<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları&gt;Salim Köklü &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/kose-yazilarisalim-koklu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Feb 2018 22:05:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>&#8220;Osmanlı gitti, huzur bitti&#8221; -2-</title>
		<link>https://islamdini.de/osmanli-gitti-huzur-bitti-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:05:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/osmanli-gitti-huzur-bitti-2/</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti ve sultanlarının davaları da, kendi tabirleri ile “Nizâm-ı âlem” üzerinde toplanıyordu. Bu büyük devletin hikmet-i vücudu [varlık sebebi] ve cihâdı da, bu millî, İslâmî ve insanî esaslara bağlı bulunan bir cihan hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu. Bu düşünce, Osmanlılar ile gerçekten Türk-İslâm târihinde en yüksek derecesini bulmuş ve müstesna bir…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/osmanli-gitti-huzur-bitti-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti ve sultanlarının davaları da, kendi tabirleri ile  “Nizâm-ı âlem” üzerinde toplanıyordu. Bu büyük devletin hikmet-i vücudu  [varlık sebebi] ve cihâdı da, bu millî, İslâmî ve insanî esaslara bağlı  bulunan bir cihan hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu. Bu düşünce,  Osmanlılar ile gerçekten Türk-İslâm târihinde en yüksek derecesini  bulmuş ve müstesna bir kudret kazanmıştı. Bu büyük siyâsî varlık, eski  ve yeni devletlerden farklı olarak, ne dışta istilâ tehditlerine ve ne  de içeride çeşitli ırk, din, mezhep mensupları ve grupların huzursuzluk  endişelerine maruz bulunmuyordu. Böyle olduğunun en açık vesikası  Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye yaptığı  aşağıdaki vasiyetlerinde açıkça görülmektedir. Vefatından bir sene önce  kendisini ziyaret eden oğlu Orhan Gazi’ye şöyle nasihat etmişti:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>&#8220;Ey oğul! Din işlerini her şeyden evvel ele alıp, yürütmek  gayret ve esasını daima göz önünde bulundur ve bunu sakın gevşekliğe  uğratma. Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, din ve devletin  kuvvetlenmesine sebep olur. Din gayretine sahip olmayan,  sefahata düşkün olan, tecrübe edilmemiş kimselere devlet işlerini verme!  Zira, yaradanından korkmayan bir kimse, yarattıklarından da çekinmez.  Zulümden ve hangisi olursa olsun bidatten, yani İslâmiyet’e aykırı  şeylerden son derece uzak dur! Seni zulüm ve bidate teşvik edip  sürükleyenleri, devletinden uzaklaştır ki, bunlar seni yıkılışa  sürüklemesinler&#8230;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>Allahü tealanın rızası için, devlet hizmetinde ömrünü tüketen  sadık devlet adamlarını daima gözet. Böyle kıymetli kimselerin  vefatından sonra, aile efradını koru. İhtiyacı olanların da  ihtiyaçlarını karşıla, tebaandan hiç kimsenin malına mülküne dokunma,  hak sahiplerine haklarını ver, layık olanlara ihsan ve ikramlarda bulun  ve ailelerini gözet. Özellikle, devletin ruhu mertebesinde olan ve en  büyük dayanağı bulunan asker taifesini (topluluğunu) güzelce idare edip  rahatlarını temin eyle&#8230;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>Devletin bedeninde, kuvvet mertebesinde olan hakiki âlimleri ve  fazilet sahiplerini, edip ve yazarları, sanat erbabını gözetip koru.  Onlara hürmet, ikram ve ihsanda bulun. Bir ülkede, olgun bir âlimin, bir  ârifin, bir velinin bulunduğunu duyarsan, uygun ve layık bir usul ve  ifade ile onu memlekete getirt. Onlara her türlü imkânı tanıyarak ülkene  yerleştir ki, hükümetin süresince âlim ve ârifler, bilginler,  memleketinde çoğalsın. Din ve devlet işleri nizâma oturup ilerlesin&#8230;&#8221; </strong>(Haftaya devam edeceğiz inşallah.)</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Osmanlı gitti, huzur bitti&#8221; -1-</title>
		<link>https://islamdini.de/osmanli-gitti-huzur-bitti-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:04:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/osmanli-gitti-huzur-bitti-1/</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlılar zamanında Mekke-i Mükerreme müftüsü ve reisül uleması olan Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan (rahmetullahi aleyh-vefat 1886) El- Futuhat-ül- İslamiyye kitabının ikinci cüzünde &#8220;Ed-Devletül Osmaniyye&#8221; başlığı altında şöyle der: (Âlimler şu hususta ittifak etmişlerdir: İslam Devletleri tarihine vâkıf olan bir kimse kesin olarak şunu bilir ki; Osmanlı Devleti, Hulefa-i raşidin devrinden sonra İslam…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/osmanli-gitti-huzur-bitti-1/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Osmanlılar zamanında Mekke-i Mükerreme müftüsü ve reisül uleması  olan Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan (rahmetullahi aleyh-vefat 1886) El-  Futuhat-ül- İslamiyye kitabının ikinci cüzünde &#8220;Ed-Devletül  Osmaniyye&#8221; başlığı altında şöyle der:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(Âlimler şu hususta ittifak etmişlerdir: İslam Devletleri  tarihine vâkıf olan bir kimse kesin olarak şunu bilir ki; Osmanlı  Devleti, Hulefa-i raşidin devrinden sonra İslam Devletlerinin en  iyisidir. Çünkü Osmanlıların itikadları doğruydu, Ehl-i sünnet idiler.  Ehl-i sünnetin hâmisi oldular.</p>
