<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları&gt;Ahmet Demirbaş &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/kose-yazilariahmet-demirbas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Apr 2024 09:34:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İnkârcılarla bin ay harp eden peygamber!..</title>
		<link>https://islamdini.de/inkarcilarla-bin-ay-harp-eden-peygamber/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demirbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 06:54:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://islamdini.de/inkarcilarla-bin-ay-harp-eden-peygamber/</guid>

					<description><![CDATA[“Geçmiş zamanda Şemun (aleyhisselam) adlı bir peygamber vardı. Allah rızâsı için bin ay devamlı cihat edip, silâhını omuzundan çıkarmadı.”       Hazreti Şemun (Şemsûn) aleyhisselam, İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden olduğu rivâyet edilen mübârek zâttır&#8230; İsa aleyhisselamla Muhammed aleyhisselam arasında yaşamış olan Şemun aleyhisselam, İncil ehlindendi. İsa aleyhisselama indirilen, henüz bozulmamış İncîl-i şerîfe göre amel ederdi.…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/inkarcilarla-bin-ay-harp-eden-peygamber/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="page-setting">
<div class="writer-detail__info-cv font-setting js-news-content mb-3">
<div>
<div>
<p><strong>“Geçmiş zamanda Şemun (aleyhisselam) adlı bir peygamber vardı. Allah rızâsı için bin ay devamlı cihat edip, silâhını omuzundan çıkarmadı.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Hazreti Şemun (Şemsûn) aleyhisselam, İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden olduğu rivâyet edilen mübârek zâttır&#8230; İsa aleyhisselamla Muhammed aleyhisselam arasında yaşamış olan Şemun aleyhisselam, İncil ehlindendi. İsa aleyhisselama indirilen, henüz bozulmamış İncîl-i şerîfe göre amel ederdi. Kavmiyse putlara tapardı. Şemun aleyhisselam, Allahü teâlâyı inkâr eden ve putlara tapan sapık kavimle cihâd (savaş) edip, onları îmâna çağırdı. Çok güçlü ve cesur bir zât olan Şemun aleyhisselamı düşmanları türlü hîlelerle şehit etmek istediler. Hangi bağla bağladılarsa, o bağı kırıp kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p>Yaşadıkları beldenin hâkimi, Hazreti Şemun’un hanımına haber gönderip;</p>
<p> </p>
<p>-Eğer kocanı öldürmede bize yardımcı olursan, seni kendime alıp istediğin her şeye kavuştururum, dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kadın buna aldandı ve;</p>
<p> </p>
<p>-Size nasıl yardımcı olurum? diye sordu. O da;</p>
<p> </p>
<p>-Gece uyurken onu iyice bağla ve bize haber ver, dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kadın bu teklifi kabul etti. Bir gece Hazreti Şemun uyurken onun ellerini ve ayaklarını kendi saç telleriyle bağladı. Çünkü bir gün onun <strong>“Ben ancak kendi saçımın teliyle bağlanırsam onu kıramam”</strong> dediğini duymuştu.</p>
<p> </p>
<p>Dediği gibi oldu ve kendi saç tellerinden kurtulamadı…</p>
<p> </p>
<p>Kadın durumu şehrin hâkimine bildirdi… Askerleri gelip onu şehrin hâkiminin huzuruna götürdüler…</p>
<p> </p>
<p>Hükümdâr onun, köşkünün önünde asılmasını emretti. Bunun üzerine Şemun aleyhisselam, Allahü teâlâya; <strong>“Yâ Rabbî! Dünyada yaşamayı, kâfirlerle senin yolunda cihâd etmek için isterim. Eğer bu isteğim kalpten ve samimiyse beni kurtar”</strong> diyerek dua etti. O anda bir melek gelip bağı çözdü.</p>
<p> </p>
<p>Şemun aleyhisselam kurtulunca, kendisine eziyet eden hükümdârı, adamlarını ve kendi hanımını cezâlandırdı. İnsanları hak yola dâvete devam etti. Ona inanmayanlarla tek başına cihâd (harp) etti. Çok ganîmet elde etti. Cihâd ederken susadığı zaman Allahü teâlâ onun için taştan gâyet lezzetli bir su akıtırdı. Bu su o içip kanıncaya kadar durmazdı. Kendisine büyük bir güç ve kuvvet verilmişti.</p>
<p> </p>
<p>          ***</p>
<p> </p>
<p>Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: </p>
<p> </p>
<p><strong>“Geçmiş zamanda Şemun (aleyhisselam) adlı bir peygamber vardı. Allahü teâlânın rızâsı için bin ay devamlı cihat edip, silâhını omuzundan çıkarmadı.”</strong></p>
<p> </p>
<p>Eshâb-ı kirâm; “Keşke bizim ömrümüz de uzun olsaydı da, biz de din uğrunda Allah için cihat etseydik” dediler. Bunun üzerine Kadir sûresi nâzil olup; <strong>“Size verilen Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır (Bu gecenin sevâbı, bin ay cihat etmenin sevâbından çoktur)”</strong> buyuruldu. </p>
<p> </p>
<p><em>Bu vesileyle Kadir Gecenizi tebrik ediyoruz efendim&#8230;</em></div>
</div>
</div>
<div class="image-wrapper__social-sharing d-flex align-items-center justify-content-center mb-3 "><a title="X ile paylaş" href="https://twitter.com/intent/tweet?url=https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/ahmet-demirbas/inkarcilarla-bin-ay-harp-eden-peygamber--642702&amp;text=%C4%B0nk%C3%A2rc%C4%B1larla%20bin%20ay%C2%A0harp%20eden%20peygamber!..=" target="_blank" class="js-social-sharing social-sharing__link social-sharing__link--x" data-type="twitter" rel="noopener"><i class="icon-x"></i></a><i class="icon-facebook"></i><i class="icon-whatsapp"></i><i class="icon-telegram"></i><i class="icon-linkedin"></i><i class="icon-envelope"></i></div>
