<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları&gt;Hasan Yavaş &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/kose-yazilarihasan-yavas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Feb 2018 22:04:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Sağlığımızı korumak dinimizin emridir</title>
		<link>https://islamdini.de/sagligimizi-korumak-dinimizin-emridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:04:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/sagligimizi-korumak-dinimizin-emridir/</guid>

					<description><![CDATA[İnsan, hasta olmamaya dikkat etmelidir. Bunun için de, İslâmiyete uygun yaşamak lâzımdır. İslâmiyete uymakta gevşek davranarak, hasta olan kimse, ilâç almalı, perhiz etmeli ve fakîrlere sadaka vermeyi nezretmeli/adamalı ve sık sık sadaka vermelidir. Perhiz, yani rejim yapmanın câiz ve lâzım olduğunu, (Teyemmüm âyeti) göstermektedir. (Su zarar verince, kullanmayın, teyemmüm edin!) meâlindeki âyet-i kerîme…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/sagligimizi-korumak-dinimizin-emridir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">İnsan, hasta olmamaya dikkat etmelidir. Bunun için de, İslâmiyete  uygun yaşamak lâzımdır. İslâmiyete uymakta gevşek davranarak, hasta olan  kimse, ilâç almalı, perhiz etmeli ve fakîrlere sadaka vermeyi  nezretmeli/adamalı ve sık sık sadaka vermelidir. Perhiz,  yani rejim yapmanın câiz ve lâzım olduğunu, <strong>(Teyemmüm âyeti)</strong> göstermektedir. <strong>(Su zarar verince, kullanmayın, teyemmüm edin!)</strong> meâlindeki âyet-i kerîme meşhurdur.</div>
<div style="text-align: justify;">
<div> Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” şu duayı çok okurdu: <strong>(Allahümme innî es’elüke’s-sıhhate vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnel-hulkı ver-rıdâe bilkaderi bi-rahmetike yâ Erhamerrâhimîn.)</strong> Bunun  manası, (Ya Rabbî! Senden, sıhhat ve âfiyet ve emânete hıyânet etmemek  ve güzel ahlâk ve kaderden râzı olmak istiyorum. Ey merhamet  sâhiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!)  demektir. Biz zavallılar da, ulu ve şanlı Peygamberimiz gibi dua  etmeliyiz.</div>
<div> Hasta olmamak için ve hastalıktan kurtulmak için, dört şey yapmak  lâzımdır: 1- Fazla yememeli. 2- Alkollü içkileri hiç içmemelidir. 3-  Üzülmemeli, asabîleşmemeli. 4- Vücudu, eşyası, yiyecekleri temiz  olmalıdır&#8230;</div></div>
<div style="text-align: justify;"> Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Hazret-i Ali ile bir eve  gitti. Meyve getirdiler. Hazret-i Ali&#8217;nin gözleri ağrıyordu. Meyveden  kendisi yedi. Hazret-i Ali&#8217;ye, <strong>(Sen yeme! Göz ağrısına zarar verir) </strong>buyurdu. Pişmiş pazı ile arpa getirdiler. <strong>(Bundan ye! Gözüne fayda verir) </strong>buyurdu. Ödemi olanlara, <strong>(Su içmeyin! Suya perhiz ediniz!) </strong>buyururdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”  <strong>(Allahü teâlâ, her hastalığın ilâcını yaratmıştır. Yalnız, ölüme çâre yoktur)</strong> ve <strong>(Hastalıkların başı, çok yemektir. İlâçların başı, perhizdir)</strong> ve <strong>(Hastalarınızı, sadaka vererek tedâvi ediniz!)</strong> buyurdu&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye  kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak lâzımdır.  Her şeyin yaratılmasında müşterek olan manevî sebep, sadaka vermek,  yetmiş kerre <strong>(Estagfirullah min külli mâ kerihallah) </strong>duasını okumaktır. Bu iki manevî sebep, maddî sebepleri bulmaya da yardım eder.</div>
<div style="text-align: justify;"> Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”  buyurdu ki: <strong>(</strong><strong>Yâ  Alî! Beş şey kişiyi çabuk ihtiyarlatır/çöktürür: Borcu çok olmak. Çok  gamı olmak. Kadının nefesi erkeğe erişmek. Çok koku sürünmek. Çok balgam  gelmek.)</strong> [Menakıb-ı Çihar Yâr-i Güzîn]</div>
<div style="text-align: justify;"> Eski Saray hekimlerinden &#8220;<strong>Yâdigâr&#8221;</strong> da, hasta olmamak için <strong>(Yukarıdan geleni yutma, aşağıdan geleni tutma, her şeyi kafana takma!</strong>) tavsiyesini yapmaktadır.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin sadık dostları böyle yaşadı&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/peygamberimizin-sadik-dostlari-boyle-yasadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:57:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/peygamberimizin-sadik-dostlari-boyle-yasadi/</guid>