<p> Sahabe-i kirama, Ehl-i beyte, âlimlere ve salihlere hürmetkâr idiler.  İtikadlarında bozukluk, bidat yoktu. Çok önemli fetihler yaptılar.  İslamiyete uygun yaşadılar. İslamın emirlerini yerine getirdiler.  Özellikle Haremeyn-i şerifeynde (Mekke-i mükerreme ve Medine-i  münevverede) çok sadakalar verdiler. Çok hayır ve hasenat yaptılar. Hac  işlerini tanzim ettiler. Hacılar ve diğer ziyaretçiler için hac  yollarının güvenliğini sağladılar. Bu sebeple onların devamı ve bekası  için, Allahü tealanın razı olduğu ve beğendiği işlerde muvaffak olmaları  için onlara dua etmek her Müslümanın vazifesidir&#8230;)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Tarihçilerin Osman Gazi ve kurduğu devlet hakkındaki ortak fikirleri şöyle özetlenebilir:</div>
<div style="text-align: justify;"> Türk ve İslâm târihinin en muhteşem devri Osmanlıların eseridir. Onlar,  millî ve İslâmî mefkûrelerinin dâhiyane terkibi, siyâsi istikrâr ve  sosyal adâletleri sayesinde üç kıtanın ortasında ve Akdeniz havzasında,  beşer târihinde nizâm-ı âlem(dünya düzeni) davasının en kudretli  temsilcileri olmuşlardır.</div>
<div style="text-align: justify;"> Osmanlı Hânedanı, dünyâda hiçbir aileye nasip olmayan büyük ve  dâhi pâdişâhları birbiri ardından yetiştirmekle, bu devlete yalnız en  büyük hayatiyeti bahşetmedi; onu, millî, İslâmî ve insanî idealler  çerçevesinde milletin kalbini kazanarak cihan hâkimiyeti düşüncesinin de  en sağlam bir teşkilâtı hâline getirdi.</p>
<p> İslâm dîninin, beşeriyeti saadete, adâlete ve insanlığa eriştirmek için  ilân ettiği yüksek esaslar ve dünyâ nizâmı mefkûresi (ideali), Eshâb-ı  kirâmdan sonra en ileri derecesine Osmanlı devrinde ulaşmıştır.</p></div>
<div style="text-align: justify;"> Osmanlı Devleti, kavimler, dinler ve mezhebler arasında sağlam bir ahenk  kurdu. Halk kitleleri arasında hiçbir fark ve tezatlığa [zıtlığa]  müsâade etmedi. Böylece dünyâ târihinde milletlerarası en kudretli ve  cihanşümûl bir siyâsi varlık teşkil etti&#8230; (Haftaya devam edeceğiz  inşallah.)</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmi hazretlerinden hikmetler&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/mevlana-celaleddin-i-rumi-hazretlerinden-hikmetler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/mevlana-celaleddin-i-rumi-hazretlerinden-hikmetler/</guid>

					<description><![CDATA[İslam âlimlerinin, evliyanın menkıbelerini, güzel hallerini, sözlerini ve nasihatlerini okumak, dinlemek ve öğrenmek insanın kalbini yumuşatır, ihlasını arttırır, kalbi kuvvetlendirir, ahlakı güzelleştirir, hep hayırlı işlere sevk eder, kötülüklerden uzaklaştırır, bela ve musibetler karşısında sabırlı ve metanetli olmasını sağlar. Bu sebeple bugün sizlerle Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmi hazretlerinin bir nasihatini paylaşmak istiyoruz:…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mevlana-celaleddin-i-rumi-hazretlerinden-hikmetler/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">İslam âlimlerinin, evliyanın menkıbelerini, güzel hallerini,  sözlerini ve nasihatlerini okumak, dinlemek ve öğrenmek insanın kalbini  yumuşatır, ihlasını arttırır, kalbi kuvvetlendirir, ahlakı  güzelleştirir, hep hayırlı işlere sevk eder, kötülüklerden uzaklaştırır,  bela ve musibetler karşısında sabırlı ve metanetli olmasını sağlar. Bu  sebeple bugün sizlerle Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmi hazretlerinin bir  nasihatini paylaşmak istiyoruz:</div>
<div style="text-align: justify;"> İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme! Rahman (celle celâlühü) hadis-i kudside <strong>“</strong><strong>Ben kalbi kırıkların yanındayım</strong><strong>”</strong> buyurmadı mı?</div>
<div style="text-align: justify;"> O hâlde ne diye üzülürsün ey can? “Derdim var” diyorsun. Sanma ki dert  sadece sende var! Şunu bil ki; sendeki derdi nimet sayanlar da var.  Umudunu yıkma;</p>
<p> Yusuf’u (aleyhisselam) hatırla. Dert neredeyse deva oraya gider.  Yoksulluk neredeyse nimet oraya gider.  Dünya malı Allahü teâlânın  ihsanıdır. Ona [dünya malına] bak ama sarhoş olma. Ayağın kırıldıysa  üzülme,  Allahü teâlâ senden aldığı ayak yerine belki sana kanat  verecek. Kuyu dibinde kaldım diye üzülme!</p></div>
<div style="text-align: justify;">Yusuf aleyhisselam kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu unutma.  İstediğin bir şey; olursa bir hayır, olmazsa bin hayır ara. Bu âlem bir  rüyadır. Rüyada elin kesilse de korkma. Elin yerindedir. <strong>Dünya bir rüya ise başına gelen felaketler de geçicidir. </strong>Neden çok üzülürsün ki?<strong> Derdin ne olursa olsun korkma.</p>