</div>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script><br />
</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ey nâs! Risaletimi tebliğ ettim mi?..</title>
		<link>https://islamdini.de/ey-nas-risaletimi-teblig-ettim-mi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:05:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/ey-nas-risaletimi-teblig-ettim-mi-2/</guid>

					<description><![CDATA[Peygamber efendimiz, miladi, 632 Hicri 10 yılının Zilkade ayında Eshabına hac için hazırlık yapmalarını emir buyurdu. Kırk bini aşkın müminle o sene hacca gitti&#8230; Arefe günü, Arafat&#8217;ta, devesi Kusva üzerinde, hutbe irad buyurdu. Bu hutbeye &#8220;Veda Hutbesi&#8221; denildi. Çünkü bu seneden sonra, bir daha haccetmek nasip olmadı&#8230; Resulullah efendimiz, &#8220;Veda Hutbesi&#8221;nin sonunda Eshabına sordu: &#8220;Ey nâs! Yarın beni sizden soracaklar. Ne…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/ey-nas-risaletimi-teblig-ettim-mi-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Peygamber efendimiz, miladi, 632 Hicri 10 yılının Zilkade ayında  Eshabına hac için hazırlık yapmalarını emir buyurdu. Kırk bini aşkın  müminle o sene hacca gitti&#8230; Arefe günü, Arafat&#8217;ta, devesi Kusva  üzerinde, hutbe irad buyurdu. Bu hutbeye &#8220;<strong>Veda Hutbesi&#8221; </strong>denildi.  Çünkü bu seneden sonra, bir daha haccetmek nasip olmadı&#8230; Resulullah  efendimiz, &#8220;Veda Hutbesi&#8221;nin sonunda Eshabına sordu:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Ey nâs! Yarın beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz? Risaletimi tebliğ ettim mi? Vazifemi yaptım mı?&#8221;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Bütün Eshab-ı kiram;</div>
<div style="text-align: justify;"> -Evet, yemin ederiz, Allahın risaletini tebliğ ettin, vazifeni yaptın, dediler.</div>
<div style="text-align: justify;"> Bunun üzerine Resûl-i Ekrem efendimiz mübârek şehâdet parmağını aldırarak üç kere;</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab!&#8221;</strong> dediler.</div>
<div style="text-align: justify;"> ***</div>
<div style="text-align: justify;"> &#8220;Vedâ Hutbesi&#8221;nden sonra Peygamber efendimiz, Cebel-i Rahme&#8217;nin dibine  varıp kayaları önüne alıp, kıbleye dönerek vakfeye durdu. Daha sonra  bütün peygamberlerin yaptığı pek fazîletli olan (aşağıya özetle  aldığımız) şu duâyı okudu:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur. O birdir. Eşi ortağı yoktur.  Mülk, O&#8217;na âittir. Hamd, O&#8217;na mahsustur&#8230; Ey Allahım! Beni hidâyetine  ulaştır.</p>
<p> Geçmişimi, geleceğimi bağışla! Ey başvurulacakların en hayırlısı!  Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en çok vereni! Yüce huzûrunda  boynunu bükmüş, senin için gözlerinden yaşlar boşanan, senin uğrunda  bütün varlığını zelîl eden, senin için burnunu topraklara sürten bir  kulun sana nasıl duâ ederse, ben de öyle duâ ediyorum! Ey Rabbim! Duâmı  kabul buyurmaktan beni mahrum eyleme. Bana Raûf ve Rahîm ol! Ey<br /> istenilenlerin en hayırlısı ve verenlerin en keremlisi!..</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>Ey duâcıların duâlarını kabul eden! Ey ümit bağlananların en üstünü! İslâmiyet ve Muhammed </strong>(aleyhisselâm) <strong>üzerindeki  himâyen hürmetine sana yöneliyorum. Beni şu durduğum yerden bütün  hâcetlerimi yerine getirmiş, dileklerimi ihsân buyurmuş, temennilerimi  gerçekleştirmiş olarak döndür!..</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>Bizler, topluca senin Beyt-i Harâm&#8217;ına geldik. Şu büyük  &#8216;Meşâir&#8217;de vakfeye durduk. Şu mübârek yerlerde hazır bulunduk. Ümîdimiz,  yüce katındaki sevap ve mükâfâta nâil olmaktır. Ümîdimizi boşa çıkarma  Allahım!&#8221; </strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Resûlullah efendimiz, bu duâdan sonra vakfe yaptı. Akşam üzeri: <strong>&#8220;Bugün,  dîninizi sizin için ikmâl eyledim. Üzerinize olan nîmetimi tamamladım  ve size din olarak İslâmiyet&#8217;i vermekle râzı oldum&#8221; </strong>(Mâide sûresi: 3) meâlindeki âyet-i kerîme nâzil oldu. Böylece, İslâm dini ikmal bulmuş oldu.</p>
<p> Bildirilmemiş, açıklanmamış hiçbir emir, yasak kalmadı. Peygamber  efendimiz de vazifesini tamamlamış oldu. Kısa bir müddet sonra da bu  fâni dünyadan ayrıldı&#8230; Şefaat yâ Resulallah&#8230;</p></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatıda deve mi olur be şaşkın?</title>
		<link>https://islamdini.de/catida-deve-mi-olur-be-saskin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/catida-deve-mi-olur-be-saskin/</guid>

