<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nefs ve kalb &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/merak-edilen-konular-2/nefs-ve-kalb/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Jan 2011 06:15:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Nefse zulmetmek nedir?</title>
		<link>https://islamdini.de/nefse-zulmetmek-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:15:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/nefse-zulmetmek-nedir/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: (Nefsinize zulmetmeyin) ne demektir? Nefsimiz Allah’ın düşmanı olduğuna göre nefse zulmetmek gerekmez mi?CEVAPNefs kelimesinin, ruh, can, kan, benlik, iç, kalb, büyüklük, yücelik, irade gibi birçok manası vardır; fakat daha çok iki anlamda kullanılır:Birincisi, dine uymayan isteklerin kaynağı olarak kullanılır. Buna nefs-i emmare de denir. Bu nefs, Allahü teâlânın ve…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefse-zulmetmek-nedir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: (Nefsinize zulmetmeyin)</b> ne demektir? Nefsimiz Allah’ın düşmanı olduğuna göre nefse zulmetmek gerekmez mi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Nefs  kelimesinin, ruh, can, kan, benlik, iç, kalb, büyüklük, yücelik, irade  gibi birçok manası vardır; fakat daha çok iki anlamda kullanılır:<br /><b>Birincisi,</b> dine uymayan isteklerin kaynağı olarak kullanılır. Buna <b>nefs-i emmare</b> de denir. Bu nefs, Allahü teâlânın ve kendimizin düşmanıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br /><b>(Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir.)</b> [Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;">Allah  düşmanı olan nefse zulmetmek için, yani onun zararlarını önlemek için,  dinimizin emrine tam uymak ve bu nefsi kötü bilip her zaman aşağılamak  gerekir. Bir hadis-i şerif meali:<br /><b>(Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de dinini aşağılamış olur.)</b> [Ebu Nuaym]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>İkincisi,</b> bir şeyin özü, kendisidir, kişidir. Mesela, Kur’an-ı kerimde, <b>(Her nefs, ölümü tadıcıdır)</b> buyuruluyor. İşte, <b>(Nefsinize zulmetmeyin)</b> ifadesindeki nefs, bu nefstir. Yani kendimizdir. <b>(Kendinize zulmetmeyin)</b> demektir. Çok yiyip şişmanlamayın veya çok az yiyip perişan olmayın  demektir. Ne çok uyumalı, ne de hep uyanık kalmalı. Yani bedenimizin  ihtiyaçlarını da ihmal etmemeli demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:<br /><b>(Helal  olan elbiseleri, yemekleri ve şerbetleri lüzumu kadar kullanın!  Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedeninizi,  nefslerinizi rahat ve hoş tutun!)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b></b>Peygamber efendimizin ve  İslam âlimlerinin bu bildirdiği hususlara uymak niyetiyle yapılırsa,  bunlar da ibadet olur, sevab olur. Böylece kendimize de zulmetmemiş  oluruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalb, Kâbe’den kıymetli mi?</title>
		<link>https://islamdini.de/kalb-kabeden-kiymetli-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:13:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kalb-kabeden-kiymetli-mi/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Yunus Emre bir şiirinde, (Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir) dediği gibi, (Kalb kırmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha kötüdür) de deniyor. Kalb niye Kâbe’den daha kıymetlidir?CEVAPKâbe’yi yapan insandır; kalbi ise Allahü teâlâ yaratmıştır. Herkesle iyi geçin, öfkelenip sert çıkma!Kalb Allahın evidir, bu evi sakın yıkma! İmam-ı Rabbani hazretleri de…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kalb-kabeden-kiymetli-mi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Yunus Emre bir şiirinde, <b>(Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir) </b>dediği gibi, <b>(Kalb kırmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha kötüdür) </b>de deniyor.<b> </b>Kalb niye Kâbe’den daha kıymetlidir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Kâbe’yi yapan insandır; kalbi ise Allahü teâlâ yaratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Herkesle iyi geçin, öfkelenip sert çıkma!<br />Kalb Allahın evidir, bu evi sakın yıkma!</b></p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Rabbani<b> </b>hazretleri de buyurdu ki:<b><br /></b>Kalb,  Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar  hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, âsi olsun, hiçbir insanın  kalbini incitmemeli; çünkü âsi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakının  çok sakının, kalb kırmaktan pek sakının! <b>Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur</b>.  Çünkü Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların  hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi  dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik  maliki, sahibi olan efendinin şanını, büyüklüğünü düşünmelidir. <b>(3/45)</b></p>
<p style="text-align: justify;">Bir hadis-i şerif meali:<br /><b>(Bir müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kabeyi 70 kere yıkmaktan daha günahtır.)</b> [Rıyad-un-nasihin]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Söylerken dikkat ettim, kalbini kırmamağa,<br />Çekindim kalb kırmaktan, yoksa sözüm çok sana!</b><br /><b><br /></b>Kalb  kırmak çok günah olduğu gibi, o kalbi yapmak yani gönül almak da büyük  sevabdır. Kâbe çok şereflidir; ancak müminin şerefi daha fazladır.  Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br /><b>(Merhaba ey Beytullah! Ne büyüksün ve hürmetin ne büyüktür. Lakin mümin, Allahü teâlâ indinde senden daha muhteremdir.) [</b>Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Mümin, Kâbe’den üstündür.)</b> [İbni Mace]</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bundan dolayı Yunus Emre, <b>(Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir)</b> demiştir. Burada Kâbe küçümsenmiyor, gönül yapmanın önemi vurgulanıyor. Bu inceliği iyi anlamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalb temizliği nasıl olur</title>
		<link>https://islamdini.de/kalb-temizligi-nasil-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kalb-temizligi-nasil-olur/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir?CEVAPGöğsün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün a’za, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kalb-temizligi-nasil-olur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Göğsün  sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur.  Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik  cereyanı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur,  hayvanlarda bulunmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bedendeki bütün a’za, kalbin emrindedir.  His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnanmak,  sevmek, korkmak, insanın kalbindedir. İman eden, kâfir olan, kalbdir.  Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi  ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini,  peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese  iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşar. Ahirette de sonsuz  saadete kavuşur. Kötü huylar, kalbi, ruhu hasta eder. Hastalığın  artması, kalbin, ruhun ölümüne sebep olur. Önce kalbi temizlemek  lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.)</b> [Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanı  Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturan yol kalbdir. İnsanı  Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin en zararlısı, kalbin kararmasıdır.  Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz ve zararlı şeyler seyretmekten  hasıl olur. Faydasız kitap, [roman, hikaye, gazete, dergi] okumak,  lüzumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Kadın ve kadın resimleri  [resimli dergi, filmler, tv] seyretmek, şarkı, çalgı dinlemek, bu  sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan  uzaklaştırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş  demektir. İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymalıdır. Kalbi uyanık  olmayanın, Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü ve Cennet nimetlerini  ve Cehennem ateşinin şiddetini hatırlamayanın, düşünmeyenin bedeninin  İslamiyet’e uyması güç olur. Bedenin İslamiyet’e severek ve kolay uyması  için, kalbin temiz olması lazımdır. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne  [uysal] olduğunun alameti, bedenin İslamiyet’e seve seve uymasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Namaz  kılmak, kalbi temizler. Günahların affedilmesine sebep olur. Fakat,  kulluk vazifesi olduğunu düşünmeden, şehvetlerini, dünya çıkarlarını  düşünerek kılınan namaz, şartlarına uygun olup, sahih olsa bile, dünyada  ve ahirette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allahü teâlânın büyüklüğünü,  Onun emrini yapmayı düşünmek lazımdır. Ancak, böyle kılınan namaz,  kalbi temizler, insanı kötülük yapmaktan korur.</p>