<p> Yeter ki umudun Allahü teâlâ olsun. Herkes bir şeye güvenirken senin  güvencen Allahü teâlâ olsun. Hiçbir günah Allahü teâlânın yüce  merhametinden daha büyük değildir. Ama sen yine de günah işlememeye bak. </strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>Derdin ne olursa olsun abdest al, nefes gibi… Ve bir seccade ser  odanın köşesine otur ve ağla, dilersen hiç konuşma. O seni ve  dertlerini senden daha iyi biliyordur unutma. Dua ederken ona kırık bir  gönülle el kaldır. Çünkü Allahü teâlânın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık  kişiyedir.  Bir şey olmuyorsa, daha iyisi olacağı için ya da gerçekten  olmaması gerektiği için olmuyordur&#8230;</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>Şu uçan kuşlara bak, ne ekerler ne biçerler. Onların rızkını  veren Allahü teâlâ, sana vermeyecek mi sanırsın! Yeter ki sen istemeyi  bil! Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın. </strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Allahü teâlâdan bir şey istersen kapı açılır. Sen yeter ki vurmayı bil.  Ne zaman açılır dersen, bilemem amma… Açılmaz diye umutsuz olma. Yeter  ki o kapıda durmayı, beklemeyi bil!..</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıkıntının reçetesi sabırdır&#8230;</title>
		<link>https://islamdini.de/sikintinin-recetesi-sabirdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/sikintinin-recetesi-sabirdir/</guid>

					<description><![CDATA[İmam-ı Rabbani Ahmed Farukî Serhendî müceddid-i elf-i sani hazretleri buyuruyorlar ki: “Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi O’nun iradesine uydurmalıyız! Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle olmalıyız! Böyle…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/sikintinin-recetesi-sabirdir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">İmam-ı Rabbani Ahmed Farukî Serhendî müceddid-i elf-i sani hazretleri buyuruyorlar ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> “Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve  yaratması ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi O’nun iradesine  uydurmalıyız!</p>
<p> Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara  kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle  olmalıyız! Böyle olmamak, kulluğu kabul etmemek ve sahibine karşı gelmek  olur. Allahü teâlâ, hadis-i kudside buyuruyor ki:</p></div>
<div style="text-align: justify;"> (<strong>Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim  belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak  bulunmasın.)</strong>”</div>
<div style="text-align: justify;"> Ahmed Yekdest Cüryani hazretleri ticaret için kervanda giderken yolda  ailesinin veba hastalığından vefat ettiklerini haber aldı. Bu acı  haberin etkisindeyken eşkıyalar kervanı basıp yağmaladılar. Ahmed  Cüryani’nin sol elini bileğinden kestiler. Kendisine bu sebeple  “Yekdest”, tek elli denildi. O bütün bu sıkıntılara rağmen Rabbini  zikrediyor ve sabrediyordu. Kervandakiler ondaki bu hallere şaşıp;</div>
<div style="text-align: justify;"> -Çocukların öldü. Malın mülkün gitti. Kolun kesildi. Buna rağmen sesin çıkmıyor! dediklerinde, cevaben buyurdu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> -Ey kardeşlerim! Bize gelen bu bela ve sıkıntıların Allahü teâlânın takdiri ile olduğunu bilelim.</div>
<div style="text-align: justify;"> Nitekim Allahü teâlâ Hadîd suresi yirmi ikinci ayetinde mealen bunu bildirmekte ve;</div>
<div style="text-align: justify;"> (<strong>Ne yerde ve ne de nefislerinizde bir musibet başa gelmez ki,  biz onu yaratmadan önce, o bir kitapta [levh-il mahfuz] yazılmış  olmasın. Şüphesiz bu, Allaha göre kolaydır)</strong> buyurmaktadır. Bu  itibarla dünyanın esası mihnet, sıkıntı üzere kurulmuştur. Sıkıntının  ise sabretmekten başka reçetesi, katlanmaktan başka kurtuluş yolu  yoktur.</div>
<div style="text-align: justify;"> Şu üç sabır çok kıymetlidir. Bunlar; taatte (Hakka kullukta), günah işlememekte, bela ve mihnet anında sabırdır&#8230;&#8221;</div>
<div style="text-align: justify;"> İnsan günlük hayatında da sabırlı olmalı. Ailesine, emri altında  olanlara ve çevresinde bulunan kimselere karşı iyi huylu güler yüzlü  olmalı, onların yanlış hareketlerine, sözlerine sabretmelidir. Hemen  kızıp kalp kırmamalıdır.</div>
<div style="text-align: justify;"> Allahü teâlâ Al-i İmran suresi yüz kırk altıncı ayetinde mealen;</div>
<div style="text-align: justify;"> (<strong>Allah sabredenleri sever)</strong> buyurmaktadır.</div>
<div style="text-align: justify;"> Hadis-i şerifte de;</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya (kadere) rıza, belaya sabır ve rahatlıkta dua) </strong>buyurulmuştur.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resulullahın güzel ahlakı -3-</title>
