İlim, kendi haddini bilmektir

Allahü teâlâ, insanları eşit olarak değil, birbirinden farklı olarak yaratmıştır. Her insanın aklı, anlayışı, kabiliyeti farklıdır. Hatta insanların akılları değişik, anlama kâbiliyyetleri farklı olduğundan, herkes yaratıcıyı aradığında, Onu kendi tabîatına, ilim ve idrâkına uygun bir tarzda düşünmüş ve kendi anlayışına göre de tarîf etmiştir. Çünkü insan, aklının aczi ve noksanlığı…

Devamını oku

Edeb ve sevgi, kalbleri birleştirir

Edeb; güzel hâllere, huylara sâhip olmak, utanılacak hareketlerden sakınmak, her hususta haddini bilip, sınırı gözetmek hâlidir. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde; (Rabbim beni en güzel edeble, edeblendirdi) buyurmuştur. Kişinin sözleri, hareketleri, insanlarla olan muâmeleleri, oturması, kalkması kısacası bütün davranışları, ya kendi nefsine veya Allahü teâlânın bildirdiğine, emrettiğine göredir. Kendi nefsine…

Devamını oku

İnsânın sûreti değil, sıfâtı önemlidir

İnsânın sûretine, şekline Beden denir. İnsanın kalbindeki kuvvete, hâle, huya, Hulk denir. İnsânın kalbinde, iyi, güzel şeyler yerleşmiş ise, bu kimseden güzel sözler işitilir ve güzel hareketler görülür. Eğer kalbe, kötü düşünceler, bozuk şeyler yerleşmiş ise, o kimseden kötü şeyler meydana gelir ve böyle kimseye kötü ahlâklı denir. Kötü ahlâk,…

Devamını oku

Akıl, doğruyu bulabilir mi?

İnsâna ihsân edilen akıl, Peygamberlerin rehberliği olmadan, her doğruyu bulabilir mi ve her konuda hüccet, delil olabilir mi? Bu hususta islâm âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Akıl, dünyâda kaldıkça, bu bedene de bağlı kalır ve bu bağlılıktan kurtulamaz. Vehim, her zamân, aklın etrâfında, hayâl dâimâ yanında bulunur.…

Devamını oku

Ümmetimin yolu çok uzundur…

Müslümanlar, merhamette, tıpkı bir bedenin uzuvları gibi olmalıdır. Nasıl ki, bedenin herhangi bir uzvu rahatsızlandığında bütün uzuvlar perişan oluyorsa, hasta olan uzuv iyileşince rahatlıyorsa Müslümanlar da, içlerinden birisi rahatsız olduğu zaman, o kimse bu rahatsızlıktan kurtuluncaya kadar rahatsızlık duymalıdırlar. Peygamber efendimiz bir gün, bir yerde oturuyorlardı. Yanlarında da, hazret-i Ebû…

Devamını oku

Onun hürmetine duâmı kabûl et!

Allahü teâlâ, yaratmasında, belli şeyleri, belli şeyler için sebep kılmıştır. Bu sebeplere yapışan, o sebebin neticesindeki şeye kavuşur. Hastalıkların tedavisinde ilâcı, açlığın giderilmesinde bir şeyler yemeyi sebep kıldığı gibi, duâları kabûl etmekte de, sevgili kullarını vesile kılmıştır. Allahü teâlâ, Mü’min sûresinin 60. âyetinde meâlen; (Duâ ediniz, kabûl ederim, isteyiniz, veririm)…

Devamını oku