<p style="text-align: justify;">Feyz, kalbden  kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur,  bir kuvvettir. Feyzler, Resulullah efendimizin mübarek kalbinden  yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı çok seven kalblere  gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler,  kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak için, Ehl-i sünnet  itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bedeni  besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim  edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak,  sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lazımdır. Şartlarına uyarak  çalışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından  tercüme edilerek hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi’nin yayınlarından  ilmihal ve diğer kitaplardan her gün bir veya iki sayfa okuyan o  büyüklerden feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi  temizler. Okudukça kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliya,  Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu  feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz  gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Velinin kalbindeki feyzler,  nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine  akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin  temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi,  kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale  geldi.<br /><b><br />Sual:</b> Kalbi temizlemek için ne yapmalıdır?<br /><b>CEVAP<br /></b>Kalbi karartan günahlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br /><b>(Bir  kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer  tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke  büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.)</b> [Harâiti]</p>
<p style="text-align: justify;">Günahlar  kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak  gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah  işlemeye zemin hazırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br /><b>(Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.)</b> [Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;">Günah işleyince, hemen tevbe ve istiğfar etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası &#8220;Estağfirullah&#8221; demektir.) </b>[Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;">Ölümü çok hatırlamak da, oruç tutmak da kalblerin pasını siler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br /><b>(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.)</b> [Nesai]<br /><b><br />(Su değdiği, </b>[rutubette kaldığı] <b>zaman demirin paslandığı gibi, kalbler de</b> [günah yüzünden] <b>paslanır.)</b> Orada bulunanlar, <b>(Kalblerin cilası nedir ya Resulallah)</b> dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: <b>(Ölümü çok hatırlamak ve Kur&#8217;an-ı kerim okumaktır.)</b> [Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;">Müminin kalbi temizdir. Fasıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.)</b> [Taberani]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Bir işi yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak gerekir?<br /><b>CEVAP<br /></b>İslam âlimleri buyuruyor ki:<br />Kalbinin  ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış!  Şüpheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması  artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, farzla çarparsa yapmamalı! Hadis-i  şeriflerde buyuruldu ki:<br /><b>(Elini göğsüne koy, helal şeyde kalb  sakin olur. Günah işte çarpıntı olur. Şüpheye düşersen, din adamları  fetva verseler de yapma!) </b>[İ. Ahmed, Hakim]<br /><b><br />(Günah olan iş yapılırken kalbde çarpıntı olur.)</b> [Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren şey, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.)</b> [Beyheki, İ.Ahmed, Taberani]<br /><b><br />(Helal haram bellidir. Şüphelilerden kaçın! Şüpheli olmayanları yapın!)</b> [Taberani] <br /><b><br />(Seni rahatlatan şey iyidir. Seni şüpheye düşüren, sıkıntı uyandıran şey günahtır. Sana fetva verse de böyledir.) </b>[İ. Ahmed, Beyheki, Taberani]<br /><b><br />(Kalbine  danış; iyilik, kalbin mutmain olduğu, rahatladığı şeydir. Günah ise,  canını sıkan, kalbinde tereddüt uyandıran şeydir. Aksine fetva verseler  de.) </b>[Taberani, İbni Asakir]<br /><b><br />(Yapacağın bir iş için, yedi  defa Rabbinden hayırlı olanı iste, sonra kalbine bak, hangisi kalbine  ferahlık veriyorsa, hayırlı olan odur.) </b>[Deylemi]<b></b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Şüphelileri bırak, şüphe uyandırmayana bak. Doğru işlerde kalb sakin olur, yalan ise kalbde şüphe uyanır.) </b>[Tirmizi, Nesai]<b></b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış.) </b>[İ.Ahmed]</p>
<p style="text-align: justify;">Ahir  zamanda bilen bilmeyen herkes, din hakkında konuşup fetva veriyor.  Bazısı, son hadis-i şerife dayanarak, bir çok sahih hadise, “Bu benim  kalbime yatmıyor” diyerek uydurma damgasını vuruyor. Dinimizde, herkesin  kalbi ölçü olsa idi, Kur’an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç  kalmazdı. Bid’at fırkalarından mutezile de, (Akıl, iyi ile kötüyü, hak  ile batılı birbirinden ayırır) diyerek aklı ölçü kabul ediyor. Bugün  mutezile kafasında olanlar dindeki dört delile göre değil, aklına göre  konuşuyorlar. Dinimizde akıl da kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin  ölçü olamaz. Mesela bir doktor, yazdığı kitabında (Dalak kandır ve  haramdır) diyor. Halbuki fıkıh kitaplarında dalak yemenin haram olmadığı  bildiriliyor. Bazıları da, (Ben Ankara’dan oğlumun bulunduğu İstanbul’a  uçakla kısa bir zamanda geldim. Bir gün kalıp gideceğim. Ben günlerce  yol gitmedim ki, hem gittiğim yer kendi evim sayılır, kendi evimden daha  çok rahat ediyorum. Niye İstanbul’da seferi olacakmışım ki. Üstelik  Peygamberimiz, <b>aklı olmayanın dini yoktur, müftüler fetva verseler de sen kalbine danış</b>,  demiyor mu? Öyle ise ben de aklıma ve kalbime danıştım, Ankara’dan  İstanbul’a gelmekle seferi olmam) diyorlar. Halbuki, bir kimse  Ankara’dan bir saatte İstanbul’a gelse, seferi olur da, Pendik’ten  Fatih’e iki saatte gelse yine seferi olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer dindeki dört  delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine göre sayısız din  meydana çıkar. Ölçüyü iyi bilmek gerekir. Bir kimse, bir memura hediye  verse, müftü, bir çıkarı olmadan, kendi rızası ile vermişse bu hediye  helal diye fetva verir. Ama o kimse, (Ben bunu memur işimi yapsın diye  verdim, kalbim bunu hoş görmüyor) diyorsa, burada kalbin rolü vardır.  Müftü o hediye diye fetva verse de sen rüşvete bulaşma. <br /><b><br />Sual:</b> Kalbin karardığı nasıl bilinir, temizlenmesi nasıl olur?<br /><b>CEVAP<br /></b>Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının dört alameti vardır: <br /><b>1-</b> İbadetin tadını duymaz.<br /><b>2-</b> Allah korkusu hatırına gelmez. <br /><b>3-</b> Gördüklerinden ibret almaz. <br /><b>4-</b> Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:<br /><b>1-</b> Öğrendiği ile amel etmemek.<br /><b>2-</b> Bilmeyerek yapmak. <br /><b>3-</b> Bilmediklerini öğrenmemek.<br /><b>4-</b> Başkasının öğrenmesine mani olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.<br />Kalbi  temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını  yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan  kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir.  Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi  temizlemelidir!</p>
