Çaresiz, kırgın, üzgün bir anne!..

Çaresiz, kırgın, üzgün bir anne!..




Ali, biraz kendini zorlayarak yeni uyanmış gibi yaptı, gerindi. Gerinmesiyle ağrıları da arttı!..

 

 

Hasta yatağında yatan Ali, nasıl olmuşsa uyanmış, konuşulanları rahat duymuş, fakat derin uykudaymış gibi gözleri kapalı öylesine duruyordu. Bilhassa anne ve babasını dinlediğinin anlaşılmasını istemiyordu. Zaten hastalığına pek üzülüyorlardı, bir de bu sıkıntılarını bilen biri olarak karşılarına çıkmamalıydı. “Kol kırılır yen içinde” derlerdi ya büyükleri.

Ali, biraz kendini zorlayarak yeni uyanmış gibi yaptı, gerindi. Gerinmesiyle ağrıları da arttı, gayriihtiyari inledi. Sesinin duyulması üzerine annesi, beyinden müsaade isteyip yatağın yanına geldi. Hasta, yarı baygın acayip sesler çıkarıyordu. Alnı boncuk boncuk terlemişti. Elini başına koydu, kalbine götürürken kocasına döndü.

Hayatının sonuna mı ne gelmişti? Anne, çaresiz, kırgın, üzgün bir ifadeyle, “Ey bir tanem Ali’m beni bırakıp nereye gideceksin?” dedi, gözyaşları sicim gibi akmaya başladı. Anne ve baba aynı anda mahzunlaşmıştı. Biraz önceki yarı şaka, yarı durum tahlili hâllerinden eser kalmamıştı.

Dertli ana, aklına bir şey gelmiş gibi mutfağa geçti. Bir kâse yoğurt, bir lavaş ekmekle bir tabak mercimek çorbası alıp geldi. Geldi ama apayrı bir durumla karşılaştı bu sefer de. Ali’yi yatağında oturmuş, babasıyla sohbet ediyor buldu, hepten şaşırdı. Olduğu yere çömeldi. Sevinç dolu heyecanla dinlemeye başladı.

– Anne, anne!..

– Beni sen sandı hanım.

– Olsun; yeter ki ciğerparem iyileşsin Bey!

– Allah’ın izniyle iyi olacak Ali’m! Şöyle bir yüzünün terlerini sileyim! Oh! Ne güzel oldu! Artık korkmuyorsun değil mi?

– Sizi yanı başımda gördükten sonra bir rahatlık hissetim korkum kalmadı.

– Maşallah, maşallah!

– Baba neredesin?

– Buradayım oğlum, yanındayım.

– Sayıklıyor, inşallah kurtulur Bey!

– Ellerim rahatladı baba! Hem ellerim, hem de ayaklarım! Anne bak! Baba baba bak parmaklarımı oynatabiliyorum. Siz de görüyor musunuz? Ağrılarım dindi! Her tarafım rahatladı, sızlamıyor eskisi gibi göğsüm! Annem de seviniyor bakıyor, gülüyor bana… Anneciğim, anneciğim! Ağlama sen ne olur!

– Ağlamam Ali’m! Sen iyi ol daha ne isterim!

Ve sessizce fısıldadı Yusuf’unun kulağına; “Bu sendeki sıkıntı, bu bendeki karanlık istikbal endişesi, Ali’min dertleri ve bu hüzün hiç bitmeyecek ne destanlara gebe…” Yusuf, bir şey anlamamış gibi boş gözlerle yüzüne bakınca Şükriye devam etti fısıltılı konuşmasına “Bey bir haftadır böyle yavrucağız… Bazen sayıklıyor, bazen hâlsiz! Günden güne kötüleşiyor ve ben bir anayım, çaresiz ana! Ne yapacağımı şaşırdım” dedi, Ali’nin saçlarını okşadı.

DEVAMI YARIN