Annemden doğduğumdan beri yolcuyum!..

İnsan, bu dünyada bâki, devamlı kalıcı değildir. İnsana belli bir ömür verilmiştir, o ömür de, her ân tükenmekte, azalmaktadır. Bunun için insan, niçin yaratıldığını, bu dünyaya gönderilişin sebebini, maksadını iyi anlamalı ve ona göre kendisine verilen ömrü kullanmalıdır. Lokman Hakîm hazretleri, oğluna nasihat ederek buyurur ki: “Ey oğul! Ateş gelirken…

Devamını oku

Kabir, arkamdan şöyle seslendi!..

İnsanın, dünya, kabir ve âhıret olmak üzere üç hâli vardır. İnsan, Allahü teâlâya ibâdet ederse, dünyâda işlerini kolaylaştırır, kabirde ona acır ve âhırette de günâhlarını affeder. Kabir, dünya ile âhıret arasında bir geçittir. Kabirde azâb vardır ve dünyâ azâbları gibi geçicidir, âhıret azâbları cinsindendir. Ömer bin Abdülazîz hazretleri, bir cenâzeyi…

Devamını oku

Bu dünyada herkes yolcudur

Bu dünyada herkes yolcudur hem de âhıret yolcusudur. Hiç kimse kalıcı değildir. Bunun için dünyâya her gelen, istese de, istemese de, gitmektedir. Zaten doğmak, dünyaya gelmek, gitmenin yani ölümün habercisidir. Sa’dî-i Şîrâzî hazretleri; “Ey kardeş! Bu dünyâ kimseye kalmaz. Gönlünü, her şeyi yaratan Allahü teâlâya bağla. Sana bu kâfidir. Dünyâ…

Devamını oku

İnsanları incitmek haramdır!..

Kalb, carullahtır yani Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalb gibi yakın bir şey yoktur. Bu sebeple kalbin incitilmesinden kaçınmak lâzımdır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:  “Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mü’min olsun, âsî olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Çünkü, âsî olan…

Devamını oku

Hiç kimseye bedduâ etme!

Bedduâ, bir kimsenin kötülüğünü, Allahü teâlânın af ve merhametinden mahrum olmasını, ihânet edenlerin veya kötülüklerin gerektiği cezâya çarptırılmasını istemek demektir.  Müslümân, hayırlı olur, herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık verir. Şayet iyilik yapamazsa, hiç olmazsa sabreder. İnsanlara eziyet, zulüm yapmaz, bedduâ etmez ve kimsenin de kendisine bedduâ yapmasına…

Devamını oku

Gerçek tevekkül sahipleri…

Tevekkül, meşrû sebeblere yapışarak, bütün işleri Allahü teâlâya ısmarlamak, Ona güvenmek, teslim olmak anlamındadır. Kalbin, her işte Allahü teâlâya îtimâd etmesi, güvenmesi demektir. Muhammed Bâkî-billah hazretleri buyuruyor ki:  “Tevekkül, sebebe yapışmayıp, tembel oturmak değildir. Çünkü böyle olmak, Allahü teâlâya karşı edepsizlik olur. Müslümanın meşrû olan bir sebebe yapışması lâzımdır. Sebebe…

Devamını oku