<p style="text-align: justify;">Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri  yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri  teneke bile değildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle  mukayese bile kabul etmez.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: <br />Allahü  teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk  olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve  seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp günah işleyenin, (Benim kalbim temiz,  sen kalbe bak) demesinin çok yanlış olduğu buradan da anlaşılır.]</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb,  sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya  sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak,  kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe,  Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır,  hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu  hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca,  hava kendiliğinden dolar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalbi temizlerken dört engel çıkar:<br /><b>1- Mal sevgisi:</b> Malın kendisi değil, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak  için malın önemi büyüktür. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini  kalbden çıkarmalıdır!<br /><b><br />2- Makam sevgisi:</b> Ahiret nimetlerini  elde etmek için makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da  kendisi değil sevgisi engeldir. Hizmet için bir makama talip olmak başka  şey, nefsin arzularını tatmin için makam sahibi olmak ayrı şeydir.<br /><b><br />3- Yabancı sevgi:</b> Allah sevgisinden başka her sevgiyi kalbden çıkarmalıdır! <br /><b><br />4- Günah:</b> Her günaha tevbe etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br /><b>(Kim  günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Tevbe ederse  silinir. Günahlara devam ederse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.)</b> [Nesai]</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dört engeli aşmak için dört şey gerekir. <br /><b>1- Çok yememek, helalinden yemek</b>. <br />Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br /><b>(Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!)</b> [İ.Gazali]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Haram karıştırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar.)</b> [Ebu Nuaym]<br /><b><br />2- Çok uyumamak.</b> <br />Çok yiyen çok su içip çok uyur. Çok uyuyan da Kıyamette pişman olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.)</b> [İ.Gazali]<br /><b><br />3- Çok konuşmamak.</b> <br />Hadis-i şerifte, <b>(Çok konuşan çok hata eder, çok günah işler. Çok günah işleyen de, Cehenneme gider)</b> buyuruldu. (Ebu Nuaym)<br /><b><br />4- Kötülerden uzak durmak.</b> <br />Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.)</b> [Hakim]<br /><b><br />Sual:</b> Kalbi günahlardan riyazetle temizlemek mümkünmüş. Riyazet nedir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Günahlar  kalbi karartır. Günahkâr kimsede, ibadet etme isteği kalmaz. Günahı  silmek için iyilik ve ibadet yapmak lazımdır. Günah işlemeden iyilik ve  ibadet yapılırsa kalb daha parlar, cilalanır. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen  buyuruluyor ki: <br /><b>(Bizim için, bizim uğrumuzda mücahede edenleri elbette kendi yollarımıza kavuştururuz.)</b> [Ankebut 69]<br />Nefs-i emmare ile cihad, iki yolla olur. Birincisine (Riyazet), ikincisine (Mücahede) denir. <br /><b><br />Riyazet</b>, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. <br /><b><br />Mücahede</b> ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet  etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç  gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. <br />Yahya bin Muaz-i Razi hazretleri buyuruyor ki: <br />(Riyazet dört şeyle olur: Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve günahlardan gelecek sıkıntıya katlanmakla.)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir  kimse mücahede ve riyazet yaparsa, yani bildiği hususlarda dinimizin  emirlerine uymaya çalışırsa, bilmediği hususları da kolayca öğrenir.  Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br /><b>(Bildiği ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini de öğretir.)</b> [Buhari]</p>
<p style="text-align: justify;">Allahü  teâlânın bildirdiği yola girip o yolda yürümeye çalışana yaptığı işler  kolaylaştırılır. Allahü teâlâ bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline  kadar, hatta daha fazla sevap verir. Allahü teâlânın ihsanı boldur.  Allahü teâlâ, hadis-i kudside, <b>(Bana bir karış yaklaşana, bir arşın yaklaşırım) </b>buyuruyor. Elbette bu yaklaşma manevi yaklaşmadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birisine,  yakın dostum demek, evimiz yakın demek değil, dostluğumuz iyi demektir.  Allahü teâlânın yakınlığını da böyle anlamalıdır. <b>(Yere göğe sığmam, mümin kulların kalbine sığarım) </b>ve <b>(Müminlerin kalbindeyim)</b> hadis-i kudsileri de böyledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir  insan, her türlü kötülüğü yaptıktan sonra, kalbim temizdir, diyemez.  Bir insanın iyi veya kötü olması yaptıklarına göre değişir. Bir insan  eğer hiç kimseye zararı dokunmuyorsa, elinden geldiği kadar herkese  faydalı olmaya çalışıyorsa, Allahü teâlânın emirlerine uyup  yasakladıklarından kaçıyorsa o insan hem iyi niyetli hem de temiz  kalblidir. Fakat her kötülüğü yapıyorsa, Allahü teâlânın emirlerini  yapmayıp yasaklarından kaçmıyorsa; ne kadar niyetim iyi, kalbim temiz,  sen kalbe bak, dese de ona inanılmaz ve iyi biri olduğu asla söylenmez.  Çünkü <b>Hadika</b> isimli kıymetli kitapta buyuruluyor ki: <br />Haram  işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır.  Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi  temiz olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>İbadet nedir<br />Sual:</b> Allah’ın emrini  yapmayıp, yasaklarından da sakınmayan küfre girer mi? İbadet nedir? Bir  kimse bildiği halde ibadet etmezse, ancak kalbi temizse Cennete gider  mi?<br /><b>CEVAP<br /></b>Üç sualiniz var:<br /><b>1-</b> Tekliflere yani  emirlerin yapılması gerektiğine ve yasaklardan sakınmak lazım geldiğine  inanmak, imanın şartıdır. Tekliflerin çoğuna inanıp da, yalnız birine  inanmayan, beğenmeyen, buna uymak istemeyen, Muhammed aleyhisselama  inanmamış olur. Kâfir olur. Müslüman olmak için, tekliflerin hepsine  inanmak, hepsini beğenmek gerekir. Bir müslüman, tekliflere inandığı  halde, bunlara uymazsa, mesela, tembellik ederek, namaz kılmazsa; kötü  arkadaşa ve nefsine uyarak, içki içerse, kadın, tesettüre riayet  etmezse, imanı gitmez, kâfir olmaz. Günah işlemiş, asi müslümandır.  Tekliflerin sadece birine uymak istemezse, yani beğenmez, vazife  olduğuna önem vermez ise, hafif görürse, imanı gider, kâfir olur. (Namaz  kılmıyorsam, açık geziyorsam ne çıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir)  demek, veya (Önce ekmek parası kazanmak, herkese iyilik etmek. Sonra  namaz) gibi sözler, tekliflerin bir kısmını beğenip bir kısmını  beğenmemektir. Her müslümanın bu inceliğe dikkat etmesi, tekliflere  uymayanların, imanlarının gitmemesi için uyanık olmaları gerekir.  Teklife uymamak başka, uymak istememek, beğenmemek başkadır. Bu ikisini  karıştırmamalıdır!<br /><b><br />2-</b> İbadet demek, Peygamberimiz Muhammed  aleyhisselama tâbi olmak demektir. Yani bütün sözlerini ve  hareketlerini Onun emirlerine ve nehylerine uydurmak demektir. Şunu iyi  bilmelidir ki, ibadet şeklinde yaptığı işler, eğer Onun emri ile olmadı  ise, ibadet olmaz, hatta günah olur. Namaz ve oruç ise de böyledir.  Ramazan Bayramının birinci günü ve Kurban Bayramının her dört günü oruç  tutmak günahtır. Halbuki, oruç bir ibadettir. Fakat, emir ile  olmadığından günah oldu. Bunun gibi, başkasından zor ile alınan elbise  ile veya böyle bir yerde namaz kılmak da günahtır. Halbuki namaz bir  ibadettir. Fakat, emir ile olmayınca isyan oluyor. Bunlar gibi, bir  kimsenin, nikahlı ailesi ile her türlü oyun ve latife yapması ibadettir,  yani sevaptır. Halbuki yapılan şey oyun ve eğlencedir. Fakat emir ile  olduğundan sevaptır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülüyor ki, ibadet demek, yalnız namaz  kılmak, oruç tutmak değildir. İbadet demek, İslamiyet’in emirlerine  uymak demektir. Çünkü, namaz ve oruç, İslamiyet’e uygun olunca, ibadet  olur.<br /><b><br />3-</b> İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil  ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bir kimse, dağda bir aslana  rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi  bilse ve ne kadar cesur olsa da, bu aletleri kullanmadıkça, aslandan  kurtulabilir mi? İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sahibi, olursa  olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mütehassıs  bir doktor hastalansa, hastalığı da kendi branşında olsa, bunun en  etkili ilacını da bilse ve bu ilaç hakikaten o hastalığa çok iyi gelse,  ilacı kullanmadıkça, yalnız bilgisi onu iyi edemez. Bir insan da, ne  kadar ilim edinse, ne kadar kitab okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası  olmaz. <b>(Eyyühelveled)<br /></b><br /><b>Sual:</b> Günah işleyenlerin, &#8220;Sen kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar&#8221; demeleri doğru mudur? <br /><b>CEVAP<br /></b>Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, <b>(Günah işleyene ve kâfir olana itaat etme)</b> buyuruldu. (İnsan 23) <br />Allahü  teâlâ, bu âyet-i kerimede, önce (günah işleyene) sonra (kâfire itaat  etme!) buyurdu. Çünkü, müslümanın kâfirle buluşması az olur. Günah  işleyenden emir alması daha çok olur. Bundan başka, günah işleyen ile  birlikte bulunmanın, kâfirle beraber bulunmaktan daha çok zararlı  olduğunu göstermektedir. Yine Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, <b>(Kalbi