<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları&gt;M. Ali Demirbaş &#8211; İslam Dini</title>
	<atom:link href="https://islamdini.de/konular/kose-yazilarim-ali-demirbas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamdini.de</link>
	<description>Ehl-i sünnet vel-cemaat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Feb 2018 22:05:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Her din, önceki dini neshetmiş midir?</title>
		<link>https://islamdini.de/her-din-onceki-dini-neshetmis-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 22:05:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/her-din-onceki-dini-neshetmis-midir/</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed aleyhisselam, bütün âlemlere Peygamber olarak gönderildi. Sual: Gönderilen her peygamber, kendinden önce gelen peygamberin dinini yürürlükten kaldırıyor mu idi? Mesela hazret-i İsa’nın gelmesi ile, hazret-i Musa’nın dini yürürlükten kalkmış mı idi? Cevap: Peygamberlerden Hûd aleyhisselam Âd kavmine; Salih aleyhisselam Semud kavmine gönderildiği gibi, Musa…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/her-din-onceki-dini-neshetmis-midir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>İnsanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed aleyhisselam, bütün âlemlere Peygamber olarak gönderildi.</strong> </p>
<div><strong><em>Sual: Gönderilen her peygamber, kendinden önce gelen  peygamberin dinini yürürlükten kaldırıyor mu idi? Mesela hazret-i  İsa’nın gelmesi ile, hazret-i Musa’nın dini yürürlükten kalkmış mı idi?</em></strong></div>
<div><strong>Cevap:</strong> Peygamberlerden Hûd aleyhisselam Âd  kavmine; Salih aleyhisselam Semud kavmine gönderildiği gibi, Musa  aleyhisselam da Benî İsrail’e gönderilmiştir. Yuşa, Harun, Davut,  Süleyman, Zekeriya ve Yahya aleyhimüsselam da, yine Benî İsrail’e  gönderilmiştir. Fakat, bunların ayrı dinleri olmayıp, Benî İsrail’i,  Mûsâ aleyhisselamın dinine davet etmişlerdi. Davut aleyhisselama Zebur  kitabı inmiş ise de, Zebur’da yeni hükümler, emirle, ibadetler yoktu,  vaaz ve nasihatlerle dolu idi. Bunun için, Tevrat’ı neshetmedi,  yürürlükten kaldırmadı, hatta, onu kuvvetlendirdi. Bunun için, Mûsâ  aleyhisselamın dini, İsa aleyhisselam zamanına kadar devam etti. İsa  aleyhisselam gelince, bunun dini, Mûsâ aleyhisselamın dinini neshetti,  Tevrat’ın hükmü kalmadı ve bundan sonra, Mûsâ aleyhisselamın dinine  uymak caiz olmayıp, ta Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, İsa  aleyhisselamın dinine uymak lazım oldu. Fakat, Benî İsrail’in çoğu, İsa  aleyhisselama iman etmeyip, Tevrat’a uymak için inat etti. İşte  Yahudilik, Musevilik ile Nasaralık yani İsevilik böylece ayrıldı.</div>
<div>İsa aleyhisselama iman edenlere Nasara denildi. Bugün, Hristiyan  deniliyor. İsa aleyhisselama iman etmeyip de, dalâlette kalanlara Yahudi  denildi. Yahudiler, hâlâ Mûsâ aleyhisselamın dinine uyup, Tevrat ve  Zebur okuyoruz diyor. Nasara da, İsa aleyhisselamın dinine uyup, İncil  okuyoruz diyor. Halbuki, iki cihanın seyidi, insanların ve cinnin  hepsinin Peygamberi Muhammed aleyhisselam, bütün âlemlere Peygamber  olarak gönderildi ve dini ki, Dîn-i islamdır, bütün dinleri neshetti. Bu  dinin hükmü kıyamete kadar süreceğinden, dünyanın hiçbir yerinde, Onun  dininden başka bir dinde bulunmak caiz olmadı. Ondan sonra, hiç  Peygamber gelmeyecektir.</div>
<div><strong> ***</strong></div>
<div><strong><em>Sual: Başım için veya oğlumun, kızımın başı için diyerek yemin etmekte, dinimiz açısından bir mahzur var mıdır?</em></strong></div>
<div><strong>Cevap:</strong> Bir kimse, oğlumun, babamın başı veya başım  için diyerek yemin etse, mesela vallahi oğlumun başı için diyerek yemin  etse, bu kimsenin imanının gitmesinden korkulur.</div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah bu nimeti, sevdiği kuluna verir</title>
		<link>https://islamdini.de/allah-bu-nimeti-sevdigi-kuluna-verir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:33:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/allah-bu-nimeti-sevdigi-kuluna-verir/</guid>