					<description><![CDATA[Eshâb-ı kirâm, Peygamber efendimizin sadık dostları idi. Ömürlerini Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya çalışmakla geçirmişlerdir. Biz de onlar gibi, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya çalışmalıyız. Müslümân, iyi insan demektir. Müslümânların kardeş olduklarını bilir. Herkese iyilik eder. Gayrimüslimlere, turistlere, kâfirlere de hiç kötülük yapmaz. Herkese karşı, güler yüzlü, tatlı dilli olur. Böyle olan Müslümânı Allah…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/peygamberimizin-sadik-dostlari-boyle-yasadi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Eshâb-ı  kirâm, Peygamber efendimizin sadık dostları idi. Ömürlerini Allahü  teâlânın rızâsını kazanmaya çalışmakla geçirmişlerdir. Biz de onlar  gibi, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya çalışmalıyız. Müslümân, iyi  insan demektir. Müslümânların kardeş olduklarını bilir. Herkese iyilik  eder. Gayrimüslimlere, turistlere, kâfirlere de hiç kötülük yapmaz.  Herkese karşı, güler yüzlü, tatlı dilli olur. Böyle olan Müslümânı Allah  da sever, kullar da sever&#8230;</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong> ***</strong></span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Eshab-ı kiramdan Hazret-i Huzeyfe “radıyallahü anh” şöyle anlatıyor:</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Yermük  muharebesinde idi. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri  ile yaralanan Müslümanlar düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye  başlamışlardı. Bu arada ben de, amcamın oğlunu aramaya başladım.  Yaralılar arasında biraz dolaştıktan sonra, nihâyet aradığımı buldum.  Fakat ne çare!.. Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işâretleri  ile bile zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını  göstererek dedim ki: <strong>“Su istiyor musun?”</strong> Belli ki istiyordu. Çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Göz işâreti ile de <strong>“Çabuk, hâlimi görmüyor musun?”</strong> der  gibi bana bakıyordu. Ben tam suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötede  yaralıların arasında Hazret-i İkrime’nin sesi duyuldu: <strong>“Su! Ne olur, bir damla su!”</strong></span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Amcamın  oğlu Haris bu feryadı duyar duymaz göz ve kaş işâretleriyle suyu hemen  ona götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin  aralarından koşa koşa Hazret-i İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı  kendisine uzattım. İkrime hazretleri elini kırbaya uzatırken Hazret-i  Iyaş’ın iniltisi duyuldu: <strong>“Ne olur bir damla su! Allah rızası için bir damla su!”</strong></span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Bu  feryadı duyan Hazret-i İkrime, elini hemen geri çekerek suyu ona  götürmemi işâret etti. Ben kırbayı alarak şehitlerin arasından dolaşa  dolaşa Hazreti Iyaş’a yetiştiğim zaman kendisinin son nefesinde <strong>Kelime-i şehâdeti</strong> söylediğini  duydum. Benim getirdiğim suyu gördü. Fakat vakit kalmamıştı&#8230;  Başladığı Kelime-i şehâdeti ancak bitirebildi. Derhal geri döndüm, koşa  koşa Hazret-i İkrime’nin yanına geldim. Kırbayı uzatırken bir de ne  göreyim! Onun da şehit olduğunu müşâhede ettim. Bari dedim, amcamın oğlu  Hazret-i Hâris’e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim. Ne çare ki, o da  rûhunu teslim eylemişti.</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Hayatımda  birçok hâdise ile karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar  duygulandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde,  bunların birbirine karşı bu derece fedakâr ve şefkatli halleri gıpta ile  baktığım en büyük îmân kuvveti tezahürü olarak hafızama  âdeta nakşoldu!..</span></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gönül alan bir hizmet&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/gonul-alan-bir-hizmet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:56:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/gonul-alan-bir-hizmet/</guid>

					<description><![CDATA[Abdullah bin Mübârek hazretleri, ilim ve edep deryası bir zat idi. Senelerce İmâm-ı a&#8217;zam hazretlerinin sohbetlerinde bulunarak kendisini yetiştirmişti. Haramlardan çok sakınır, gecelerini ibâdet ile geçirirdi. Emin ve güvenilir bir kimse olup, dinde her sözü senet idi. Ticâretle uğraşır ve kazandıklarının çoğunu fakirlere dağıtırdı. İslâmiyetin yayılması ve korunması için yapılan harplere…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/gonul-alan-bir-hizmet/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Abdullah bin Mübârek hazretleri, ilim ve edep deryası bir zat idi.  Senelerce İmâm-ı a&#8217;zam hazretlerinin sohbetlerinde bulunarak kendisini  yetiştirmişti. Haramlardan çok sakınır, gecelerini ibâdet ile  geçirirdi. Emin ve güvenilir bir kimse olup, dinde her sözü senet idi.  Ticâretle uğraşır ve kazandıklarının çoğunu fakirlere dağıtırdı.  İslâmiyetin yayılması ve korunması için yapılan harplere de katılırdı.  Çok talebe yetiştirdi. Birçok kere hacca gitti&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Bir sene hacdan sonra rüyasında, gökten inen iki melekten birinin diğerine; <strong>&#8220;Bu sene kaç kişi hacca geldi?&#8221;</strong> dediğini duydu. Öbür melek; <strong>&#8220;Altı yüz bin kişi&#8221;</strong> dedi. <strong>&#8220;Peki kaç kişinin haccı kabul edildi?