bizi  zikretmekten gafil olan ve nefsinin arzuları peşinde koşan ve  hareketlerinde İslam’ın dışına taşan kimseye itaat etme) </b>buyuruldu. (Kehf 28)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki, nefse uymak, kalbin gafil olmasını  gösterir. Bedenin bozuk olması, yani günah işlemek, kalbin bozuk  olmasının alametidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açık gezenlerin, içki içenlerin veya başka  günah işleyenlerin ve ibadet etmeyenlerin, müslümanlara karşı, (Sen,  kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar) demelerinin yanlış ve  bozuk olduğunu, bu âyet-i kerime göstermektedir. Hadis-i şerifte de, <b>(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur)</b> buyuruldu. (Beyheki)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hadis-i şerif de, günah işleyenlerin bu gibi sözlerini yalanlamaktadır. <b>(Allah dışınıza bakmaz, kalblerinize bakar)</b> hadis-i şerifi, ibadet yapanlar, hayır işleyenler içindir. Yani,  ibadetin kabul olması için, Allahü teâlânın rızası için yapılması  gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Bazı kimseler hiç ibadet etmediği ve her  çeşit günahı işlediği halde, &#8220;Benim kalbim temizdir, sen kalbe bak&#8221;  diyorlar. Kalb nasıl kirlenir, nasıl temizlenir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Namaz  kılmayan ve kendisine farz olan diğer ibadetleri yapmayan kimsenin  kalbi temiz olmaz. Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi  karartır. Zaten namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Hatta namaz  kılmayana kâfir diyen âlimler bile olmuştur. Namaz kılmayanın, içki  içenin kalbi çok kararmış demektir. Her türlü rezaleti işleyip de, &#8220;Sen  kalbe bak&#8221; demek, dinsizlerin veya din cahillerinin sözüdür. Bir yazar,  kitabında, bir fasıkı överken, &#8220;Çok içki içerdi. Şarabı hamamın  kurnasına koyar, oradan içerdi; fakat tertemiz, pırıl pırıl bir kalbi  vardı&#8221; diyor. Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz, namaz kılmayanın ve  içki içenin kalbi temiz olmaz buyururken, cahil yazar, böyle söylemekle  Allah’ı ve Resulullahı yalancı çıkarmaya çalışıyor. Hadis-i şerifte  buyuruldu ki: <br /><b>(Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir  nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip  tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb,  kapkara olur.) </b>[Haraiti]</p>
<p style="text-align: justify;">Müminin kalbi temizdir. Fasıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.)</b> [Taberani]</p>
<p style="text-align: justify;">İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />Allahü  teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk  olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve  seve yapmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş  demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı  anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz  olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah  işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah  sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası  çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir bardaktaki  hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da, bu suyu çıkarmadan  başka şey koyulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle  doldurmak için, başka her şeyi temizlemek gerekir. Bir kalbde iki veya  daha fazla sevgi bulunamaz. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, <b>(Allah, insanın içinde iki kalb yaratmamıştır) </b>buyuruluyor. (Ahzab 4)</p>
<p style="text-align: justify;">Nefs-i  emmare, dine inanmaz. Bunun için, nefsi, tezkiye etmek, kötülüklerden  temizlemek ve faziletlerle doldurmak gerekir. Şems suresinde mealen, <b>(Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini, günahta, cehalette, dalalette bırakan zarar etti)</b> buyuruldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Hadika</b>’da buyuruluyor ki:<br />Haram  işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır.  Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi  temiz olur. Peygamber efendimiz, <b>(Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur)</b> buyuruyor. (Bezzar)<br /><b><br />La ilahe illallah</b> kelimesini çok söylemek, kalbi temizlemekte çok tesirlidir. Her gün,  belli miktar okumak iyi olur. Abdestli ve abdestsiz söylenebilir. <b>(Kayyum-i Rabbani c.1, m.14) <br /></b><br />Rabbimizin gazabını söndürmek için <b>(La ilahe illallah Muhammedün Resulullah)</b> güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime,  Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazaplarını  elbette söndürür. Bu güzel kelime, Kıyamet için ayrılmış olan 99 rahmet  hazinesinin anahtarıdır. Küfür karanlıklarını, şirk pisliklerini  temizlemek için, bu güzel kelimeden daha kuvvetli, hiçbir yardımcı  yoktur. Bir kimse, bu kelimeye inanınca, imanın zerresi hasıl olur. <b>(c.2, m.37)<br /></b><br />Allah’ı  anmanın, La ilahe illallah demenin faydalı olabilmesi için dinimize  uymak şarttır. Farzları ve sünnetleri yapmak ve haramlardan ve  şüphelilerden sakınmak gerekir. <b>(m.190)<br /></b><br />Kalbin Allahü  teâlâdan başka şeyleri sevmesi onu karartır, paslandırır. Bu pası  temizlemek gerekir. Temizleyicilerin en iyisi sünnet-i seniyyeye  uymaktır. Sünnet-i seniyyeye uymak, nefsin kalbi karartan isteklerini  yok eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Her kaptan içindeki sızar<br />Sual:</b> “Önyargılı  davranmamalı. İçki içmeyenleri hatasız, içki içenleri hatalı sanmak çok  ama çok yanlış bir düşüncedir. Kumar oynamayanları hatasız, kumar  oynayanları hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Namaz  kılanları hatasız, namaz kılmayanları hatalı sanmak çok ama çok yanlış  bir düşüncedir. Dine uygun tesettürlü bir bayan hatasız, tesettürsüzler  hata içerisinde gibi bir duyguya kapılmak çok ama çok yanlış bir  düşünce. Dürüstlük giyim kuşamla değil yetişme tarzı ve karakterle  ilgilidir. İnsanları giyim kuşamıyla yargılamak çok ama çok yanlıştır.  Büyük hatadır. Böyle yanlış duygu ve düşünceye kapılanlar bu  yanlışlarından vazgeçmelidir” iddiası doğru mudur?<br /><b>CEVAP<br /></b>Çok  yanlıştır. Bir insanın iyi veya kötü olduğu, konuşmalarından,  hareketlerinden, yaptığı işlerden anlaşılır. Bir hadis-i şerifte, <b>(Her kaptan içindeki sızar)</b> buyuruluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, “Görünüşümüz, bâtınımızın [içimizin] alametidir” buyuruyor. Yunus Emre de diyor ki:<br />Kim ki edepsiz gezer, er geç yolundan azar <br />Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.</p>
<p style="text-align: justify;">İstisnalar  hariç, bir adamın işine bak, giyinişine bak, ne mal olduğu belli olur.  İstisna olanları hüküm gibi ortaya atmak yanlıştır, hem de çok  yanlıştır. Birkaç örnek verelim:<br />Minare olan yerde cami var demektir.  Sünnet olmak Müslümanlık alameti sayılır. Sünnetsiz birini görsek buna  gayri müslim demek yanlış olur. Türk bayrakları dalgalanan yerin  Türkiye, polis elbisesi giyenlerin de polis olduğu anlaşılır. Ancak  başka ülkede de Türk bayrağı dalgalanabilir, polis olmayan biri de,  polis elbisesi giyebilir. Ama bunlar istisnadır. İstisnalara bakıp da  genel bir hüküm verilemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah korkusunun alameti, haramlardan  kaçmaktır. Her günahı çok tehlikeli görmelidir! Müminin alametlerinden  biri de günahını çok tehlikeli görür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: <br /><b>(Mümin  günahını başucunda, hemen üstüne yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık  ise burnuna konmuş hemen uçacak sinek gibi görür.) </b>[Buhari]</p>
<p style="text-align: justify;">Bedenin  bozuk olması, yani günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir.  Açık saçık gezenlerin veya başka günah işleyenlerin, (Sen, kalbe bak,  kalbim temizdir) demelerinin yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br /><b>(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.)</b> [Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;">İçki  içen, kumar oynayan, namaz kılmayan, açık saçık gezen, başka vasıfları  ne kadar iyi olursa olsun, bir kere açıktan işlediği bir günahı vardır. O  peşinen salih birisi olmayı kaybetmiş, fasık sınıfına girmiştir.  Allah’ın emrine isyan ediyor. Tesettürlü olan, çok kötü olsa bile,  açıkça bir günahı görülmemektedir. Fahişelerin hemen hepsi açık saçık  giyinir. Tesettürlü kadından da fahişe olabilir, ama bu oran çok azdır.  Onun için kıyafetlerin önemi inkâr edilemez. “Dürüstlük giyim kuşamla  değil” diyen cahil türedilere itibar etmemelidir. Bir hadis-i şerifte  buyuruluyor ki: <br /><b>(Din cahillerinin çoğalması, kıyamet alametlerindendir.)</b> [Buhari]</p>