					<description><![CDATA[Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İslamiyet hasta olmamanın şartlarını bildirmiştir. Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uyanlar kolay kolay hasta olmazlar. Bunlara uyulduğu hâlde gelen hastalık, lütf-u ilâhîdir, mümine hediyedir. Kimyada katalizör denilen maddeler vardır. Mesela kendi hâline bırakılınca beş sene süren bir deney, katalizör madde konulunca, beş saniyede biter. Yani…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/allah-bu-nimeti-sevdigi-kuluna-verir/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:</strong></div>
<div style="text-align: justify;">İslamiyet  hasta olmamanın şartlarını bildirmiştir. Allahü teâlânın emirlerine ve  yasaklarına uyanlar kolay kolay hasta olmazlar. Bunlara uyulduğu hâlde  gelen hastalık, lütf-u ilâhîdir, mümine hediyedir.</div>
<div style="text-align: justify;">Kimyada  katalizör denilen maddeler vardır. Mesela kendi hâline bırakılınca beş  sene süren bir deney, katalizör madde konulunca, beş saniyede biter.  Yani senelerin işi, katalizör sayesinde saniyeler içerisinde tamamlanır.  Allahü teâlâ, insanları kendisine kavuşturmak için yarattı. Mümin kulun  bu dünyadaki tek gayesi budur. Fakat bu gayeye ulaşmak çok uzun  sürebilir, belki bir ömür dahi yetmeyebilir. İşte Allahü teâlâ, kulunun  vuslatını çabuklaştırmak için, katalizör madde olarak musibetler verir.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />İmam-ı Rabbânî hazretleri, </strong>(Allahü  teâlâ tarafından gelen derd-ü bela, kemend-i mahbubdur) buyuruyor.  Sevileni kendine çekici işlerdir. İnsan dünya nimetlerine kavuşunca,  Allahü teâlâdan yüz çevirip başka yerlere kaçmak ister. İşte Cenâb-ı Hak  o zaman kulunun boğazına kement atar. O kement, insanın boğazından  geçer, fakat henüz gevşektir. İnsan Allahü teâlâdan uzaklaşırken, kement  daralır, boğaz sıkılmaya başlar. Biraz daha uzaklaşacak olsa  boğulacağını anlar. Onun için yine geriye döner. İşte Allahü teâlânın  kuluna verdiği sıkıntılar, o kulun azmaması, kaçmaması için bir  kementtir. Bu ne büyük nimettir!</div>
<div style="text-align: justify;">Allahü teâlâ kullarını  yaratırken, kalblerini hasta yaratmıştır. Ama o hastalık, hastanede  tedavi olmaz. Zira yürek başka, kalb başkadır. Bu vücuda rahatsızlık  veren her şey, insanın âcizliğini anlamasına, Allah’a dönmesine sebep  olur. Onun için de bu sıkıntılar kalb için şifadır. İlacı bu dünyada  verilmezse, Allah korusun, âhirette şifaya kavuşması çok daha zordur.  Çünkü kalbdeki o hastalık, ancak ateşle temizlenir. Allahü teâlâ kulunu  yakmamak için, ona dünyada biraz rahatsızlık verir. Kul da tevbe ve  istiğfar eder.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">(Her ne gelirse yahşîdir, zira o dostun  bahşidir) buyurulmuştur. Allah’tan geleni kime şikâyet edeceğiz? Allahü  teâlâ bu nimeti, sevdiği kuluna verir. Nimetten şikâyet edilir mi?  Evliya zatlar bunu bildiği için, onlara dertler çok tatlı gelir.  Günümüzde ise böyle zatlar yok gibidir. Sahtelerine de aldanmamalı,  sadece bu büyüklerin kitaplarını okumalıdır. Büyüklerin istediği sohbet  de, beraber kitap okumaktır, başka türlüsü uygun değildir. Onların  kitaplarını severek her gün okuyan, zamanla onlara benzeyerek dertlerden  zevk almaya başlar.</div>
<div style="text-align: justify;"> ***</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Not: </strong>Sağlık sebepleriyle bir süre yazılarıma ara vereceğim. Dualarınızı istirham ediyorum.</div>
<div style="text-align: justify;">Mehmet Ali Demirbaş</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kıymetli öğütler</title>
		<link>https://islamdini.de/bazi-kiymetli-ogutler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/bazi-kiymetli-ogutler/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Çocuklar ve gençler için pratik birkaç öğüt vermek mümkün müdür? CEVAP: İslam âlimlerinin nasihatlerinden bazıları şöyledir: 1- (Besmeleyle başlanmayan her önemli iş noksan kalır) hadis-i şerifine uyarak her işe Besmeleyle başlamalı. Allahü teâlâ Hazret-i İsa’ya, (Yatarken, kalkarken, otururken, ayaktayken, inerken, çıkarken, dururken, yürürken Besmele oku! Kıyamette bir kimsenin amel…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bazi-kiymetli-ogutler/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Sual: Çocuklar ve gençler için pratik birkaç öğüt vermek mümkün müdür?</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />CEVAP: </strong>İslam âlimlerinin nasihatlerinden bazıları şöyledir:</div>