&#8221;</strong> O da; <strong>&#8220;Bunlardan hiçbirinin haccı kabul edilmedi&#8221; </strong>diye cevap verdi. Abdullah bin Mübârek hazretleri buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> Bunu işitince, üzerime büyük bir sıkıntı çöktü. Dedim ki: &#8220;Bunca insan,  bunca zahmet ve meşakkate katlanıp dünyanın her tarafından hacca  geldiler. Çöller aşarak zor şartlarda büyük sıkıntılara katlandılar.  Bütün bu emekler boşa mı gidecek?&#8221; Bunun üzerine o melek; <strong>&#8220;Şam&#8217;da  ayakkabı tâmir eden Ali bin Muvaffak adında biri vardır. O, hacca  gitmeye niyet etmişti, fakat gidemedi. Lâkin haccı kabul edildi. Altı  yüz bin hacıyı ona bağışladılar da hepsinin haccı kabul edildi&#8221; </strong>dedi&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Bunu işitince uykudan uyandım ve &#8220;Gidip o zâtı ziyâret etmeliyim!&#8221;  dedim. Arkadaşlarımdan ayrılıp, Şam kâfilesine katıldım. Şam&#8217;a gidince, o  zâtın evini araştırıp buldum.</p>
<p> Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını sordum. <strong>&#8220;Ali bin Muvaffak&#8221;</strong> dedi. İsmimi sordu. <strong>&#8220;Abdullah bin Mübârek&#8221;</strong> deyince, feryât edip kendinden geçti. Ayılınca, gördüğüm rüyâyı kendisine anlattım ve <strong>&#8220;Bana nasıl hayırlı bir amel işlediğini anlat&#8221; </strong>dedim. O da anlattı:</div>
<div style="text-align: justify;"> “Ben ayakkabı tâmircisiyim. Otuz seneden beri hacca gitmeyi arzu  ederdim. Bu işimden, otuz senede üç yüz dirhem gümüş biriktirdim. Bu  sene hacca gidecektim.</p>
<p> Hanımım hâmileydi. Komşu evden burnuna yemek kokusu gelince; komşudan  yemek istememi söyledi. Gidip, onun arzusunu bildirdim. Komşum ağlayarak  şöyle dedi:</p></div>
<div style="text-align: justify;"> -Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helâl değildir. Çünkü üç  gündür, çocuklarım bir şey yememişlerdir. Bütün Şam şehrinde hiçbir iş  bulamadım. Kimse bana iş vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Zaruret  miktârınca ondan bir parça kesip getirdim. Çocuklara yemek pişiriyorum.  Size helâl olmaz!</div>
<div style="text-align: justify;"> Bunu duyunca içime bir acı düştü. Hac için biriktirdiğim gümüşleri getirip verdim ve; <strong>&#8220;Bunu çocuklarına nafaka yap, haccımız bu olsun!&#8221;</strong> dedim.</div>
<div style="text-align: justify;"> Bunun üzerine Abdullah bin Mübârek hazretleri, <strong>&#8220;Elhamdülillah</strong> <strong>Allahü teâlâ, doğru rüyâ gösterdi</strong>&#8221; buyurdu&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşte damat böyle seçilmelidir&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/iste-damat-boyle-secilmelidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/iste-damat-boyle-secilmelidir/</guid>

					<description><![CDATA[Merv Valisinin Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir hizmetçisi vardı. Bir gün vali, ondan üzüm istedi. Getirdiği üzüm henüz olmamıştı, başkasını istedi. O da ekşi çıktı! Türkistan&#8217;ın Merv şehri valisinin bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiçbirine vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/iste-damat-boyle-secilmelidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Merv Valisinin Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir hizmetçisi  vardı. Bir gün vali, ondan üzüm istedi. Getirdiği üzüm henüz olmamıştı,  başkasını istedi. O da ekşi çıktı!</p>
<p style="text-align: justify;">Türkistan&#8217;ın Merv şehri valisinin bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri  gelen zengin, makam ve mevki sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiçbirine  vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir hizmetçisi  vardı. Bir gün vali, ondan üzüm istedi. Getirdiği üzüm henüz olmamıştı,  başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Vali bey, &#8220;Bahçede o kadar üzüm var,  niçin böyle üzüm getiriyorsun?&#8221; dedi. Mübârek; &#8220;Efendim! Ekşisini  tatlısını bilmiyorum!&#8221; diye cevap verdi. Vali bey; &#8220;Sübhanallah iki  aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu  bilmiyorsun&#8221; diye çıkıştı ve &#8220;Niçin onlardan yemedin?&#8221; dedi. O da &#8220;Siz  benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Bunlardan izinsiz  alıp yemem uygun olur mu?&#8221; cevâbını verdi.<br /> Vali bey Mübârek&#8217;in bu hâline hayran kaldı. Ona; &#8220;Benim bir kızım var,  pek çok kimse onu ister. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususta bir  fikrin olur mu?