		<link>https://islamdini.de/resulullahin-guzel-ahlaki-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/resulullahin-guzel-ahlaki-3/</guid>

					<description><![CDATA[Mekke’de Rügâne isminde meşhur bir pehlivan vardı. Resûlullah ile şehir hâricinde, karşılaştı. &#8220;Ya Rügâne! Niçin Müslüman olmuyorsun?&#8221; buyurdu. &#8220;Peygamber olduğuna bir şâhidin var mı?&#8221; dedi. &#8220;Seninle güreş edelim. Sırtın yere gelirse, iman eder misin?&#8221; buyurdu. &#8220;Evet, iman ederim&#8221; dedi. Daha, başlangıçta, Rügâne’nin sırtı yere gelince, şaşkına döndü. &#8220;Bir yanlışlık oldu,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/resulullahin-guzel-ahlaki-3/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Mekke’de Rügâne isminde meşhur bir pehlivan vardı. Resûlullah ile şehir hâricinde, karşılaştı. <strong>&#8220;Ya Rügâne! Niçin Müslüman olmuyorsun?&#8221;</strong> buyurdu. &#8220;Peygamber olduğuna bir şâhidin var mı?&#8221; dedi. <strong>&#8220;Seninle güreş edelim. Sırtın yere gelirse, iman eder misin?&#8221;</strong> buyurdu.  &#8220;Evet, iman ederim&#8221; dedi. Daha, başlangıçta, Rügâne’nin sırtı yere  gelince, şaşkına döndü. &#8220;Bir yanlışlık oldu, tekrar edelim&#8221; dedi.  Böylece, üç kere, sırtüstü yıkıldı. Rügane şöyle dedi: &#8220;İman etmeye  niyetim yok idi. Sırtımın yere geleceği hatırımdan bile geçmemişti.  Şimdi, kuvvetinin benden daha çok olduğuna şaştım ve çok beğendim&#8221;  diyerek, sürüsünün yarısını Resûlullaha hediye edip, ayrıldı.</p>
<p> Resûlullah, sürü ile Mekke’ye doğru giderken, Rügâne koşarak geldi ve;</p></div>
<div style="text-align: justify;"> -Ya Muhammed! Mekkeliler, bu sürüyü nereden buldun? Derlerse, ne cevap verirsin? dedi.</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>-Rügâne hediye etti derim,</strong> buyurdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> -Ne için hediye etti derlerse?</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>-Onunla güreştik. Sırtını yere getirdim. Kuvvetimi beğendi de verdi,</strong> derim.</div>
<div style="text-align: justify;"> -Aman öyle söyleme! Şanım şerefim yok olur. Sözlerim hoşuna gitti de verdi desen iyi olur.</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>-Hiç yalan söylememek için Rabbime söz verdim,</strong> buyurdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> -Öyle ise, sürüyü geri alırım, dedi.</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>-Alırsan al! Rabbimin rızası için, bin sürü feda olsun,</strong> buyurdu&#8230; Rügâne Resûlullahın bu imanına, doğruluğuna âşık olup hemen (Kelime-i şehadet) söyleyerek Müslüman oldu&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Lüzumsuz ve faydasız bir şey söylemezdi. Lâzım olunca, kısa, faydalı ve  manası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bazen üç kere tekrar  ederdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Bekçileri, kapıcıları yoktu. Herkes kolayca yanına gelip, derdini  anlatırdı&#8230; Kendisinden bir şey istendiğinde yok dediği hiç işitilmedi.  Var ise verir, yok ise sükût ederdi&#8230; Bir yemeği beğenmediği  işitilmedi. Beğendiğini yer, beğenmediğini yemez ve bir şey  söylemezdi&#8230; Yemeğe besmele okuyarak başlardı. Sağ eli ile  yerdi&#8230; Suyu yavaş yavaş, besmele ile başlayarak üç yudumda içer,  sonunda (Elhamdülillah) der ve dua ederdi&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Hediyeyi kabul ederdi. Ekseriyetle karşılığını ziyadesi ile  verirdi&#8230; Evinde ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik  eksik olmazdı. Yolculukta bunları beraber götürürdü&#8230; Her işinde sağdan  başlamayı, sağ eliyle yapmayı severdi. Yalnız, sol eliyle  taharetlenirdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Yatsıdan sonra, gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar  ibadet yapardı&#8230; Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bazı  sureler okuyup uyurdu&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzeti, safası ile gamı giderdi&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Gıybet edenin, yani başkasını çekiştirenin sözünü asla dinlemezdi.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resulullahın güzel ahlakı -2-</title>
		<link>https://islamdini.de/resulullahin-guzel-ahlaki-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:57:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/resulullahin-guzel-ahlaki-2/</guid>

