align: justify;">Kur&#8217;an-ı  kerimde âyetler ikiye ayrılır: Anlamı açık olanlara (Muhkem âyetler),  manası açıkça anlaşılmayanlar, ayrıca tefsire, izaha muhtaç olanlara  (Müteşabih âyetler) adı verilir. Hadis-i şerifler de, muhkem ve  müteşabih olmak üzere iki kısımdır. Bunları tefsir etmek mecburiyeti,  İslam dininde (İctihad) müessesesinin kurulmasına sebep olmuştur.  Peygamber efendimiz de, bizzat ictihad yapmıştır. Onun ve Eshab-ı  kiramın ictihadları, İslam bilgilerinin temelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Abbasi  halifesi Harunürreşid zamanında, Bağdat’ta (Dar-ül-hikmet) isminde büyük  bir tercüme bürosu kuruldu. Bağdat, Şam, Harran, Antakya gibi yerlerde,  böyle ilim merkezleri kurulmuştu. Buralarda Yunancadan ve Latinceden  eserler tercüme edildi. Hind, Fars kitapları da bunlara eklendi. Gerçek  Rönesans = eski kıymetli eserlere dönüş, ilk defa Bağdat’ta başladı.  Yunan filozoflarının eserleri Arabiye tercüme edildi. İslam âlimleri  bunları dikkat ile tetkik ettikten sonra, Yunan filozoflarının bazı  fikirlerinin doğru, ekserisinin de yanlış olduğunu ispat ettiler.  Onların, fen ve din bilgilerinin çoğunda cahil oldukları, aklın  anlayamadığı bilgilerde, daha çok yanıldıkları görüldü. İmam-ı Gazali,  imam-ı Rabbani gibi hakiki âlimler, bu felsefecilerin iman bilgilerine  inanmadıklarını görmüşler, küfürlerine sebep olan yanlış inanışlarını  bildirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakiki İslam âlimleri, kelam bilgilerinde,  Müteşabih âyet ve hadislerin açıklamalarında, yalnız Resulullahın ve  Eshab-ı kiramın ictihadlarına uymuşlar, eski felsefecilerin bunlara  uymayan fikirlerini reddetmişler, böylece İslam dinini, hıristiyanlık  gibi bozulmaktan korumuşlardır. Cahiller ise, filozofların her  sözlerinin doğru olacağını sanarak, bunlara teslim olmuşlardır. Böylece  Mutezile denilen bozuk bir İslam fırkası meydana çıktı.<b></b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>İslam felsefesi olmaz<br /></b>İslam’a  felsefeyi karıştırarak, Eshab-ı kiramın yolundan ayrılan 72 fırkanın  felsefelerini, İslam âlimleri uzun bildirmişlerdir. Bu büyük âlimlerden  biri, Seyyid Şerif Cürcanidir. Şerh-i Mevakıf kitabı, bu vesikalarla  doludur. Kelam âlimlerinden Sadeddin-i Teftazani de, Şerh-i akaid  kitabında, bid&#8217;at felsefesini kökünden yıkmıştır. Muhammed Şihristaninin  El-milel ven-nihal kitabı ise, başından sonuna kadar, bu reddiyelerle  doludur. UNESCO tarafından Avrupa dillerine tercüme edilmiş,  İslamiyet’te felsefe bulunmadığını ve İslam felsefesi sözünün yanlış  olduğunu bütün dünya anlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Gazali hazretleri,  metafiziği de incelemiş, El-münkız ve Tehafüt-ül-felasife kitaplarında,  felsefecilerin yalnız akla dayandıklarını, çok yanıldıklarını  bildirmiştir. 72 bid&#8217;at ehli, Yunan filozoflarının etkisi altında  kalarak, felsefeyi dine karıştırıp İslamiyet’i yaralamışlardır. Bir  taraftan, eski yunan felsefesini din bilgilerine karıştırmışlar, bir  yandan da, kendi görüşlerine, düşünüşlerine göre din bilgilerini  değiştirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cennete gideceği müjdelenen bir fırkanın [<b>ehl-i sünnet vel cemaat</b> fırkasının] âlimleri ise, din bilgilerini, Eshab-ı kiramdan aynen  almışlar, felsefeyi ve kendi düşüncelerini bu bilgilere  karıştırmamışlar, bu bilgileri, kendi akıllarından üstün tutmuşlar ve  İslam dinini noksan sanıp, felsefe ile tamamlamaya kalkışan bir aklın  noksan olduğunu ispat etmişlerdir. <br /><b><br />Cami ve kilise <br /></b>Bir  kimsenin ihtisası dışında ilmi konularda konuşması ne kadar uygunsuz  oluyor. Hıristiyanlık, Müslümanlıkla aynı mı da, kilisede olanlar,  camide olmalı deniyor? Niçin kilisede olan camide olmalıdır? Eğer  kilisede olan, camide olacaksa, ne diye Müslümanlık gelmiştir? Herkes  Hıristiyan olur, kilisede müzik konseri verir, resim sergisi açar ve her  istediğini yapar. Fakat Müslüman olan, camide her istediğini yapamaz.  