Kıymetli vakti, kıymetli işle geçirmek lazımdır!

Kötülüklerden uzaklaştırmayan namaz, görünüşte namazsa da, doğru namaz değildir. Ama doğru kılıncaya kadar, görünüşü de bırakmamalı.

Din büyüklerimiz buyuruyor ki: “Ömrümüzden geçen her saniye çok kıymetlidir, bir daha asla geri gelmez. Müslümanın imandan sonra en kıymetli varlığı vaktidir. Bu yüzden, en kıymetli olan vakti, en kıymetli işle geçirmek lazımdır. Bunlardan birisi de namazdır…

Namaz kılmamak çok tehlikelidir, çünkü Allahü teâlânın emridir. Biz bir kul olarak bile, birine söylediğimiz şey yapılmazsa gücümüze gider. Her gün beş defa Allahü teâlânın emrine (Hayır!) demek, devamlı Ona meydan okumak ne büyük cesarettir! Dikkat edilirse, bu tavır, imansızlığı gösterir. Onun için sorumlu olduklarımıza ve sözümüzün geçtiği herkese mutlaka namazı bildirmek lazımdır. Eğer kılınmazsa, kaza kılacak kadar zaman geçtikçe, yani her 5-6 dakikada bir, günahı, öncekilerle toplanarak bir misli artar. Ankebut sûresinde mealen, (Doğru kılınan namaz, her türlü kötülükten korur) buyuruldu. Kötülüklerden uzaklaştırmayan namaz, görünüşte namazsa da, doğru namaz değildir. Ama doğru kılıncaya kadar, görünüşü de bırakmamalı…

Bir şeyi güzel yapmak, onu çok yapmakla olur. Namazın güzelliği de, çok kılmakla olur. Yalnız beş vakit değil, her fırsatta kılmalı. Kaza borcu olmasa da kaza kılmalı. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) üzülünce, hemen namaza durur ve (Gözümün nuru namazdır) buyururdu. Miraç’ta kavuştuğu her nimete, ümmetinin de kavuşmasını istedi. Orada da, (Ümmetim) dedi. Cenab-ı Hak da namaz nimetini verdi. İşte müminin miracı namazdır…”

Namazda dünya işlerini düşünmek, ihlâs noksanlığından ileri gelir. İslam Ahlakı kitabında buyuruluyor ki:

“Cemaatle namaza durunca, imam Fatiha’yı okurken, (Sağımda Cennet ve solumda Cehennem, ensemde Azrail aleyhisselam, karşımda Beytullah, önümde kabir ve ayağımın altında Sırat, acaba benim sualim kolay olur mu? Ettiğim ibadet, ahirette başıma taç, yanıma yoldaş ve kabrimde ışık olur mu? Yoksa kabul olmayıp, eski bir bez parçası gibi yüzüme vurulur mu?) diye tefekkür etmelidir.”

***

Meşhur Abbasi Halifesi Harun Reşid, bir ramazan günü Behlül Dânâ hazretlerine, akşam namazında camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi iftara davet etmesini söyledi…
Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Hazreti Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıkageldi. Harun Reşid şaşkınlıkla sordu:
– Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?
Behlül Dânâ hazretleri şöyle cevap verdi:
– Ey Halife! Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum, çıkan herkese imam efendinin namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu ve daha başka şeyler sordum. Onları da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen bu kadarmış meğer!..

Ahmet Demirbaş’ın önceki yazıları…


Comments are closed.