<div style="text-align: justify;">1-  (Besmeleyle başlanmayan her önemli iş noksan kalır) hadis-i şerifine  uyarak her işe Besmeleyle başlamalı. Allahü teâlâ Hazret-i İsa’ya,  (Yatarken, kalkarken, otururken, ayaktayken, inerken, çıkarken,  dururken, yürürken Besmele oku! Kıyamette bir kimsenin amel defterinde,  800 Besmele varsa, o kimse bana inanmış ve benim Rab olduğumu tasdik  etmiştir. Onu Cehennemden çıkarır, Cennetime koyarım) buyurmuştur.</div>
<div style="text-align: justify;">2-  (Çalışmaya erken gidenin işi bereketli olur ve başarı kazanır) hadis-i  şerifine uyarak, sabah erken kalkmalı ve işe erken başlamalı. İbni Abbas  hazretleri sabah vakti uyuyan oğluna, (Rızıkların dağıtıldığı saatte  uyunmaz. Bu saatte uyumak, tembellik alametidir, unutkanlığa sebep olur)  buyurmuştur. (Sabah uykusu rızka manidir) ve (Namaz uykudan hayırlıdır)  hadis-i şeriflerini hiç unutmayıp sabah namazını kaçırmamak için  gerekli tedbirleri almalıdır.</div>
<div style="text-align: justify;">3- Namazları vakti girince  hemen kılmalı. Peygamber efendimizin son sözü, (Namaza dikkat edin!)  mealindeydi. Merhum Hocamız da, (Namaza mani olan işte hayır yoktur)  buyururdu.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>KİMİNLE OLDUĞUN ÖNEMLİDİR</strong></div>
<div style="text-align: justify;">4-  (İnsanın dini arkadaşının dini gibidir. O hâlde kiminle arkadaşlık  ettiğinize dikkat edin!) hadis-i şerifinde bildirildiği gibi bütün  kötülüklerin başı kötü arkadaştır. O hâlde sâlihlerle arkadaş olmalı.  Atalarımız da, (Arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim)  demiştir. İyi insan olmak için, iyilerle beraber ol! Büyüklerimiz, (Kim  olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir) buyururlardı.</div>
<div style="text-align: justify;">5-  Babamın iki nasihati beni mezhepsiz ve dinsiz olmaktan korumuştur:  Birincisi, Mızraklı İlmihâli okumamı söyler, âyet ve hadislerde  bildirildiği gibi, Eshab-ı kiramın tamamını istisnasız sevmek  gerektiğini anlatırdı. Özellikle hazret-i Muaviye’ye dil uzatmamak  gerektiğini belirtirdi. Bu öğüt, Ehl-i sünnet itikadında olmama sebep  oldu. İkincisi de, çok büyük bilinen bazı kimselerin din düşmanı  olduklarını söylerdi. Bu da, dinsiz olmaktan kurtulmama sebep oldu.  (Devamı var)</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kıymetli öğütler -2-</title>
		<link>https://islamdini.de/bazi-kiymetli-ogutler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/bazi-kiymetli-ogutler-2/</guid>

					<description><![CDATA[6- Öğle saatlerinde az da olsa uyumak, sağlık açısından iyidir. Buna kaylule denir, sünnettir. 7- Bir şey alırken, pahalı da olsa, iyi ve kalitelisini al! (Ucuz etin yahnisi yenmez) ve (Ucuz mal alacak kadar zengin değilim) demişlerdir. Bilhassa ev ve vasıtanın iyisini almalı, suyun ve yağın iyisini tercih etmelidir. 8-…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/bazi-kiymetli-ogutler-2/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Öğle saatlerinde az da olsa uyumak, sağlık açısından iyidir. Buna kaylule denir, sünnettir.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />7-</strong> <br /> Bir şey alırken, pahalı da olsa, iyi ve kalitelisini al! (Ucuz etin  <br />yahnisi yenmez) ve (Ucuz mal alacak kadar zengin değilim) demişlerdir.  <br />Bilhassa ev ve vasıtanın iyisini almalı, suyun ve yağın iyisini tercih  <br />etmelidir.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />8-</strong> Zaruretsiz hiç kimseyi hiç kimseye ve herhangi bir makama şikâyet etmemeli.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />9-</strong> <br /> (Saatinizi bir dakika ileri alın) buyurulmuştur. Şahsen bunun çok  <br />faydasını gördüm. Namazı vaktinde kılmaya, randevuya, otobüse yetişmeye  <br />sebep olmuştur.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />10-</strong> Rahmetli babam, (Ayakkabı ve elbisenin biraz bolunu al!) derdi. Hele namaz kılan birinin dar pantolon giymesi uygun değildir.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ALLAH&#8217;I VE ÖLÜMÜ UNUTMA!</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>11-</strong> <br /> (Sana yapılan iyilikleri taşa, sana yapılan kötülükleri kuma yaz!)  <br />demişlerdir. Hazret-i Lokman buyurdu ki: (İki şeyi unut, iki şeyi  <br />unutma! Yaptığın iyilikleri unut, sakın bir daha bahsetme! Çünkü her  <br />anlatışta, bir miktar daha sevabı azalır. Sana yapılan kötülükleri de  <br />unut! Çünkü sabrettin, Allahü teâlâ sana ecrini verdi, her söylediğinde  <br />kaybediyorsun. İki şeyi de unutma! Allahü teâlâyı, bir de ölümü…)</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />12-</strong> <br /> Akraba da olsa, kadın erkek karışık oturmamalı. Akrabası diye dikkati  <br />çekmezse de, baldız-enişte, kayın-yenge olayları çok görülmüştür.  <br />Peygamber efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” <strong>(Kadınlarla yalnız kalmaktan sakının!)</strong> buyurunca, oradakiler, bir kadının, kayınbirader, enişte gibi akrabalarla yalnız kalmasının da mı uygun olmayacağını sordular. <strong>(Kayınbirader daha tehlikelidir, ölüm gibidir)</strong> buyurdu.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />13-</strong> <br /> Abdülkuddüs hazretleri (Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim  <br />öğrenmeye çalış! İlim öğrenmek ibadet yapmak içindir. Kıyamet günü işten <br /> sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de  <br />ihlâs elde etmek içindir) buyuruyor. O hâlde, İmam-ı  Rabbânî  <br />hazretlerinin bildirdiği gibi, ilim, amel ve ihlâsın üçü birlikte  <br />olmalıdır. Biri olmazsa, diğer ikisinin faydası olmaz.</div>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />14-</strong> Büyüklerimiz, (Çok gezen pabuç eve pislik getirir) derdi. Onun için, mutluluğu sokakta değil, evinde aramalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaza ve kadere razı olmak</title>
		<link>https://islamdini.de/kaza-ve-kadere-razi-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kaza-ve-kadere-razi-olmak/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Başımıza gelen iyi veya kötü her şeye razı olmamak, kaza ve kadere razı olmamak anlamına mı geliyor? CEVAP: Evet, başımıza gelen her şey Allahü teâlânın takdiriyle olduğuna göre, bunlara isyan etmek kadere razı olmamak anlamına gelir. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Her gün insanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kaza-ve-kadere-razi-olmak/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Sual: Başımıza gelen iyi veya kötü her şeye razı olmamak, kaza ve kadere razı olmamak anlamına mı geliyor?</div>
<div style="text-align: justify;">CEVAP:  Evet, başımıza gelen her şey Allahü teâlânın takdiriyle olduğuna göre,  bunlara isyan etmek kadere razı olmamak anlamına gelir. İmam-ı Rabbânî  hazretleri buyuruyor ki: Her gün insanın karşılaştığı her şey Allahü  teâlânın dilemesi ve yaratmasıyla var olmaktadır. Bunun için  iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi  aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için  sevinmeliyiz. Kulluk böyle olur. Böyle olmamak, kulluğu kabul etmemek ve  sahibine karşı gelmek olur. Allahü teâlâ hadis-i kudsîde buyuruyor ki:  (Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara  sabretmeyen, benden başka Rab arasın! Yeryüzünde kulum olarak  bulunmasın!) [Taberânî] (C.3, M.59)</div>
<div style="text-align: justify;">Başa gelen her şeyin  Allah&#8217;tan geldiğine inanan ve sabredip onları güzel karşılayan kimse,  dünyada da çok mutlu olur. Bunun tecrübeyle de sabit olduğu kitaplarda  yazılıdır. Bunun için (Yâ Rabbî, kaza ve kaderine razı olan kullarından  eyle!) diye dua etmeliyiz.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ÇOCUK YAPMAK</strong></div>
<div style="text-align: justify;">Sual: (Çocuk yaptım) demek şirk midir?</div>
<div style="text-align: justify;">CEVAP:  Hayır, şirk değildir. Burada niyet önemlidir. (Sebeplere yapışarak  çocuk sahibi oldum) anlamında kullanmanın mahzuru olmaz. Zaten hiçbir  Müslüman yoktan yaratmak anlamında kullanmaz. Her şeyi yaratan, öldüren,  dirilten, şifa veren Allahü teâlâ olduğu hâlde (Falancayı öldürdüm.  İlaç ağrımı kesti. Hastayı iyileştirdim) demenin mahzuru olmaz.  Doğurmayan, kısır olan kadın için, (Çocuk yapmayan kadın) denebilir.  Bunlar mecazdır, şirkle alakası yoktur.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ÜÇTEN AZ YIKAMAK </strong></div>
<div style="text-align: justify;">Sual:  Abdestte ayaklarını birer kere yıkamayı âdet edinen bir arkadaşa, bunun  sebebini sorunca, (Üç kere yıkamak daha sevab, ama ben az sevaba da  razı olduğum için bir kere yıkıyorum) dedi. Üçten az yıkamak mekruh  değil mi?</div>