					<description><![CDATA[İstikamet sahibi olmak çok önemlidir. İnsan, ne için yaratıldığının şuurunda olmalı&#8230; Allahü teâlâ, (Kulum benden ne isterse ona o kapıları, o yolu açarım) buyuruyor&#8230; Belh Sultanı İbrahim Edhem, bir gece kuş tüyü yatakta yatarken, sarayın damından ayak sesleri işitti. Sinirlenmişti; -Kim bu saatte o damdaki?.. Ne arıyorsun orada be adam? diye seslendi. -Devemi kaybettim, onu…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/catida-deve-mi-olur-be-saskin/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">İstikamet sahibi olmak çok önemlidir. İnsan, ne için yaratıldığının şuurunda olmalı&#8230; Allahü teâlâ, <strong>(Kulum benden ne isterse ona o kapıları, o yolu açarım)</strong> buyuruyor&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;">Belh Sultanı İbrahim Edhem, bir gece kuş tüyü yatakta yatarken, sarayın damından ayak sesleri işitti. Sinirlenmişti;</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-Kim bu saatte o damdaki?.. Ne arıyorsun orada be adam?</strong> diye seslendi.</div>
<div style="text-align: justify;">-Devemi kaybettim, onu arıyorum, diye cevap geldi.<br /> Hükümdar, iyice kızmıştı:</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-Behey şaşkın! Damda deve mi olur!</strong> diye haykırdı. Damdaki, dedi ki:<br /> -Ey hükümdar! Damda deve aranmaz da, atlas yataklarda Cennet aranır mı?<br /> Bu söz çok tesir etmişti&#8230; Sabah vezirleriyle görüşürken aklı fikri gece olan bu olayda idi&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;">Bu sırada bahçeden sesler gelmeye başladı. Pencereden bakınca, iri  yarı bir gencin saray muhafızları ile tartıştığını gördü. Seslenerek  onları içeri çağırdı. Delikanlıya ne istediğini sorunca;</div>
<div style="text-align: justify;">-Ben hana girmek istiyorum, bunlar bırakmıyor, dedi.</div>
<div style="text-align: justify;">-İyi ama burası han değil ki, saraydır, ben de padişahım dedi. Genç itiraz etti:</div>
<div style="text-align: justify;">-Hayır burası bir han, dedi.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-Peki nasıl han oluyor?</strong></div>
<div style="text-align: justify;">-Senden önce burada kim vardı?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-Babam vardı.</strong></div>
<div style="text-align: justify;">-Ne oldu ona?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-Göçtü gitti.</strong></div>
<div style="text-align: justify;">-Ondan önce?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-Dedem vardı.</strong></div>
<div style="text-align: justify;">-Ona ne oldu?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>-O da göçüp gitti.</strong></div>
<div style="text-align: justify;">-Peki, birinin konup birinin göçtüğü yere han denmez de ne denir?!.<br /> Genç bunları söyleyip, çekip gitti&#8230;<br /> Gece damdaki adamın sözleri ve şimdi de bu gencin sözleri hükümdarı  düşüncelere sevk etmişti&#8230; Biraz ferahlamak istiyordu&#8230; Av  elbiselerini giyinip, kırlara doğru sürdü atını&#8230; Bir ceylan gördü.  Birkaç saat bununla uğraştı. Sonunda öyle bir yere sıkıştırdı ki, artık  hayvanın kaçacağı yer kalmamıştı. Kendi kendine; &#8220;Beni çok yordun, şimdi  ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın elimden?&#8221; diye söylendi. O anda  ceylan, Allahü teâlânın izniyle dile gelip;</div>
<div style="text-align: justify;">-Başka işin yok mu? Ne istiyorsun benden, beni öldürmek için mi yaratıldın? Asıl vazifeni yapsana sen, dedi.</div>
<div style="text-align: justify;">Hayretler içinde kalan İbrahim Edhem, okunu yayını atıp hemen tövbe  etti. Sultanlığı da bıraktı, bir daha memleketine dönmedi. Gitti, İslam  âlimlerine talebe oldu, senelerce ilimle uğraştı. Sonunda &#8220;İbrahim  Edhem Hazretleri&#8221; oldu. Artık o bir &#8220;Gönül Sultanı&#8221;ydı&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;">Bugün o mübarek zatın vefat yıl dönümüdür. (19 Şubat 779) Bu  menkıbeyle kendisini anmış olduk. Allahü teala şefaatine nail eylesin&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>O, ilim âşığı bir hükümdardı</title>
		<link>https://islamdini.de/o-ilim-asigi-bir-hukumdardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/o-ilim-asigi-bir-hukumdardi/</guid>

					<description><![CDATA[Bugün, Türk-İslâm dünyasının büyük hükümdarlarından ve &#8220;Büyük Timur İmparatorluğu&#8221;nun kurucusu Emîr Tîmûr Gürgân&#8217;ın vefat yıl dönümüdür. (20 Şubat 1405) Timur Han, târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol Barlas Aşireti reislerinden Emir Turagay (Turgay) annesi Tigin Hatun&#8217;dur. 1336&#8217;da Türkistan&#8217;daki Keş&#8217;te doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emir Turagay, ona aklî ve naklî ilimleriyle kumandanlık bilgilerini…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/o-ilim-asigi-bir-hukumdardi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Bugün, Türk-İslâm dünyasının büyük hükümdarlarından ve &#8220;Büyük Timur  İmparatorluğu&#8221;nun kurucusu Emîr Tîmûr Gürgân&#8217;ın vefat yıl dönümüdür.  (20 Şubat 1405)</div>
