İlmihâl öğrenmenin lüzumu

Fıkıh bilgilerini, derin âlimler, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden çıkarmışlardır. Bunlar, ancak fıkıh kitâblarından ve fıkıh âlimlerinden öğrenilir.

Abdülganî Nablüsî (rahimehüllah), “Hadîka”da [el-Hadîkatü’n-Nediyye fî Şerhi’t-Tarîkati’l-Muhammediyye’de], s. 324’ten başlayarak buyuruyor ki:

“Ehl-i sünnet i’tikâdını, farzları ve harâmları öğrenmek farzdır. Bunları başkalarına öğretmek ve kendine lâzım olandan başka fıkıh bilgilerini öğrenmek ve Kur’ân-ı kerîmin tefsîrini ve hadîs ilmini öğrenmek farz-ı kifâyedir. Fıkıh bilgileri, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden öğrenilmesi farz olan bilgilerdir. Fıkıh kitâbı okuyan mukallidler, âyetten ve hadîsten hüküm çıkarmak ihtiyâcından kurtulurlar. Farz-ı kifâye olanları bilen, yapan var iken, bunları öğrenmek müstehab olur; bunları yapmak nâfile ibâdet olur. Yalnız, cenâze namâzı böyle değildir. Velîsi kılınca, başkalarının tekrâr kılması câiz olmaz. Namâz kılacak kadar Kur’ân-ı kerîm ezberliyen kimsenin, boş zamânlarında dahâ çok ezberlemesi, nâfile namâz kılmasından dahâ çok sevâb olur. İbâdetlerinde ve günlük işlerinde lâzım olan fıkıh bilgilerini öğrenmesi ise, bundan dahâ çok sevâb olur. Lüzûmundan fazla fıkıh bilgilerini öğrenmek de, nâfile ibâdetlerden dahâ sevâbdır. Lüzûmundan fazla fıkıh bilgisi öğrenirken, tasavvuf bilgilerini ve hakîmlerin, ya’nî Allahü teâlâya ârif olanların sözlerini ve hâl tercemelerini öğrenmesi de müstehab olur. Bunları okumak, kalbde ihlâsı arttırır. Fıkıh bilgilerini, derin âlimler, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden çıkarmışlardır. Bunlar, ancak fıkıh kitâblarından ve fıkıh âlimlerinden (rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) öğrenilir.” [Tâm İlmihâl Seâdet-i Ebediyye, s. 886.]

Tâm İlmihâl Seâdet-i Ebediyye’nin, 886. sayfasında yazılı bir “TENBÎH”te de şöyle bir ifâde yer almaktadır:

“…[Seyyid, allâme Muahmmed Emîn] İbn-i Âbidîn, [Hâşiyetü Reddi’l-Muhtâr’ın] ‘Önsöz’ünde buyuruyor ki: ‘…Kur’ân-ı kerîmden namâz kılacak kadar ezberlemek farzdır. Bunu öğrendikten sonra, fıkıh bilgilerinden farz-ı ayn olanları öğrenmek, Kur’ân-ı kerîmin fazlasını ezberlemekten dahâ iyidir. Çünki, Kur’ân-ı kerîmi ezberlemek, ya’nî hâfız olmak farz-ı kifâyedir. İbâdetler ve mu’âmelât için lâzım olan fıkıh bilgilerini öğrenmek ise, [âkıl ve bâliğ olan, erkek ve kadın her Müslümâna] farz-ı ayndır.

Helâlden, harâmdan ikiyüzbin mes’eleyi ezberlemek lâzımdır. Bunların bir kısmı farz-ı ayndır. Bir kısmı da farz-ı kifâyedir. Herkese, işine göre, lüzûmlu olanlar farz-ı ayn olur. Fakat hepsini öğrenmek, Kur’ân-ı kerîmi ezberlemekten dahâ iyidir. Tefsîr ile vakit geçirmek doğru değildir. Çünki, tefsîr ile, va’z ve kıssa öğrenilir. Fıkıh okuyarak, helâli, harâmı öğrenmelidir.

Allahü teâlâ, ‘Hikmet’i övdü. Tefsîr âlimlerinin çoğu ‘Hikmet, fıkıhtır’ dediler. Bir fıkıh âlimi, bin zâhidden dahâ kıymetlidir. Fıkıh bilgileri, dört mezhebin âlimlerinden öğrenilir. Dört mezhebden birinde bulunmayan fıkıh bilgisi câiz değildir. Tefsîr ilminin kâideleri kurulmamış, kollara ayrılmamış, sonuna varılmamıştır. Her âyetin çok tefsîri vardır. Hepsini Allahü teâlâdan başka kimse bilmez…”

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın önceki yazıları…


Comments are closed.