”Dini öğrenmek için Kur’ân yeter” diyenler

”Dini öğrenmek için Kur’ân yeter” diyenler



“Sen, Kur’ânda sabah namazının farzının iki, akşamın üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekât olduğuna rastladın mı?”

 

Yalnız Kur’an diyenler-1-

Hadis ve fıkıh âlimlerinin büyüklerinden Ebu Bekir Ahmed bin Hüseyin Beyhekî, siyer ve şemail konusunda yazdığı ve önemli bir kaynak eser olan “Delailü’n-nübüvve” kitabında şöyle nakleder:

“Eshâb-ı kiramdan İmran bin Husayn (radıyallahü anh), şefaatle ilgili bazı hadis-i şerifler nakleder. Oradakilerden biri der ki:

– Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’ânda bir şey bulamıyoruz.

İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:

– Sen Kur’ân-ı kerimi okudun mu?

– Evet.

– Kur’anda sabah namazının farzının iki, akşamın üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekât olduğuna rastladın mı?

– Hayır.

– Peki, bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrendiniz. Biz de Resulullah’tan öğrendik. Peki Kur’ân’da kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekât düştüğüne rastladın mı?

– Hayır.

– Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrendiniz. Biz de Resulullahtan öğrendik. Hac suresinde (Kâbe’yi tavaf etsinler) ayetini okumadınız mı? Peki, orada Kâbe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?

– Hayır.

– Allahü teâlânın Kur’ânda şöyle buyurduğunu duymadınız mı? (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]

Hazret-i İmran (radıyallahu teâlâ anh) daha sonra buyurur ki:

“Sizin bilmediğiniz, bizim Resulullahtan öğrendiğimiz daha çok şey vardır.”

Kur’ân-ı kerimde mealen şöyle buyurulmaktadır:

(Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek, aranızdan bir resul gönderdik.) [Bakara 151]

İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir. Önce Kur’ân zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyuruyor.

Kur’ân-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Hâlbuki açıklanması da emredilmiştir. Bu hususta Kur’ân-ı kerimde mealen şöyle buyurulmaktadır:

(Kur’ânı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

Bu âyet-i kerime, açıklanmayı gerektiren âyetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi olduğunu da göstermektedir.

Kur’ân-ı kerimde her bilgi açık değildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir.

Hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmaktadır:

(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]

O hâlde Kur’ân-ı kerimin hakiki manasını anlamak isteyen bir kimse Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları ilmihal kitaplarından öğrenmelidir. Bu kitaplardaki bilgilerin hepsi Kur’ân-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmıştır.

Comments are closed.