					<description><![CDATA[Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyetleri affederdi. Hiçbirine karşılık vermezdi. Uhud gazâsında kâfirler mübarek yanağını kanatıp, mübarek dişlerine zarar verdikleri zaman, bunu yapanlar için, (Ya Rabbi! Bunları affet! Cahilliklerine bağışla) diye dua buyurmuştu. Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” diyor ki: &#8220;Bir gazâda, kâfirlerin yok olması için dua…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/resulullahin-guzel-ahlaki-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” dostundan ve  düşmanından gördüğü zararları, eziyetleri affederdi. Hiçbirine karşılık  vermezdi. Uhud gazâsında kâfirler mübarek yanağını kanatıp, mübarek  dişlerine zarar verdikleri zaman, bunu yapanlar için, <strong>(Ya Rabbi! Bunları affet! Cahilliklerine bağışla) </strong>diye dua buyurmuştu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” diyor ki: &#8220;Bir gazâda, kâfirlerin yok olması için dua buyurmasını söyledik. <strong>(Ben,  lanet etmek için, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben,  herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim) </strong>buyurdu.&#8221;</div>
<div style="text-align: justify;"> Enes bin Mâlik “radıyallahü anh” diyor ki: (Resûlullah “sallallahü  aleyhi ve sellem” bir kimse ile müsâfeha edince, o kimse elini  çekmedikçe, mübarek elini ondan ayırmazdı.</p>
<p> O kimse, yüzünü çevirmedikçe, mübarek yüzünü ondan çevirmezdi. Bir  kimsenin yanında otururken iki diz üzerinde oturur, ona saygılı olmak  için mübarek bacağını dikip oturmazdı.)</p></div>
<div style="text-align: justify;"> Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, <strong>(Hasta olan kardeşimiz var mı? Ziyaretine gidelim!) </strong>buyururdu. Hasta yoksa <strong>(Cenazesi olan var mı? Yardıma gidelim!)</strong> derdi. Cenaze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenaze yoksa <strong>(Rüya gören varsa anlatsın! Dinleyelim, tabir edelim!)</strong> buyururdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Eshâbından birini üç gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise, hayır dua eder, şehirde ise, ziyaretine giderdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Yolda karşılaştığı Müslümana önce kendi selâm verirdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Misafirlerine, Eshâbına hizmet eder, <strong>(Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir</strong>) buyururdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Sessizce tebessüm ederdi. Bazen gülerken mübarek ön dişleri görünürdü. Konuşmaya tebessüm ederek başlardı.</div>
<div style="text-align: justify;"> Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından  söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, <strong>(Bazı kimseler, acaba neden şöyle yapıyorlar?) </strong>derdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Allahü teâlânın sevgilisi, Resûlü ve makbulü iken, <strong>(Allahü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve O’ndan en çok korkanınız benim) </strong>buyururdu. <strong>(Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız)</strong> der, havada bulut görünce, <strong>(Ya Rabbi! Bu bulutla bize azap gönderme!)</strong> derdi. Rüzgâr esince, <strong>(Ya Rabbi! Bize hayırlı rüzgâr gönder)</strong> diye dua ederdi. Gök gürleyince, <strong>(Ya Rabbi! Bizi gazabınla öldürme, azabınla helâk etme ve bundan önce bize âfiyet ihsan eyle!)</strong> derdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Namaza dururken, ağlayan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilirdi. Kur’an-ı kerim okurken de böyle olurdu&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhammed aleyhisselâmın güzel ahlakı -1-</title>
		<link>https://islamdini.de/muhammed-aleyhisselamin-guzel-ahlaki-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/muhammed-aleyhisselamin-guzel-ahlaki-1/</guid>

					<description><![CDATA[Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine verdiği iyilikleri, ihsanları sayarak, Onun mübarek kalbini okşarken, kendine güzel huylar verdiğini, (Sen güzel huylu olarak yaratıldın) mealindeki âyet-i kerime ile bildirmektedir. Akreme hazretleri buyuruyor ki: Abdullah ibni Abbâs&#8217;tan işittim: Bu âyet-i kerimedeki (Huluk-ı azîm), yani güzel huylar, Kur’an-ı kerimin bildirdiği ahlaktır. Çok kimselerin İslam dinine…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/muhammed-aleyhisselamin-guzel-ahlaki-1/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine verdiği iyilikleri, ihsanları  sayarak, Onun mübarek kalbini okşarken, kendine güzel huylar verdiğini, <strong>(Sen güzel huylu olarak yaratıldın)</strong> mealindeki âyet-i kerime ile bildirmektedir. Akreme hazretleri  buyuruyor ki: Abdullah ibni Abbâs&#8217;tan işittim: Bu âyet-i kerimedeki <strong>(Huluk-ı azîm)</strong>,  yani güzel huylar, Kur’an-ı kerimin bildirdiği ahlaktır. Çok kimselerin  İslam dinine girmesine, Resûlullahın güzel ahlâkı sebep oldu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Resul aleyhisselâmın güzel huyları pek çoktur. Her Müslümanın bunları  öğrenmesi ve bunlar gibi ahlaklanması lâzımdır. İki cihanda saadet ve  huzur isteyen, O’nun ahlakıyla ahlaklanmalıdır.</div>
<div style="text-align: justify;"> Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ahlâkından bazıları şunlardır:</div>