Allahü teâlâ ne istiyorsa, ancak onu yapar. Kilisede konser var diye  camiye de sokarsak, kilisede put var diye camiye put koyarsak, kilisede  şarap var diye camiye şarap koyarsak, caminin şeytanın evi olan  kiliseden ne farkı kalır? İmam yerine bir de papaz getirilir. Camiyi  kiliseye çevirerek müslümanları hıristiyanlaştırmak mı istiyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Her  derneğin bir tüzüğü vardır. Kiminde, (18 yaşından küçükler giremez)  yazılıdır. Bir çocuk severler derneğine, her yaştaki çocuk geliyor diye,  bu derneğe de, 18 yaşından küçük olanı almak tüzüğe aykırı olmaz mı?  Bunun gibi İslam dininin de, belli hükümleri vardır. Kilisenin kanununa  uyulmaz, Müslümanlığın kanununa uyulur.<br /><b><br />Müzik her dinde günahtır<br /></b>Müzik  kelimesi, Yunanlıların büyük putları olan Zeüsün kızları sayılan Mausa  (Müz) denilen 9 heykelin adından alınmıştır. Müzik, İlahi dinlerde büyük  günahtır. İncilin yasak ettiği müziği, sonradan papazlar,  Hıristiyanlığa soktular. Bozuk dinler, ruhları besleyemediği için,  müziğin nefse hoş gelmesi ruhani tesir <br />sanıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Batıdaki  müzik, kilise müziğinden doğdu. Bugün yeryüzünü kaplayan bozuk dinlerin  hemen hepsinde, müzik ibadet halini almıştır. Müzikle, nefsler  keyiflenmekte, şehvani duygular rahat bulmakta, ruhun gıdası olan  ibadetler unutulmaktadır. İnsanı, alkolik ve morfinman gibi gaflet  içinde, uyuşuk yaşatmaktadır. Böylece çok kimsenin ebedi saadetten  mahrum kalmasına sebep olmaktadır. İslam dini, insanları bu felaketten  korumuştur. Dinde reform isteyen zat ise, camide müzik konseri vererek,  bizi bu felakete itmek istiyor. Ayrıca, Kur&#8217;an-ı kerimin  felsefeleşmesini isteyip, (Kur&#8217;anı yeniden yorumlayıp zamana uydurmalı)  diyor. Kur&#8217;an-ı kerimin zamana uymayan nesi vardır? Müslümanları  Kur&#8217;an-ı kerime uydurmayıp da, Kur&#8217;an-ı kerimi zamanımızdaki insanlara  uydurmak, ne kadar çirkin bir tekliftir. Her kafadan bir ses çıkartıp,  Müslümanlığı Hıristiyanlık gibi bozmak mı istiyor?</p>
<p style="text-align: justify;">“Kur&#8217;anı her  çağda, o asrın teknolojisine göre yeniden tefsir etmek gerekir” diyerek  Kur&#8217;an-ı kerimi asra uydurmaya çalışmak çok yanlıştır. Tefsir, moda  kitabı değildir. Her çağa, göre değişik tefsir olmaz. Dinimiz eksik mi  ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacaktır? Dinde  eksiklik ve fazlalık olmadığı için yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz. Dine  yeni bir şey eklemek bid&#8217;at olur. Her çağa göre değişik tefsir yazmak,  dini her asırda, bozmak demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur&#8217;an-ı kerimin manasını, onun  muhatabı olan Muhammed aleyhisselam bize bildirmiştir. Doğru tefsir  kitabı Onun hadis-i şerifleridir. Tefsir âlimleri, tefsirlerini,  Peygamber efendimizden ve Eshab-ı kiramdan naklederek meydana  getirdiler. Bunların tefsirleri her asra uygundur. Kur&#8217;an-ı kerimin  emirleri, her asırdaki insan için aynıdır. Önceki asırlar için başka,  sonraki asırlar için başka manası yoktur. Kur&#8217;an-ı kerimi en iyi bilen  Peygamber efendimizdir. Onun açıklamaları bellidir. Bundan farklı  açıklamak, dini değiştirmek olur, reform olur.<br /><b><br />Din, asra göre değişmez<br /></b>Her asırda, her insana gereken iman ve ibadet aynıdır. Asra göre bunlar değiştirilemez.</p>
