Modern dünyanın temellerini atan teknolojik buluşların izini sürdüğümüzde, karşımıza İslam âlimlerinin eşsiz mirası çıkıyor.
İslamiyet ilmi, fenni, tecrübeyi ve müsbet çalışmayı emreden dinamik bir dindir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmin birçok yerinde, (Sizden evvel gelip geçenlerin hayatlarını, gittikleri yolları ve başlarına gelenleri, gözden geçirip, onlardan ders alınız. Yerleri, gökleri, canlıları, cansızları ve kendinizi inceleyiniz! Gördüklerinizin içini, özünü araştırınız. Bütün bunlarda yerleştirmiş olduğum kuvvetimi, kudretimi, büyüklüğümü ve hâkimiyetimi bulunuz, görünüz, anlayınız!) meâlinde emirler vermektedir.
İslam âlimleri Kur’ân-ı kerimin bu emrine uyarak kâinatı, gökleri, yeri ve içinde olanları, insan hayatını enine boyuna incelemişler ve çok ciddi çalışmalar yapmışlardır.
Meselâ, Akşemseddin hazretleri Pasteur’den 400 sene önce mikrobu buldu. Ali Kuşçu, büyük astronomi âlimi, ilk defa Ay’ın şekillerini anlatan kitap yazdı. Battanî, dünyanın en meşhur astronomi âlimidir. Trigonometrinin kâşifidir. Yine, Bîrûnî, ilk defa, dünyanın döndüğünü ispat etmiştir. Câbir bin Hayyam, atom bombası fikrinin ve kimya ilminin babası olan büyük dâhidir. Cezerî, 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır. Demirî, Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır. Ebû Kâmil Şuca, Avrupa’ya matematiği öğretmiştir… Daha sayısız örnekler vardır.
Bütün bu misaller açıkça göstermektedir ki, Müslümanlar fen ilimleri ile de uğraşmışlar, her alanda yaptıkları önemli çalışmalarla bütün dünyaya rehberlik yapmışlardır.
Tarih boyunca, İslam devletleri bütün çalışmalarını insanların faydası, rahatı ve huzuru için kullanmış ve eşsiz medeniyetler kurmuştur. Allahü teâlânın bildirdiği iman, adalet ve hizmet anlayışından mahrum kalan eski Romalılar, Yunanlılar ve Avrupa’daki, Asya’daki devletler ise elde ettikleri teknolojik buluşları insanlara zulüm ve işkence yapmakta, Müslümanların kurduğu yüksek medeniyetleri yıkmakta kullanmışlardır. Medeni olmaları şöyle dursun parçalanmışlar, yıkılmışlar ve yok olmuşlardır. Şimdi ise Müslüman olmayan bazı memleketlerde, fen bilgileri ileri ve teknik başarıları, ağır sanayileri göz kamaştıracak derecede ise de, vahşîlerin bile yapamayacakları kötülükleri yapmaktadırlar.
Onun için bugün, geçmişte olduğu gibi ilim ve fen alanında ilerlememiz ve ilim adamı yetiştirmemiz ve güçlü olmamız lazımdır. Kuvvetli olmanın caydırıcı bir gücü vardır. Güçlü olmak, harbi ve binlerce insanın kanının akmasını önler. Müslümanlar güçlü olursa, Müslümanlar rahat ve huzur içinde yaşadığı gibi Müslüman olmayanlar, kurtlar, kuşlar, bütün canlılar da rahat ve huzur içinde olur. Onun için ilimde, fende hep önde olmaya mecbur ve mahkûmuz.