<div style="text-align: justify;"> Timur Han, târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol  Barlas Aşireti reislerinden Emir Turagay (Turgay) annesi Tigin  Hatun&#8217;dur. 1336&#8217;da Türkistan&#8217;daki Keş&#8217;te doğdu. Âlimleri ve Allah  dostlarını çok seven babası Emir Turagay, ona aklî ve naklî ilimleriyle  kumandanlık bilgilerini ehil hocaların elinden öğretti. 1370 yılında 34  yaşındayken Belh hâkimi oldu. Cengiz Han soyundan bir hanımla evlendiği  için Gürgân <strong>&#8220;Han Damadı&#8221;</strong> diye tanındı. Hükümdarlığı  süresince hiç mağlup olmadı. Kısa zamanda bütün Orta Asya ve İran&#8217;ı ele  geçirdi&#8230;  Çin&#8217;e ve Delhi&#8217;ye kadar bütün Asya&#8217;yı, Irak, Suriye ve  İzmir&#8217;e kadar Anadolu&#8217;yu aldı. İki yüz bin kişi ile Çin&#8217;e giderken  Otrar&#8217;da vefât etti. Ancak, sağlığında çok sevdiği torunu Muhammed  Sultan için yaptırdığı Semerkant&#8217;taki türbeye götürülerek defnedildi&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Her türlü maddî ve mânevî hasletlere sâhip olan Tîmûr Han, dünyada ender  yetişen devlet adamlarından biridir. Timur öncesinde Orta Asya Türklüğü  göçebe bir hayat sürerdi. Timur han Mâverâünnehr’i şehirleştirdi.  Obaları iskan etti.</p>
<p> Su kanalları inşâsıyla toplumu tarıma geçirdi. Büyük şehirleri ticâret  yollarına bağladı. Fetihleriyle âlimleri, sanatkarları Orta Asya’ya  topladı. Tarihçiler onun için şöyle der:</p></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Savaşlardan arta kalan zamanını âlimlerden ders almakla geçiren  ilim âşığı bir hükümdar&#8230; Üç yüz kişiyle, on bin kişilik bir orduyu  yenen eşsiz bir stratejist&#8230;&#8221;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> ***</div>
<div style="text-align: justify;"> Timur Han, son nefesini vermeden önce; ölüm döşeğinde evlatlarına şu vasiyeti yaptı:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Oğullarım! Milletin refahını, saadetini sağlamak için sizlere  bıraktığım vasiyeti ve tüzükleri iyi okuyun, asla unutmayın ve tatbik  edin&#8230;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Milletin dertlerine derman olmak vazifenizdir. Zayıfları,  yoksulları koruyun&#8230; &#8216;Adalet ve iyilik etmek&#8217; düsturunuz, rehberiniz  olsun&#8230;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Benim gibi uzun saltanat sürmek isterseniz, kılıcınızı  iyice düşünerek çekiniz, bir defa çektikten sonra da onu ustalıkla  kullanınız&#8230;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Aranıza nifak tohumları ekilmemesi için çok dikkatli olun.  Bazı nedimleriniz ve düşmanlarınız nifak tohumları saçmaya, bundan  faydalanmaya çalışacaklardır. Fakat vasiyetimde size idare şeklini, ana  ilkelerini gösterdim. Bunlara sadık kalırsanız taç başınızdan  düşmez&#8230; Babanızın, ölüm döşeğinde söylediği bu sözleri  unutmayın!.. Benden sonraki hakanınız Pir Muhammed Cihangir&#8217;dir. Ona,  bana itaat eder gibi itaat edeceksiniz&#8230; Kumandanlarım, şimdi itaat  yemini ediniz!&#8221;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Ruhu şâd olsun&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhakkak ki öfke bir köz parçasıdır!</title>
		<link>https://islamdini.de/muhakkak-ki-ofke-bir-koz-parcasidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/muhakkak-ki-ofke-bir-koz-parcasidir/</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların çoğunun başına ne gelmiş ise, hep öfke sebebiyle gelmiştir. Bir anlık öfke, insanın dünya ve ahiretini karartmaya yetmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: &#8220;Muhakkak ki, öfke, bir köz parçasıdır. Sizin hanginiz bu köz parçasının kendisinde hâsıl olduğunu görürse, eğer o anda ayakta ise otursun, oturmakta ise yatsın!&#8221; İnsan öfkelendiği…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/muhakkak-ki-ofke-bir-koz-parcasidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">İnsanların çoğunun başına ne gelmiş ise, hep öfke sebebiyle  gelmiştir. Bir anlık öfke, insanın dünya ve ahiretini karartmaya  yetmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Muhakkak ki, öfke, bir köz parçasıdır. Sizin hanginiz bu  köz parçasının kendisinde hâsıl olduğunu görürse, eğer o anda ayakta ise  otursun, oturmakta ise yatsın!&#8221;</strong></div>
<div style="text-align: justify;">İnsan öfkelendiği zaman, karar vermemelidir. Bu hâldeyken verilen  karar sağlıklı olmaz. Halife Ömer bin Abdülaziz, öfkelendiği bir şahsa  şöyle dedi:</div>
<div style="text-align: justify;">&#8211; Eğer beni öfkelendirmemiş olsaydın, seni mutlaka cezalandırırdım! Şimdi adaleti gözetemem diye seni cezalandırmıyorum.</div>
<div style="text-align: justify;">Yine başka bir gün Ömer bin Abdülaziz, etrafa zarar veren bir  sarhoş gördü. Onu yakalattırıp cezalandırmak istedi. Fakat sarhoş, ileri  geri konuşarak halifeye sövdü. Bunun üzerine halife, onu  cezalandırmaktan vazgeçti. Kendisine sarhoşu cezalandırmaktan niçin  vazgeçtiği sorulunca, şu cevabı verdi:</div>
<div style="text-align: justify;">&#8211; O, bana küfretmekle beni öfkelendirdi. Eğer bunun üzerine, ben  onu cezalandırmış olsaydım, bunu öfkemden dolayı yapmış olacaktım.  Hâlbuki, onu Allahü teâlânın emrine muhalif bir fiili işlediği için  cezalandırmam gerekir&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;">Allahü teâlâ, Kur’an-ı keriminde buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Cennet ve Allahın mağfireti, gerek darlık ve gerekse  bolluk hâllerinde yedirip-içirenler ve öfkelenince öfkesini yenenler  için hazırlandı.&#8221;</strong></div>
<div style="text-align: justify;">***</div>