<p style="text-align: justify;">“Zaman  sana uymazsa, sen zamana uy” sözü doğrudur. Zamana uymak, zamanın  gerektirdiği hususlara uymak demektir. Zamanın değişmesiyle, örf ve  âdete ait hükümler değişebilir. Nassa [Kur&#8217;an ve hadislere], delile  dayanan hükümler zamanla değişmez. Dine aykırı olmayan örf ve âdete ait  hükümler değişirse, bunlara uymakta mahzur yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes  traktörle, kamyonla giderken, kağnı ile gitmek gerek diye ısrar edilmez.  Fakat günah olan bir şey, herkes tarafından yapılsa, buna uyulmaz.  Zamana ait işlerin değişmesine, zamanın değişmesi denmiştir. Böyle  misaller Kur&#8217;an-ı kerimde de vardır. Mesela, <b>(köy halkına sor)</b> yerine, <b>(köye sor)</b> denilmiştir. (Yusuf 82)</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe’de  de, (şu sınıf tembel) denir. Burada anlatılan, sınıfın kendisi değil,  oradaki talebelerdir. Zamana uymak da, zamanın icabı olan faydalı işlere  uymak demektir. Zararlı, günah olan şeylere uyulmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Filozof ve hükema<br />Sual:</b> Filozof ve hükema aynı şey midir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Hükema’nın tekili hakîm’dir. Fen bilgilerini iyi bilen, hikmet sahibi âlim demektir.<br />Din bilgilerini, fen bilgilerine göre değiştiren ve kendi görüşünü din gibi anlatan, felsefe yapan kimseye <b>filozof </b>ve <b>dinde reformcu </b>denir. Bunlar nakle itibar etmez, kendi akıllarını esas alırlar. Din bilgilerini, fen bilgileriyle ispat eden Müslümanlara ise <b>hükema</b> denir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Felsefe nedir</title>
		<link>https://islamdini.de/felsefe-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 21:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/felsefe-nedir/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Felsefe nedir?CEVAPFelsefe = Philosophie, Yunanca “philos” [sevgi] ve “sofia” [hikmet] kelimelerinden meydana gelmiş, “hikmet sevgisi” demektir. Felsefe, bir konu üzerinde insanların akıl ve mantık yolu ile inceleme ve araştırmalarla elde ettikleri sonuçlardır. Her şeyin aslını arama ve ne için var olduğunun sebebini bulmak için çalışma demektir. Felsefe ile meşgul…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/felsefe-nedir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Felsefe nedir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Felsefe = Philosophie,  Yunanca “philos” [sevgi] ve “sofia” [hikmet] kelimelerinden meydana  gelmiş, “hikmet sevgisi” demektir. Felsefe, bir konu üzerinde insanların  akıl ve mantık yolu ile inceleme ve araştırmalarla elde ettikleri  sonuçlardır. Her şeyin aslını arama ve ne için var olduğunun sebebini  bulmak için çalışma demektir. Felsefe ile meşgul olanların, hem ruh, hem  de fen bilgilerinde çok derin bilgi sahibi olması gerekir. Fakat bir  insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlış düşünebilir veya yaptığı  araştırmalardan yanlış sonuçlar çıkarabilir. İşte bunun içindir ki,  felsefe, hiçbir zaman kesin sonuçlar vermez. Bir kere de, bunu işiten  insanın kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her  felsefenin bir de zıddı vardır. Her iki düşünceyi karşılaştırmak  gerekir. Birçok felsefi düşünceler zamanla değişebildiği için hiçbir  zaman kesinlik taşımaz. Dinimizdeki nasslar ise kesindir, tartışılmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her çağda gelen filozoflar, öncekilerin yanlışlarını göstererek kısmen veya tamamen reddettiler. Eski Yunan filozoflarından <b>Eflatun</b> ve <b>Aristo</b>’nun,  daha sonra gelen filozoflar üstündeki tesirleri daha uzun sürdü.  