Evliyânın büyüklerinden Alî Müttekî El Hindî hazretlerini “rahmetullahi aleyh”, bir gün vezîrlerden birisi “Bizim fakirhâneye teşrîf etseniz” diyerek ziyâfete dâvet etti. Maksadı, Onun teşrîfiyle bereketlenmek idi.
Ama o istemedi.
Özür beyân etti.
Yediği lokmaların helâl olmasına çok dikkat ettiğinden; “Beni mâzur görün. Buradan da size duâ ederim. İnşâallah, Allahü teâlâ size bereket ihsân eder” dedi.
Vezîr üzüldü.
Ve ısrar etti.
O zaman; “Peki geleyim, fakat üç şartım var. Birincisi, nereye istersem oraya otururum” buyurdu. Vezîr; “Öyle olsun efendim. Zât-ı âliniz nereyi isterse oraya otursunlar” dedi.
İkinci şartı sordu.
O da buyurdu ki:
“Bundan ye, şundan da ye!” demeyeceksin. Ben istediğimden yerim. Üçüncüsü de, istediğim zaman kalkıp giderim. Bana; “Biraz daha otursaydınız” demeyeceksin.
Vezîr dunledi.
Ve kabul edip;
“Tamam efendim bütün şartlarınızı kabul ediyorum” dedi. Alî Müttekî hazretleri de; “Öyleyse inşallah yarın gelirim” diye söz verdi ve ertesi gün torbasına bir parça “kuru ekmek” koyup gitti.
Vezir yer gösterip;
“Şöyle buyurun!”
dedi. Alî Müttekî hazretleri; “Ben istediğim yere otururum” deyip, daha mütevazı bir yere oturdu. Sonra yemekler geldi. Büyük zât torbasından çıkardığı kuru ekmeği yemeye başladı.
Vezîr yine unutup;
“Şunlardan yiyin!”
dedi. Ancak büyük velî; “Ben istediğimden yerim” deyip kuru ekmeği yemeye devam etti. Bir süre sonra da kalktı ve vedâ ederek ayrıldı. Vezîr bir şey diyemedi…