<div style="text-align: justify;">Tabiîn&#8217;in büyüklerinden olan hadis ve fıkıh âlimi Meymun bin Mihran  hazretlerinin akıllı, ilim sahibi bir kölesi (hizmetçi) vardı. Bir gün  sofraya yemek getirirken ayağı kaydı, çorbayı bunun üstüne döktü.  Meymun, çok öfkelendi. Fakat hizmetçi kendisine şöyle dedi:</div>
<div style="text-align: justify;">&#8211; Benim kıymetli efendim, Allahın, <strong>“Öfkelenince öfkelerini yutanlar&#8230;” </strong>kelâmı ile amel et!</div>
<div style="text-align: justify;">Hizmetçinin bu hatırlatması karşısında, Meymun, “Onunla amel ettim” dedi ve öfkesini yendi.</div>
<div style="text-align: justify;">Fakat hizmetçi hemen peşinden, &#8220;Âyetin ondan sonraki, &#8216;<strong>İnsanları affedenler&#8230;&#8217; </strong>kısmıyla da amel etmelisin!&#8221; dedi.</div>
<div style="text-align: justify;">Bunun üzerine, “Onunla da amel ettim” diyerek, affettiğini bildirdi.</div>
<div style="text-align: justify;">Hizmetçi bu sefer de, daha sonraki, <strong>“Allah iyilik edenleri sever” </strong>kısmıyla da amel etmesini söyleyerek, efendisinin, ayrıca kendisine bir de iyilik yapmasını istedi.</div>
<div style="text-align: justify;">Meymun onu da yaptı ve kölesine dedi ki:</div>
<div style="text-align: justify;">&#8211; Sana iyilik de ettim. Haydi, bundan böyle Allah rızası için hürsün, serbestsin!</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mert olan, halkın içinde bulunur&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/mert-olan-halkin-icinde-bulunur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/mert-olan-halkin-icinde-bulunur/</guid>

					<description><![CDATA[Din adamı olarak ortaya çıkan bir kimse, Resûlullah efendimizin sünnetine uymuyorsa, yani İslâmiyete yapışmıyorsa, dini değiştirip, kendi aklına göre bid&#8217;atler çıkartıyorsa, ondan kaçmalı, yanına yaklaşmamalıdır. Büyük âlim ve velî Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: &#8220;İnsanı saâdet-i ebediyyeye kavuşturacak tek bir yol vardır. O da, Resûlullahın izinde bulunmaktır. Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı kitapları…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mert-olan-halkin-icinde-bulunur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Din adamı olarak ortaya çıkan bir kimse, Resûlullah efendimizin  sünnetine uymuyorsa, yani İslâmiyete yapışmıyorsa, dini değiştirip,  kendi aklına göre bid&#8217;atler çıkartıyorsa, ondan kaçmalı, yanına  yaklaşmamalıdır.</div>
<div> Büyük âlim ve velî <strong>Cüneyd-i Bağdâdî </strong>hazretleri buyurdu ki:</div>
<div> &#8220;İnsanı saâdet-i ebediyyeye kavuşturacak tek bir yol vardır. O da,  Resûlullahın izinde bulunmaktır. Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı  kitapları okumayan, onları kendine rehber edinmeyen, hadîs-i şerîflerin  gösterdiği yolda olamaz! Çünkü, İslâm âlimi, Kur&#8217;ân-ı kerîmin ve hadîs-i  şerîflerin gösterdiği yolu göstermektedir.</div>
<div> Resûlullaha uymakta gevşek olanları, O&#8217;nun ışıklı yolundan ayrılanları  din adamı sanmayınız! Onların yaldızlı sözlerine ve ateşli yazılarına  aldanmayınız!</p>
<p> Yahûdîler, Hıristiyanlar ve Budist, Berehmen denilen Hind kâfirleri de,  tatlı ve yanık sözlerle, hîleli mantıklarla, kendilerinin doğru yolda  olduklarını, insanları iyiliğe, saâdete çağırdıklarını bildiriyorlar.</p></div>
<div> Hakiki İslâm âlimleri, kendilerine sorulan şeyleri, fıkıh kitaplarından  cevap bulup, suâl edenlere bunları söylerler. Mezhebsiz din adamı ise,  fıkıh kitabını okuyup anlayamadığı için, câhil kafasına ve noksan aklına  gelenleri söyleyerek suâl sâhibini aldatır. Onun Cehenneme gitmesine  sebep olur. Bunun içindir ki,<br /> Peygamberimiz, <strong>(Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü insanların en kötüsüdür) </strong>buyurdu.</div>
<div> Hârika, olağanüstü hâller, açlıkla ve riyâzet, sıkıntı çekmekle de hâsıl  olur. Bunlar, yalnız Müslümanlara mahsus hâller değildir.</div>
<div> Dinin emirlerinden müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri  yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını  zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, ma&#8217;rifete, Allahü teâlânın  rızâsına kavuşamaz.</div>
<div> Mubâhlara ölçüsüz dalan, mekrûha düşer. Mekrûhlar harâma, harâm da insanı küfre götürür&#8230;&#8221;</div>
<div> Evliyânın büyüklerinden, Ebû Sa&#8217;îd Ebülhayr hazretlerine sordular:</div>
<div> &#8211; Filânca kimse su üstünde yürüyor. Buna ne dersiniz?</div>
<div><strong>&#8211; Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve kurbağa da suda yüzer.</strong></div>
<div>&#8211; Filân adam havada uçuyor. Buna ne dersin?</div>
<div><strong>&#8211; Sinek ve çaylak da uçuyor. Sinek kadar kıymeti var derim.</strong></div>
<div>&#8211; Filân kimse, bir anda şehirden şehire gidiyor, dediler.</div>
<div><strong>&#8211; Şeytan da, bir solukta şarktan garba gidiyor. Böyle  şeylerin dînimizde kıymeti yoktur. Mert olan, herkesin arasında bulunur.  Alışveriş yapar, evlenir. Fakat, bir an Rabbini unutmaz.</strong></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırtında küfe ile tavaf eden genç!</title>
		<link>https://islamdini.de/sirtinda-kufe-ile-tavaf-eden-genc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/sirtinda-kufe-ile-tavaf-eden-genc/</guid>