<div style="text-align: justify;"> Güzel huylu idi. İyilik etmesini sever idi. Herkesle iyi geçinirdi.  Güler yüzlü, tatlı sözlü, mütevazı, nazik ve cömert idi. Fakat israf  etmezdi. Herkese acır, kimseden bir şey beklemezdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Yemekte, giymekte ve her şeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı.  Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, kimseye kötü söz  söylediği görülmedi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik  “radıyallahü anh” diyor ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> (Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” on sene hizmetçilik ettim.  Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim. Bana bir kere bile üf  demedi. Şunu niçin böyle yaptın, bunu niçin yapmadın buyurmadı. O’nun  bana yaptığı hizmet, benim O’na yaptığımdan çok idi.)</div>
<div style="text-align: justify;"> Her çağırana, lebbeyk (efendim) diyerek cevap verirdi. Kimsenin yanında,  ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken, bir  yaya görünce, arkasına bindirirdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Kendisini kimseden üstün tutmazdı.</div>
<div style="text-align: justify;"> Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman, biri &#8220;ben keserim&#8221;  dedi. Bir başkası, &#8220;ben derisini yüzerim&#8221; dedi. Diğeri, &#8220;ben pişiririm&#8221;  dedi. Resûlullah da, &#8220;ben odun toplarım&#8221; deyince, &#8220;Ya Resûlallah!  (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) Sen istirahat buyur! Biz toplarız&#8221;  dediler. &#8220;<strong>Evet! Sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat iş  görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teâlâ, arkadaşlarından  ayrılıp oturanı sevmez&#8221;</strong> buyurdu. Kalkıp odun toplamaya gitti&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Eshâbının “radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn” oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü boş bir yere otururdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Çok cömert idi. Yüzlerle deve ve koyunlar bağışlar, kendisine bir şey  bırakmazdı. Nice katı kalpli kâfirler, bu ihsanlarını görerek imana  gelmişlerdir&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutlu aile mutlu toplum</title>
		<link>https://islamdini.de/mutlu-aile-mutlu-toplum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:53:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/mutlu-aile-mutlu-toplum/</guid>

					<description><![CDATA[Aile toplumun en küçük birimidir. Aile huzurlu ve mutlu olursa toplum da huzurlu ve mutlu olur. Aile hayatının huzur ve mutluluğu, eşler ve aile fertleri arasında sevgi ve merhamete, karşılıklı görev ve sorumluluğun yerine getirilmesine bağlıdır. Kadın eşine iyi davranmalı, saygılı ve itaatkâr olmalıdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem (Bir kadın…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mutlu-aile-mutlu-toplum/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Aile toplumun en küçük birimidir. Aile huzurlu ve mutlu olursa  toplum da huzurlu ve mutlu olur. Aile hayatının huzur ve mutluluğu,  eşler ve aile fertleri arasında sevgi ve merhamete, karşılıklı görev ve  sorumluluğun yerine getirilmesine bağlıdır.</div>
<div style="text-align: justify;"> Kadın eşine iyi davranmalı, saygılı ve itaatkâr olmalıdır.</div>
<div style="text-align: justify;"> Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem <strong>(Bir kadın beş vakit  namazını kılar, ramazan ayında orucunu tutar, namusunu korur, zevcine  (kocasına) itaat ederse cennete dilediği kapıdan girer)</strong> buyurdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Kadın kocasına güler yüzle davranmalı, iyilik ve hizmetlerine teşekkür  etmeli, evde israf yapmamalı. Eşiyle dargın durmamalı ve onu  kötülememeli.</div>
<div style="text-align: justify;"> Erkeğin de aile içerisinde hanımına ve çocuklarına karşı birtakım görev ve sorumlulukları vardır. İbrahim Hakkı hazretleri <strong>Marifetname</strong> adlı eserinde özetle bunları şöyle anlatır:</div>
<div style="text-align: justify;"> Erkek hanımına karşı güzel huylu olmalıdır. [Allahü teala iyi huylu  olanları sever, huysuz olanları sevmez. Bir insanı incitmek haramdır.]  Hanımına karşı her zaman yumuşak davranmalıdır. Peygamberimiz sallallahü  aleyhi ve sellem <strong>(Müslümanların en iyisi, en faydalısı zevcesine (hanımına) karşı iyi ve faydalı olandır) </strong>buyurdu&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Eve gelince hanımına selam vermeli. Yani <strong>selamün aleyküm</strong> demeli. Hâlini hatırını sormalı, daima gönlünü almalıdır. Çocukları  terbiyede ona yardım etmelidir. Hanımını dövmemelidir. Hadis-i  şeriflerde buyuruldu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(Erkek zevcesini döverse kıyamette ben onun davacısı olurum.