“Takat getirilemeyen, dayanılamayan şeylerden uzaklaşmak, Peygamberlerin âdetidir…”
Nesîb Efendi Osmanlı şeyhülislâmlarındandır. 1842 (H.1258) senesinde Üsküp’te doğdu. İlk tahsîlini Liphova’da yaptı. Orada Rufâî tarîkati Gülşeniye koluna mensup meşhur velîlerden Şerefüddîn Şuayb Efendiye intisab ederek icâzet aldı. 1863’te İstanbul’a giderek Fâtih medresesinden mezun oldu. Çeşitli devlet kademelerinde çalıştı. 1911’de şeyhülislâmlığa getirildi. 1912’de İttihât ve Terakkî Partisinin baskısı sonucu görevinden ayrıldı. 11 Mart 1914’te (H.1332) vefât etti. Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin eserlerinden yaptığı bâzı tercümeleri Müntehebât adıyla neşretti. Bu eserinde şöyle nakleder:
Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî cinlerin var olduğuna, şu âyet-i kerîmeleri delîl olarak gösteriyor:
1. Zâriyat sûresinin ellialtıncı âyetinde meâlen; “İnsanları ve cinleri ancak, beni bilip, itaat ve ibâdet etmeleri için yarattım” buyuruluyor. 2. Rahmân sûresi, yetmişdördüncü âyetinde, cinlerin Cennete gireceği bildiriliyor. 3. Rahmân sûresinin otuzbirinci âyetinde; “Sekalân” buyuruluyor. Yani “Ey insanlar ve cinnîler” demektir. Resûl-i sekâleyn, müftîyüssekaleyn, gavsüssekaleyn (yani insanların ve cinlerin Peygamberi, müftîsi, velîsi) gibi isimler de cinlerin varlığını göstermektedir.
Kitaplı kâfirlerin hepsi, ateşe tapanlar, puta tapanlar, budistler, müşrikler ve Yunan filozoflarının çoğu ve tasavvuf büyükleri cinlerin var olduğuna inanıyor. Kur’ân-ı kerîmde zikredilen, Süleymân aleyhisselâmın vakası da, cinlerin varlığını göstermektedir. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, “Müsâmere” adındaki kitabında diyor ki:
“Eshâb-ı kirâmdan Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) hazretlerinin haber verdiği hadîs-i şerîfte; (Bir zaman gelir ki, Müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Şerîatı bırakıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’ân-ı kerîmi mizmarlardan, yani çalgılardan şarkı gibi okurlar. Allah için değil, keyif için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere, hiç sevap verilmez. Allahü teâlâ bunlara lanet eder. Azâb verir…”
Muhyiddîn-i Arabî “kuddise sirruh” “Fütûhât-ül-mekkiyye” kitabında “Kaza, belâ” bahsinde; “Belâlardan, tehlikelerden, gücünüz yettiği kadar sakınınız. Çünkü, takat getirilemeyen, dayanılamayan şeylerden uzaklaşmak, Peygamberlerin âdetidir” buyurmaktadır.