					<description><![CDATA[Allahü teâlânın rızâsı, dinine bağlı olan ana-babanın rızâsına bağlıdır. Allahü teâlânın gazabı, dinine bağlı olan ana-babanın gazabındadır. Peygamber efendimiz &#8220;Cennet ana-babanın ayağı altındadır&#8221; buyurmuştur. Yâni, sana dinini îmânını öğreten ananın-babanın rızâsındadır. Bir kimsenin ana-babası zâlim olsalar dahi onlara karşı gelmek, onlara sert konuşmak câiz değildir. Çeşitli vesilelerle, onların elleri öpülüp, duâları alınmalı,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/sirtinda-kufe-ile-tavaf-eden-genc/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Allahü teâlânın rızâsı, dinine bağlı olan ana-babanın rızâsına  bağlıdır. Allahü teâlânın gazabı, dinine bağlı olan ana-babanın  gazabındadır. Peygamber efendimiz &#8220;<strong>Cennet ana-babanın ayağı altındadır&#8221; </strong>buyurmuştur. Yâni,  sana dinini îmânını öğreten ananın-babanın rızâsındadır. Bir kimsenin  ana-babası zâlim olsalar dahi onlara karşı gelmek, onlara sert konuşmak  câiz değildir. Çeşitli vesilelerle, onların elleri öpülüp, duâları  alınmalı, haklarını helâl ettirmelidir. Ana-babanın, itâat lâzım olmayan  emirlerini bir özür, bahâne bularak yapmamalı, sert muâmele yapmayıp,  tatlı yumuşak söylemelidir. Allahü teâlâ buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8211; Yâ Mûsâ, günâhlar içinde bir günâh vardır ki benim indimde çok  ağır ve büyüktür. O da, ana-baba evlâdını çağırdığı zaman emrini  dinlememesidir&#8230; Yâ Mûsâ, ana-babasını râzı eden beni râzı etmiş olur.  Ana babasını râzı edip bana âsî olan kimseyi dahi iyilerden sayarım.</p>
<p> Ana-babasına âsî olan, bana mûtî olsa bile, onu fenâlar tarafına ilhâk ederim.</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Ana-baba, kızıp bir şey söylediği zaman onlara karşılık vermemelidir.  Onların üzülüp bedduâ etmelerinden korkmalıdır. Yanlış bir iş yapıp  onları üzünce hemen özür dilemelidir. İnsanın saâdeti ve felâketi  onların kalplerinden gelen ve ağızlarından çıkacak olan sözdedir. Atılan  ok tekrar geri gelmez. Onlar hayatta iken kıymetini bilip, hayır  duâlarını almak lâzımdır. Vefâtlarından sonraki pişmanlık fayda  vermez&#8230; Vefat etmiş iseler, arkalarından çok hayır hasenat yapmalıdır.</p>
<p> Onların akrabalarını, yakın dostlarını, ahbaplarını fırsat buldukça ziyaret edip, hâl hatır sorup gönüllerini almalıdır.</p></div>
<div style="text-align: justify;"> Din büyüklerimiz şu tehlikeye dikkat çekiyorlar: &#8220;İmânlı olup,  Cehennemden en son çıkacak olanlar; ana-babasının İslâmiyete uygun olan  emirlerine âsi olanlardır&#8230;&#8221;</div>
<div style="text-align: justify;"> ***</div>
<div style="text-align: justify;"> Hasan-ı Basrî hazretleri, Kâbe&#8217;yi ziyâret ve tavâf ederken bir  genç gördü ki, sırtında bir küfe vardı. Bununla tavâf ediyordu.  Ona dönüp dedi ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> -Arkandaki o yükü koyup öylece tavâf etsen daha iyi olmaz mı?</div>
<div style="text-align: justify;"> Genç, şöyle cevap verdi:</div>
<div style="text-align: justify;"> -Bu arkamdaki yük değil, babamdır. Bunu Şam&#8217;dan yedi kere buraya getirip  tavâf ettirdim. Çünkü bana dinimi, îmânımı bu öğretti. Beni İslâm  ahlâkı ile yetiştirdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Hasan-ı Basrî hazretleri bu kimsenin yaptığını çok beğendi ve buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> -Ey genç! Babanı kıyâmet gününe kadar böylece arkanda getirip tavâf  ettirsen, fakat bir defa kalbini kırsan yaptığın hizmet boşa gider. Yine  bir defa gönlünü yapsan, bu kadar hizmete mukabil olur.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doktora da gitmeli, ilaç da kullanmalı!</title>
		<link>https://islamdini.de/doktora-da-gitmeli-ilac-da-kullanmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/doktora-da-gitmeli-ilac-da-kullanmali/</guid>

					<description><![CDATA[Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışır. İnsana sıhhat, şifâ vermek için, duâ etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır. Şifâyı ilaçtan değil, Allahü teâlâdan beklemelidir&#8230; Dinimize göre, tedavi şu şekilde yapılır: 1- Bilinen ilaçları kullanarak. 2- Kur&#8217;ân-ı kerîm okuyarak,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/doktora-da-gitmeli-ilac-da-kullanmali/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye  kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışır. İnsana sıhhat, şifâ vermek  için, duâ etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır.  Şifâyı ilaçtan değil, Allahü teâlâdan beklemelidir&#8230;</div>
<div> Dinimize göre, tedavi şu şekilde yapılır:</div>
<div> <strong>1- Bilinen ilaçları kullanarak. </strong><strong>2- Kur&#8217;ân-ı kerîm okuyarak, duâ ederek. </strong><strong>3- Sadaka vererek. </strong></div>
<div> Hadîs-i şerîfte, <strong>(Hastalarınızı sadaka vererek tedavi ediniz) </strong>buyuruldu.</div>
<div> Bu üç şekil, hepsi beraber olduğu gibi, tek tek veya ikisini kullanarak da yapılabilir.</div>
<div> Peygamber efendimiz <strong>(Ey Allahın kulları! İlaç kullanın!) </strong>buyurdu. Bir defasında da;</div>