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(</strong><strong>Zevcelerinizi dövmeyiniz! Onları üzecek söz ve hareketlerde bulunmayınız! Onlar, sizin köleniz değildir.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"> Hanımı kızınca susmalıdır. Ona tatlı ve yumuşak sözlerle nasihat  etmelidir. Onun ayıplarını sırlarını herkesten gizlemelidir. Hanımıyla  şaka ve latife yapmalıdır. Zevcesine Kur&#8217;ân-ı kerim okumasını,  farzlardan haramlardan ona lazım olanları öğretmelidir. Allahü tealanın  emir ve yasaklarını bilmeyen, hanımına ve çocuklarına öğretmeyen  cehennemde azap çekecektir. Hanımının ve çocuklarının davranışlarında  bir değişiklik görürse kabahati kendinde bulup ben iyi olsaydım onlar  böyle yapmazdı demelidir.</p>
<p> Hanımının ve çocuklarının iyi işlerine karşı onlara dua etmeli, Allahü tealaya şükretmelidir.</p></div>
<div style="text-align: justify;"> [Huzurlu ve mutlu olmak isteyen kadın ve erkek birbirini üzmez. Hayat  arkadaşını üzmek akıl kârı değildir. O hâlde insan, hayat arkadaşına  yapacağı huysuzlukların, vereceği sıkıntıların zararlarının kendine de  olacağını düşünmeli, birbirine karşı hep güler yüzlü tatlı dilli olmaya  çalışmalı. Bunu yapabilen kimse rahat ve huzur içinde yaşar, Rabbinin  rızasını da kazanır.]</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i sünnetin reisi İmâm-ı A’zam Ebu Hanife</title>
		<link>https://islamdini.de/ehl-i-sunnetin-reisi-imam-i-azam-ebu-hanife/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/ehl-i-sunnetin-reisi-imam-i-azam-ebu-hanife/</guid>

					<description><![CDATA[İmâm-ı A’zam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh), Ehl-i sünnetin dört büyük imamından birincisidir. Hanefî Mezhebinin kurucusu ve Ehl-i sünnetin reisidir. Kendisine İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe denilmiştir. Asıl adı Nûman’dır. Babasının adı Sâbit’tir. 699 yılında Kûfe’de doğdu. 150’de Bağdat&#8217;ta şehit edildi. Dedesi, hazreti Ali’ye ikramda bulunmuştur. Babası, hazreti Ali ile görüşmüş, kendisi, evlâdı ve zürriyeti için duasını almıştır. İmâm-ı A’zam ailesinden çok üstün bir terbiye ve din bilgisi aldı. Küçük yaşta Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i ezberledi. Gençliğinin ilk yıllarında Eshâb-ı kiramdan bazılarını…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/ehl-i-sunnetin-reisi-imam-i-azam-ebu-hanife/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">İmâm-ı A’zam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh), Ehl-i sünnetin dört  büyük imamından birincisidir. Hanefî Mezhebinin kurucusu ve Ehl-i  sünnetin reisidir. Kendisine İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe denilmiştir. Asıl  adı Nûman’dır. Babasının adı Sâbit’tir. 699 yılında Kûfe’de doğdu.  150’de Bağdat&#8217;ta şehit edildi. Dedesi, hazreti Ali’ye ikramda  bulunmuştur. Babası, hazreti Ali ile görüşmüş, kendisi, evlâdı ve  zürriyeti için duasını almıştır.</div>
<div style="text-align: justify;"> İmâm-ı A’zam ailesinden çok üstün bir terbiye ve din bilgisi aldı. Küçük  yaşta Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i ezberledi. Gençliğinin ilk yıllarında Eshâb-ı  kiramdan bazılarını gördü ve kendilerinden hadis-i şerif dinledi. Dört  bin âlimden ders aldı. Fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara  ayırdı. Usuller, metotlar koydu. Resûlullahın “sallallahü aleyhi  ve sellem” ve Eshâb-ı kirâmın “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”  bildirdiği itikat, iman bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine  bildirdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Her gün sabah namazını camide kılıp, öğleye kadar talebelerine cevap verirdi&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Öğle namazından sonra, yatsıya kadar, talebeye ilim öğretirdi. Yatsıdan  sonra evine gelip, biraz dinlenir,  sonra camiye gider, sabah namazına kadar ibadet ederdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Ticaret yaparak helal kazanırdı. Başka yerlere mal gönderir, kazancı ile  talebesinin ihtiyaçlarını alırdı. Kendi evine bol harcar,  evine harcadığı kadar da, fakirlere sadaka verirdi. Her cuma günü,  anasının, babasının ruhu için, fakirlere ayrıca yirmi altın dağıtırdı&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Ortaklarından birinin, çok miktarda bir  malı, İslamiyet&#8217;e uygun olmayarak sattığını anlayınca, bu maldan  kazanılan doksan bin akçenin hepsini fakirlere dağıtıp,  hiç kabul etmedi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Kûfe şehrinin köylerini eşkıya basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu  çalınan koyunlar şehirde kesilip, halka satılabilir düşüncesi ile o  günden itibaren, yedi sene, Kûfe’de koyun eti alıp, yemedi. Çünkü bir  koyunun, en çok yedi yıl yaşayacağını öğrenmişti. Haramdan bu derece  korkar, her hareketinde İslamiyet&#8217;i gözetirdi.</div>