Bugünkü felsefeyi İngiliz filozofu Bacon ile Fransız filozofu  Descartes’in kurduğu kabul edilir. Filozoflar içinde Sokrat, Aristo,  Eflatun, Epikuros, Farabi, İbni Rüşd, Bacon, Dekart, Spinoza, Kant,  Hegel, Karl Marx, August Compte, Bergson meşhurlarıdır. Bunların  hiçbiri, yanlışsız bir sistem kuramamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Filozoflar, iman bakımından üçe ayrılır: <br /><b>1- Dehriyyun:</b> “Bu âlem böyle gelmiş, böyle gider. Bu âlemin yaratıcısı yoktur” derler. <br /><b><br />2- Tabiiyyeciler:</b> Bir yaratıcıya inanırlar; ama ahireti inkâr ederler. <br /><b><br />3- İlahiyyun:</b> Bunlar ilk iki görüşü red ederlerse de, Peygamberlere ve bedenen dirilmeye inanmazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yunan  felsefecileri, (Kâinat, Allah gibi, ezeli ve ebedidir, Allah cüzi olan  şeyleri bilmez, bedeni bir dirilme yoktur) diyorlar. İslam âlimleri,  kâinatı ezeli ve ebedi bilen böyle felsefecilere kâfir demiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam  dininde felsefe yoktur. Felsefenin cevap aradığı soruların hepsine,  aksi iddia ve ispat edilemeyecek şekilde dinimiz cevap vermiştir.  Felsefecilerin uğraştığı her şeyi dinimiz açıklamıştır. Bunlar, tekniğin  değişmesiyle değişmez. Batılılar, dinimizdeki tasavvufu, felsefe  zannetmişler ve tasavvuf büyüklerine İslam filozofu demişlerdir. <b>İslam felsefesi</b> tâbiri de bu yanlışlıktan doğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam  felsefesinden bahsedenler, 72 sapık fırka mensuplarıdır. Bu bozuk  fırkaların ortaya çıkışında eski Yunan, Hind ve Acem felsefesinin  karıştırılmasının ve âyetlerin, nakle göre değil, akla göre  açıklanmasının büyük etkisi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Felsefeden farklı ve bir ibadet olan tefekkür ikiye ayrılır: <br /><b>1-</b> Allahü teâlânın büyüklüğünü, kudretini düşünerek, kendisinin acz ve  zayıflığını anlamak, eserden müessire [o eseri yaratana] yol bulmaktır. <br /><b><br />2-</b> Fen ilmini, İslam dininin bildirdiklerine uygun, insanların rahatını temin etmek maksadıyla kullanmak için akıl yormaktır. <br /><b><br />İmam-ı Gazali</b> hazretleri, “Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her şey  peygamberlik gerçeğindedir. Bu gerçeğe yapışarak kurtuldum” demiştir. <b>Hazret-i Mevlana</b>; “Hocamı bulunca aklımı bıraktım ve kurtuldum” demiştir. Felsefede kuru akılcılığı yıkan <b>Bergson</b>’a,  “Akılcılığı yine akıl ile yıktın” denildiğinde, “İşte aklın atacağı en  son adım kendi aczini ve hiçliğini anlamasıdır” demiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam  dünyasında aklı ölçü alan bir felsefe olmamış, vahye uygun tefekkür  olmuştur. Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt gibi filozoflar ve bid’at  fırkaları, Yunan filozoflarının etkisinde kalıp, Kur’an-ı kerimi ve  hadis-i şerifleri kendi akıllarına göre yorumladıkları için, doğru  yoldan ayrılmışlardır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
