Zeyrekzâde Rükneddîn Efendi

Zeyrekzâde Rükneddîn Efendi, Osmanlı âlimlerindendir. “Zeyrek” ismiyle meşhûr Mehmed Efendi’nin oğludur. 939 (m. 1532)’da Edirne’de vefât etti. Vefatından kısa bir zaman evvel buyurdu ki:
Kişinin, din ve ilim yolunda kendisine rehberlik edecek ve terbiye edecek bir hocaya ihtiyâcı vardır. İnsanların çoğunda, din husûsunda böyle bir hocaya ihtiyâç vardır. Ancak bazı zâtlar, böyle bir hocaya ihtiyâç duymazlar. Bunlar, Allahü teâlânın kendilerine husûsî olarak lütuf ve ihsânda bulunduğu, husûsî hidâyetine mazhar kıldığı seçilmiş kimselerdir. İlimde ise, tecrübe, hocaya ve bir rehbere olan ihtiyâcın zarûretini göstermektedir. İlimde hoca mutlaka lâzım ve talebenin kabiliyet derecesinde ondan faydalanması îcâb etmektedir. Alma kabiliyeti olmayan, zâten hocadan istifâde edemez. Alma kabiliyeti olan da; kalbiyle ve her şeyi ile hocaya yönelip, ona teslim olup, onu can kulağı ile dinlediği zaman, ancak kabiliyeti kadar istifâde edebilir… Talebede alma kabiliyeti ve kabûl etme husûsiyeti bulunursa, öğretilen şeylerin talebenin kalbinde devamlılığı, hocanın ders verişine, anlatışına ve öğretişine göre değişir. Burada iki şeyin tesîri vardır: 1- Alma kabiliyeti olan bir talebenin anlatılanları ve öğretilenleri iyi öğrenip, uzun zaman unutmamasında, hocanın ilminin azlığı ve çokluğunun mühim tesîri vardır. 2- Talebenin anlatılanları iyi öğrenmesinde, hocanın talebeye nasihat edip, onları sevmesinin de tesîri büyüktür. Hoca talebesini ne kadar çok severse, ona daha çok teveccüh eder, ilmi daha kolay ve daha iyi öğretmeye çalışır. Hoca, talebeye karşı baba gibidir. Talebesini, babanın oğlunu terbiye etmesi gibi terbiye eder. Eğer hocada, hocalık ve babalık vasıfları birleşirse, maddî ve manevî babalık kendisinde birleşmiş olur. O zaman sevgi, nasihat ve gayret, kemâl derecesine ulaşır.
Bir kimsenin zihni ve zekâsı ilim için müsait olur da, vaktini ilimle değil de, boş şeylerle zayi ederse, sonu hüsran olur. Pişmanlığın fâide vermeyeceği günde, çok pişman olur. Genç olup, kabiliyetli olan kimsenin, zihnini, gençliğini, sıhhatini ve vaktini, dünyâ ve âhırette fâideli olacak ilmi elde etmek için harcaması lâzımdır. Yoksa zihni ve zekâsı, gün geçtikçe keskinliğini ve kuvvetini kaybeder, yaşlanır, hastalıklara yakalanır da, artık bu hastalık ve rahatsızlık hâlleri ile meşgûl olmaya başlar. Nihâyet, keşke gençliğimin, sıhhatimin ve vaktimin kıymetini bilseydim, der. Fakat artık iş işten geçmiştir.

Comments are closed.