Biz farkında olmasak da…

Biz farkında olmasak da…




Günümüzde Müslüman ülkeler fitne ve fesat kavramlarının en çok yaşandığı coğrafyalar olmuştur… Peki, biz Müslüman ülkelerde meydana gelen iç karışıklıkların sebebini hiç düşündük mü? Son zamanlarda ülkemizde ve Müslüman ülkelerde gelişen bu ekonomik buhranları hiç düşündük mü? Ardı arkası kesilmeyen bu soru zincirinin cevabı bir kelimeden ibaret olsa gerek? Müslümanları zayıflatarak bu ümmetin son kalesi olan Türkiye’yi yıkmaya çalışmak. 

Şimdi sorarım sizlere hangi Müslüman ülke kaldı mazlumlara yardım eden? Hangi Müslüman ülke kaldı savaş ve yoksulluktan kaçan insanlara kol kanat geren? Hangi Müslüman ülke kaldı ezilmişin yanında durarak tüm herkese biz bu kişilerin haklarını yedirmeyiz diyen?

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı TİKA bugün 60 ülkede 62 Program Koordinasyon Ofisi ile 150 ülkede faaliyet göstermektedir. Ülkemizin izlemiş olduğu aktif ve ilkeli dış politikaya bağlı olarak çalışma yaptığımız ülkelerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Türkiye, TİKA aracılığı ile dost, kardeş ve akraba ülkelere yönelik olarak yaptığı çalışmaların temelinde bir barış kuşağı oluşturma çabası bulunmaktadır.

Biz farkında olsak da olmasak da fitne ve fesat ortamını hazırlayan bu ülkeler İslam ümmetinde son kalenin Türkiye olduğunun çok iyi farkında ve bilincindedir. Orta Doğu coğrafyasında yer alan Irak ve Suriye’de yaşanan karışıklıkların en büyük sebebi de bizleri yıkmaya çalışmaktır. Ülkemizde yaşanan Gezi Parkı olayları ve hain 15 Temmuz darbe girişimi de iç karışıklığın fitilini ateşlemek isteyen yine bu dış mihrakların alçak oyun ve senaryolarıdır. İslam ümmetinin son kalesi olan ülkemizi bölmek isteyen tüm dış güçlere karşı Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiirindeki şu dizlerini aktarmak isterim:

“Ey şimdi süzgün, rüzgârlarla dalgalı;/Barışın güvercini, savaşın kartalı…/Yüksek yerlerde açan çiçeğim;/Senin altında doğdum,/Senin dibinde öleceğim.”

           Mustafa Terzi

 

 

 

ŞİİR

 

           Yâr mı ağyâr mı?

 

Âşık oldum bir güzele, söyleyeyim şiir.

Aldım kalemi elime yazayım bari bir bir

 

Dedim: “Güzel kız boyun uzun hem selvi gibi.”

Dedi ki: “Yüksek ayakkabı, topuklu dibi.”

 

Dedim: “Can yâr, dişin ne de beyaz inci gibi.”

Dedi: “Hepsi çakma porselen, vidalı dibi.”

 

Dedim ki: “Yâr müjgânın oktur yaralar beni.”

Dedi: “Plastik yapıştırmadır kirpiğim suni.”

 

Dedim: “Gözlerin kara benzer ahu ceylana.”

Dedi ki: “Lenstir, yarın çeviririm elaya.”

 

Dedim: “Yanakların al dudaklar sanki kiraz.”

Dedi ki: “Dudaklar ruj, yanak makyajlı biraz.”

 

Dedim: “Yüzünde yok kırışık, benzersin aya.”

Dedi ki: “Yaptırdım botoks, bakar biraz paraya.”

 

Dedim: “Saçların uzun benzer sanki ipeğe.”

Dedi ki: “Kaynak saçtır, bana geldi hediye.”

 

Dedim: “Burnun hokka, biçimlidir sanki mekik.”

Dedi ki: “Onu da yeni yaptırdım estetik.” 

 

Dedi ki: “Paran çoksa, benim gibi yoktur yâr;

Malın kayıp ettiğin gün, ben olurum ağyar.”

 

 Âşık Emrah gibi, nasıl şiir yazayım yâre,

 Ecnebi âdetlere nasıl bulayım çare?

 

                 Orhan Yavuz Ejder

 

 

 

 

GÜZEL YURDUMUZ

 

EDİRNE: Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alan; Türkiye’nin Avrupa yakasında ikinci büyük ve serhat şehridir. 1700 senesinde, Edirne 350 bin nüfusu ile dünyanın en büyük birkaç şehrinden biriydi. Bunlar; İstanbul, Paris, Londra ve Edirne idi. 18. asırdan itibaren gerilemeye başladı. 1745 senesinde çıkan büyük bir yangınla 60 mahalle kül oldu. 1751 yangını da 1745’teki yangın şiddetindeydi…

Edirne 4 defa istilâya uğramış ve çok zarar görmüştür. 1829’da Ruslar Edirne’ye girmiş birkaç ay kalmıştır. II. Sultan Mahmud, Edirne’de 10 gün kalarak halkın moralini takviye etmiş, istilânın tahribatının yeniden imarı için emir vermiştir. Balkan Harbinde Şükrü Paşa’nın kahramanca savunmasına rağmen, açlık sebebiyle, Bulgarlara 26 Mart 1913’te teslim olundu. 4 ay sonra Türk ordusu 22 Temmuz 1913’te Edirne’yi geri aldı. I. Dünya Harbi’nden sonra Lozan Antlaşması ile Edirne Türkiye sınırları içine alındı…