Orucun maddî-manevî faydaları

Tıp uzmanları diyorlar ki: Oruçlu iken vücûdun organlarında dinlenme olur. Oruç tutan bünye, âdetâ bakıma girer…

Oruç tutmanın manevî (rûhî) pekçok faydasının yanında, maddî (bedenî) faydaları da vardır. Hadîs-i şerîflerde, “Oruç tutan sağlıklı olur” (Taberânî), “Aç duranın idrâki artar, zekâsı açılır”,Tefekkür, ibâdetin yarısı, az yemek ise tamâmıdır” (İ. Gazâlî) “Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücûdun zekâtı ise oruçtur” (İbn-i Mâce) buyurulmuştur.

Bir hadîs-i şerîfte de, “Her gün bir defa yemek yimek i’tidâldir” (Beyhekî) buyuruldu. Az yiyenin vücûdu sıhhatli olur. İki günde üç defa yemek yemenin normal olduğu bildirilmiştir.

Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçmiş olur. 60 sene yaşayan bir kimsenin takriben 20 senesi uykuda geçmektedir. Ömrünün uykuda geçmesi, dünyâ ve âhiret kazancına mâni’ olur. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimâğı yorgunlaşır. Zekâsı, zihni dumûra uğrar. Fazla tokluk ahmaklığa da yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hâtırında tutması zor olur.

Tıp uzmanları diyorlar ki:

Oruçlu iken vücûdun organlarında dinlenme olur. Oruç tutan bünye, âdetâ bakıma girer; şöyle ki iç organları saran yağlar erir, vücûdun zindeliği artar ve direnme gücü kazanır. Mide, böbrek, kalp ve karaciğer hastalıklarına karşı bedenin mukâvemeti artar. Şeker hastalığına karşı da mukâvemeti ziyâdeleşir.

Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen râhatsızlığa sebep olur. Oruçlu kimsenin vücûdunda, akşama doğru hemen hemen hiç gıdâ kalmaz. Yani bütün gıdâlar yakılmış olur. Bu bakımdan oruç tutmak, birçok hastalıklara da iyi gelmektedir.

Oruçlu iken, karaciğer 3-5 sâat istirâhat eder, gıdâ depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hâzırlar.

Midedeki kaslar ve salgı ifrâz eden hücreler, oruç müddetince birkaç sâat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalp râhatlar.

Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, müsbet tesîrlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar, kansere karşı bir çeşit kalkan rolü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir.

Sinir sistemimizin vücuttaki yeri de çok mühimdir. Dil sinirleri felç olan konuşamaz. Bacaktaki sinirler felç olursa, insan yürüyemez. Sinirimizin bozulması nisbetinde hayâtımız, az veya çok tehlike içindedir. Siniri bozuk kimse, huzûrsuz olur, sabredemez. Cemiyetteki kavgaların, cinâyetlerin çoğu sinirli olmaktan, sabredememekten ileri gelmektedir.

“Oruç sabrın, sabır da îmânın yarısıdır” (Ebû Nuaym) hadîs-i şerîfi, oruç tutanın sabırlı olduğunu bildirmektedir. Böylece orucun îmândan da olduğu görülmektedir. Îmânlı olan da, îmânının kuvvetine göre sinirine hâkim olur; günâh ve suç işlemez.

Açlık, sinirleri zinde, uyanık tutar. Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadîs-i şerîfte, “Az yiyenin içi nûrla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafîf olan mü’mini sever” (Deylemî) buyuruldu.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın önceki yazıları…


Comments are closed.