Gönül yapmayı en büyük kazanç, kalp kırmayı ise en büyük zarar bilmeli; hiç kimsenin kalbini incitmemeye dikkat etmelidir.
Kimsenin gönlünü incitmemek; merhameti, tevazuu, güler yüzü ve tatlı diliyle etrafına huzur ve güven vermek, müminin güzel vasıflarındandır.
İnsanın kalbi, Allahü teâlânın nazar ettiği, iman ve muhabbetin yerleştiği çok kıymetli bir yerdir. Bu sebeple kalbi korumak, onu kin, kibir ve kötü düşüncelerden arındırmak büyük önem taşır. Kalp kırmak yalnız bir insanı üzmek değildir; aynı zamanda kul hakkına girmek ve kardeşlik hukukunu zedelemektir.
Her günah imana zarar verebilir; fakat bazı günahlar daha ağırdır. İman nimetine şükretmemek, imanı kaybetmekten korkmamak ve müminleri incitip kalplerini kırmak, insanı büyük bir manevî tehlikeye sürükleyen günahların başında gelir. Nitekim hadis-i şerifte, “Bir Müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır” buyurulmuştur. [Rıyâd-un-Nâsihîn]
İmam-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Sakınınız, sakınınız, kalp kırmaktan pek sakınınız…” [Mektûbât, C. 3, Mektup 45]
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin vasiyetnamesinin son satırı şöyledir: “Hiç kimsenin kalbini incitmeyin.”
Mümin her zaman güler yüzlü olur. Güzel ahlâk; anlayışlı, sabırlı olmak, kimseye yük olmamak, kimseyi incitmemek ve herkese iyilik yapmaya gayret etmektir. İnsanların kusurlarını araştırmak yerine kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmak, müminin güzel ahlâkındandır. Allahü teâlâ, ihsan buyurduğu nimetin eserinin kulunun üzerinde görülmesini sever. Nimetlerin en büyüğü Müslümanlık nimetidir. Bu nimetin eseri, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek ve kullarına karşı güler yüzlü, tatlı dilli, merhametli ve şefkatli olmaktır.
Daima herkese karşı merhametli, nazik ve yumuşak huylu olmalıdır. Herkese iyilik etmeye gücümüz yetmeyebilir; fakat hiç kimseye kötülük etmeye hakkımız yoktur. Müslüman, görüldüğünde sevilen, ayrıldığında hasreti çekilen bir kimse olmalıdır.
Kötü huylardan, bilhassa kibir, haset ve kalp kırmaktan sakınmalıdır. Kendini beğenmek, başkasındaki nimeti kıskanmak ve nefsin arzularına uymak insanı felakete sürükler. Kimseyi beğenmemek, başkalarının kusurlarıyla meşgul olmak ve herkesten şikâyet etmek kibir alâmetidir. Tevazu sahibi ise kendi kusurlarıyla meşgul olur.
İki kişi arasında ihtilaf varsa, ikisi de “ben haklıyım” derse kavga çıkar. Biri, “sen haklısın” derse kavga sona erer. Eşler de birbirine “sen haklısın” diyebilirse o evde huzur, muhabbet ve mutluluk olur…
Unutulmaması gereken iki şey vardır: Allahü teâlânın bizi her yerde ve her zaman gördüğü ve ölümün her an gelebileceği. Unutulması gereken iki şey ise yaptığımız iyilikler ve bize yapılan kötülüklerdir…
Hülâsa, gönül yapmayı en büyük kazanç, kalp kırmayı ise en büyük zarar bilmeli; hiç kimsenin kalbini incitmemeye dikkat etmelidir.