<div style="text-align: justify;">CEVAP: Evet, mekruhtur. Her uzvu üçer kere yıkamak  sünnettir. Abdestin sünnetlerini terk etmek mekruhtur. Çok kimse, bu  mekruha dikkat etmiyor. Mekruh olarak alınan abdestin sevabı noksan  olur. Sünnete veya mekruha önem vermemek ise daha tehlikelidir, küfre  kadar götürür.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i kıbleye kâfir denir mi?</title>
		<link>https://islamdini.de/ehl-i-kibleye-kafir-denir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/ehl-i-kibleye-kafir-denir-mi/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Tam İlmihâl’de, Ehl-i sünnet olmayanın, kâfir veya bid’at ehli olacağı bildiriliyor. Bid’at ehli kâfir değil mi? CEVAP: Bid’at ehline kâfir denmez. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı, bunlardan 72’sinin Cehenneme gidecekleri bildiriliyor, Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmiyor. Cehennem ateşinde sonsuz azapta kalmak, imanı olmayanlar…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/ehl-i-kibleye-kafir-denir-mi/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Sual:</strong> Tam İlmihâl’de, Ehl-i sünnet olmayanın, kâfir veya bid’at ehli olacağı bildiriliyor. Bid’at ehli kâfir değil mi?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>CEVAP:</strong> Bid’at ehline kâfir denmez. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:  Hadis-i şerifte, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı, bunlardan 72’sinin  Cehenneme gidecekleri bildiriliyor, Cehennemde sonsuz kalacakları  bildirilmiyor. Cehennem ateşinde sonsuz azapta kalmak, imanı olmayanlar  yani kâfirler içindir. 72 fırka, itikatları bozuk olduğu için Cehenneme  girecekler ve itikatlarının bozukluğu kadar yanacaklardır. 72 bid’at  fırkası Ehl-i kıble olduğu için, hepsine kâfir dememeli. Fakat bunların,  dinde inanması zaruri lazım olan şeylere inanmayanları ve ahkâm-ı  İslamiyyeden her Müslümanın işittiği, bildiği şeyleri tevilini bilmeden  reddedenleri kâfir olur. (c.3, m.38)</div>
<div style="text-align: justify;">72 bid’at  fırkasına sapık denir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Fakat 72  fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse, Kur’an-ı  kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve Müslümanlar  arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. Şimdi, Ehl-i  sünnetten çıkıp sapık veya kâfir olmuş kimseler çoktur. (Faideli  Bilgiler)</div>
<div style="text-align: justify;">Ehl-i sünnetten ayrılan kimse,  tevatürle zaruri olarak öğrenilen din bilgilerinden birine inanmazsa,  buna (La ilahe illallah ehli) denmez. Böyle kimse kâfir olur. İbni  Âbidin’de de böyle yazılıdır. (S. Ebediyye)</div>
<div style="text-align: justify;">72  bid’at fırkasının hiçbiri kâfir değilse de, Cehennemde uzun zaman  yanacaklardır. İtikat bilgilerinde ictihad ederken, Resulullah’ın ve  Eshab-ı kiramın itikatlarından ayrılan din âlimi, dinde zaruri ve söz  birliğiyle bilinen itikattan ayrılırsa, kâfir olur. Zaruri ve söz  birliğiyle bildirilmemiş olan itikattan ayrılırsa kâfir olmaz, itikatta  bid’at sahibi olur. Bid’at ehline (Ehl-i kıble) de denir. Amel ve ibadet  bilgilerinde ictihad ederken de, zaruri ve söz birliğiyle bilinen  ibadetlere inanmayan kâfir olur. Fakat zaruri ve söz birliği ile  bildirilmemiş olan ibadetlerden ayrılan âlim, eğer müctehid ise sevab  kazanır. Müctehid değilse, amelde bid’at sahibi, (Mezhepsiz) olur.  Zaruri olarak yani câhillerin de bildiği ve söz birliğiyle bildirilmiş  olan bir inanışı veya bir işi inkâr eden, kâfir ve mürted olacağı için,  (La ilahe illallah) dese, her ibadeti yapsa ve her günahtan da sakınsa  bile, buna (La ilahe illallah ehli) veya (Ehl-i kıble) denmez. (Faideli  Bilgiler)</div>
<div style="text-align: justify;">Netice: Ehl-i sünneti bırakıp, bid’at fırkalarının birine tâbi olan kimsenin, sapıklıkta kalmayıp, küfre düşmesi çok kolay olur.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esas sebep unutuluyor!</title>
