İslâmın birinci şartı…

Kur’ân-ı kerîmde, Muhammed aleyhisselâma îmân edip uymak emrediliyor, ona uymayanın Müslümân olamayacağı, kâfir olacağı ifâde buyuruluyor.

İslâmın beş şartından birincisi [ya’nî İslâmın birinci şartı], “Kelime-i şehâdet”tir. Ya’nî Allahü teâlâya ve Peygamberine (aleyhisselâm) îmândır. Bu da onları sevmek ve sözlerini beğenip kabûl etmek demektir.

İki cihân saâdetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünyâ ve âhıretin Efendisi olan Muhammed aleyhis-selâma tâbi’ olmaya bağlıdır. Ona tâbi’ olmak için, îmân etmek ve onun getirdiği ahkâm-ı İslâmiyyeyi öğrenmek ve yapmak lâzımdır. Yine Muhammed aleyhis-selâm’a tâm ve kusûrsuz tâbi’ olabilmek için, onu tâm ve kusûrsuz sevmek lâzımdır. Bunun alâmeti de, onun dostlarını dost, düşmânlarını düşmân bilmek, onu beğenmeyenleri sevmemektir. Tabîî ki sevgi ve nefret kalpte olur. Dînimizin gereği, zâhiren onlara da iyi davranmak, tatlı dilli ve güler yüzlü olmak lâzımdır. Tâ ki onlar da dîn-i İslâmın güzelliğini, özelliğini, yüksekliğini, mükemmelliğini anlayıp İslâmiyetle şereflensinler.

Kur’ân-ı kerîmde, baştan sona kadar birçok yerde, Muhammed aleyhisselâma îmân edip uymak emrediliyor, ona uymayanın Müslümân olamayacağı, kâfir olacağı ifâde buyuruluyor.

Kur’ân-ı kerimde “hikmet” ile ilgili bazı âyet-i kerîmeler vardır. Birisinin meâli şöyledir: “Size kitâbı ve hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resûl gönderdik.” [Bakara, 151]

İmâm-ı Şâfiî (rahmetullahi aleyh), “Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kur’ân, peşinden hikmet bildirilmiştir” buyurmuştur. (Risâle, s. 78)

Dînimizdeki dört delîlin ikincisi olan Sünnetler de, aslında Kur’ân-ı kerîm gibi vahiy iledir. Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: “O [Resûlüm], kendi arzûsu ile konuşmaz, onun [dînî hükümlere âit her] sözü vahiydir [vahiyden başkasını söylemez].” [Necm, 3-4] İki hadîs-i şerîf meâli de şöyledir:

“Cebrâîl aleyhisselâm, Kur’ân ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.” [Dârimî]

“Ben, size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum.” [Taberânî]

Allah Resûlüne düşmânlık, Peygambersiz bir dîn meydâna çıkarma gayreti, İslâmiyet’i içeriden yıkmanın başka yoludur. Bu niyette olup, “Yalnız Kur’ân” diyenler, kesinlikle Kur’ân-ı kerîme de inanmıyorlar. Hâlbuki, Resûlüne karşı gelenlerin yapmak istediklerinin çirkinliğini ve âkıbetlerini de Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîminde meâlen şöyle bildiriyor:

“Kimi, Resûle îmân etti, kimi de, yüz çevirdi. Bunlara çılgın ateşli Cehennem kâfî gelir.” [Nisâ, 55]

“Allah’a ve Resûlüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.” [Ahzâb, 36]

“Kıyâmette en çok ziyâna uğrayanlar, iyi işler yaptıklarını sanıp da, bütün çabaları boşa gidenlerdir.” [Kehf, 103-104]

Bir kimse, binlerce sene ibâdet etse ve ömrünü, nefsini temizlemekle geçirse ve güzel huyları ile yanındakilere ve keşfettiği âletler ile, bütün insanlara faydalı olsa, Muhammed aleyhisselâma tâbi olmadıkça, İslâm dînine inanıp Müslümân olmadıkça ebedî saâdete kavuşamaz.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın önceki yazıları…


Comments are closed.