<div> &#8211;<strong>Her hastalığın ilacı vardır. Yalnız ölüme çâre yoktur, </strong>buyurdu.</div>
<div> &#8211; İlaç, kazâ ve kaderi değiştirir mi? dediklerinde;</div>
<div> <strong>&#8211; Kazâ ve kader, insana ilacı kullandırır, </strong>buyurdu&#8230;</div>
<div> <strong>Mûsâ &#8220;aleyhisselâm&#8221; </strong>hastalanmıştı. İlacını söylediler.</div>
<div> <strong>&#8211; İlaç istemem, Allahü teâlâ şifâsını verir, </strong>dedi.</div>
<div> &#8211; Bu hastalığın ilacı meşhurdur ve tecrübe edilmiştir, az zamanda iyi olursunuz, dediler.</div>
<div> <strong>&#8211; Hayır, ilaç istemem, </strong>dedi ve hastalığı arttı. O zaman vahiy gelip, cenâb-ı Hakkın <strong>&#8220;İlaç kullanmazsa şifâ ihsân etmem&#8221;</strong> emri gelince, ilacı içti ve iyi oldu.</p>
<p> Fakat kalbine bir şey geldi. Vahiy gelip, Allahü teâlâ buyurdu ki:</p></div>
<div> &#8220;<strong>Sen tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek  istiyorsun. İlaçlara, faydalı tesirleri kim verdi? Elbette ben  yaratıyorum.&#8221;</strong></div>
<div> Allahü teâlâ, ilaçları, şifâ için sebep yapmıştır. Ekmek ile suyu  doyurmağa sebep yaptığı gibi, ilaçları da, hastalıkları gidermeye sebep  yapmıştır. Bütün sebepleri yaratan, bunlara tesîr kuvveti veren, Allahü  teâlâdır.</div>
<div> Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:</div>
<div> <strong>(Mûsâ aleyhisselâm;</strong></div>
<div> <strong>-Yâ Rabbî! Hastalığı yapan kimdir, hastalığı iyi eden kimdir, dedi.</strong></div>
<div> <strong>Cenâb-ı Hak;</strong></div>
<div> <strong>&#8220;Her ikisini de yapan benim&#8221; buyurdu.</strong></div>
<div> <strong>&#8211; O hâlde, tabîbe ne lüzum var? deyince;</strong></div>
<div> <strong>&#8220;Onlar, şifâ için yarattığım sebepleri bilir ve kullarıma verir. Ben de onlara, bu yoldan rızk ve sevap veririm&#8221; buyurdu.)</strong></div>
<div> Görülüyor ki, doktora gitmeli, ilaç kullanmalıdır. Fakat, doktora ve  ilaca güvenmemelidir. İlaç içip de iyi olmayan, ameliyat masalarında  kalıp can veren az değildir&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oğlunu Halife&#8217;ye şikâyet eden adam!</title>
		<link>https://islamdini.de/oglunu-halifeye-sikayet-eden-adam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/oglunu-halifeye-sikayet-eden-adam/</guid>

					<description><![CDATA[Bugünkü yazımıza bir hadis-i şerif mealiyle başlayalım: &#8220;Evladınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evladınızın da sizde hakkı vardır.&#8221; [Taberani] Evet, bizim çocuklarımız üzerinde haklarımız olduğu gibi, onların da bizim üzerimizde hakları vardır&#8230; Ana-baba olarak öncelikle onları güzel terbiye etmeliyiz. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hususta buyurdu ki: &#8220;Çocuğu güzel terbiye, evladın babası…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/oglunu-halifeye-sikayet-eden-adam/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Bugünkü yazımıza bir hadis-i şerif mealiyle başlayalım:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Evladınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evladınızın da sizde hakkı vardır.&#8221;</strong> [Taberani]</div>
<div style="text-align: justify;"> Evet, bizim çocuklarımız üzerinde haklarımız olduğu gibi, onların da  bizim üzerimizde hakları vardır&#8230; Ana-baba olarak öncelikle  onları güzel terbiye etmeliyiz. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi  ve sellem) bu hususta buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Çocuğu güzel terbiye, evladın babası üzerindeki haklarındandır.&#8221;</strong> [Beyheki]</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!&#8221;</strong> [İbni Mace]</div>
<div style="text-align: justify;"> Çocuklarımıza beddua etmemeliyiz. İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu  şikâyete gelen birine, &#8220;Çocuğuna beddua ettin mi?&#8221; diye sordu. O da,  &#8220;evet, ettim&#8221; deyince, &#8220;Çocuğun ahlakını sen bozmuşsun&#8221; buyurdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Çocuklarımızı helal gıda ile beslemeliyiz! Haram gıdanın etkisi çocuğun  özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur.  Hadis-i şerifte <strong>&#8220;Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hasıl olur&#8221;</strong> buyuruldu. (R.Nasıhin)</div>
<div style="text-align: justify;"> ***</div>
<div style="text-align: justify;"> Bir adam, Halife Hazret-i Ömer’e gelerek oğlunu şikâyet eder. Hazret-i Ömer, bu kimsenin oğluna der ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8211; İmandan sonra birinci vazifemiz ana babanın kalbini  kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde  hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibadeti kabul olmaz. Müslüman  doğmamıza ve Müslüman yetişmemize sebep olan ana babamızın kalbini  kırarsak Cennete nasıl gireriz? Onlar bize hakaret etse de, yalvararak  gönüllerini almamız lazımdır. Müslüman ana babamız bizden razı  olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği bir kul  olmak çok zordur.</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Çocuk, Hazret-i Ömer’e der ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> &#8211; Ya Emir-el-müminin, söylediklerini aynen kabul ediyorum. Fakat çocuğun ana babası üzerinde hiç mi hakkı yoktur?</div>