<p style="text-align: justify;">Haram  işleyene, günah işlediği bilinene, açıktan günah işleyene fasık denir.  Mesela namaz kılmayan, içki içen, kumar oynayan, yabancı kadınlara  bakan, hanımını, kızını açık gezdiren fasıktır. İşlediği günaha da fısk  denir. Küçük günaha devam eden de fasık olur. Fasıklar hakkında hadis-i  şeriflerde buyuruluyor ki:<br /><b>(Fasık övülünce, Rabbimiz gadaba gelir.)</b> [Beyheki]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Dinin afeti üçtür: Fasık âlim, zalim idareci, cahil sofu.)</b> [Deylemi]<br /><b><br />(Fıskı aşikâre olan fasıka lanet olsun.)</b> [Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Fıskını ilan eden fasık, hürmeti kaybetmiştir.)</b> [Deylemi] <br /><b><br /></b><b>Sual:</b> Kalb gözü nedir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Kalb gözü, baştaki gözden daha keskin görür. Nitekim Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, <b>(Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı) </b>buyuruluyor. (Necm 11)</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb gözünü kastederek buyuruyor ki: <br /><b>(Biz İbrahim’e, göklerin ve yerin gizli sırlarını gösterdik.) </b>[Enam 75]</p>
<p style="text-align: justify;">Bu görme işinden habersiz olana da <b>&#8220;kalbi kör&#8221; </b>buyuruyor. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, <b>(Gerçekte gözler değil, sinedeki kalbler kör olur) </b>buyuruluyor. (Hac 46)</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb körlüğü çok kötüdür. Kur&#8217;an-ı kerimde yine buyuruluyor ki: <br /><b>(Dünyada </b>[kalb gözü]<b> kör olan, ahirette de kördür.)</b> [İsra 72]</p>
<p style="text-align: justify;">Hadis-i şerifte de, <b>(Ümmetimden kalb gözü açık, ilham sahibi </b>[evliya] <b>kimseler vardır. </b>[Hazret-i] <b>Ömer bunlardan biridir) </b>buyuruldu. (Buhari)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Kalbim temiz mi?<br />Sual: </b>Kalbim  bir kararda kalmıyor. Bazen iyiye bazen kötüye meyledebiliyor. Kalbimin  hep temiz kalması ve sabit durması için ne yapmak gerekir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Müminin  kalbi zaten öyle olur. Kâfirin kalbi hareketsizdir. Kalbimizin temiz  mi, kirli mi olduğu günahlara olan durumundan belli olur. Bir hadis-i  şerif meali:<br /><b>(Her kalb fitneye maruz kalır. Hangi kalbe bir fitne </b>[günah] <b>sinerse,  orada bir siyah leke hasıl olur. Hangi kalb de, o fitneyi reddederse,  orada beyaz bir nokta meydana gelir. O kalb, beyaz bir bez gibi bembeyaz  olur. Fitne, ona hiç zarar veremez. Bulanık kalb ise, siyah bir taş  gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Böyle kalb iyilikleri  tanımaz, kötülükleri yadırgamaz ve hep nefsinin hevasına uyar.)</b> [Müslim]</p>
<p style="text-align: justify;">Demek  ki, günahlardan kaçıyorsak kalbimiz temizdir. Günahları rahat  işleyebiliyorsak kirlidir. Neyin günah olduğunu da dinimiz bildirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Zulmeti temizlemenin yolu</b><br /><b>Sual:</b> Günahlarımız, kötü kimselerin yemekleri ve bunlarla görüşmek sebebiyle, kalbimize gelen zulmet, nasıl temizlenir?<br /><b>CEVAP<br /></b>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />Kalbe gelen zulmeti [lekeleri] temizlemek için, tevbe ve istiğfar ederek Allahü teâlâya sığınmalıdır. <b>(1/171)</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b></b>Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki:<br />Beş zulmetin beş ışığı vardır:<br /><b>1-</b> Dünya zulmetinin ışığı ibadettir.<br /><b>2-</b> Günah zulmetinin ışığı tevbedir.<br /><b>3-</b> Kabir zulmetinin ışığı, <b>La</b> <b>ilahe illallah, Muhammedün Resulullah</b> demektir.<br /><b>4-</b> Âhiret karanlığının ışığı, salih ameldir.<br /><b>5-</b> Sırat karanlığının ışığı, yakîndir. [Doğru ve şüphesiz imandır.]</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Osman da buyurdu ki:<br />Dünya ve dünya malı için üzülmek kalbe zulmet verir. Âhiret için üzülmek ise kalbi nurlandırır. <b>(M. Ç. Y. Güzin)</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın yeri nedir?</title>
		<link>https://islamdini.de/insanin-yeri-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:12:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/insanin-yeri-nedir/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Mahlûklar içinde, insanların yeri nedir?CEVAPİnsanların dereceleri, bütün mahlûkların tam ortasındadır. İslamiyet’e uyanlar, yükselirler, meleklerden üstün olurlar. Nefslerine ve kötü arkadaşlara uyarak, İslamiyet’ten uzaklaşanlar, alçalırlar. İnsan, ruhu tarafından meleklere, bedenin yapısı bakımından hayvanlara benzemektedir. Ruh tarafını kuvvetlendiren kimse, meleklerden de üstün olur. Çünkü beden, insanı meleklikten uzaklaştırmakta, hayvanlara yaklaştırmakta iken,…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/insanin-yeri-nedir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Mahlûklar içinde, insanların yeri nedir?<br /><b>CEVAP<br /></b>İnsanların  dereceleri, bütün mahlûkların tam ortasındadır. İslamiyet’e uyanlar,  yükselirler, meleklerden üstün olurlar. Nefslerine ve kötü arkadaşlara  uyarak, İslamiyet’ten uzaklaşanlar, alçalırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan, ruhu  tarafından meleklere, bedenin yapısı bakımından hayvanlara  benzemektedir. Ruh tarafını kuvvetlendiren kimse, meleklerden de üstün  olur. Çünkü beden, insanı meleklikten uzaklaştırmakta, hayvanlara  yaklaştırmakta iken, bu alçalmaya karşı koymuş ve yükselmiştir. Melekte,  hayvanlaştırıcı bir beden yoktur. İyilikleri, meleklik ile birlikte  yaratılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kimse, bedeni kayırır, nefsi kuvvetlendirirse, hayvanlardan aşağı olur. Allahü teâlâ, <b>(Hatta onlar, hayvanlardan daha aşağıdır) </b>buyurarak, böyle kimselerin kötülüklerini bildirmektedir. <b>(Araf 179, Furkan 44)</b></p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü,  hayvanda akıl yoktur. Meleklere benzeyen ruhları da yoktur.  Şehvetlerine uymaları suç olmaz. İnsanlara akıl ışığı verilmiş  olduğundan, nefslerine uymaları, doğru yoldan sapmaları çok çirkin olur.  İnsanların, hayvanların yaşamaları için, en çok gerekeni havadır.  Havasızlığa birkaç dakikadan fazla dayanamazlar. Hemen ölürler. Hava,  aramakla, bulmakla, zahmet çekmekle ele geçecek bir şey olsaydı, bunu  arayacak kadar zaman bile yaşayamazlardı. Bu derece acil olan, bu çok  lüzumlu maddeyi, Allahü teâlâ, her yerde bulunacak ve mahlûklarının  ciğerlerine kadar, kendiliğinden, kolayca girecek şekilde yaratmıştır.  Yaşayabilmek için su, bu kadar acil değildir. İnsanlar ve hayvanlar,  suyu arayıp bulacak zaman kadar yaşayabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için, suyu  bulmak icap etmektedir. Hayvanlarda akıl bulunmadığı ve birbirlerine  yardımcı olmadıkları için, yiyeceklerine yardımcı olmadıkları için,  yiyeceklerini ve giyeceklerini hazırlayamazlar. Bundan dolayı,  yiyeceklerini pişirmeleri, hazırlamaları gerekmez. Ot, leş yerler. Tüy,  yün, kıl ile ısınırlar. Korunma aletleri, kendilerinde yaratılmıştır.  Birbirlerine muhtaç değildirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar ise, bütün bunları  hazırlamaya, düşünmeye mecburdur. Ekip biçmedikçe, ekmek yapmadıkça  doyamazlar. İplik ve dokuma ve dikicilik yapmadıkça giyinemezler.  Korunmaları için de, akıllarını zekâlarını işletmeleri, fen bilgisi  öğrenmeleri, sanayi kurmaları gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her hayvanda bulunan bir  çeşit üstünlük, insanda bir araya getirilmiştir. İnsanın, kendisinde  yaratılan bu üstünlükleri meydana çıkarması için, aklını kullanması,  fikrini yorması, çalışması gerekir. Saadet ve felaket kapılarının  anahtarı, insanın eline verilmiştir. Yükselmesi veya alçalması,  kuvvetini sarf etmesine ve çalışmasına bırakılmıştır. Aklını, fikrini  işleterek, saadet yolunu görüp, bu yolda yürümeye çalışırsa, içinde  yaratılmış olan yükseklikler, kıymetler eline geçer, yükselerek,  meleklere karışır. Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşur. Yok  eğer, nefsin zararlı arzularına uyarak, yaratıldığı gibi, hayvanlık  derecesinde kalırsa, işi tersine dönerek, alçala alçala,  esfel-üs-safiline düşer. Felaketten felakete, Cehenneme kadar  sürüklenir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıl, kalb, nefs ve beyin</title>
