Vicdan azabı…

Vicdan azabı…




Haberlerde bir zanlı mikrofona “pişmanım ama vicdan azabı duymuyorum” demişti!..

 

Yaklaşık otuz yıl gardiyanlık yapmış ve yirmi beş yıl önce emekli olmuş babamın bir hatırası aklıma geldi. Babam, göreve başladığı 60’lı yıllarda, cezaevinde nöbet tuttuğu bir gece, genç bir mahkûm, bir evin bir oğlu, bileklerini keserek intihara kalkışmış.

Çocuğun, sayıma çıkmadığını fark eden diğer mahkûmlar, olayı hemen gardiyana bildirmiş ve intihar eden şahıs ambulansla hastaneye gönderilmiş. Babam da yanında…

Acile yatırılan mahkûma bakmaya genç bir doktor gelmiş. Genç doktor, belki mahkûm olduğu, belki intihar ettiği için, belki bir anlık gaflet ile mahkûmu üstünkörü muayene etmiş. Daha sonra hastanın öldüğünü ve morga kaldırılmasını söylemiş. Babam, bu genci çok yakından olmasa da daha önceden tanıyormuş. Hayatını kaybeden genç için çok üzülmüş. Ölen mahkûmu son bir kez daha görmek için morga gitmiş. Morgda cansız yatan adamın nabzını gayri ihtiyari kontrol etmiş ve bakmış ki nabzı atıyor. O anda gençliğin verdiği büyük bir öfke patlamasıyla başlamış doktorun ardından saydırmaya…

Bu sırada yaşlı ve tecrübeli bir hemşire, tesadüfen koridordan geçerken babamın feryatlarını duyuyor ve şöyle sesleniyor:

“Ayıp oluyor beyefendi… Burası bir hastane!”

Babam, o öfkeyle hemşireye;

“Öldü” diye morga atılan mahkûmun da insan olduğunu, doktorun yeterince kendisiyle ilgilenmediğini ama hastanın yaşadığını söylemiş.

O tecrübeli hemşirenin oğlu da bir mahkûmmuş. Belki o yüzden güngörmüş kadın, sanki morgdaki kendi oğluymuş gibi hemen koşuyor ve intihar eden genci kontrol ediyor. Bakıyor ki babam haklı, adam yaşıyor. Hemen yanına birkaç hemşire daha çağırıyor. Eline bir cımbız alıp kesilen damarları tek tek birleştiriyor. Diğer hemşireler, hastanın kan grubundan birkaç ünite kan getirip delikanlıya veriyorlar ve bu şekilde mahkûmun hayatı kurtuluyor.    

Mahkûm iyileştikten sonra babam, onunla daha yakından ilgileniyor. Bir gün o gence niçin intihar ettiğini soruyor. Delikanlı, gözlerini süzerek ağlamaklı bir bakışla “Vicdan azabı… Öldürdüğüm adamın yüzü hiç aklımdan çıkmıyor” diye cevap veriyor.

Henüz 12 yaşındayken babamdan bu hatırayı dinleyince “Vicdan azabı da ne demek?” diye düşünmüştüm. Vicdan azabı, insanın bir suç işledikten sonra kendisine ceza kesmesi demekmiş; sonradan öğrendim. Aslında bir suçluya, vicdan azabından daha büyük ceza olmaz. Tabii ki adamda vicdan varsa!..

          İhsan Ağır

Vicdan azabı…

 

Spot: Haberlerde bir zanlı mikrofona “pişmanım ama vicdan azabı duymuyorum” demişti!..

 

Yaklaşık otuz yıl gardiyanlık yapmış ve yirmi beş yıl önce emekli olmuş babamın bir hatırası aklıma geldi. Babam, göreve başladığı 60’lı yıllarda, cezaevinde nöbet tuttuğu bir gece, genç bir mahkûm, bir evin bir oğlu, bileklerini keserek intihara kalkışmış.

Çocuğun, sayıma çıkmadığını fark eden diğer mahkûmlar, olayı hemen gardiyana bildirmiş ve intihar eden şahıs ambulansla hastaneye gönderilmiş. Babam da yanında…

Acile yatırılan mahkûma bakmaya genç bir doktor gelmiş. Genç doktor, belki mahkûm olduğu, belki intihar ettiği için, belki bir anlık gaflet ile mahkûmu üstünkörü muayene etmiş. Daha sonra hastanın öldüğünü ve morga kaldırılmasını söylemiş. Babam, bu genci çok yakından olmasa da daha önceden tanıyormuş. Hayatını kaybeden genç için çok üzülmüş. Ölen mahkûmu son bir kez daha görmek için morga gitmiş. Morgda cansız yatan adamın nabzını gayri ihtiyari kontrol etmiş ve bakmış ki nabzı atıyor. O anda gençliğin verdiği büyük bir öfke patlamasıyla başlamış doktorun ardından saydırmaya…

Bu sırada yaşlı ve tecrübeli bir hemşire, tesadüfen koridordan geçerken babamın feryatlarını duyuyor ve şöyle sesleniyor:

“Ayıp oluyor beyefendi… Burası bir hastane!”

Babam, o öfkeyle hemşireye;

“Öldü” diye morga atılan mahkûmun da insan olduğunu, doktorun yeterince kendisiyle ilgilenmediğini ama hastanın yaşadığını söylemiş.

O tecrübeli hemşirenin oğlu da bir mahkûmmuş. Belki o yüzden güngörmüş kadın, sanki morgdaki kendi oğluymuş gibi hemen koşuyor ve intihar eden genci kontrol ediyor. Bakıyor ki babam haklı, adam yaşıyor. Hemen yanına birkaç hemşire daha çağırıyor. Eline bir cımbız alıp kesilen damarları tek tek birleştiriyor. Diğer hemşireler, hastanın kan grubundan birkaç ünite kan getirip delikanlıya veriyorlar ve bu şekilde mahkûmun hayatı kurtuluyor.    

Mahkûm iyileştikten sonra babam, onunla daha yakından ilgileniyor. Bir gün o gence niçin intihar ettiğini soruyor. Delikanlı, gözlerini süzerek ağlamaklı bir bakışla “Vicdan azabı… Öldürdüğüm adamın yüzü hiç aklımdan çıkmıyor” diye cevap veriyor.

Henüz 12 yaşındayken babamdan bu hatırayı dinleyince “Vicdan azabı da ne demek?” diye düşünmüştüm. Vicdan azabı, insanın bir suç işledikten sonra kendisine ceza kesmesi demekmiş; sonradan öğrendim. Aslında bir suçluya, vicdan azabından daha büyük ceza olmaz. Tabii ki adamda vicdan varsa!..

          İhsan Ağır