“Âlimler ve velîler, Muhammed aleyhisselâmın vârisleridir”

“Orada âlimler ve velîler, Muhammed aleyhisselâmın etrâfında toplanacaklardır.”

Ebû Muhammed Serrâc hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 1026 (H.417) senesinde Bağdat’ta doğdu, 1106 (H.500) senesinde aynı yerde vefât etti. Bağdâd’ın meşhûr âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri tahsîl etti. Kırâat ve Hanbelî fıkhını öğrenip fıkıhta da yüksek âlim oldu.

Tatlı sohbetleri esnâsında evliyâ zâtların hayatlarını ve menkıbelerini anlatarak müminlerin onları örnek almalarına gayret ederdi. Bir sohbetinde buyurdu ki: “İnsanlar o velîlerin büyüklüğünü anlamıyorlar. Onlara câhil diyorlar. Allahü teâlâ mazlûm olan o büyüklerin yardımcısıdır. Onlar akıl sâhibi, ileriyi gören kimselerdir. Naîm cennetlerini bu büyük zâtlar dolduracaklardır. Orada nûrdan kürsüler üzerine oturacaklar, kendilerine sayısız nîmetler verilecektir. Cennet’te ‘Feyyân’ adında bir nehir vardır. Orada âlimler ve velîler, Muhammed aleyhisselâmın etrâfında toplanacaklardır. İslâm âlimleri ve velîler, Muhammed aleyhisselâmın vârisleridir.”

Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin hâllerini ve sözlerini anlatırken de şöyle buyurdu: “Zünnûn-i Mısrî, bir gün erken bir vakitte Abdullah bin Mâlik’in kabrine gitti. Kabristanda yüzü örtülü bir kişi gördü. Biraz sonra o şahsın Sadûn olduğunu fark etti. Ona; ‘Ey Sadûn, gel birlikte şu bedenlerimiz için ağlayalım’ dedi. Sadûn, Zünnûn-i Mısrî’ye ‘Allahü teâlânın huzûruna nasıl ve ne yüzle gideceğimize ağlamak, bedenlerimiz için ağlamaktan daha lâyıktır. Keşke bu bedenler kabirde kendi hâline çürümeye bırakılsaydı da, hesap vermek için diriltilmeseydi. Eğer sen cehenneme girersen, başkasının cennete girmesi sana fayda vermeyecektir. Eğer cennete girersen, başkasının cehenneme girmesi de sana bir zarar temin etmeyecektir. Ey Zünnûn! Kıyâmet günü amel defterleri açıldığı zaman, O’na nasıl cevap vereceğiz!’ O bunu söylerken; ‘Yardım et yâ Rabbî’ diye bağırdı. Bu sözleri işiten Zünnûn-i Mısrî bayılıp yere düştü. Ayıldığı zaman Sadûn’un elbisesinin kolu ile kendi yüzünü sildiğini fark etti…
Zünnûn-i Mısrî, Allahü teâlânın sevgisiyle dolu olanları şöyle anlattı: “Onlara, Allahü teâlânın sevgisi içirilmiştir. Kalplerindeki nefsin arzu ve istekleri, günahların kötü âkıbetlerinin korkusu ile ölmüştür. Âhiretteki çeşit çeşit, bitmez tükenmez nîmetleri kaybetme korkusu, onlara bu dünyânın geçici zevk ve lezzetlerini unutturmuştur. Onlar kalplerini, her türlü riyâ, gösteriş, hased, kin gibi mânevî kirlerden temizlemişlerdir. Onların kalpleri, Allahü teâlânın rızâsına kavuşma gayretindedir.”

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…


Comments are closed.