		<link>https://islamdini.de/akil-kalb-nefs-ve-beyin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:11:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/akil-kalb-nefs-ve-beyin/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Akıl, kalb, beyin ve nefsin görevleri nelerdir? Yerleri neresidir ve bizi idare eden beyin mi kalb midir?CEVAPAllahü teâlâ insanda görülmeyen üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Varlıklarını eserleriyle yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesiyle anlıyoruz. Akıl ve nefs beynimizde kalb, yüreğimizdedir. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Enbiya ve…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/akil-kalb-nefs-ve-beyin/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Akıl, kalb, beyin ve nefsin görevleri nelerdir? Yerleri neresidir ve bizi idare eden beyin mi kalb midir?<b><br />CEVAP<br /></b>Allahü  teâlâ insanda görülmeyen üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs.  Varlıklarını eserleriyle yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesiyle  anlıyoruz. Akıl ve nefs beynimizde kalb, yüreğimizdedir. Buralarda  bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Enbiya ve evliya  hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür, kâfirdir. Bu kötü nefse, <b>(nefs-i emmare)</b> denir. Kötülüklere sürükleyen nefs demektir, insanın en büyük düşmanıdır. Daha sonra kötü arkadaş ve şeytan gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeytan,  verdiği vesveseye uyulmadığını görünce, bundan vazgeçer, başka bir  vesvese verir. Şeytan köpeğe benzer, kovalanınca kaçar ise de, başka  taraftan yine gelir. Nefs-i emmare ise kaplana benzer, saldırması ancak  öldürmekle biter, ölünceye kadar yakamızı bırakmaz. Bir âyet meali:<br /><b>(Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder.)</b> [Yusuf 53]<br /><b><br />Edeb-üd-dünya</b> isimli kitaptaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir, sonra çoluk çocuğu gelir.)</b> [Deylemi]</p>
<p style="text-align: justify;"><b>(Asıl kahraman, nefsini yenendir.) </b>[El-Askeri] <br /><b><br />(Aklın  alameti, nefse galip gelmek ve öldükten sonra lazım olanları  hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet  beklemektir.) </b>[Tirmizi]</p>
<p style="text-align: justify;">Akıl, beyin vasıtası ile, his  uzuvlarından, şeytan ve nefsten kalbe gelen arzuları inceleyip,  iyilerini, kötülerinden ayıran bir kuvvettir. Ayırırken yanılmazsa <b>Akl-ı selim</b> denir. Akıl, nefsin isteklerini Peygamberlerin iyi dedikleri şeylerden  ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini tercih ederse,  nefsin arzularını yapmayı irade etmez. Yani beyin vasıtası ile, hareket  uzuvlarına bunu yaptırmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb, dinimizin iyi dediklerini, seçip yaptırırsa, insan saadete kavuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın  hareket organları, beynine, beyni de kalbine tâbidir. Kalbin emrine  uygun hareket ederler. Kalb, beyin vasıtası ile his organlarından ve ruh  vasıtası ile taraf-ı ilahiden ve akıldan, melekten, hafızadan, nefsten  ve şeytandan gelen tesirlerin toplandığı bir merkezdir. Bir hadis-i  şerif meali şöyledir:<br /><b>(Kalb, organların hükümdarıdır. Hükümdar iyi olunca emrindekiler de iyi olur. Bozuk olunca emrindekiler de bozulur.)</b> [Beyheki, İbni Adiy]</p>
<p style="text-align: justify;">Kalb,  akla uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz nimetlere  kavuşmalarına mani olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefs  ile <b>(Cihad-ı ekber)</b> olur. Allahü teâlâ cihad edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Bir âyet meali:<br /><b>(Allah’tan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.)</b> [Naziat 40, 41]</p>
<p style="text-align: justify;">Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<b> <br />(En üstün cihad, Allah yolunda nefsle yapılan cihattır.)</b> [Ebu Davud, Taberani]</p>
<p style="text-align: justify;">Nefs, insanların cihad sevabına kavuşmalarına meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Şeytanın nefsi yoktur<br />Sual:</b> Şeytanın da, bizim gibi nefs-i emmaresi var mıdır?<br /><b>CEVAP<br /></b>Hayır, yoktur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefs ile cihad</title>
		<link>https://islamdini.de/nefs-ile-cihad/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:11:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/nefs-ile-cihad/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Resulullahın ve Eshabı kiramın nefsleri itminana kavuştuğuna göre, (Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada başladık) hadisindeki nefsle olan cihad nedir?CEVAPİmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:Nefs mutmainne olunca, kıl kadar azgınlık, taşkınlık yapmaz. İslamiyet’e tam teslim olmuş, her kötülüğü yok olmuştur. Sahibi için kendini yok etmiştir. Böyle olan nefsin İslamiyet’e…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefs-ile-cihad/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Resulullahın ve Eshabı kiramın nefsleri itminana kavuştuğuna göre,<b> (Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada başladık)</b> hadisindeki nefsle olan cihad nedir?<br /><b>CEVAP<br /></b>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />Nefs  mutmainne olunca, kıl kadar azgınlık, taşkınlık yapmaz. İslamiyet’e tam  teslim olmuş, her kötülüğü yok olmuştur. Sahibi için kendini yok  etmiştir. Böyle olan nefsin İslamiyet’e uymaması, imkânsızdır. Nefs  Allahü teâlâdan, Allahü teâlâ da ondan razı olunca, artık taşkınlık,  azgınlık yapamaz. Azgın olandan razı olunmaz. Allahü teâlânın razı  olduğu nefs, razı olmayacak bir şey yapabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Hadis-i şerifte  bildirilen büyük cihad, bedene, cesede karşı yapılan cihaddır; çünkü  insanın bedeni, su, ateş, toprak ve hava gibi birbirine zıt olan dört  türlü maddeden yapılmıştır. Her çeşit madde, başka şeyler istemekte ve  başka şeylerden kaçmaktadır. İnsanın şehvani istekleri, bedenden  doğmaktadır. Gazap etmesi, istememesi de, bedenden ileri gelmektedir.  İnsanda bu cihadın sonu olmaz. Nefsin itminana ermesi, bu cihadı ortadan  kaldırmaz. Kalbin vilayet makamına kavuşmasıyla, bu cihad yok olmaz.  İnsanda bu cihadın bulunması, çeşitli faydalar sağlamaktadır. Böylece  beden temizlenir. Ahirette yüksek derecelere kavuşur. Dünya hayatında  beden kalbe tâbidir. Ahirette iş bunun tersinedir. Orada kalb bedene  tâbi olur. İnsan ölünce ahiret hayatı başlar. Bu cihad biter. <b>(2/50)</b></p>
<p style="text-align: justify;">Buradaki büyük cihad, insanın huyunu, İslam ahlakına uygun şekilde, düzeltmeye çalışmasıdır. <b>(Can çıkar huy çıkmaz) </b>sözü  doğrudur, yani huy tamamen yok olmaz; fakat terbiye edilebilir. Yani  insan İslam ahlâkıyla ahlâklanırsa, huyunu iyi yerde kullanır. Mesela  sert mizaçlıysa, bunu iyi yerde kullanır. Kötü kimselere karşı mücadele  eder. İnsan huysuzsa, mutlaka o huysuzluk bir gün çarpar, ya bir kalb  kırar yahut da birine bir hakaret eder, o zaman da kazandıklarının hepsi  gider.</p>
<p style="text-align: justify;">Kötü huy felakettir. Mesela şu iki kötü huy kimde varsa  çok fenadır. Biri inat, biri de kibirdir. Ben haklıyım, benim görüşüm  doğru demek ve kendini başkasından üstün görmek&#8230; Bunlar kâfirde varsa,  Müslüman olmasına engeldir. Şayet Müslümanda varsa, son nefeste imansız  gitmesine sebep olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Huy terbiyesi çok zordur. Peygamber efendimiz, <b>(Ben güzel ahlâkı tamamlamak, anlatmak için gönderildim)</b> buyuruyor. Yani huyunuzu düzeltmek için geldim diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamber  efendimizin en büyük mucizelerinden birisi, bütün işlerinin,  hareketlerinin, huylarının, hep ortada olmasıdır. En güzel ahlâk da,  aşırı uçlardan uzaklaşarak hep orta yolda olmaktır. Mesela, korkak olmak  da, çok atılgan olmak da iyi değildir. En iyisi, ikisinin ortasıdır  yani cesur olmak; ama gerektiğinde tehlikelerden de kaçmaktır. Her şeyin  ortasını yakalayan, bulan, yalnız Peygamber efendimizdir. Biz ortayı  bulamayız; ama ortalamasını bulmaya çalışmalıyız. Tam ortasından olmasa  da, ortalamadan giden yani mümkün olduğu kadar tam ortaya yakın hareket  etmeye çalışan kurtulur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefsi hor tutmak</title>