		<link>https://islamdini.de/esas-sebep-unutuluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/esas-sebep-unutuluyor/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Bazı camilerde, (Hava soğuk, dışarıda insan kalmasın, saflardaki boşlukları doldurun) deniyor. Peki, insan az olsa, saflarda boşluk kalması normal midir? CEVAP: Bir iki saf bile olsa, saflarda boşluk olması doğru değildir. Birbirine çok sıkı durmak lazımdır. Eshab-ı kiram safları çok sıkı yaptıkları için, elbiselerinin omuzları sürtünmekten eskirdi. Üç kişi…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/esas-sebep-unutuluyor/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Sual: Bazı camilerde, (Hava soğuk, dışarıda insan kalmasın,  saflardaki boşlukları doldurun) deniyor. Peki, insan az olsa, saflarda  boşluk kalması normal midir?</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />CEVAP: </strong>Bir  iki saf bile olsa, saflarda boşluk olması doğru değildir. Birbirine çok  sıkı durmak lazımdır. Eshab-ı kiram safları çok sıkı yaptıkları için,  elbiselerinin omuzları sürtünmekten eskirdi. Üç kişi bile olsa arada  boşluk olmamalı, sıkı durmalı. Sıkı durmak, dışarıda insan kalmaması  için değil, sünnet olduğu içindir.</div>
<div style="text-align: justify;">Bunun gibi bazıları,  (Namazı gençliğinde kıl, orucu gençken tut! Yaşlanınca bunları kaza  etmek zor olur) diyorlar. Bazen de, (Çok yaşayacağını nereden  biliyorsun, belki gençken ölebilirsin) deniyor. Böyle sözler yanlıştır.  Bir kimse garanti bir asır yaşayacağını bilse de, namazını kazaya  bırakması caiz olmaz. Namazı kazaya bırakmak büyük günahtır. Yaşlanan  kimse, bütün namaz ve oruç borçlarını ödese bile, geciktirdiği için  haram işlemiş olur. Kaza etmekle günahları affolmaz. İşlediği  haramlardan dolayı ayrıca tevbe etmesi de gerekir. Bir kimse, yüz  yaşında, genç delikanlı gibi olsa, namazını ve orucunu en uygun şekilde  kaza etse de, vaktinde eda edilen ibadetin sevabının binde birine  kavuşamaz. Bir hadis-i şerif:</div>
<div style="text-align: justify;">(Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizî]</div>
<div style="text-align: justify;">Bir  kimse, kendisine vacib olduğu hâlde, kurban kesmese, bayramdan sonra  onun bedelini altın olarak bir fakire vermesi gerekir. Fakire bedelini  verince, kurban kesme borcundan kurtulursa da, kurban kesme sevabına  kavuşamaz. Vakitli ibadetlerin hepsi böyledir. Bunun için de her ibadeti  vaktinde yapmaya çalışmalı. Mümkün olmazsa diğer üç mezhepten birini  taklit ederek namaz, oruç, kurban ve diğer ibadetleri kurtarmaya  çalışmak gerektiği muteber kitaplarda bildirilmiştir.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>MÜMİNİ ÖLDÜRMEK</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br /></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Sual:  Bir âyetin mealinde, (Bir mümini kasten öldüren, ebedî Cehennemde  kalır) deniyor. Ebedî Cehennemde kâfirler kalıyor. Katil, kâfir mi  oluyor?</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><br />CEVAP: </strong>Kasten insan  öldürmek küfür değil, büyük günahtır. Bir mümini kazaen veya alacak,  borç, dünya işleri gibi herhangi bir sebeple öldüren kâfir olmaz. O  âyet-i kerimeyi Ehl-i sünnet âlimleri, (Bir mümini, mümin olduğu için  öldüren ebedî Cehennemliktir) diye açıklamışlardır. Bunu da zaten ancak  kâfir olan yapar.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mübah için kaynak aranmaz</title>
		<link>https://islamdini.de/mubah-icin-kaynak-aranmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/mubah-icin-kaynak-aranmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Tam İlmihâl’de, yaban eşeği zebra eti için helâl deniyor. Biz haram biliyoruz. Helâl ise Kur’an ve hadisten delil göstererek ispat etmelisiniz. Bir de meyve ağaçlarını birbirine aşılamanın mübah olduğunun delili nedir? CEVAP: Mübah olan yani haram olmayan şey çoktur. Bunlar mübah diye Kur’an ve sünnette yazılı olmaz. Ama haram…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/mubah-icin-kaynak-aranmaz/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Sual:</strong> <br /> Tam İlmihâl’de, yaban eşeği zebra eti için helâl deniyor. Biz haram  <br />biliyoruz. Helâl ise Kur’an ve hadisten delil göstererek ispat  <br />etmelisiniz. Bir de meyve ağaçlarını birbirine aşılamanın mübah  <br />olduğunun delili nedir?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>CEVAP: </strong>Mübah olan  <br />yani haram olmayan şey çoktur. Bunlar mübah diye Kur’an ve sünnette  <br />yazılı olmaz. Ama haram azdır ve haram olduğu edille-i şeriyyede  <br />bildirilmiştir. Bütün meyve, sebze ve otlar mübahtır. Mübah olduğuna  <br />dair delil aranmaz. Haram deniliyorsa delil aranır. Mesela sarhoş edici  <br />otları, sarhoş edecek kadar yemek haramdır. (Zehirleyen meyve veya  <br />gıdaları yemek haramdır) ifadesi bunun delili olur. Alerji yapıp  <br />hastalandıran mübah gıdaları yemek haramdır. Bunun delili olur. Ama bir  <br />kivi için, bir ananas için, bir muz için mübah mı diye delil aranmaz.  <br />Haram diyen çıkarsa delilini onun göstermesi lazımdır.</div>
