“Kurtuluş, İslâm’a uymakta ve bidatleri terk etmekte!”

“İslâm âleminde görülen kötülüklerin başlıca sebebi Müslümanların İslâmiyetten uzaklaşmalarıdır.”

Sirâc-ül-Hind hazretleri Hindistan’daki evliyânın büyüklerinden olup Şah Veliyyullah Dehlevî hazretlerinin oğludur. İsmi Şah Abdülazîz Gulâm Halim-i Fârûkî Dehlevî’dir. 1746 (H.1159) senesinde Dehli’de doğdu. 1824 (H.1239) senesinde aynı yerde vefât etti. Nakşibendî yolunun büyüğü olan babasından edeb öğrendi. Küçük yaşta Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. On bir yaşında iken babasının vazîfelendirdiği hocalardan okudu. Babasının vefâtı üzerine Rahmaniyye Medresesinde ders vermeye başladı…

Abdullah-ı Dehlevî talebelerini hadîs ilmini tahsil etmeleri için Abdülazîz-i Dehlevî’ye gönderdi. Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin en büyük talebesi maddî ve manevî ilimler hazinesi Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri de Abdülazîz-i Dehlevî’den hadîs ilminde icazet aldılar.

Bir vaazında şöyle buyurdu: “Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu, kavuştuğu düşünülmezse haramdır. Yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebep ile yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse câiz olur. Peygamberler ve evliyâ da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.”

Ona; “İslâm âleminde görülen kötülüklerin başlıca sebebi nedir?” denildiğinde; “İslâm âleminde görülen kötülüklerin başlıca sebebi Müslümanların İslâmiyetten uzaklaşmalarıdır.” Kurtuluşun nerede olduğu sorulduğunda “İslâma uymak, bidatleri terk etmekte” buyurdu.

Zamânında Eshâb-ı kirâma, Peygamber Efendimizin mübârek arkadaşlarına düşmanlık edenlerin her tarafta bilhassa ilmi olmayan Müslümanların îtikâdlarını bozmaya çalıştıklarını görüp, Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye isimli kıymetli bir kitap yazarak onların yüz karalarını bütün teferruatıyla ortaya koydu. Buyurdu ki: “Memleketimizde, Eshâb-ı kirâm düşmanlığı o kadar yayıldı ki, içerisinde bir ikisi bu bozuk yolda olmayan ev pek nâdirdi. Bu bozuk yolda olanların çoğu târih ilminden, kendi asıllarından, babalarının ve dedelerinin doğru yolundan habersiz kimselerdi. Bunlar, meclislerde Ehl-i sünnet Müslümanlarla münâzara ettiklerinde, tutarsız şeyler söylüyorlardı. Doğruyu görmelerine vesîle olmak ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmak için bu kitap yazıldı.”

Vehbi Tülek’in önceki yazıları…


Comments are closed.