Ezân, namaza davettir…

Ezân, namaza davettir…


 

Ezân, bildirilen kelimelerle ayakta okunur. Tercümeleri hangi lisânda olursa olsun okunmaz…

 

“Ezân” lügatte “Bildirmek, herkese bildirmek, davet, çağrı” demektir. “Namaz vakitlerini bildirmek, Müslümânları namaza dâvet etmek (çağırmak) için, yüksek bir yerde belli olan Arabca kelimeleri sırası ile okumak”a “Ezân” denilir.

Hemen makâlemizin başında ifâde edelim ki, İslâm âlemşümul (evrensel) bir dîndir, onun için, daveti de (ezân da) beynel-milel (uluslararası)dır.

Ezân, bildirilen kelimelerle ayakta okunur. Tercümeleri hangi lisânda olursa olsun okunmaz. Okunduğu zaman ibâdet değiştirilmiş olur. Ezânın tercümesini okumak, ezân olmaz. Manâsı anlaşılsa da, ezân başka dillerle okunamaz. (Seyyid allâme Muhammed Emîn İbn-i Âbidîn)

Ezân, câmi, fıkıh kitapları gibi İslâmiyet’in kıymet verdiği şeyleri aşağılamak küfürdür. (Ebû Saîd Muhammed Hâdimî)

Ezânda, İslâm inancı ve dînin esâsları çok vecîz olarak anlatılmıştır. Burada Allahü teâlânın birliği ve büyüklüğü, Muhammed aleyhisselâmın Allah’ın kulu ve resûlü olduğu, günde beş defâ, dünyânın her tarafında, bütün insanlığa duyurulur.

Ezân okumak, ilk defa, hicretin birinci senesinde, Medîne-i münevverede başladı. Bundan önce, namaz vakitlerinde yalnız “Es-salâtü câmiatün=Namaz toplayıcıdır” denirdi.

Müslümanların her namaz vaktinde, kendiliklerinden câmide toplanmaları güçleşince, Peygamber Efendimiz, Eshâbına namaz vakitlerinin nasıl bildirilmesi gerektiğini sordu. O istişâre esnâsında, kimisi Hıristiyânlar gibi nâkûs, yâni çan çalalım, bâzıları da Yahûdîler gibi boru öttürülsün dediler.

Kimisi de, namaz vakti ateş yakıp yukarı kaldıralım teklîfinde bulundu. Fakat Resûlullah Efendimiz, bunların hiçbirini kabul etmedi.

O gece, Eshâb-ı kirâmdan Hazret-i Ömer ve Abdullah bin Zeyd bin Sa’lebe (radıyallahü anhümâ), rüyâda ezânın nasıl okunduğunu görüp, Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve selem) bildirdiler.

Peygamber Efendimiz de; “Bu rüyâ, inşâallah hak, gerçek bir rüyâdır. O kelimeleri, Bilâl’e öğretin, o da okusun” buyurdu. (Serahsî, İbn-i Âbidîn)

Medîne’de ilk ezân okuyan Bilâl-i Habeşî’dir (radıyallahü anh). Mekke’de ise Habîb bin Abdurrahmân (radıyallahü anh) oldu.

Ezân, Müslümân ve akıllı biri tarafından yükseğe çıkarak okunur. Deli, fâsık, çocuk, Müslümân olmayan, kadın, cünüb olan, sarhoş ezân okuyamaz. [Son zamanlarda, Amerika’da, şaklaban ve başı açık bir kadına, bir katedralde (kilisede), cuma namazı için ezân okuttular, ne idüğü belirsiz bir kadına da cuma namazı kıldırttılar.]

İkâmet (kâmet) de, farz namaza başlamadan önce okunması sünnet olan, ezâna benzeyen sözlerdir. Ezândan farkı, fazla olarak “Hayye alel-felâh”tan sonra “Kad kâmetis-salâtü” (Namaz başladı) cümlesidir.

Kadınlar, ezân ve ikâmet okumazlar. Vakti girmeden önce okunan ezân ve ikâmet, vakti girince tekrâr okunur. Kâmet okumak ezân okumaktan efdaldir (üstün ve kıymetlidir).

Ezân, farz namazların vaktinde kılınması veya kazâsı sırasında okunur. Bayram, cenâze, vitir, terâvîh namazları için, ezân ve ikâmet okunmaz. Ezân ve ikâmet kıbleye karşı okunur. Okunurken konuşulmaz ve selâma cevap verilmez. Ezân ve kâmet sırasında konuşulursa, her ikisi tekrar okunur.