Bir nazar etti, o kadar

Bir nazar etti, o kadar



Bir gün birisi, ölüm yatağındaki hastasını sırtlayıp, bir seher vakti Abdullah-ı Dehlevî hazretlerine geldi.

“Ey efendim! Hastamız ağırlaştı. Bir duâ etseniz; belki şifâ bulur” dedi.

Mübârek zât, bir baktı hastaya.

Bir şeyciği kalmadı adamın.

Şifâya kavuştu tamâmen.

● ● ●

Böyle binlerce hasta, bu zâttan duâ alıp, şifâya kavuşurlardı o devirde.

Bu sebeple kapısının önü, devamlı “kalabalık” olurdu.

Lâkin kendisinin de “üç hastalığı” vardı.

Hattâ bu yüzden “özürlü” kılardı hep namazlarını.

● ● ●

Bir sevdiği;

“Efendim, kim hasta olsa, kapınıza gelip sizden duâ istiyor ve şifâya kavuşuyorlar. Hâlbuki sizin de hastalıklarınız var. Hikmeti nedir ki, kendinize duâ etmiyorsunuz?” diye sordu.

Büyük velî;

“Onlar dertlerinden kurtulmak istiyorlar. Biz de onlara duâ ediyoruz. Cenâb-ı Hak onlara şifâ ihsân ediyor”

buyurdu.

Ve ardından;

“Ama biz, dertlerimizden râzıyız. Kurtulmak istemiyoruz onlardan. Çünkü Rabbimiz gönderiyor onları. Hem dert ve belâ, Sevgilinin kemendidir ki, sevdiklerini bu kementle tutup kendine çekiyor” buyurdu.

Ve sordu:

“Şimdi anladın mı sebebini?”

“Anladım hocam. Allah râzı olsun.”Bir nazar etti, o kadar

Comments are closed.