<div style="text-align: justify;"> Hazret-i Ömer buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8211; Evet çocuğun da hakları vardır. Evlenirken çocuklarına anne  olacak kızı veya kadını iyi bir aileden seçmesi, çocuğa güzel isim  koyması ve dinini öğretmesi bunlardandır.</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Çocuk, Halife&#8217;ye der ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> &#8211; Babam, bana terbiye nedir öğretmedi. Anam ise, ateşe tapan bir  Mecusinin kızı idi. Doğduğumda ismimi “Karaböcek” koymuş&#8230; Allah’ın  kitabından bana bir harf bile öğretmedi. Maalesef dinim hakkında hiçbir  şey bilmiyorum.</div>
<div style="text-align: justify;"> Hazret-i Ömer, çocuğun babasına dönüp şöyle der:</div>
<div style="text-align: justify;"> &#8211; Be adam! Gelmiş, bir de bana oğlunu şikâyet ediyorsun; hâlbuki sen  onun hakkını çiğnemiş ve o sana kötülük etmeden, sen ona kötülük  etmişsin!..</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aslandan kurtaran bir lokma ekmek!..</title>
		<link>https://islamdini.de/aslandan-kurtaran-bir-lokma-ekmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:57:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Ahmet Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/aslandan-kurtaran-bir-lokma-ekmek/</guid>

					<description><![CDATA[Allahü teâlânın rızasına kavuşmak niyetiyle, muhtaçları, fakirleri ve yetimleri gözetmek ne güzel bir haslettir&#8230; Mal, insanın sevdiği şeylerdendir. Cenab-ı Hak, insanı mal ile imtihan ederek buyuruyor ki: (Eğer ebeveyniniz, çocuklarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz alışveriş, hoşlandığınız evler, size, Allahtan ve Resulünden, Allah yolundaki cihaddan daha sevgili ise,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/aslandan-kurtaran-bir-lokma-ekmek/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Allahü teâlânın rızasına kavuşmak niyetiyle, muhtaçları, fakirleri  ve yetimleri gözetmek ne güzel bir haslettir&#8230; Mal, insanın sevdiği  şeylerdendir. Cenab-ı Hak, insanı mal ile imtihan ederek buyuruyor ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(Eğer ebeveyniniz, çocuklarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız,  kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz  alışveriş, hoşlandığınız evler, size, Allahtan ve Resulünden, Allah  yolundaki cihaddan daha sevgili ise, Rabbin azabını bekleyiniz!) </strong>[Tevbe/24]</div>
<div style="text-align: justify;"> Şeytan, insana hayır hasenat yaptırmak istemez. O melun istemese de sadaka vermelidir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:</p>
<p> <strong>(Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin  şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise kendi lütfundan  size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah&#8217;ın ihsanı geniştir, her şeyi  hakkıyla bilendir.)</strong> [Bekara 268]</div>
<div style="text-align: justify;"> Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(Sadaka verenin rızkı artar ve duası kabul olur!) </strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(Allahü teâlâ, bazı kullarına çok nimet vermiştir. Bunları,  kullarına faydalı olması için yaratmıştır. Bu nimetleri Allahın  kullarına dağıtırlarsa, nimetleri azalmaz. Eğer bu nimetler onlara  ulaştırılmazsa, Allahü teâlâ, o nimetleri bunlardan alır, başkalarına  verir.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Dünya geçicidir. Şu üç günlük dünyanın malı, parası insanı  aldatmamalıdır. Bu mallar, daha önce başkalarının idi. İnsan öldükten  sonra yine başkalarının olacaktır. Bunun için zenginler bu malların  sadece vekilleri, bekçileri olduklarını akıllarından çıkarmamalıdır.  Veren el, alan elden üstündür&#8230; Büyüklerimiz &#8220;Sadaka belayı defeder&#8221;  buyurmuşlardır&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> ***</div>
<div style="text-align: justify;"> Herkes tarafından sevilen saliha bir kadın vardı. Fakirdi ancak yine de  çok cömertti. Bu kadıncağız bir gün çıkınına birazcık ekmek alıp, küçük  çocuğuyla birlikte ormana oduna gidiyordu. Karşılarına ihtiyar bir kimse  çıkıp dedi ki:</div>
<div style="text-align: justify;">&#8211; Çok fakirim ve açım. Ne olur bana bir lokma yiyecek ver!</div>
<div style="text-align: justify;"> Kadın, yanında bulunan bir parça ekmeği ona verdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> İhtiyar, duâlar ederek oradan ayrıldı&#8230; Kadın ormanda odun toplamakla  meşgul olduğu sırada, bir aslan gelip çocuğunu kaptığı gibi kaçırdı.  Kadın, çocuğunun feryadını duyunca, hemen oraya koştu. Fakat, elinden  bir şey gelmiyordu. Çaresizce dövünüp dururken bir de ne görsün! Çocuk  ağlayarak kendisine doğru geliyordu. Kadıncağız sevinçle çocuğuna  sarıldı. Bu esnada şöyle bir ses duydu:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>“Kendi ihtiyacın olduğu hâlde, o muhtaç sahibi ihtiyara verdiğin bir lokma ekmek sebebiyle çocuğun kurtuldu.”</strong></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