&#8221; diye sordu. Mübârek, şöyle dedi:<br /> &#8220;Efendim! İnsanlar, dâmât için; câhiliyye devrinde soya sopa; Yahûdîler  ve Hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem  zamânında dindârlığa bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama  bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç&#8221;<br /> Bunun üzerine Vali bey, &#8220;Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı  seninle evlendirmek istiyorum&#8221; dedi. O ise kendisinin köle-hizmetçi  olduğunu, böyle olunca da evlenmelerinin garip karşılanacağını bir bir  anlattı. Ancak Vali bey kararlı idi. &#8220;Kalk eve gidelim&#8221; dedi&#8230;<br /> Eve varınca hanımına; &#8220;Bu sâlih, dindâr, takvâ sâhibi bir köledir.  Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?&#8221; deyince,  hanımı; &#8220;Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım&#8221; cevabını verdi. Anne  durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her  şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızın râzı olduğunu  babasına anlatınca nikâhları kıyıldı&#8230; Fakat Mübârek, kırk gün kızın  yanına gitmedi. Anne durumdan haberdar olunca dayanamadı; &#8220;Kızımızı  hizmetçine verdin, aradan bunca zaman geçtiği hâlde dönüp yüzüne bile  bakmadı, bu yaptığı nedir?&#8221; diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun  üzerine vali;<br /> &#8220;Ey Mübârek! Kızıma naz mı ediyorsun?&#8221; demekten kendini alamadı. Buna karşılık dâmât;<br /> &#8220;Ey efendim! Bu nasıl söz? Siz valisiniz. Ola ki kızınız şüpheli bir şey  yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamana kadar bekledim ve ona  helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlat verir.  Bundan başka bir düşüncem yoktur&#8221; dedi&#8230; Kırk gün geçtikten sonra  ehline yaklaştı. İşte bu evlilikten günün birinde, geleceğin büyük âlim  ve velisi olacak &#8220;Abdullah bin Mübarek&#8221; isimli bir çocuk dünyaya  gelmişti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir dava ve gönül adamı: S. Ahmet Arvasi</title>
		<link>https://islamdini.de/bir-dava-ve-gonul-adami-s-ahmet-arvasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/bir-dava-ve-gonul-adami-s-ahmet-arvasi/</guid>

					<description><![CDATA[S. Ahmet Arvasi, ömrü, milletimizin gençlerine hakikatleri öğretmek için çetin mücadele içinde geçen bir dava ve fikir adamıdır. İşi siyaset yapmak değil, ilim ve irfan sunmaktı&#8230; 1968 senesinde, Balıkesir İmam-Hatip Okulu talebesi iken kendisini tanımıştım. Psikoloji dersimize giriyordu. Her cumartesi akşamı, sohbet için evine davet ettiği seçilmiş talebeleri arasında bulundum. Sohbetlerinde, hep ALLAH…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bir-dava-ve-gonul-adami-s-ahmet-arvasi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">S.  Ahmet Arvasi, ömrü, milletimizin gençlerine hakikatleri öğretmek için  çetin mücadele içinde geçen bir dava ve fikir adamıdır. İşi siyaset  yapmak değil, ilim ve irfan sunmaktı&#8230; 1968 senesinde, Balıkesir  İmam-Hatip Okulu talebesi iken kendisini tanımıştım. Psikoloji dersimize  giriyordu. Her cumartesi akşamı, sohbet için evine davet ettiği  seçilmiş talebeleri arasında bulundum. Sohbetlerinde, hep ALLAH ve Onun  Resulünden bahsediyordu. Şanlı Eshab-ı kiram kadrosunu ve hizmetlerini  anlatıyor, Mezhep İmamlarımızın ve bütün Ehl-i sünnet âlimlerinin  sevgisini gönüllerimize nakşediyordu. İmam-ı a’zam, İmam-ı Gazali,  İmam-ı Rabbani gibi daha nice İslam büyüklerinin isimlerini, eserlerini  ve onların gösterdiği doğru yolda gitmenin mutlak lazım olduğunu ilk  önce ondan duymuştuk. İbn-i Teymiyye, M.Abduh, Cemaleddin-i Efgani,  Seyyit Kutup, Mevdudi ve Hamidullah gibi yanlış yollara sapmış din  adamlarının arkasından gitmememizi bize o haber vermişti. O, bütün bu  hakikatları, Seyyid Abdulhakim-i Arvasi hazretlerinin ilim deryasından  istifade ederek (Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye) kitabını hazırlayan ve  neşreden Hüseyin Hilmi Işık Efendinin kıymetli eserlerinden öğrendiğini  söylüyordu.</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Hocamız,  1965 yılında memleketim olan Savaştepe Öğretmen Okuluna tayin  edilmişti. Balıkesir, Bursa ve İstanbul Eğitim Enstitülerindeki  görevleri esnasında, yaptığı ev sohbetleri ile çeşitli konferans ve   seminerlerinin birçoğunda kendisini dinlemek ve istifade etmek nasip  oldu. Vefatından yaklaşık üç sene evvel, 1985’te kendisini Erenköy’de  oturduğu mütevazı evinde ziyaret etmiştim. O günlerde Türkiye  gazetesinde günlük makale yazmaya başlayacaktı. Bendeniz de, gazetemizin  neşrettiği Rehber Ansiklopedisi yazı heyetindeydim. Pedagoji maddesini  yazmak vazifesi bana verilmişti. Birkaç gün sonra, Pedagoji üzerine  yayınlanan uzun bir röportajından istifade ederek bu maddeyi hazırlamamı  tavsiye etti. Öyle de oldu. O gece sohbetinin bir yerinde şunları  söylemişti:</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px; text-align: justify;"><span style="font-size: small;">“Şu  anda, bu millete en güzel hizmeti Enver Ören bey yapıyor. Her okula ve  her eve ulaşmanın en kolay şekli Ansiklopedi yayınlamaktır. Çünkü bunda  kanuni bir kısıtlama yoktur. Bugüne kadar, dinî ve millî değerlerimize  sadık hiçbir Ansiklopedimiz olmadı. Yıllarca bunun hasretini  çektik&#8230; Bundan sonra ben de Türkiye gazetesinde yayınlanacak  yazılarımla milletime hizmet edeceğim inşaallah&#8230;” </span></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Öyle  de oldu. Daktilosunun başında makalesini yazarken son nefesini teslim  etti. Cenezesini yıkamak hizmetinde bulunmak bana da nasip  oldu.  Vücudundan etrafa sanki nur saçılıyordu. O anda alnından öptüm. Nur  içinde yatsın. Ruhu için el-Fatiha!..</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allahü teala affetmeyi seviyor</title>
