“Ben Allahü teâlâdan gelene râzıyım oğlum”

“İslâmdan, Kur’ân-ı kerîmden ve saçının beyazlığından öğüt almayan, nasîhat kabûl etmez.”

Abdülazîz Revvâd hazretleri evliyânın büyüklerinden olup hadîs âlimidir. Horasan’da doğdu. 775 (H.159) târihinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Nâfî, İkrime gibi âlimlerden hadîs-i şerîf rivâyet etti. Ondan da Süfyân-ı Sevrî ve daha başka âlimler hadîs-i şerîf bildirmişlerdir.

Süfyân bin Uyeyne de şöyle anlatmıştır: Mekke-i mükerremeye şiddetli yağmur yağıp, evler yıkılmıştı. Fakat Abdülazîz hazretleri bu âfetten sağ sâlim kurtulmuştu. Allahü teâlânın bu ihsân ve lütfuna şükür olarak bir köleyi âzâd etti.

Buyurur ki: Ölüm hastalığında, Mugire bin Hakî’nin yanına gittim. “Bana nasîhat et” dedim. “Bu yatak için sâlih amel yap” dedi.

Şakîk-i Belhî hazretleri anlattı: Yirmi sene gözleri görmemişti. Onun için, bu kadar sene çoluk çocuğunu göremedi. Bir gün oğlu kendi kendine düşünüp, bu duruma içerleyerek; “Babacığım! Senin gözlerinin görmemesine çok üzülüyorum” deyince, Abdülazîz hazretleri; “Oğlum! Ben Allahü teâlâdan gelene râzıyım” cevabını vermiştir.

Yine birisine şöyle buyurdu: “İslâmdan, Kur’ân-ı kerîmden ve saçının beyazlığından öğüt almayan, nasîhat kabûl etmez.”

Abdülazîz Revvâd hazretlerine; “Nasıl sabahladın?” diye sorulunca, ağladı. “Niçin ağladın?” dendi. Bunun üzerine; “Ölümü unutmuş, üstelik günahları da çok olan kimsenin hâli nasıl olur. Ecel, süratle geliyor, ömür her gün eksiliyor. Akıbetin Cennet mi, Cehennem mi, ne olacağı bilinmiyor. Ya Cehennem olursa, hâlimiz ne olur?” buyurdu.

Abdülazîz Revvâd hazretleri başından geçen ibret verici bir hâdiseyi şöyle anlatmıştır: Medîne-i münevverede idim. Bir gece Mescid-i Nebî’ye gidiyordum. Bir kadın telaşla yaklaşıp; “Ey efendi! Eğer sevap kazanmak istiyorsan yardıma gel! Şurada bir hasta var can çekişiyor, ölmek üzere. Yanındakiler hep kadın. Bir erkek yok ki, ona şehâdet kelimesini telkin etsin, söyletsin!” dedi. Hemen oraya gittim. Ölmek üzere olan adam, kelime-i şehâdeti söyletmek için ne kadar uğraştıysam bir türlü söyleyemedi! Bir ara gözlerini açıp; “Kaç defâdır bunu söyle diyorsun. Fakat ben söyleyemiyorum. Ben bu kelime-i şehâdetten ve İslâm dîninden yüzümü çevirmişim” dedi ve sonra öldü. Adamın kim olduğunu ve hâlini araştırdım. “Bu adam devamlı şarap içerdi!” dediler. Kendi kendime, Peygamber Efendimiz Muhammed aleyhisselâmın; “Şarap içmeyi âdet eden, vesene (puta) tapan gibidir” buyurması elbette doğrudur, dedim.

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…


Comments are closed.