		<link>https://islamdini.de/nefsi-hor-tutmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:11:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/nefsi-hor-tutmak/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Tevazu göstermekle tevazu sahibi olmak farklı mıdır? İzzeti nefsine düşkün olmak zararlı mıdır?CEVAPTevazu göstermek yapmacık ve gülünç olur. Züğürdün hava atmasına benzer. Tevazu sahibi olmak ise tabiidir. Nefse düşkün olmak çok zararlıdır. Çünkü nefsin her istediği kendi zararınadır. Nefsin isteklerine uymamak için çalışmak cihad olur. Peygamber efendimiz nefsle mücahede…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefsi-hor-tutmak/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual: </b>Tevazu göstermekle tevazu sahibi olmak farklı mıdır? İzzeti nefsine düşkün olmak zararlı mıdır?<br /><b>CEVAP<br /></b>Tevazu  göstermek yapmacık ve gülünç olur. Züğürdün hava atmasına benzer.  Tevazu sahibi olmak ise tabiidir. Nefse düşkün olmak çok zararlıdır.  Çünkü nefsin her istediği kendi zararınadır. Nefsin isteklerine uymamak  için çalışmak cihad olur. Peygamber efendimiz nefsle mücahede yapmaya  büyük cihad adını vermiştir. Nefsin arzularından kaçıp dinimizin emrine  uymaya çalışmalıyız. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<b><br />(Nefsini hor  tutan, dinini kıymetlendirmiş, nefsini aziz tutan dinini hor tutmuş  olur. Din ise aziz tutulması lazım gelen en büyük nimettir. Nefsini  besleyen dinini zayıflatmış olur, dinini besleyen ise, dini de, nefsi de  makbul şekilde beslemiş olur.)</b> [Ebu Nuaym]<br /><b><br />(Ne mutlu o  kimseye ki, nefsini alçaltmadan tevazu gösterir, miskinliğe düşmeden  nefsini küçültür, malını günah olmayan yerlere harcar, yoksullara,  muhtaçlara merhamet eder, fıkıh ve hikmet ehli ile beraber olur, ilmi  ile amel eder, malının fazlasını infak eder ve sözünün fazlasını tutar.)</b> [Beyheki]<br /><b><br />(Allah’a ibadet yolunda nefsini zelil eden kimse, günah işleyerek şeref arayandan daha aziz olur.)</b> [Ebu Nuaym]</p>
<p style="text-align: justify;">Nefsini  hor, dinini aziz tutmanın en kestirme ve ferah yolu, imam-ı Rabbani  hazretleri gibi büyüklerin yolunda olmak, onları çok sevmek, onlarda  fani olmaktır. Böyle yapmayan, ne nefsini hor görebilir, ne de dinini  aziz tutabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefsimizle konuşma</title>
		<link>https://islamdini.de/nefsimizle-konusma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:10:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/nefsimizle-konusma/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Nefsimizi terbiye için ne yapmak gerekir?CEVAPNefs yaratılışta iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur ve hep tembellik etmek ve şehvetlerine kavuşmak ister. Allahü teâlâ bizlere, nefslerimizi bu huyundan vazgeçirmeyi, yanlış yoldan doğru yola çevirmeyi emretmektedir. Nefsin, saadete kavuşmasına mani olan en büyük perde, gafleti ve cehaletidir. Gafletten uyandırılır, saadetinin nelerde olduğu…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefsimizle-konusma/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Nefsimizi terbiye için ne yapmak gerekir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Nefs  yaratılışta iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur ve hep tembellik  etmek ve şehvetlerine kavuşmak ister. Allahü teâlâ bizlere,  nefslerimizi bu huyundan vazgeçirmeyi, yanlış yoldan doğru yola  çevirmeyi emretmektedir. Nefsin, saadete kavuşmasına mani olan en büyük  perde, gafleti ve cehaletidir. Gafletten uyandırılır, saadetinin nelerde  olduğu gösterilirse, kabul eder. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ, <b>(Onlara nasihat et! Nasihat, müminlere elbette fayda verir!) </b>buyurdu. O halde önce kendi nefsimize nasihat etmeli ve onu azarlamalıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">Nefsimize demeli ki;<br /><b>&#8211; Ey nefsim, yaptığın bütün işler kendi zararınadır.<br /></b>&#8211; Benim kâr ve zararım nedir?<br /><b><br />&#8211;  Sen bir tüccarsın, kârın ebedi saadet, zararın ise ebedi felaket&#8230;  Sermayen ise ömründür. Ebedi saadet ömür sermayesi ile kazanılır. Ömür  tükenince ticaret kesilir. Şu anda ölmüş olsaydın, salih amel  işleyebilmek için dünyaya geri gelmek istemez miydin?<br /></b>&#8211; Elbette isterdim.<br /><b><br />&#8211; Farzet ki öldün, bir günlüğüne dünyaya geldin. Uzun vadeli işe girilir mi?<br /></b>&#8211; Her günü nasıl karşılamalıyım?<br /><b><br />&#8211; Allahü teâlâ bana bugün de mühlet verdi, diye hareket etmelisin!<br /></b>&#8211; Fakat fazla çalışmak hoşuma gitmiyor. Allah affedebilir.<br /><b><br />&#8211; Ey nefsim, affolurum ümidiyle kendini avutma! Affa uğramak herkese nasip olmaz.<br /></b>&#8211; O halde ne yapmalıyım?<br /><b><br />&#8211; Ölümle seni terk eden her şeyi terk et! Dünyada ne kadar sıkıntı çekilirse, ahirette o kadar rahatlık var demektir.<br /></b>&#8211; Ben sıkıntıya gelemem.<br /><b><br />&#8211;  Ey nefsim farzet ki hasta oldun, mesela şeker hastası&#8230; Kendisine  itimat ettiğimiz mütehassıs bir doktor, senin çok sevdiğin tatlıları,  balı, baklavayı sana yasak etse, faydalı olur diye acı ilaçlar verse,  hastalığın iyi oluncaya kadar, uzun müddet sevdiğin tatlıları bırakıp,  acı ilaçları içmeye devam eder misin?<br /></b>&#8211; Kim etmez?<br /><b><br />&#8211;  Farz et ki, dostlarının yanına gitmek, sevdiklerine kavuşmak için uzun  bir yolculuğa çıktın. Varacağın yerde, istirahat edeceğini, gayet rahat  olacağını umduğun için yol meşakkatlerine, güç sıkıntılara ister istemez  katlanmaz mısın?<br /></b>&#8211; Elbette katlanırım.<br /><b><br />&#8211; İşte sen bir  yolcusun, varacağın yer ahirettir. Yolcu yol meşakkatlerine katlanmak  mecburiyetindedir. Şayet yoldaki sıkıntılara katlanmayıp, rahat edeyim  diye yola devam etmezse, ne olur?<br /></b>&#8211; Yolda kalır, sevdiklerine kavuşamaz, helak olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>&#8211;  O halde bazı sıkıntılara katlanmak gerekir. Bu sıkıntılar görünüşte çok  acı ise de, bunların birer nimet olduğunu unutmamalıdır. Nasıl şeker,  şeker hastası için bir zehir ise, dünya tamahı da şekerle kaplanmış  birer zehirdir.<br /></b>&#8211; Yani mal ve makamdan vaz mı geçeyim?<br /><b><br />&#8211;  Hayır, malın kendisi değil, mala muhabbet kötülenmiştir. Mal, Allahü  teâlânın verdiği bir nimettir. Ahireti kazanmak mal ile olur. Birçok  dini vazife mal ile olur. Sıhhat ve namus mal ile korunur. Mal, helal  yolda kullanılırsa, dünyalık değil, ahiretlik olur.<br /></b>&#8211; Ben çok  merhametliyim, bu sapıkların Cehenneme gitmesini istemiyorum. Ne  pahasına olursa olsun onlarla mücadele etmek istiyorum.<br /><b><br />&#8211;  Üstünde akrep olan bir kimsenin, o akrebi üstünden atmaya, onu öldürmeye  çalışmayıp da, başkasının yüzüne konan sinekleri kovalamaya çalışması  ahmaklık değil mi?<br /></b>&#8211; Evet.<br /><b><br />&#8211; O halde her biri zehirli akrepten daha fena olan birçok kötü huyun mevcutken, başkaları ile mücadele etmek uygun olmaz.</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefsin hilesi çoktur</title>
		<link>https://islamdini.de/nefsin-hilesi-coktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/nefsin-hilesi-coktur/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Nefsin hileleri bilinirse nefsi terbiye etmek daha kolay olur. Nefsin hileleri nelerdir?CEVAPİmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nefs-i emmareden hasıl olan kötülükler, insanın kendi hastalığıdır. Öldürücü zehirdir ve kullukla bağdaşmaz. Dışardan gelen kötü istekler, şeytandan gelmiş olmakla beraber, geçici hastalık olur. Ufak bir ilaç ile, kolayca giderilebilir. Kur’an-ı kerimde, (Şeytanın…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefsin-hilesi-coktur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Nefsin hileleri bilinirse nefsi terbiye etmek daha kolay olur. Nefsin hileleri nelerdir?<br /><b>CEVAP<br /></b>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: <br />Nefs-i  emmareden hasıl olan kötülükler, insanın kendi hastalığıdır. Öldürücü  zehirdir ve kullukla bağdaşmaz. Dışardan gelen kötü istekler, şeytandan  gelmiş olmakla beraber, geçici hastalık olur. Ufak bir ilaç ile, kolayca  giderilebilir. Kur’an-ı kerimde, <b>(Şeytanın aldatması, elbette zayıftır)</b> buyuruldu. En büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zaman  yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç  düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Onun yardımı ile bizi yaralıyor.  Varlıklar içinde en cahil olanı, insanın nefsidir. Çünkü, nefs-i emmare  kendine düşmanlık yapmaktadır. Hep, kendini yok edici şeyleri  istemektedir. Her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her  işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya  karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uymaktadır. <b>(3/27)<br /></b><br />Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: <br />Gençlik,  ömrün en kıymetli, İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu  zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun  ki, en şerefli, en lüzumlu iş olan, marifetullahı kazanmayı, hayal olan  ömrün sonuna bırakıyoruz. En şerefli olan zamanlarını, en zararlı, en  kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyoruz. Peygamber  efendimiz, <b>(Yarın yaparım diyenler, aldandı) </b>buyurdu. Allahü  teâlâ, insan ve cinleri marifetullaha ve Allahü teâlânın rızasına,  sevgisine kavuşmak için yarattı. Nefslerimizin arzuları peşinde koşan  biz ahmaklar, ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? Ne zamana kadar  bu nimetten mahrum kalacağız? Nefsi ve şeytanı sevindirmeye ve Allahü  teâlânın rızasından mahrum  kalmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Dünya  lezzetleri nefsin arzularıdır. İnsanın, Allahü teâlânın marifetine  kavuşmasına mani olan en kuvvetli düşman da nefsin arzularıdır. Bu  arzular bitmez ve tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır. <b>(Maksudun, mabudundur) </b>sözü meşhurdur. <b>(Nefslerinin arzularını ilah edinenler)</b> âyet-i kerimesi, bu sözümün vesikasıdır. <b>(1/65)</b></p>