<div style="text-align: justify;">İftira edilen kimse, kendisinin temiz olduğunu ispat edemez. İspat, iddia edene düşer. Mesela bir kimse size, <em>(Babanız hırsızdır, katildir. Falancanın malını çalmıştır, beş kişiyi öldürmüştür) </em>dese, <br /> babanız bunları yapmadığını nasıl ispat edecektir? Elbette bunu  <br />söyleyenin ispat etmesi, delil göstermesi gerekir. Babanız, (Ben böyle  <br />bir şey yapmadım) diyorsa, ondan delil istenmez. Suçu kim isnat  <br />ediyorsa, şahit ve delil ondan istenir. Çünkü bir hadis-i şerif  <br />şöyledir: <strong>(İspat, davacıya düşer.)</strong> [Tirmizî]</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>MÜSLÜMANA KÂFİR DEMEK</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Sual:</strong> Bir Müslümana kızıp, (Ne kâfir o!) diye hakaret etmek küfür olur mu?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>CEVAP: </strong>Bir <br /> Müslümanı kötülemek için, hakaret için kâfir demek küfür olmaz. Kâfir  <br />olmasını isteyerek söylemek küfürdür. Yani bir Müslümanın kâfir olmasını <br /> istemek küfürdür. Yoksa kötülemek kastıyla kâfir demek küfür olmaz. <strong>(İslam Ahlâkı)</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>KÂFİRUN SÛRESİNİ OKUMAK</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Sual: </strong>(Kâfirun <br /> sûresini okurken yanılan kimse küfre düşer) deniyor. Bilmeden  <br />söylenince veya dil sürçmesiyle söylenince de mi küfür olur?</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>CEVAP: </strong>Dil sürçmesiyle veya bilmeden, namazda küfre düşürücü şekilde bir âyet okunsa küfür olmaz. Yanılmak da özür olur.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fâsıkla arkadaşlık etmek</title>
		<link>https://islamdini.de/fasikla-arkadaslik-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/fasikla-arkadaslik-etmek/</guid>

					<description><![CDATA[Sual: Fudayl bin İyad hazretlerinin, (Huyu güzel olan bir fâsığın arkadaşlığını, huyu kötü olan sâlih birinin arkadaşlığına tercih ederim) sözü hoşuma gitmedi. Fâsıkla arkadaşlık niye tavsiye ediliyor? CEVAP: Bu din, edep dinidir, haddini bilme dinidir. Haddini bilen övülmeye layıktır. Büyüklerin sözü tevil edilir, dine aykırı mânâ çıkarılmaz. Kesinlikle fâsıkla arkadaşlık…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/fasikla-arkadaslik-etmek/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Sual: Fudayl bin İyad hazretlerinin, (Huyu güzel olan bir fâsığın  arkadaşlığını, huyu kötü olan sâlih birinin arkadaşlığına tercih ederim)  sözü hoşuma gitmedi. Fâsıkla arkadaşlık niye tavsiye ediliyor?</div>
<div style="text-align: justify;">CEVAP:  Bu din, edep dinidir, haddini bilme dinidir. Haddini bilen övülmeye  layıktır. Büyüklerin sözü tevil edilir, dine aykırı mânâ çıkarılmaz.  Kesinlikle fâsıkla arkadaşlık tavsiye edilmiyor. İki uygunsuz şey  mukayese ediliyor. Eskiden Rusya komünistti. (Kapitalist Amerika’yı,  komünist Rusya’ya tercih ederim) derlerdi. Bu, Amerika’yı tercih demek  değildir. Öldürülecek kimseye, (Kırk katır mı, kırk satır mı?) diye  sorulsa, iki kötüden birini tercih etse, onu tavsiye etmiş mi olur?  Mecelle’de (İki zararlıdan, hafif olanı tercih edilir) kaidesi vardır.  Bu, zararlıyı tavsiye etmek demek değildir.</div>
<div style="text-align: justify;">Biri sâlihtir,  fakat huysuzdur, öteki fâsıktır, ama huyu güzeldir. Bunların biriyle  yolculuk yapmaya mecbur olunca, (Fâsıkla gideriz) demek, fâsık olanı  tavsiye etmiş olmayız. Zararı daha az olanı tercih etmiş oluruz.</div>
<div style="text-align: justify;">&#8220;GÖZÜM TUTTU&#8221; DEMEK</div>
<div style="text-align: justify;">Sual:  Bir reklamda (Kalbim sevdi) deniyor. Bir başka reklamda ise (Gözüm  tuttu) deniyor. Kalb tek başına nasıl sever, göz nasıl tutar?</div>
