

“Onun şeytan olduğunu nasıl bildin?”
Bir gün Gavs-ül âzam Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, pek fazla susamıştı. Ama içecek “su” yoktu… Zîrâ çölün ortasındaydı. Hak teâlâ ona bir “bulut” gönderdi… O, buluttan bir “yağmur” boşandı. Kana kana içip ferahladı… O ara bir “ışık” belirdi. Buluttan bir “ses” duydu… Kendisine hitâb ediyordu. Kulak verip dinledi. O ses diyordu…


“Çok istigfâr etmenizi tavsiye ederim…”
“Dâimâ takvâ üzere olunuz. Her nerede olursanız, Allahü teâlânın dînine uygun yaşayın.” Beyzâde Mustafa Efendi Osmanlı velîlerindendir. Artvin’in kazâlarından Şavşat’ta doğdu. İstanbul’da Sahn-ı Semân medreselerinde okudu. Tahsîlini tamamladıktan sonra müderrisliğe başladı. Daha sonra Fâtih Câmii Medresesine müderris tâyin edildi. Nakşibendî yolunun büyüklerinden Hâfız Mehmed Efendinin sohbetlerine devâm ederek kemâle ulaştı.…


Gençliğin önemi…
Bir Arap şâir der ki: “Keşke, bir gün gençlik geri gelse de, ihtiyârlığın neler yaptığını ona haber versem…” Burada önce “genç”i bir tarîf edelim: “Genç” kimdir? Bir insana, 30 yaşına kadar “genç”, 50 yaşına kadar “yetişkin”, 70 yaşına kadar “ihtiyâr”, 70’ten sonra ise “pîr-i fânî” denilmektedir. Demek ki dünyâ hayâtı,…


Fıkıh bilgilerini öğrenmemek günahtır
Öğrenmesi farz veya vacib olan fıkıh bilgilerini öğrenmemek fısktır, günahtır. Sual: Bir Müslüman kendisine lazım olan fıkıh bilgilerini öğrenmezse günaha mı girer? Cevap: Öğrenmesi farz veya vacib olan fıkıh bilgilerini öğrenmemek fısktır, günahtır. Fasıkların şahitliği kabul olmadığı için, şahitlere itiraz olunduğu zaman, hâkim şahitlere fıkıhtan sorarlardı. Bilmezlerse, reddolundukları gibi, tazir…


“Mümin cehenneme girer mi?”
Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini, bir ramazan gününde yetmiş kişi iftâra çağırdılar. Büyük velî, her birine; “İnşallah gelirim” buyurdu. Ve hepsinin dâvetine gitti. Kalplerini hoş etti. Ertesi gün oldu. O yetmiş kişinin her biri; “Hocamız dün iftârı bizim evde yaptı” diyorlardı. Nitekim bunlardan ikisi karşılaştı o gün. Biri çok sevinçliydi… Öbür kimseye;…


“Sana ne ile geleyim yâ Resûlallah?”
“Oğul bu dünyânın sıkıntısını çektiğin yeter. Artık bana gel!..” Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir’de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir: Eğirdir’de câmiye giderken pekçok kimseyle karşılaştığı hâlde, iki-üç kişiye selâm verirdi. Başkalarına selâm vermezdi. Talebelerinden biri acaba neden birkaç kişiden başka kimseye selâm vermiyor…


Sevilen kul olmanın şartları…
Allahü teâlânın sevdiği ve razı olduğu kimse, O’nun rızasına uygun ve tertemiz bir hayat yaşayan kuldur. Evliyanın ve İslam âlimlerinin büyüklerinden Ali Râmîtenî hazretleri, Allahü teâlânın sevdiği ve razı olduğu kul olmanın şartlarını şöyle bildirmiştir:Bu şartların ilki temizliktir. Temizlik yalnız elbisenin, evin ve kullanılan eşyanın temiz olması değildir. Asıl temizlik;…
Günün Menkıbesi “Müslüman, namazını kılan insan demektir” Seyyid Ahmed Bedevî hazretleri devrinde zâlim bir vâli vardı. Bu zâlim, bu zâtın talebesinden Şeyh Rekin’e birini gönderip; “Bu diyârda yalnız sende zahire varmış. Gönderdiğim kişiyle bana bolca gönder” dedi. Ardından da; “Güzellikle gönder… Zorla almaya beni mecbur etme!” diye de tehdit etti! Şeyh Rekin ne yapsın?…
Günün Menkıbesi “Müslüman, namazını kılan insan demektir” Seyyid Ahmed Bedevî hazretleri devrinde zâlim bir vâli vardı. Bu zâlim, bu zâtın talebesinden Şeyh Rekin’e birini gönderip; “Bu diyârda yalnız sende zahire varmış. Gönderdiğim kişiyle bana bolca gönder” dedi. Ardından da; “Güzellikle gönder… Zorla almaya beni mecbur etme!” diye de tehdit etti! Şeyh Rekin ne yapsın?…