<div style="text-align: justify;"> Elli beş defa hac yaptı. Otuz yıl, her gün oruç tuttu. [Yalnız bayramlarda beş gün tutmazdı.]</div>
<div style="text-align: justify;"> Bazen yalnız bir azap veya rahmet  âyetini namazda veya namaz dışında tekrar tekrar okuyup, hıçkıra hıçkıra  ağlar, sızlardı. Kırk sene, yatsı namazının abdesti  ile sabah namazı kıldı [Yani yatsıdan sonra uyumadı].</div>
<div style="text-align: justify;"> Bir gece, yatsı namazını cemaat ile kılıp çıkarken, bir ayağı kapının  dışında, bir ayağı daha mescitte iken, bir konu üzerinde,  talebesi Züfer ile sabah ezanına kadar konuşmaya başladılar. İkinci  ayağını dışarı çıkarmadan, sabah namazını kılmak için, yine mescide  girdiler&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çok yaşamayı istemek bir kalp hastalığıdır!..</title>
		<link>https://islamdini.de/cok-yasamayi-istemek-bir-kalp-hastaligidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:49:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>Salim Köklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/cok-yasamayi-istemek-bir-kalp-hastaligidir/</guid>

					<description><![CDATA[Kibir, riya, kendini beğenmek, kıskanmak gibi kalp hastalıklarından biri de Tûl-i emeldir. Tûl-i emel, zevk ve safa sürmek için çok yaşamayı istemektir. İbadet yapmak için, çok yaşamayı istemek, tûl-i emel olmaz. Tûl-i emel sahipleri, ibadetleri vaktinde yapmazlar. Tövbe etmeyi terk ederler. Kalpleri katı olur. Ölümü hatırlamazlar. Vaaz ve nasihatten ibret almazlar. Hadis-i…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/cok-yasamayi-istemek-bir-kalp-hastaligidir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Kibir, riya, kendini beğenmek, kıskanmak gibi kalp hastalıklarından biri de <strong>Tûl-i emeldir</strong>. <strong>Tûl-i emel</strong>, zevk ve safa sürmek için çok yaşamayı istemektir. İbadet yapmak için, çok yaşamayı istemek, tûl-i emel olmaz<strong>.  Tûl-i emel sahipleri, ibadetleri vaktinde yapmazlar. Tövbe etmeyi terk  ederler. Kalpleri katı olur. Ölümü hatırlamazlar. Vaaz ve nasihatten  ibret almazlar.</strong> Hadis-i şerifte, <strong>(Lezzetlere son veren şeyi (ölümü) çok hatırlayınız)</strong> buyuruldu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Tûl-i emel sâhibi, hep dünya malına ve mevkiine kavuşmak için ömrünü  harcar. Ahireti unutur. Yalnız zevk ve safasını düşünür. Hadis-i  şeriflerde buyuruldu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(İnsanların en iyisi ömrü uzun ve ameli güzel olan kimsedir.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>(İnsanların en kötüsü, ömrü uzun, ameli kötü olandır.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Tûl-i emelin sebepleri, dünya zevklerine düşkün olmak,  ölümü unutmak, sıhhatine ve gençliğine aldanmaktır. Tûl-i emel  hastalığından kurtulmak için, bu sebepleri yok etmek lâzımdır. Ölümün  her an geleceğini düşünmelidir. Sıhhatin, gençliğin ölüme mâni  olmadıklarını unutmamalıdır. Çocuklardaki ve gençlerdeki ölüm sayısının  yaşlılardaki ölüm sayısından çok olduğunu istatistikler göstermektedir.  Çok hastaların iyi olup yaşadıkları, çok sağlam kişilerin çabuk  öldükleri her zaman görülmektedir.</strong> Hadis-i şerifte, <strong>(Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve ahirete zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur)</strong> buyuruldu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Eshâb-ı kirâmdan Bera’ bin Âzib “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> Bir cenazeyi götürdük. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, kabir  başına oturdu. Ağlamaya başladı. Mübarek gözyaşları toprağa damladı.  Sonra<strong>, (Ey kardeşlerim! Hepiniz buna hazırlanınız)</strong> buyurdu.</div>
<div style="text-align: justify;"> Ömer bin Abdül’azîz “rahime-hullahü teâlâ”, bir âlimi görünce, nasihat  istedi. O da, &#8220;şimdi halifesin, istediğin gibi emredersin. Yarın  öleceksin&#8221; dedi. &#8220;Biraz daha söyle&#8221; deyince, &#8220;Âdem aleyhisselâma kadar,  bütün dedelerin ölümü tattı. Şimdi sıra sana geldi&#8221; dedi. Halife, uzun  zaman ağladı&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;"> Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</div>
<div style="text-align: justify;"> <strong>(İnsanlara vaiz olarak ölüm yetişir. Zenginlik isteyene  kaza ve kadere iman etmek yetişir.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>(Evlerinizi haram malzeme ile yapmayınız. Dininizin ve dünyanızın harap olmasına sebep olur.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>(Cennete gitmek isteyen, uzun emel sâhibi olmasın. Dünya  işleri ile uğraşması ölümü unutturmasın. Haram işlemekte Allah’tan hayâ  etsin.)</strong></div>
<div style="text-align: justify;">Hülasa, zevk ve safa sürmek için çok yaşamayı değil, ibadet yapmak için sıhhat ve afiyetle çok yaşamayı istemelidir&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