		<link>https://islamdini.de/allahu-teala-affetmeyi-seviyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/allahu-teala-affetmeyi-seviyor/</guid>

					<description><![CDATA[Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifte buyurdu ki: &#8220;Çölde devesini kaybedip sonra bulan kimsenin sevinmesinden çok, Allahü teâlâ, kulunun tövbe etmesine sevinir.&#8221; Cenâb-ı Hak affedicidir. İşlenen günâh ne kadar büyük olursa olsun, samimi bir şekilde tövbe edilirse, pişman olunursa, Allahü teâlâ onu affeder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, çok affedicidir, affetmeyi…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allahu-teala-affetmeyi-seviyor/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;"><strong>Peygamber  efendimiz bir hadis-i şerifte buyurdu ki: &#8220;Çölde devesini kaybedip  sonra bulan kimsenin sevinmesinden çok, Allahü teâlâ, kulunun tövbe  etmesine sevinir.&#8221;</strong></span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;">Cenâb-ı  Hak affedicidir. İşlenen günâh ne kadar büyük olursa olsun, samimi bir  şekilde tövbe edilirse, pişman olunursa, Allahü teâlâ onu affeder.</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;">Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;"><strong>(Allahü teâlâ, çok affedicidir, affetmeyi sever.)</strong> [Hâkim]</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;"><strong>(Çölde devesini kaybedip sonra bulan kimsenin sevinmesinden çok, Allahü teâlâ, kulunun tövbe etmesine sevinir.) </strong>[Buhari]</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;">Ne büyük lütuf ve ihsan. Biz günahımıza pişman olunca, Cenab-ı Hak seviniyor.</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;">Bekara  sûresinin otuzuncu âyetinde, melekler, meâlen, &#8220;Yâ Rabbî! Yeryüzünde  fesat çıkaracak ve kan dökecek olan insanları niçin  yaratıyorsun&#8221; dediklerinde, &#8220;Onlar fesat çıkarmazlar&#8221; demedi. <strong>&#8220;Sizin  bilmediklerinizi ben bilirim&#8230; Siz onların işlerine bakarsınız. Ben  kalplerindeki îmana bakarım. Siz, günahsız olduğunuza bakıyorsunuz.  Onlar, benim rahmetime sığınırlar. Sizin günahsız olduğunuzu beğendiğim  gibi, Müslümanların günahlarını affetmeyi de severim. Benim bildiğimi  sizler bilemezsiniz. Îmanı olanları, ezelî olan lütfuma kavuşturur,  ebedî olan lütfum ile hepsini okşarım&#8221;</strong> buyurdu.</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;">Bir  günah işleyince hemen tövbe etmek farzdır. Tövbe eden, hiç günah  işlememiş gibidir. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki:</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;"><strong>(Ey  insanoğlu, günahlarınıza tövbe ederek, kendi kendinize ikrâmda bulunun!  Sâlih amel işleyerek cihâd edin! Henüz kıyâmet kopmadan kıyâmetin  dehşetini düşünüp ona göre hazırlanın! İşittiğiniz hâlde, sağırlardan  olmayın! Gönlünüze gelen sıkıntı, mal ve rızkınızdaki eksiklik,  mâlâya&#8217;nî sözlerden ve zamanı iyi değerlendirmemekten ileri gelir.  Başkalarının kusurlarını gördüğü vakit, kendi kusurunu hatırlamayan,  şeytanı sevindirir, Rahmânı gücendirir. Gizli ve açık bütün  yaptıklarınızdan sorulacaksınız. Oruç tutanlara sayısız nimetler ihsân  ederim. Tövbe edenleri azâbımdan emîn kılarım. Her nimet bendendir.  Bunun için yalnız bana şükredin! Her şeyi veren benim. Her şeyi benden  isteyin! Rahmetimden ümit kesen helâk olur.)</strong></span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;"><strong>(Ey  Dâvüd, benim kapımı kim çaldı da ona açmadım? Benden kim bir şey istedi  de ona vermedim? Bana kim duâ etti de kabul etmedim? Beni kim andı da  ben onu anmadım? Ey Dâvüd, günahkârlara müjde ver, sâlihleri de korkut!)</strong></span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;">Dâvüd aleyhisselâm bunu nasıl yapacağını suâl edince Allahü teâlâ buyurdu ki:</span></div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div style="line-height: 19.0667px;"><span style="font-size: small;"><strong>(Günahkârları  tövbe ile, benden ümit kesmemekle müjdele! Benden ümit kesmeyip tövbe  ederlerse günahlarını affederim. Sâlihleri de ibâdetleriyle korkut ki;  ibâdetlerine aldanmasınlar!)</strong></span></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda damat seçimi&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/osmanlida-damat-secimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:48:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/osmanlida-damat-secimi/</guid>

