“Ulu şâr, bir yönüyle maddî, bir yönüyle de manevi âleme bakar”

“Ulu şâr, bir yönüyle maddî, bir yönüyle de manevi âleme bakar”




 

O artık bir meczup gibiydi… Aklı fikri hocasının “ULU ŞÂR” ilahisindeydi…

 

 

Zülküf’ün komşusu, can kulağıyla dinliyordu:

– Cenâb-ı Allah iki cihan arasında bir şehir yaratmış. İşte bu ulu şehir insan gönlüdür, kalbidir. İnsan gönlü, büyük bir şehre, büyük bir ummana benzer. Bu ulu şâr, bir yönü ile maddî âleme yâni dünyaya, diğer yönü ile mânevî âleme yâni âhirete bakar.

– Bize göre değil Zülküf, hadi eve!

– Bana göre de değildi de hocam Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri anlatınca anladım!

– Bugün “hocam hocam” dediğini daha dün yerin dibine sokup çıkarıyordun, ne değişti de böyle oldun Zülküf?

– Yaramı deşme be komşum! Zaten o günleri düşününce kahroluyorum! Bir de sen tuz ekme!

– Tamam tamam! Söylememiş olayım! O ilahide Numan Efendi ne demek istemişti?

– Allahü teâlâ; malumunuz, akılla idrak edilemez, ancak kalp ile tanınır ve sevilir. Yani Cenâb-ı Allah’ı anlamanın yeri kalptir. Hak teâlânın kalpten bu şekilde bir marifeti vardır ki bu; akıllar üstü marifettir; tabii ki akılla, mantıkla izah edilemiyor! Ancak kalpte…

– Her neyse… O iş bana göre değil! Hadi eve gidelim! Orada konuşalım. Belli sen tutuşmuşsun, yanıyorsun. Sana soğuk-moğuk işlemez mi? Biz gariban köylülere acı bari, hadi…

– “Peki” deyip köye yöneldiler.

Onun aklı fikri hocasının “ULU ŞÂR” ilahisindeydi… Dudakları durmadan o mısraları terennüm ediyordu. Meczup gibiydi…

– Bakın komşum; bu mısralar neler neler anlatıyor:

 

Nagihân bir şâra vardım,

Ânı ben yapılır gördüm,

Ben dahî bile yapıldım,

Taş ve toprak ârasinde.

 

– Bana hitap etmiyor bizim köylü Numan Efendi!

– Ediyor! Hepimize ediyor! Bakın burada: “Birdenbire, aniden bir şehre vardım” diyor. Yani mânevî âlemlere adım atışından bahsediyor muhterem Hocam. Onu, yani gönlünü; yapılır görmesi, gönlünün devamlı gelişme, ilerleme hâlinde olmasını, aralıksız mânevî olgunluğa doğru yükselişini görüyor ve anladığını dile getiriyor. Yani kendi ilerleyişini anlatıyor. Bizlere de ibret almamızı… Kim bilsin ne muhteşem keşifler içindeydi o! Bu yöneliş; gönlün; yani kalbin noksanlıklardan, nefsin hastalıklarından temizlenmesine işaret ediyor. Ya bizim azgın nefislerimiz ne olacak?

– Her köye geldiğinde “Nefsini tanıyan Rabbini tanır” diyordu Numan efendi. Nefsimizi bilmiyoruz ki tanıyalım! Çok yüksek hâllerden bahsediyorsun Zülküf! Bizim seviyemize in…

– Onların her şeyi yüksek zaten!  Hacı Bayram-ı Veli “Ben dahî bile yapıldım,/Taş ve toprak arasında” deme ihtiyacı duyuyor. Taş ve toprak arasında işe yarar, faydalı hâle geldiğini, yapıldığını dile getiriyor. Taş; katılığı, sertliği, insandaki menfilikleri belki de nefsini temsil ediyor, toprak ise iyilikleri ve güzellikleri… Bu iki kısmın düzenlenmesi, kalbin olgunlaşması, onun inşa edilişi manasına geliyor hocamın gözünde. DEVAMI YARIN