İnsanların doğru rehberlere olan ihtiyâcları çok âşikârdır. Şimdi burada bir nebze, çok kısa da olsa, “Velî-Evliyâ” terimlerinden bahsetmek münasip olacaktır…
Bir terim olarak “Velî”; “Sevdiğini Allah için seven ve her işini O’nun rızâsı için yapan, her ân Allahü teâlâ ile bulunan, gafletten uzak ve Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmış kimse” demektir. “Evliyâ” ta’bîri ise, bu kelimenin çokluk şeklidir; ya’nî “Evliyâ”: “Velîler” demektir.
Başka bir ta’rîfle; bütün sözleri, işleri ve ahlâkı, İslâm dîninin bildirdiği gibi olan, Allahü teâlânın ve Resûlünün çok sevdiği kimselere “Velî” ve bunun çoğulu olarak “Evliyâ” denilir.
İslâm ve Türk târihi boyunca dünyâya hükmeden sultânlar, pâdişâhlar; Evliyâ-yı kirâmın “ma’nevî sultânlar” olduklarını görmüşler, doğruyu onların vâsıtasıyla bulmaya çalışmışlar, onların irşâd ve nasîhatleriyle devlete, millete ve bütün insânlığa çok faydalı hizmetler yapmışlardır.
Sevgili Peygamberimiz ve Hulefâ-i Râşidîn hazerâtının asrı olan “Asr-ı Saâdet”ten sonra, târih boyunca insanlığa huzûrlu devirler yaşatmış olan Emevîler, Abbâsîler, Sâmânoğulları, Karahânlılar, Gazneliler, Tîmûroğulları, Bâbürlüler, Selçûklular, Osmânlılar ve daha birçok İslâm devletinin sultânları, hep bu büyüklerin rehberliğinde insânlık âlemine hizmete devâm etmişler, yeri gelince onların atlarının arkalarından gitmişler, bâzan onlarla berâber savaşlara katılmışlardır.
Bir rehber elinde yetişerek, silsile yoluyla Peygamber Efendimize kadar gitmeleri, o velîlerin ortak yanıdır; bu durum, bunlar nerede ve hangi memlekette yetişirlerse yetişsinler, onları tek bir kaynağa bağlamıştır.
14 asır boyunca, Allahü teâlânın sevgisi ile dolu, Peygamber Efendimize tâm tâbi olan, ma’nevî sırlar sâhibi “Âlim” ve “Velî” zâtlar dâimâ bulunmuş ve bunlar, insanların dîn ve dünyâ saâdetine ulaşmaları için ellerinden gelen gayreti göstermişlerdir.
Evliyâ, duâ ordularının kumandânları ve dertlerin ma’nevî tabîbleridirler. Onların hayâtları, sözleri ve nasîhatleri okunur ve onlarla amel edilirse, bu binlerce velînin ma’nevî sohbetine kavuşulmuş olur. Onların güzel ahlâkları, söz ve menkıbeleri ile huzûr bulunur.
Asr-ı Saâdetten günümüze kadar, İslâm coğrafyasının her tarafında, Fâs’tan Hindistân’a; Macaristân ve Balkanlar’dan Orta Asyâ ve Çin’e; Kırım ve Kazân’dan Afrikâ’ya ve Yemen’e kadar “Evliyâ” grubuna giren pek çok İslâm büyüğü gelip geçmiştir.
Anadolu’da da bunlardan bol miktarda yaşayanlar olmuştur. Tabîî ki burada, bütün vilâyetlerimizde meşhûr olan ulemâ ve evliyâyı tek tek sayamayız. Bir kısım şehirler vardır ki, onlar anıldıkları zaman, hemen oralarda yaşıyan bazı büyük âlim ve velîler hâtıra gelir; bu şehirler âdetâ onlarla özdeşleşmişlerdir.
Diğer dînler, kötü insanlar tarafından değiştirilmiştir. Ama mezkûr âlimler ve velîler sâyesinde, İslâmiyet orijinal hâliyle günümüze kadar devâm etmiştir…