					<description><![CDATA[Gelibolulu Süleyman Efendi&#8217;nin torunu Abdurrahman bin Muhammed, bir Osmanlı Şeyhülislamının damadı idi. &#8220;Mecma’ul-enhür&#8221; adındaki (Mülteka şerhi) kitabı, &#8220;Damat&#8221; ismi ile meşhurdur. 1668 senesinde vefat etti. Merhum H. Hilmi Hocamız, &#8220;Damadın hikâyesi&#8221;ni şöyle anlatmışlardı:            Abdurrahman bin Muhammed hazretleri; ana-babası, küçükken vefat etmiş olup Edirnekapı’nın dışında iki odalı bir bağ…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/osmanlida-damat-secimi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gelibolulu Süleyman Efendi&#8217;nin torunu Abdurrahman bin Muhammed, bir  Osmanlı Şeyhülislamının damadı idi. &#8220;Mecma’ul-enhür&#8221; adındaki (Mülteka  şerhi) kitabı, &#8220;Damat&#8221; ismi ile meşhurdur. 1668 senesinde vefat etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum H. Hilmi Hocamız, &#8220;Damadın hikâyesi&#8221;ni şöyle anlatmışlardı:             Abdurrahman bin Muhammed hazretleri; ana-babası, küçükken vefat  etmiş olup Edirnekapı’nın dışında iki odalı bir bağ evinde yaşıyordu&#8230;  Medresede talebe iken, karlı bir kış gecesi mum ışığında, evinde ders  çalışıyordu. O gece  kapısı çalındı. Besmeleyle açtı ve genç bir kızın  beklediğini gördü. Ona, &#8220;Efendim, evimizde yangın çıktı. Kaçarken yolumu  kaybettim, evimi bulamadım. Bir ışık gördüm. Sığınmak için buraya  geldim. Dışarısı çok soğuk.. Beni bu gece misafir alır mısınız?&#8221; dedi.  Peki deyip, içeri aldı. Yandaki odayı gösterdi. Kendisi yine ders  çalışmaya devam etti&#8230; Aradan biraz zaman geçince, kız endişeye  kapıldı. Acaba bu genç kendisine ne yapacaktı? Merak edip kapı  aralığından baktı. Talebe ders çalışırken, arada bir elini mum alevine  tutuyor, yanınca geri çekiyordu. Bu hâl sabaha kadar devam etti&#8230;<br /> Sabah olunca kız evine gitti. Ailesi perişandı. Kızının geceyi nerede  geçirdiğini sordu. “Bütün gece seni aradık” dediler. Kız da, “Evimizin  yolunu kaybedince, Edirnekapı civarında şehre uzak bir yerde bir ışık  gördüm. İki odalı bir kulübeydi. Oraya sığındım. Bir genç ders  çalışıyormuş, beni içeri aldı” dedi. Babası şaşkına döndü. &#8220;Kızım ne  diyorsun sen? Yalnız yaşayan bir gencin evinde nasıl kalabildin?&#8221;  deyince kız, “Baba korkma, benim yüzüme bile bakmadı. Beni öbür odaya  geçirdi. Sabaha kadar ders çalıştı. Bir ara kapı aralığından baktım,  dersine ara verip yanan mumda parmağını yakıyordu. Sabaha kadar buna  devam etti” dedi.<br /> Bu, bir Osmanlı şeyhülislamının kızıydı. İki asker gönderip, genci  makamına getirtti ve ona, “Dün gece benim kızım yolunu kaybetmiş, sizin  eve misafir olmuş, doğru mu?” diye sordu. Genç de, “Evet efendim  doğrudur” dedi. “Ders çalışırken ara verip, arada bir parmağını muma  tutup yakmışsın, sonra elini çekip derse devam etmişsin. Bu hâl sabaha  kadar devam etmiş. Neden ara sıra parmağını yaktın?&#8221; diye sorunca, genç  cevabında; “Efendim, ders çalışırken şeytan vesvese verdi. Ben de, eğer  şeytana uyarsan, yarın vücudunun tamamı yanacak. &#8216;Şimdi sadece  parmağının acısına dayanamıyorsun. Bütün vücudun yanınca nasıl  dayanacaksın&#8217; dedim ve parmağımı sabaha kadar muma tuttum&#8230; Kızınızın  yüzüne bile bakmadım” dedi&#8230;<br /> Kızına, namaz kılan ve haram işlemeyen bir damat arayan şeyhülislam da,  “Artık benim damadımsın, kızımı sana verdim. Her türlü tahsil  masrafların da bana aittir” deyip, seçimini yapmıştı. İşte daha sonra,  bu gencin yazdığı çok kıymetli bir fıkıh kitabı, hep &#8220;Damat&#8221; olarak  bilindi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler dinsiz yetiştiriliyordu!</title>
		<link>https://islamdini.de/gencler-dinsiz-yetistiriliyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:45:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/gencler-dinsiz-yetistiriliyordu/</guid>

					<description><![CDATA[O ne karanlık günlerdi. Türk tarihi unutturuluyor. Baba oğlunun dilini anlamaz hâle getiriliyordu. Köy Enstitüleri&#8217;nde din ve ahlak yoksunu metotlarla öğretmen yetiştiriliyordu. İslam’ın iç ve dış düşmanlarının iş birliği ile gerçekleştirdikleri acı hâller, geçen hafta bir nebze bahsettiğimiz gibi; 17 Şubat 1970 tarihli “Bab-ı âlide Sabah” gazetesinde yayınlanan makalenin devamında…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/gencler-dinsiz-yetistiriliyordu/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">O ne karanlık günlerdi. Türk tarihi unutturuluyor. Baba oğlunun  dilini anlamaz hâle getiriliyordu. Köy Enstitüleri&#8217;nde din ve ahlak  yoksunu metotlarla öğretmen yetiştiriliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam’ın iç ve dış düşmanlarının iş birliği ile gerçekleştirdikleri  acı hâller, geçen hafta bir nebze bahsettiğimiz gibi; 17 Şubat 1970  tarihli “Bab-ı âlide Sabah” gazetesinde yayınlanan makalenin devamında  şöyle anlatılıyordu:</p>
