Ağlayan çeşmelerimiz…

Ağlayan çeşmelerimiz…




Rivayete göre vakti zamanında, Rize milletvekilleri halkın şikâyet ve istekleri dinlemek üzere gezerlerken, mahallenin kahvesinde vatandaşla çay içip sohbet ederler. Sohbet esnasında sayın vekilimiz yaşlı bir amcaya, hizmetlerinden memnun olup olmadığını, varsa şikâyetlerini sorar. Yaşlı amca; “Sayın vekilim, sizden çok memnunuz, hiçbir şikâyetimiz yoktur. Fakat Rusya’ya karşı çok öfkeliyiz” der. “Yahu adamlar yüz sene önce burayı işgal ettiklerinde bir yol yaptılar. Aradan bu kadar zaman geçti; bu yol ne hâldedir, çalışıyor mu diye bir gün sormadılar.”

Türkiye’nin her yerinde akmayan, yıkılan, hatta âdeta mezbelelik olmuş tarihî çeşmeleri gördükçe, aklıma Rizeli hemşehrimin zekâ fışkıran sitemi gelir. Bu bizim ecdadımızda, her biri bir sanat şaheseri olan çeşmeleri yapıp bize bıraktı, fakat bir gün de bu çeşmeler yıkıldı mı,  akıyor mu diye gelip bakmıyor. Şüphesiz bu dünyaya gelme imkânları olsa, bu çeşmeler bu hâlde olmazdı. Ancak, bugün suyu kurumuş çeşmelerin taşlarının kan ağladığından ve şanlı ecdadın mezarda kemiklerinin sızladığından eminim.

Türk İslam medeniyeti, aynı zamanda bir su medeniyetidir. Bu bakımdan, su hayattır, sözü meşhurdur. Atalarımız, insanlara ve her türlü canlılara faydalı olma amacı ve inancıyla, yüksek sanat duyguları sayesinde şehir, mahalle ve köy meydanlarına, yollar üzerine, hatta ıssız dağ başlarına nadide çeşmeler yaptırmışlardır. Bu mübarek vatanda akmayan tek bir çeşme bile uykularımızı kaçırmalıdır. Bir kere çeşme, göz demektir, su akan yer demektir. İnsan vücudu için göz ne ise, şehir ve mahallemiz için çeşme de odur. Bir çeşmeden su akmıyorsa, mutlaka gözyaşı akıyordur. Bir çeşmenin suyunu kurutmak, her biri bir sanat eseri olan çeşmeleri çöplüğe çevirmek, dünyaya medeniyet öğretmiş bir milletin evlatlarına yakışır mı? Hangi ilimize giderseniz gidin, asırlarca mahallesinin sakinlerine, yolculara, hayvanlara, kuşlara ab-ı hayat olmuş, şimdilerde ise suyu kesilmiş, hatta çöplüğe dönmüş muhteşem çeşmelerle karşılaşırsınız. Bu ayıba bir an önce son verilmelidir. Ben bu ülkede, ağlayan bir çocuk, mahzun bir anne, akmayan bir çeşme görmeye dayanamam.

          İdris İspiroğlu

 

 

ŞİİR

 

 

     KAYBOLAN YILLAR

 

Başımı çevirip ardıma baksam,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

Efkârla çağlayıp, öfkeyle aksam,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Gençlik, bağrımızda biten gül iken,

Kurudu yapraklar, boy verdi diken.

Saati durdurmak mümkün değilken,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Dökülen saçlarım gelirse dile,

Şahidim olur mu çektiğim çile?

Gözümden süzülen kanlı yaş ile

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Sevinçler dal gibi, hüzünler şişman,

Zaman süngü çekti, anılar düşman.

İş işten geçince, olsam da pişman,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Gecelerim uzar, varmaz sabaha,

Yaşadığım her şey dün gibi daha,

İntizar eylesem, ah ile vaha,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Çoğu unutturur derdimin azı,

Dosta geçmez oldu gönlümün nazı,

Sorarım aklıma gelince bazı,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Deli gönül yan sen kendi hâline,

Yalan dünyada ne geçti eline?

Dalınca mazinin akan seline,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

Mustafa Sinan ne gelecek başa?

Sonunda ölüm var, bakmıyor yaşa,

Adım yazılmadan bir mermer taşa,

Kaybolan yıllarım geri gelir mi?

 

          Mustafa Sinan Ay – Isparta

 

 

 

SAĞLIK OLSUN

 

ANKİLOZAN SPONDİLİT: Tipik belirtilerinden bazıları: *Haftalar veya aylar içinde yavaş yavaş artan bel ağrıları olur. *Sabah kalkıldığında belde ağrı ve hareket kısıtlılığı olur. *Bu durumun her türlü tedbir alınmasına rağmen üç aydan daha uzun süre bazen artarak devam etmesi. *Hareket veya egzersiz yapıldığında şikâyetler azalırken, hareketsizleştikçe (dinlenmeye geçildiğinde) şikâyetlerin artması. Burada durum mekanik bel ağrılarının tam aksine gelişir. *Erken evrelerde, bu tür ağrılarla birlikte kilo kaybı da görülebilir. *Bu ağrılar ve kısıtlılıkla birlikte sürekli yorgunluk hissi oluşur. *Ağrılar, gece dinlenmeye geçildiği ve sabah kalkıldığı vakitlerde daha net bir şekilde ortaya çıkar. *Bazen belde bu tür bir ağrı ile birlikte bazen de baldırlarda gezici ağrılar olur. *Kimi vakalarda bu rahatsızlık topukta yaşanan bir ağrıyla başlar. *Kimi vakalarda kişide göğüs ağrısıyla başlar. Tüm bunlar vücudun bir bütün olması sebebiyle eklemlerde yaşanan deformasyonun yerine ve etkilediği bölgeye göre değişiklik arz etmesinden ibarettir. Dr. İsmail Maraş