<p style="text-align: justify;">Nefs hakkında<b> Yunus Emre </b>de der ki:<b><br /></b>Hak bir nefs verdi ki bana, ha demeden hayran olur<br />Bir an gelir neşe saçar, bir an gelir giryan olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir dilsiz olur, söz söylemez kalır naçar<br />Bir an dili hikmet saçar, dertlilere derman olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an çıkar Arş üstüne bir an iner yer altına<br />Bir an denizde damladır, bir an taşar umman olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an cehalette kalır hiçbir şeyi bilmez olur<br />Bir an irfan kaynağıdır, hikmet ehli Lokman olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an giderek camiye yüzünü sürer secdeye<br />Bir an varır kiliseye İncil okur ruhban olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir İsa gibi, ölmüşleri eyler diri<br />Bir an çok kabarır kibri, Firavunla Haman olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an döner Cebraile rahmet saçar her mahfile<br />Bir an biter her gaile miskin Yunus hayran olur</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Yunus Emre</b>’ye nazire olarak deniyor ki:<br />Bir an gelir dost iken, yedi kat bir el olur<br />Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur,<br />Herkese gölge veren büyük bir çınar olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir para der, haram helal ayırmaz<br />Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir inanır, hak ehlinin sözüne<br />Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir sert bakar gözünde şimşek çakar<br />Yılların kazancını, tutar bir anda yakar</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur<br />Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur<br />İman İslam tanımaz kıpkızıl dinsiz olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir uysaldır, her şeyi kabul eder<br />Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir tanımaz, herkese ağyâr olur<br />Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir harama kapatır gözlerini<br />Hatırından çıkarmaz Resulün sözlerini</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an gelir zulmeder, ruhumuzu inletir<br />Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aman ha aman, nefse uyanın hali yaman<br />Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefse hakim olmak</title>
		<link>https://islamdini.de/nefse-hakim-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 06:09:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nefs ve kalb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/nefse-hakim-olmak/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Nefse nasıl hakim olabiliriz?CEVAPNefsini terbiye eden ona hakim olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:(İnanıp nefsini ıslah edene korku ve üzüntü yoktur.) [Enam 48](Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte bırakan, zarar etmiştir.) [Şems 8,9](Sana gelen iyilik Allah‘tan, her kötülük ise nefsindendir.) [Nisa 79](Hazret-i Yusuf dedi ki: Ben nefsimi temize çıkarmam, benim…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/nefse-hakim-olmak/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><b>Sual:</b> Nefse nasıl hakim olabiliriz?<br /><b>CEVAP<br /></b>Nefsini terbiye eden ona hakim olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br /><b>(İnanıp nefsini ıslah edene korku ve üzüntü yoktur.)</b> [Enam 48]<br /><b><br />(Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte bırakan, zarar etmiştir.) </b>[Şems 8,9]<br /><b><br />(Sana gelen iyilik Allah‘tan, her kötülük ise nefsindendir.)</b> [Nisa 79]<br /><b><br />(</b>Hazret-i Yusuf dedi ki: <b>Ben  nefsimi temize çıkarmam, benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum,  çünkü nefs, Rabbim acıyıp korumadıkça, hep kötülüğü emreder.) </b>[Yusuf 53]</p>
<p style="text-align: justify;">Allahü  teâlâ her şeyden önce aklı yaratmış, ona ilim, zeka, hulus, doğruluk,  cömertlik, tevekkül, korku, ümit gibi hasletler vermiştir. İşte, bu  akılla müşerref olan kimse, cenab-ı Hakkın varlığını ve birliğini tasdik  ederek, Onun rızasına kavuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">Günahlar nefse tatlı gelir. İbadetler ise nefse zor gelir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br /><b>(Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) </b>[Buhari]<b><br /></b>Mümin,  nefsine aldanarak günah işleyebilir. Fakat, günah işlerken, aklı ve  imanı onu üzer. İnsan, aklı ile iman eder. Nefse tatlı geldiği için de,  günaha sürüklenir. Bundan dolayı, iman ile isyanın [günah işlemenin]  aynı olmadığı, ayrı olduğu anlaşılır. Yani günah işleyene, ibadet  etmeyene kâfir denmez. Bid’at fırkalarından bazıları, namaz kılmayana  veya başka günah işleyene kâfir diyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı kimseler, hiç  ibadet yapmaz, haramlardan sakınmaz, yani İslamiyet&#8217;e uymaz. (Allah  kerimdir, beni de affeder) der. Burada nefs ve şeytan kendilerini  aldatmakta, isyana sürüklemektedir. Aklı olan kimse, bunlara aldanmaz.  Allahü teâlâ, kerim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu dünyada,  çoklarını fakirlik ve sıkıntılar içinde yaşattığını görüyoruz. Nice  kullarını, hiç çekinmeden azaplar içinde yaşatıyor. Herkesi yaşatan O  olduğu halde, yiyip içmeyen insanı yaşatmıyor. İlaç kullanmayan hastaya  şifa vermiyor. Yaşamak, hasta olmamak ve mal sahibi olabilmek gibi,  dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayanlara  hiç acımayıp, dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret  nimetlerine kavuşmak da böyledir. Küfür, kalbi ve ruhu öldüren bir  zehirdir. Tembellik de, ruhu hasta yapar. Bunlara ilaç yapılmazsa, ruh  hastalanır, ölür. Küfrün ve cahilliğin biricik ilacı, ilimdir.  Tembelliğin ilacı da, namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir  kimse, (Allah kerimdir bana zehir tesir etmez) diyerek zehir yiyip  içse, hastalanır, ölür. İnsanların bedenleri nazik olduğu için, yiyip  içmek, giyinmek ve barınmak gibi şeylere ihtiyaç duyar. Bunları bulmak  ve İslamiyet&#8217;e uygun olarak kullanabilmek için, hazırlamak çok güçtür.  Bu işlerin kolay ve rahat yapılması için, insanlarda <b>Nefs</b> denilen  bir kuvvet yaratılmıştır. Nefs, bedene lazım olan şeylerin yapılmasını  ister. Bu şeyleri fazlası ile yapmak ona tatlı gelir. Nefsin isteklerine  <b>Şehvet</b> denir. Şehveti, akla danışmadan, ihtiyaçtan fazla yapması, kalbe ve bedene zarar verir, günah olur.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan,  nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o kadar  yükselir, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymeti olmaz. O halde  nefsimizi kibirlenmekten korumalıyız. İlmi olduğu halde, kibrin zararını  bilmeyene âlim denmez. İnsanın ilmi arttıkça, Allah’tan korkması da  artar, günah işlemeye cesaret edemez.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Murakabe nedir?<br />Sual:</b> Murakabe nedir?<br /><b>CEVAP<br /></b>Sözlük  manası, kontrol etmektir. Istılah manası ise, kulun, bütün hâllerinde,  Allahü teâlânın kendini gördüğünü bilmesi ve Onu unutmaması demektir.  Bir diğer manası da, nefsi kontrol etmek, ondan gâfil olmamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nefsin  her an gözetilmesi, kontrol edilmesi lâzımdır. Ondan gâfil olursak,  nefs, şehvet ve tembelliği ister. Murakabenin esası, her yaptığımızı,  her düşündüğümüzü Allahü teâlânın bildiğini unutmamaktır. İnsanlar  birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, dışını gördüğü gibi, içini  yani niyetini, düşüncesini bilir. Bu durumu bilenin, işleri ve  düşünceleri elbette dine uygun olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Murakabe, Allahü teâlânın her an insanı görmekte ve bilmekte olduğunu düşünmektir. Bu da, doğru namaz kılmakla hâsıl olur. <b>(H. S. Vesikaları)<br /></b><br />İmam-ı  Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Evliyanın çoğu her gece, o gün yapmış  olduğu işlerini, sözlerini, hareketlerini, düşüncelerini, her birinin  niçin olduğunu anlarlar. Kusurlarını ve günahlarını temizlemek için,  tevbe ve istiğfar ederler. Her gece yatarken yüz defa,<b> (Sübhanallahi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber)</b> okuyan, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır. <b>(1/309)</b></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