<p> “Hele 1949 yılında, resmî dairelere, Bakanlıklardan gelen emirlerde,  (Memurların, subayların, erleri talebeyi küçük adları ile çağırmaları  yasaktır. Soyadları kullanılacaktır) deniyordu. Emiri işitenlerin çoğu  gibi ben de, o gece ağlamaktan uyuyamadım. (Ya Rabbi! Dedelerinin  mukaddes dini yasak edildi. Türk&#8217;ün temiz ahlakı unutturuldu. Şimdi  Müslüman isimlerimiz de yasak ediliyor. Ahmet, Abdullah demek suç  olacak.. Taş, Kurt, Çakal gibi isimler bunların yerini alacak) diyerek  her vatandaşın kalbi kan ağlıyordu. Hele şakşakçı gazeteler, bir yandan  milyonları sömürüyorlar. Buna karşılık, bir yandan da vatanın her  köşesine terör saçıyorlardı&#8230;</p>
<p> O ne karanlık günlerdi. Gençler dinsiz yetiştiriliyor. Türk tarihi  unutturuluyor. Baba oğlunun dilini anlamaz hâle getiriliyordu. Köy  Enstitüleri&#8217;nde din ve ahlak yoksunu metotlarla öğretmen  yetiştiriliyordu. Sanki kızıl komünist programları Türkiye’de tatbik  edilmekte idi&#8230;</p>
<p> Bu şaşkın akıntıyı acı acı gördükçe, bunun sonu nereye varacak diye,  yemekten içmekten kesilmiştik. Üzerinde çok hakkım olan eski bir  dostum,  bucak başkanı idi. Bir konuşmamızda ona dert yanmıştım. (Aziz  dostum! Bu iş devlet işidir. Başka yerlerde böyle konuşma! Her yer  hafiye dolu. Başına bela alırsın. Dosyamızda gizli karar var.</p>
<p> 1970 yılına kadar, &#8216;yobazlar&#8217; kalmaz, ölürler. Müslümanlığı bilen kimse  bulunmaz olur. Kur’ana &#8216;çöl kanunu&#8217;, İslamiyete de &#8216;Arap dini&#8217; denir.  Türk başka Arap başka. Pis Arapların dininin, medeni Türkiye’de yeri  olmayacak. Biz garplıyız. Her şeyimiz modern olacaktır) gibi şeyler  söyledi&#8230;</p>
<p> O günden beri ağzımı kapadım. &#8216;İslamiyyete elveda denecek olan 1970  senesine daha otuz sene var&#8217; diyerek o meş’um seneye yetişmem diyordum.  Fakat o senede bulunacak evlatlarımızın hâlini düşündükçe, kederimden  aklım gidecek gibi oluyordu.</p>
<p> Kimseye bir şey söyleyemez, kimseye nasihat veremez, kimsenin yanında  (Allah) diyemez olduk. Alay edilmek, eziyet görmek korkusu ile kimse  camiye gidemez oldu.</p>
<p> Koca Şehzadebaşı Camiinde beş-altı ihtiyar ile cuma namazı kıldığımızı  hatırlıyorum. Her yıl çok sayıda Cami/mescid kadro dışı bırakılarak  kapatılıyor, yıkılmaya terk ediliyor. İyi durumda olanları halkevi  yapılıp, konserler veriliyordu. Güzelim Sultanahmet ve Edirnekapı  Camileri asker koğuşu, birçokları da depo yapılmıştı&#8230; Bugünkü  hürriyetimize nasıl şükredeceğimizi bilemiyoruz&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besmele bilmeyen bir gençlik!..</title>
		<link>https://islamdini.de/besmele-bilmeyen-bir-genclik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:44:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/besmele-bilmeyen-bir-genclik/</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da üniversitede ilahiyat tahsiline başladığım ilk seneydi&#8230; Ülkemiz sağ-sol kavgaları ile bölünmeye hazırlanıyor; İslam’ı bilmeyen bir gençlik yetiştirilmek isteniyordu. Beş bin gencimiz hiç yoktan öldürülmüştü. İşte böyle bir ortamda 17 Şubat 1970 tarihli “Bab-ı âlide Sabah” gazetesinde şöyle bir makale yayınlanmıştı. Bu makale, Türkiye gazetesinin kuruluşundan başlayarak vefatına kadar Enver…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/besmele-bilmeyen-bir-genclik/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İstanbul’da üniversitede ilahiyat tahsiline başladığım ilk seneydi&#8230;  Ülkemiz sağ-sol kavgaları ile bölünmeye hazırlanıyor; İslam’ı bilmeyen  bir gençlik yetiştirilmek isteniyordu. Beş bin gencimiz hiç yoktan  öldürülmüştü. İşte böyle bir ortamda 17 Şubat 1970 tarihli “Bab-ı âlide  Sabah” gazetesinde şöyle bir makale yayınlanmıştı.</p>
<p> Bu makale, Türkiye gazetesinin kuruluşundan başlayarak vefatına kadar  Enver Ören ağabeyin yanından hiç ayrılmayan Mahmut Genç imzasını  taşıyordu Hazırladıkları imha planları ile İslam’a saldıranların, son  yüz sene içinde gerçekleştirdikleri acı olayları ve Osmanlı devletinin  yıkılışını hazırlayan zihniyetin içyüzünü, sohbetinde yetiştiği  Hocasından naklen şöyle anlatıyordu:  </p>
<p> “1970 senesi, asil Türk milletinin mukaddes dini olan İslamiyetin, bu  mübarek vatanda yasak edilmesi için, 1924 tarihli Lozan Barış  Anlaşmasının &#8216;gizli&#8217; celselerinde kararlaştırılmış olan meş&#8217;um bir  yıldır. Bundan az bir zaman sonra, mekteplerden din ve ahlak dersleri  kaldırılmıştı. Türk&#8217;ün hamaset dolu şanlı tarihi, tersine çevrilmişti.  Gazetelerde, mecmualarda İslamiyetten bir kelime bile olsa söz etmek  yasak edilmişti. Ana babalarının, çocuklarını Kur’an Kursuna  göndermeleri büyük suç olmuştu. Çocuklara Kur’an-ı kerîm okutan  hocaların Nusaybin’de idam edildiklerini, kızlara Kur’an okutan  ninelerin zindanlara atıldıklarını, Mushâf-ı şerîflerin, ilmihal  kitaplarının toplatılarak polis karakollarında yakıldıklarını iyi  hatırlıyorum&#8230;</p>
