Orucun bazı hikmetleri…

Allahü teâlâ, oruç tutulması emrini sebepsiz vermemiştir. Oruç, insanlara hem maddî, hem de manevî faydalar sağlar.

Dünkü makâlemizde, tıp uzmanlarının bazı açıklamalarına yer vermiştik; bugün onlardan birkaç kelime daha nakledelim. Ama önce Sevgili Peygamberimizin birkaç hadîsine yer verelim:

Bir hadîs-i şerîf meâli şöyledir: “İnsan kalbi tarladaki ekin, yemek ise yağmur gibidir. Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıdâ da kalbi öldürür.” [İ. Gazâlî]

Diğer bir hadîs-i şerîfte ise, “Çok yiyip-içmek hastalıkların başıdır” (Dârekutnî) buyurulmuştur.

Açlık, şeytânın yolunu tıkar. Hadîs-i şerîfte, “Şeytân, damardaki kan gibi, vücûtta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın” (İhyâ) buyuruldu. Açlık, günah işleme arzûsunu kırar, kötülük etmeye mâni’ olur.

Her zaman tok olan kimse, şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, acın hâlini bilmez. Çok yiyen, sert ve katı kalpli olur. Çok yiyende, acıma hissi azalır. Arzûları artar, harâma dalar. Gayr-i meşrû’ arzûları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir.

***

İbâdetlerin faydaları, sadece fertlerle sınırlı değildir. Bazı ibâdetler, toplum âhengi ve düzenini önemli ölçüde etkiler. Meselâ oruçta bu özellik, çok bâriz ve belirgin bir şekilde gözlemlenir. Cemâatle kılınan namazların, sosyal ilişkiler açısından ne kadar önemli etkisi olduğunu kim inkâr edebilir?

Zekâtta, bunlara ilâveten sosyoekonomik dengeleri müsbet, olumlu yönde etkileyen çok hikmetli özellikler vardır. Ramazân ayının manevî atmosferi içinde, farz olan zekâtın dışındaki, her türlü sadaka ve maddî yardımlaşmanın da zenginleştirdiği bir ihsân ortamında, nice bunalmış insanların sıkıntı ve problemlerine çözüm ve râhatlık sağlandığı herkesin bildiği bir gerçektir.

***

Allahü teâlâ, oruç tutulması emrini sebepsiz vermemiştir. Oruç, insanlara hem maddî, hem de manevî faydalar sağlar. Bilindiği gibi ibâdetlerin bir illeti, yani âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf, icmâ-ı ümmet gibi delîlleri, bir de hikmetleri vardır. Bir ibâdeti yaparken illetini bilmek lâzım; fakat, hikmetini bilmek lâzım değildir. Çünkü ibâdetlerin hikmetleri açık olarak bildirilmemiştir. Daha tespit edilemeyen pek çok hikmeti olabilir.

Fakat tespit edilebilen hikmetlerini bilmekte de zarar değil, fayda vardır. Hayrânlık duyup o ibâdeti seve seve yapmaya, yakîn sâhibi olmaya sebep olur. İslâmiyeti bilmeyenlere, hikmetini, faydasını anlatmak, dîni sevdirmeğe vesîle olur.

Ancak hikmetler ile çok uğraşmak da pek uygun değildir. Bununla çok uğraşılırsa, insanlar ibâdetleri, Allahın emri olduğu için değil de hikmeti, faydası olduğu için yapmaya kayabilirler. İbâdetlerde esâs olan, mü’minin, ibâdetlerini Cenâb-ı Hak emrettiği için yerine getirmesidir.

Ramazân-ı şerîfte tutulan oruç, şâyet hâlis bir niyetle tamâmlanırsa, ona verilecek ma’nevî ecir ve sevâba, insanlarca bir ölçü ve sınır konulmasına imkân yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hak: “…Oruç, sırf benim için edâ edilen bir ibâdettir, onun mükâfâtını da ancak ben takdîr ederim…” buyurmuştur.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın önceki yazıları…


Comments are closed.