<div style="text-align: justify;">CEVAP:  Bunlar deyimdir. Genel olarak beş duyu organıyla yapılan şeyler için  böyle ifadeler söylenir. Gözle görür, kulakla işitir, elle tutar,  yenecek bir şeyse tadına bakar. Kokusu varsa koklar. Hepsi de uygun  gelince, (Gözüm tuttu) denir. Kalble sevmek de öyle, göz görmese, kulak  sesini işitmese, kalb nasıl sevecek ki? Kalb, diğer organların  yardımıyla onu tanıyor ve seviyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Bu konu üzerinde durmamızın  sebebi şudur: Vehhâbîler, Kur’anda geçen böyle deyimleri, tek mânâda  anladıkları için küfre giriyorlar. Mesela Kur’an-ı kerimde (Allah&#8217;ın iki  eli de sıkı değildir) ifadesi geçiyor. Buradan hâşâ (Allah&#8217;ın eli var)  anlamı çıkarmak insanı küfre sürükler. (Eli sıkı olmak) bir deyimdir.  (Eli sıkı değildir) demek, (Cimri değildir) demektir. (Gözümden düştün)  demek, (Yanımda itibarını kaybettin) demektir. Gözle, düşmekle hiç  alakası yoktur. Diğer deyimler de böyledir. Kendilerine Selefî diyerek  kamufle etmeye çalışan Vehhâbîlerin, küfre düşürücü böyle sözlerinden  çok sakınmalıdır.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü çığır açan mahvolur</title>
		<link>https://islamdini.de/kotu-cigir-acan-mahvolur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 21:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları>M. Ali Demirbaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamdini.de/kotu-cigir-acan-mahvolur/</guid>

					<description><![CDATA[Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âhirette herkes, kul haklarından hesaba çekilir. Oradaki en büyük zorluk, kul hakkıdır. Mümin, kul hakları sebebiyle günaha girmişse, mesela birine hakaret etmişse, birinin gıybetini yapmışsa veya birine iftira etmişse, onunla helâlleşmedikçe affa uğramaz. O kimseyi arayıp bulması, bulamazsa o kimse için hac veya başka ibadetler…<p class="continue-reading-button"> <a class="continue-reading-link" href="https://islamdini.de/kotu-cigir-acan-mahvolur/">Devamını oku<i class="crycon-right-dir"></i></a></p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:</strong></div>
<div style="text-align: justify;">Âhirette  herkes, kul haklarından hesaba çekilir. Oradaki en büyük zorluk, kul  hakkıdır. Mümin, kul hakları sebebiyle günaha girmişse, mesela birine  hakaret etmişse, birinin gıybetini yapmışsa veya birine iftira etmişse,  onunla helâlleşmedikçe affa uğramaz. O kimseyi arayıp bulması, bulamazsa  o kimse için hac veya başka ibadetler yapıp sevabını ona bağışlaması  veya o kimsenin çoluk çocuğuna bir şeyler vermesi, yani bir çareye  başvurması gerekir.</div>
<div style="text-align: justify;">Bir kimse, çok kötü bir çığır açmışsa, bir  bid’at veya bir küfür yolu ihdas etmişse, bu felaketin önünü alamaz.  Mesela bir kimse, din bilgilerini yanlış anlatan bir kitap çıkarsa, o  bozuk kitaba göre, Allah’a yanlış iman edenler veya ibadetlere bid’at  karıştıranlar, o kötülüğü işledikçe, o kitabı yazana da günah yazılır.  Beş on sene sonra bu kitabın bozuk olduğunu anlasa bile, bu işi nasıl  düzeltebilir? Elinden geldiği kadar, tevbesini ve önceki yazdıklarının  yanlış olduğunu duyurması gerekir.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>KENDİNE BAĞLAMAK FELAKETTİR!</strong></div>
<div style="text-align: justify;">Ehl-i  sünnet âlimlerinin dinimizi doğru olarak anlatan kitaplarını dağıtmak,  yaymak, bu kitapların yayılmasına vesile olan yayın yapmak çok sevabdır,  ama çok da tehlikelidir. Allah korusun kötü bir şey yapılsa, bir kelime  yanlış yazılsa veya konuşulsa, kendini ön plana çıkarsa, büyüklere  giden yolu kesse, etrafındakileri zerre kadar da olsa büyüklerden  uzaklaştırıp, kendine bağlamaya çalışsa, millet de ona sarılıp Cehenneme  giderse, buna sebep olan da onlarla birlikte gider. O artık durmadan  zikretse de, bin kere hacca gitse de, felaketten kurtulamaz. Çünkü  kazandığı sevablar, o kul haklarını ödemeye yetmez. Bu sebepten dolayı,  büyük bir zat, (Aman ha, sizin yüzünüzden kimse Cehenneme gitmesin.  Sonra sizi de beraber götürür) buyuruyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Evlada dînî  terbiyeyi vermek, güzel ahlâkı, dinini diyanetini öğretmek şöyle dursun,  onun kötü yola düşmesine biz sebep olursak, onu günaha biz teşvik  edersek, (İşte benim oğlum! Aferin evladım!) diyerek ateşe benzin  sıkarsak, o çocuk Cehenneme giderken bizi de beraberinde götürür. Mesul  olduğumuz, sözümüzün geçtiği herkes de böyledir. Çünkü onlara, (Senin  buraya gelmene kim sebep oldu?) diye sorulduğunda, (Annem, babam,  patronum, âmirim) deyince, (Tamam, onlar da senin yanına) denilecektir.  Nitekim dünyadaki mahkemelerde de böyle yapılıyor. Yalnız suçu işleyen  değil, onu azmettiren de, ona yardım eden de cezalandırılıyor.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