<p> İstanbul’da toplanan Kur’an-ı kerim ve din kitaplarını, eski Sahaflar  Çarşısı&#8217;ndan Bit Pazarı&#8217;ndaki kamyonlara yükletilip, kese kağıdı yapmak  için, İzmit Kâğıt Fabrikasına gönderilirken, okka ile, elli kuruşa satın  aldığım üç büyük Kamus lügatini hâlâ kullanmaktayım&#8230;</p>
<p> Bir ramazan sabahı idi. Yolda giderken, her cami kapısında polisler  bekliyorlardı. Soruşturdum (Allahü Ekber) demek yasak edilmiş. Allah  diyen imamları yakalayıp Çorum&#8217;a mahkemeye götürüyorlarmış.  Götürülenleri su içinde koğuşa tıkmışlar. Çoğu dayanamayıp ölmüş.  Kalabilenlerin çoğu hasta. Birkaçı daha hayatta. Bayramları ziyaret  eder, o kara günleri konuşuruz. Bugünkü hürriyetimize nasıl  şükredeceğimizi bilemiyoruz&#8230;</p>
<p> O zamanlar, caddelerde karşıdan karşıya çarşaf gibi çekilen renkli  bezlerde, milletin dîni ile, ahlakı ile alay eden yazılar ne kadar  iğrençti! (Karabaş tecvidden kurtulduk), (Falakadan kurtulduk), (Örtülü  umacı kadınlara paydos) ve daha neler neler!..” <strong>(Haftaya devam edeceğiz inşallah)</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir aziz dostun ardından&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/bir-aziz-dostun-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:44:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Hasan Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/bir-aziz-dostun-ardindan/</guid>

					<description><![CDATA[“Mehmet Darende kardeşim! Hepimiz, senin hem hayatına hem memâtına hayran olduk. Ne mutlu senin gibi yaşayıp, senin gibi ölenlere!.. Sen bir şehitsin. Şehitler ölmez.” Enver Ören Aziz dostum Mehmet Darende, 24 Kasım 1979 Cumartesi günü, elim bir trafik kazası sebebiyle aramızdan ayrılmıştı. O, 31 senelik kısa ömrünü; cami, kahve ve…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bir-aziz-dostun-ardindan/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Mehmet Darende kardeşim! Hepimiz, senin hem hayatına hem memâtına  hayran olduk. Ne mutlu senin gibi yaşayıp, senin gibi ölenlere!.. Sen  bir şehitsin. Şehitler ölmez.” Enver Ören</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz dostum Mehmet Darende, 24 Kasım 1979 Cumartesi günü, elim bir  trafik kazası sebebiyle aramızdan ayrılmıştı. O, 31 senelik kısa ömrünü;  cami, kahve ve köy köy dolaşarak, İslamiyeti öğreten kitapları yaymakla  geçirmişti. Sanki asrımızın yeni bir alpereniydi. Bir gönül adamı,  sevgi ve şefkat abidesiydi. Dostlarına karşı pek vefalı idi. Herkesin  cefasını çekerdi&#8230;</p>
<p> Canından çok sevdiği hocasını tanımasına, eniştesi Turan Koçman vesile  olmuştu. Kuleli Askerî Lisesinde okuyan Ethem Kırçın da ona bu zâtı  tanıtmıştı. İşte bu güzel insan, benim de elimden tutarak hocasına  götürmüş ve Enver Ören Ağabeyimle de tanıştırmış ve böylece bir gönül  dostluğumuz başlamıştı.</p>
<p> Merhum Mehmet Darende, âşık olduğu hocasının elleri ile mezara  konulmasını çok isterdi. Cenazesini yıkamak ve diğer hizmetlerinde  bulunmakla ben de şereflenmiştim. 25 Kasım 1979 pazar günü ikindi  namazından sonra, Eyüp Sultan Camiinde çok kalabalık bir cemaatle cenaze  namazı kılındı ve Gümüşsuyu Dergâhı yakınına defnedildi.  Hocası,  sevdikleri ve bütün arkadaşları hep yanında idiler. Bir sevgi seli  arasında telkinini de, çok sevdiği hocaları verdiler. Herkesin gözyaşı  döktüğü o gün, sanki hepimiz dünyadan çıkmış gibiydik.</p>
<p> Kabrinin başında merhum hocaları Hüseyin Hilmi Işık Efendi, Onun için  şunları söylemişlerdi: “Kardeşimiz Mehmet Darende, ömrünü din-i İslam&#8217;a  hizmetle geçirdi. Bütün düşüncesi hizmet idi. Kalbinde İslam&#8217;a hizmet  düşüncesinden başka bir şey yok idi. Emr-i ma&#8217;ruf yapması ve İslamiyeti  yayma gayreti akılla anlaşılamayacak derecede idi. Emr-i ma&#8217;ruf için,  istirahatını terk etti. Gecesi, gündüzü ve her anı hizmet etmeyi  düşünmekle ve Allahü teâlânın kullarına, Allahü tealanın dinini tebliğ  etmekle geçti. Zaten başka hiçbir düşüncesi yok idi. Ömrünü, din-i  İslam&#8217;a hizmet için vakfetmişti. Adapazarı&#8217;nda yol kenarında bulunan  kalabalık bir kahvehane görünce buraya girdi. Bu kahvehanede bulunanlara  yarım saat emr-i ma&#8217;ruf yaptı. Sonra abdestli olarak diğer bir  kahvehaneye gitmek için, yolun bir kıyısından diğer kıyısına geçerken  bir otomobilin kendisine çarpması neticesinde şehit oldu. Şimdi  sevdiklerine kavuştu. Ey Mehmet! Aramızdan ayrılmakla bizleri mahzun  ettin. Kevser şerabına, Cennet nimetlerine ve hurilere kavuştun. Bu  nimetler sana afiyet olsun! İnşallah ahirette bizlere de şefaatçi  olursun. Ey Darende! Bu mübarek hizmetleri senin bıraktığın yerden  bizler devam ettireceğiz. Bu hususta müsterih ol kardeşim!..”</p>
<p> Cenâb-ı Hak, hepimize böyle güzel bir ömür ve ölüm nasip eylesin!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
