Ramazân ayına hazırlanmak…

İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazân ayında, her Müslümânın her gün oruç tutmasıdır.

19 Şubat 2026 (01 Ramazân 1447) Perşembe günü, mübârek “Üç Ay”ların 3.sü ve sonuncusu, hicrî-kamerî senenin 9. ayı ve ayların da sultânı olan Ramazân ayı başlayacaktır inşâallah. Daha önceki makâlelerimizde de ifâde ettiğimiz gibi, Resûlullah Efendimiz, Recep ayının başında “Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereket kıl ve bizi Ramazân ayına da eriştir” diye duâ ederdi.

Bildiğimiz gibi, İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazân ayında, akıllı, bülûğa ermiş, erkek ve kadın her Müslümânın her gün oruç tutmasıdır. Oruç tutmak, biz ümmet-i Muhammed’e, Peygamber Efendimizin Mekke-i mükerremeden Medine-i münevvereye hicretinden 18 ay sonra, Şabân ayının 10. günü, Bedir gazâsından da 1 ay önce farz olmuştur.

Peygamber Efendimiz, Sahîh-i Buhârî’de zikredilen bir hadîs-i şerîfinde, Ramazân-ı şerîfin fazîleti ve bu ayda tutulması gereken oruç hakkında buyurmuştur ki:

“Bir kimse, Ramazân ayında oruç tutmağı farz (vazîfe) bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.”

“Ramazân” kelimesi, “yanmak” demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur.

Ramazân-ı şerîfte, oruç tutmak çok sevâptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte, “Özürsüz, Ramazânda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba kavuşamaz” buyuruldu. (Tirmizî)

Ama dînî bir mazeret varsa, oruç tutmamak günâh olmaz. Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve harâmlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu da kabûl olur ve îmânları olduğu anlaşılır.

Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Ramazân ayı, mübârek bir aydır. Allahü teâlâ, size, Ramazân orucunu farz kıldı. O ayda, rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytânlar bağlanır. O ayda, bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin (Kadir gecesinin) hayrından mahrûm kalan, her hayırdan mahrûm kalmış sayılır.” [Nesâî]

Aşere-i mübeşşere’den (Cennet ile müjdelenen 10 büyük sahâbîden biri olan) Ebû Ubeyde bin Cerrâh (radıyallahü anh)’ın şu hikmetli sözünü, bu ayda daha çok hâtırlamaya çalışalım:

O, vefât etmeden önce: “Namaz kılınız, Ramazân orucunu tutunuz, zekâtınızı veriniz, hac ve umre yapınız. Dünyâ sizi aldatmasın. Allahü teâlâ ölümü yarattı; herkes ölecektir” buyurmuştur.

Burada şu hususu önemle vurgulamalıyız ki, bizim ibâdetlerimizin Allahü teâlâya hiçbir faydası olmadığı gibi, O’nun da bizim ibâdetlerimize ihtiyâcı yoktur. Her insanın yaptığı ibâdetin faydası, yalnız kendisinedir. Zâten böyle olduğu Fâtır sûresinin 18. âyet-i kerîmesinde açıkça haber verilmektedir. İnsanların ibâdet ve isyânları, Cenâb-ı Hakk’ın celâli, azameti, büyüklüğü karşısında aynıdır. Bütün insanlar, cinnîler ve diğer mahlûkât, Allahü teâlâya, en müttakî bir kul gibi ibâdet etseler, O’na herhangi bir faydası olmaz. Bunun tersine bütün mahlûkât, O’na küfür ve isyân etseler, bunun da herhangi bir zararı olmaz.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın önceki yazıları…


Comments are closed.