Biraz uzakta kanlar içinde birini gördü!

Biraz uzakta kanlar içinde birini gördü!




Nene Hatun, aklı başından gitmiş bir mecnun gibi hanımların en önündeydi hâlâ…

 

Senelerce bilendim bir hayâle,

Gölgelere sarılmaktan yoruldum!

Gam kasvete gönlüm oldu nihâle,

Köşe bucak serilmekten yoruldum!

 

Yaz tükendi, girdim hicrân kışına,

Zemheride gül düşledim boşuna,

Cam döküldü gözlerimin yaşına,

Akıp akıp kırılmaktan yoruldum!

Dışım gülşen içim nev-i nâr hazân,

Bir girdap ki gömüldüğüm hâl suzân,

Ben gurbetim, benden bana yol fizan,

Diyar diyar sürülmekten yoruldum!

 

Yüreğimin yangınına su sandım,

Gözlerin su, sen baktıkça ben yandım,

Kül oldum da öldüm tekrar uyandım,

Yanıp yanıp dirilmekten yoruldum!

 

Say ki kazan kaynar içim de mahşer,

Can bürkülür can içlenir can pişer,

Köpürdükçe taşar göğsümü deşer,

Kahır ile dürülmekten yoruldum!

 

Katan kattı zehir ekmek aşına,

Değse deler âhın polat taşına,

Vah Narmânî vah çilekeş başına,

Yerden yere vurulmaktan yoruldum!

 

Nene Hatun, aklı başından gitmiş bir mecnun gibi hanımların en önündeydi hâlâ… İnanılmaz bir çabuklukla tabyalara yaklaşmış, arkadaşlarıyla sağa sola serpilmiş şehitleri, yaralıları, gül toplar gibi itinayla topluyor, emniyetli yerlere taşıyordu. Herkes tek yürek, tek cihet olmuş, kendilerini, soğuğu, kışı, evde bıraktıklarını hepten unutmuşlardı.

Kan, ter içinde tabyaların yakınına kadar gelmeye muvaffak olan Nene Hatun’un gözleri; gizli, aşikâr kocasını arıyordu her yerde. Belki karşılaşabilirdi. Burada can pazarı yaşanırken, onları kışlada tutacak değillerdi ya! Bakındı, durdu etrafa. Biraz uzakta kanlar içinde birini gördü. “Acaba o muydu?” Neredeyse yüreği ağzına gelecekti. Tabyalara yakın, yıkık duvarların dibine, taşların arasına iri biri uzanmıştı… Doksan, yüz adım kadar kendisinden ıraktı… Duvar boyunca kara, kalın bir mayi, bu hareketsiz vücuttan durmadan akıyordu.

Daha fazla dayanamadı, yaydan fırlamış bir ok gibi koştu, heyecandan göremediği bir kurumuş dala takıldı ayağı, düştü. Tüfeği bir tarafa, satırı da başka bir tarafa savruldu. Kadınlık hâlinden beklenmedik bir çeviklikle hemen toplandı ve düşürdüklerini de alarak kalktı. Yerde kıpırdamadan uzanmış adama baktı yeniden. Ne hikmetse gözünü alamıyordu. Oysa buna “kan tutma” denildiğini pekâlâ biliyordu. Şimdi sırası mıydı? Akan kan şehidin gövdesini kaplamıştı. Bu anda, ne yapacağını hesap ederken komşu bir kadın üzerine atıldı.

-Sakın ha! Bir hata yapma Nene!

-Ne oldu kız! Korkuttun beni!

-Az daha tuzağa düşecektin!

DEVAMI YARIN